Esed, Hamaney'den gerçekten uzaklaştı mı yoksa bu bir manevra mı?

İran Suriye'nin kaybına sessiz kalır mı?

Esed, 2011 yılında Suriye’de savaşın çıkmasından sonra ikinci kez Tahran'ı ziyaret etti (Hamaney'in resmi internet sitesi)
Esed, 2011 yılında Suriye’de savaşın çıkmasından sonra ikinci kez Tahran'ı ziyaret etti (Hamaney'in resmi internet sitesi)
TT

Esed, Hamaney'den gerçekten uzaklaştı mı yoksa bu bir manevra mı?

Esed, 2011 yılında Suriye’de savaşın çıkmasından sonra ikinci kez Tahran'ı ziyaret etti (Hamaney'in resmi internet sitesi)
Esed, 2011 yılında Suriye’de savaşın çıkmasından sonra ikinci kez Tahran'ı ziyaret etti (Hamaney'in resmi internet sitesi)

İbrahim Hamidi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve Hizbullah'ın tercihlerinden uzaklaşmaya istekli olduğuna dair ilk kez sinyaller göndermiyor, o halde son girişimi öncekilerden farklı mı? Stratejisinden sapan müttefiklerine veya vekillerine karşı şimdiye kadar sessiz kalmayan İran, buna sessiz kalacak mı?

İlişkilerinin aşamalarına, bağlamlarına ve testlerine tarihsel bir dönüş, cevaba katkıda bulunabilir. 1979'da İran'da Devrim’in zafere ulaşmasından sonra, muhalefette iken Humeyni'yi ülkesine kabul etmeyen Cumhurbaşkanı Hafız Esed, Tahran'da yeni rejim ile yeni bir sayfa açma girişiminde bulundu. Humeyni Devrimi’nin başarısından sonra Lübnan'da bulunan İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi muhaliflerinin İran’da iktidarı ele geçirmelerinden yararlandı. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam'ı yeni hükümetin kurmayları ve onların Dini Liderleri ile görüşmesi için Tahran’a gönderdi.

Gerçekten de aralarında Ortadoğu'da temel bir özellik haline gelen yeni bir sayfa açıldı. Doğuda Saddam Hüseyin, güneyde İsrail ve Muhammed Enver Sedat ile Menahem Begin arasında imzalanan Camp David Anlaşması nedeniyle kuşatılmış, Lübnan iç savaşı ve Sovyetler Birliği’nin şartları içine gömülmüş Esed, 1980'de başlayan 8 yıllık savaşta Saddam Irakı’na karşı Humeyni İranı'nın yanında yer aldı. İsrail 1982'de Lübnan'ı işgal ettiğinde Esed, Humeyni'nin Devrim Muhafızları’nın Suriye sınırının ikinci yakası olan Bekaa Vadisi'nde Hizbullah’ı kurmasının önünü açtı. Burada faaliyete geçen Hizbullah daha sonra İsrail sınırındaki Güney Lübnan’da bulunan Şii kuluçka merkezine taşındı. ABD, Lübnan arenasına dahil olduğunda, Hizbullah’ın parçalarından doğduğu İslami Cihat hücreleri Beyrut'ta ABD Deniz Piyadelerinin bulunduğu kışlayı havaya uçurdu.

Irak-İran savaşında, tankerler savaşında, Lübnan iç savaşında ve daha birçok meselede baba Esed, İran ekseni ile Arap kucağı arasında bir denge kuruyordu. Gücünün, iki rakip arasında denge kurmak, bir oyuncu ve arabulucu olmakta yattığına inanıyordu. Hatta bu nedenle 1991'de geri dönüp Saddam güçlerini Kuveyt'ten sürmek için kurulan uluslararası koalisyona katıldı.

Esed'in ölümü ve Cumhurbaşkanı Beşşar Esed'in iktidara gelmesi, 11 Eylül 2001 olayları ve 2003'te Saddam'ın devrilmesi ile birlikte, bölgesel dengeler ve Suriye’nin hesapları değişti.

Esed'in ölümü, Cumhurbaşkanı Beşşar Esed'in iktidara gelmesi, 11 Eylül 2001 olayları ve 2003'te Saddam'ın devrilmesi ile birlikte, bölgesel dengeler ve hesaplar değişti. Suriye Arap kucağından vazgeçerek İran eksenine yerleşti. 2005 yılında Lübnan başbakanı Refik Hariri'ye düzenlenen suikast ve Suriye ordusunun Lübnan'dan çekilmesiyle aradaki mesafe daha da açıldı.

Suriye'yi İran'dan uzaklaştırmak Arap ve Batılı ülkelerin kaygısı olmaya devam etti. Son yıllarda bunun için iki girişimde bulunuldu.

İlki, 2010'da Hariri suikastı, Irak seçimlerinde İyad Allavi’nin listesinin kazanması, Lübnan seçimlerinde de Saad Hariri'nin listesinin kazanması arka planında, Suriye ve Arap kucağından uzaklaşma sayfasının kapanmasından sonra, Arapların Şam'a sunduğu seçenek, hükümetlerini kurmaları için Allavi ve Hariri'yi desteklemesiydi. İran'ın tercihi ise farklı ve karşıttı. Sonuç olarak Şam, vaatlerin aksine Bağdat ve Beyrut'ta Tahran'ın tercihinin yanında yer aldı.

İkincisi, ABD 2011'de Suriye ile İsrail arasında, Şam'ın, Tahran ve Hizbullah ile ittifakından vazgeçmesi karşılığında işgal altındaki Golan'ın tamamının kendisine geri verilmesini içeren bir barış anlaşmasının imzalanması için tüm ağırlığını koydu. Amerikalı arabulucular gerçekten de anlaşmaların taslağını hazırlayıp Şubat 2011'de Esed'e sundular. Şam da İran'dan boşanacağının işaretlerini verdi. Ancak verilen sözlere ve Hamaney'den uzaklaşma sinyallerine paralel olarak Şam, Tahran ve Hizbullah ile arasındaki askeri iş birliği de artıyordu.

2011'den sonra büyük darbe gerçekleşti. Suriye'de ve bölgede köprünün altından çok su aktı. İran ve Hizbullah “rejimi kurtarmak” için askeri, mali, siyasi ve ekonomik müdahalede bulundu.

2011'den sonra büyük darbe gerçekleşti ve bu seçeneğe ilişkin sayfa kapandı. Suriye'de ve bölgede köprünün altından çok su aktı. İran ve Hizbullah “rejimi kurtarmak” için askeri, mali, siyasi ve ekonomik müdahalede bulundu. Diğer karşıt  güçler de müdahale etti. On üç yıl sonra rejim hala iktidarda ve Hizbullah ve İranlı örgütler de dahil olmak üzere beş ordu ve milisler Suriye'de.

Önerilen senaryolardan biri, 2015 yılında müdahale eden Rusya'nın varlığını herkesin kabul ettiği varsayılarak, İran ve Hizbullah'ın çekilmesini, ABD ve Türkiye'nin Suriye'den çekilmelerine bağlamaktı. Ancak asıl sürpriz, Hamas'ın Ekim 2023'teki saldırısının ardından geldi. Şam'ın bunu Tahran'dan ve direniş ekseninin geri kalan üyelerinden farklı bir tutumla ayrışmak için fırsat olarak gördüğü açıktı. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre Şam'ın diğer adımı ise İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırısını, İran’ın abası altından çıkmak ve Hizbullah’ın genişleyen varlığından kurtulmak için bir fırsat olarak görmesiydi.

Son haftalarda İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırısının başlamasıyla birlikte Şam, Hizbullah'a herhangi bir siyasi, askeri veya medya desteği sağlamamak da dahil olmak üzere, bu yeni yönelimini gösteren birçok adım attı. 2006 savaşının aksine Hizbullah için herhangi bir propaganda ve gösteri olmadı, askeri destek verilmedi. Aksine Suriye ordusu, son on yılda binlerce savaşçısını Suriye'ye konuşlandıran Hizbullah'a karşı savaşı ya görmezden geliyor ya da ona karşı savaşı kolaylaştırıyor. Ordu, milislerin ve Hizbullah’ın İsrail'e karşı herhangi bir eylem düzenlemelerini engelledi ve milisler ile Hizbullah’a karşı sıkı önlemler aldı. Buna ilave olarak, askeri durum, Hizbullah üyelerini kendilerini korumak veya Lübnan'daki “ana savaşa” katılmak için gönüllü olarak geri dönmeye sevk etti.

İran Dışişleri Bakanı, Esed'i, İsrail'e karşı direniş ekseni operasyonlarına katılmaya ikna etmeyi başaramadı. Aynı şekilde Suriyeli mevkidaşı ile bir ortak basın toplantısı düzenlemeyi de başaramadı

Tahran'a gelince, Şam’ın kendisinden uzaklaştığını gösteren pek çok işaret var. Bunun son tezahürü olarak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Esed'i İsrail'e karşı direniş ekseni operasyonlarına katılmaya ikna etmede başarılı olamadığını belirtmek yeterli. Arakçi, Suriyeli mevkidaşı Bessam el-Sabbağ ile ortak tutum sergilemek için bir ortak basın toplantısı düzenlemeyi de başaramadı, bu nedenle İran Büyükelçiliği’nde açıklamalarda bulunmakla yetindi. Buna ek olarak Şam Kitap Fuarı’nı dolduran İran kitapları, uzun yıllardan sonra ilk kez bu yılki fuarda görülmedi ve görülmesine izin verilmedi.

Suriye’nin verdiği işaretler ve attığı adımlar Şam'daki yeni yönelimi gösteriyor. Bu sadece bir yönelim değil, bir bahis ve kumardır. Bu durumda geriye iki soru kalıyor:

Birincisi, Suriye'nin attığı adımlar, Ortadoğu fırtınasının ve İsrail saldırganlığının merkezinde olmaktan kurtulana, yeni Amerikan başkanı Beyaz Saray'daki ofisine yerleşene kadar zaman kazanmaya mı yönelik? Önceki aşamalarda Esed, dış baskıları hafifletmek veya pencereler açmak için İran ile arasına mesafe koymaya istekli olduğunu ima etmişti. Hizbullah'a yönelik mevcut önlemler ve İran Dini Lideri’nin tercihlerinden uzaklaşmak bir manevra mı, yoksa nihai bir hamle mi?

İkincisi, bilhassa İran, kendisine ihanet eden ve stratejilerinden sapan müttefiklerine ve vekillerine karşı sessiz kalmadığı göz önüne alındığında, Irak'taki nüfuzunun arka bahçesi, Lübnan'daki vekili için ikmal hattı ve Filistin kartı için köprüsü olan Suriye'yi kaybetme konusunda sessiz kalır mı? Yoksa Tahran, Suriye’nin manevrası yalnızca Binyamin Netanyahu'nun “kırmızı çizgileri” aşan saldırılarından ve uyarılarından kaçınmayı hedeflediği, ayrıca Suriye'nin ona ihtiyacı olduğu kadar kendisinin de Suriye'ye ihtiyacı olduğu için mi kabul ediyor?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı dün, Washington'un Tahran'a karşı attığı son adımlar kapsamında, 18 İranlı yetkili ve  telekomünikasyon sektörü liderine vize kısıtlaması getireceğini duyurdu.

İran nükleer programı konusunda Cenevre'de Tahran ve Washington arasında yapılan ikinci tur görüşmelerin ardından İranlılar "ilerleme" kaydedildiğini ve olası bir anlaşmaya hazırlık olarak yazılı çalışma belgeleri sunmaya hazır olduklarını belirtirken, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump tarafından belirlenen "kırmızı çizgileri" aşmayı henüz kabul etmediğini teyit ederek, denklemde bir değişiklik olmazsa diplomasinin "doğal sonuna" ulaşabileceğini ima etti.

Uzmanlar, uydu görüntülerinin, İran'ın yakın zamanda hassas askeri bölgedeki yeni bir tesisin üzerine beton kalkan inşa ettiğini ve bunu toprakla örttüğünü gösterdiğini, bunun da ABD ile artan gerilimler arasında İsrail'in geçen yıl bombaladığı bildirilen bölgede çalışmaların ilerlediğini gösterdiğini ifade etti.


Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC