İranlı Lübnan kurtuluş savaşına değil, yıkım savaşına mahkûm

Gerçek şu ki, ülke, dayanma veya gölgesinde yaşama gücünün olmadığı kalıcı bir savaş projesinin rehinesi haline geldi.

Beyrut'un güney banliyösünde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir binada çıkan yangın (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir binada çıkan yangın (AFP)
TT

İranlı Lübnan kurtuluş savaşına değil, yıkım savaşına mahkûm

Beyrut'un güney banliyösünde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir binada çıkan yangın (AFP)
Beyrut'un güney banliyösünde İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir binada çıkan yangın (AFP)

Refik Huri

Yıllar önce tecrübeli ve önemli bir Hizbullah yetkilisiyle yaptığım görüşmede kendisi açıkça şöyle demişti: “Biz İran'ın vekili değiliz, biz İran'ız” ve İslam Cumhuriyeti'nin Lübnan'ın İslami direnişin kendisi olduğu ve “o olmasaydı ayakta kalamayacağı, bölgede ve dünyada rol oynayamayacağı” temelinde hareket etmesi doğaldır.

Beyrut'u yakın zamanda ziyaret eden iki ziyaretçi İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve İran Şura Konseyi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın diplomasiyi göz ardı ederek, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri ve geçici Başbakan Necip Mikati'ye, direnişi desteklemesi için resmi Lübnan'ın ne yapması gerektiğini bildirmeleri şaşırtıcı değil. İki İranlı yetkili, Meclis Başkanı ile Başbakan’a ayrıca alınacak herhangi bir kararda direnişin onayını şart koştu ve hatta ateşkes ve 1701 sayılı Kararın uygulanması konusunda Lübnan adına müzakereleri üstlenme isteğini duyurdu. Dahası Kalibaf, “Dini Lider, yetkililer ve İran halkı, Lübnan halkının temel direğidir” dedi. Sürpriz olan ise Başbakan Mikati'nin, otoritenin direnişe "bağlı" hale gelmesinin ardından, Lübnan'ın iç işlerine yönelik “bilinçli müdahaleye” karşı olduğunu duyurmasıydı.

 Bazıları her zamanki gibi Başbakan’ın geç de olsa bu tutumu benimsemesini övdü, bazıları da ABD, Fransa, İngiltere ve Körfez müdahalelerine de karşı olunup olunmayacağını sorguladı. Zira Beyrut’un Amerikan, Avrupalı ​​ve Arap rollerinin yanı sıra, Çin ve Rusya'nın rollerine de ihtiyacı olması bunların müdahalelerine maruz kaldığı gerçeğini değiştirmiyor. Keza İran'ın Lübnan'daki rolüne ihtiyaç duyduğu ve Lübnanlı bir grubun İran'ı dış değil “iç güç” olarak görürken, diğer bir grubun ise Lübnan'ın Batı'ya ve Araplara ihtiyacı olduğuna inandığı gerçeğini de değiştirmiyor

İran Dini Lideri Ali Hamaney'in bununla ilgili “direnin ve sağlam durun” yönünde talimat vermesi bir yana, İsrail düşmanına karşı benimsenmesi gereken tutumu ve işgale direnmenin, saldırganlığa karşı koymanın Lübnan'ın ulusal görevi olduğu konusunu tartışmaya ise gerek yok.

Gazze'deki Hamas hareketine yönelik “destek” savaşının Hizbullah ve tabii ki İran tarafından kararlaştırıldığı, açık bir savaşta büyük bir saldırının ise Netanyahu hükümeti tarafından kararlaştırıldığı doğru. Ancak, ulusal mücadele görevinin, amansız bombardıman altında bile ulusal siyasi tartışma hakkıyla eşleştiği de doğru.

Direniş, sahada dahi olsa ülkeden ve şartlardan bağımsız özel bir proje değil, çatışma sonrası siyasi projenin, Tahran merkezli jeopolitik ve stratejik bir yapı içindeki siyasi bir projenin bir parçası.

Bu proje olmasaydı İran, Irak, Suriye ve Lübnan'da ideolojik silahlı gruplar kurmaya çalışmaz, Yemen'de Husileri, Gazze'de Hamas'ı ve İslami Cihat'ı desteklemezdi. Filistin'in kurtuluşu projenin tamamı değil, ona giden yolda bir aşamadır. Abbas Arakçi'nin misyonları İsrail ve ABD'ye direnmekle sınırlı olan “İslam Cumhuriyeti'nin gücünün en önemli bileşenini temsil ettiğini” düşündüğü “direniş ekseni” de öyledir.

Ve işte Lübnan da Hizbullah aracılığıyla İsrail düşmanıyla tam teşekküllü bir savaş içinde. Ancak arenalar birliği Hizbullah'ı destekleme konusunda olması gerektiği kadar etkili değil. Direniş ekseninin lideri ve “arenalar birliği” stratejisinin sahibi İran, en güçlü kolu ve tacındaki taş olan Hizbullah’ın yanında doğrudan savaşa müdahil değil.

Sanki Hizbullah'tan zaten ideolojisinin bir parçası olan fedakarlıkları sunması, Lübnan ve Lübnanlılardan, özellikle de direnişin kuluçka merkezinden, sıkıntılara, yerinden edilmelere, yıkımlara ve ülkenin her bölgesine yönelik aralıksız hava saldırılarına katlanmaları isteniyor.

Cumhurbaşkanlığı makamındaki iki yıllık boşluğun ardından, cumhurbaşkanın artık acilen seçilmesi ihtiyacı bile gündeme getirilmiyor. Dahası direniş ekibi, sanki bu boşluk siyasi bir plan ya da sadece partiler arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklanan bir çıkmaz değilmiş ve sanki seçim, hedeflerinden biri de İslami direnişin Lübnan'daki hakimiyetini gevşetmek olan düşmanın bir komplosuymuş gibi davranıyor.

Gerçek şu ki Lübnan, dayanma veya gölgesinde yaşama gücünün olmadığı kalıcı bir savaş projesinin rehinesi haline geldi. Kendisini savunma bahanesiyle eskiyen Lübnan’ı bir tür ortadan kaldırma, ordunun Lübnan’ı koruyamadığı bahanesiyle denklemin üçüncü tarafı olan “direniş” lehine “halk ve orduyu” bir tür kenara itme projesinin esiri oldu. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre ancak direniş silahı da önemine ve taşıyıcılarının gücüne rağmen, İsrail'in canını yaksa da Lübnan’ı koruyamadı.

Eğer sahada Filistin'in özgürleştirilmesi yönünde bir ilerleme kaydedilmiyorsa, Hizbullah ile İsrail’in karşılıklı olarak birbirlerine zarar vermesinin ne faydası var? Lübnan’ın Gazze gibi harap olmasının Filistin'e ve davasına ne faydası olacak? İlk talebi ateşkes, ardından yanmış bir toprakta 1701 sayılı BM Kararının veya başka bir kararın dayatılması olduğu bir savaş nasıl bir savaştır?

En tehlikelisi de İsrail'in projesidir. Zira eski askeri istihbarat komutanı General Amos Yadlin, “savaşın hedeflerinin yenilenmesi” çağrısında bulundu. Savaş tam anlamıyla başlamadan önce şu soruyu sordu: “İsrail, kuzeyde yaşayanları evlerine döndürme hedefine mi bağlı kalmalı, yoksa daha iddialı bir hedef olan Hizbullah'ı devirme, İran'ın etrafımızı kuşatan ateş çemberini parçalama, ardından bunu Şam'dan yöneten hücreyi vurma hedefine mi yönelmeliyiz? Esed rejimini vurmayı, onu İranlılara hizmet etmeye devam etmekle varlığını koruma arasında bir seçim yapmaya zorlamayı mı düşünmeliyiz?”

Dünya, savaşı durduramayan ve İran-İsrail çatışmasını etkileyemeyen bir seyirci ile İran'ın Lübnan başta olmak üzere zayıfların harcandığı bir savaşta İsrail veya suç ortağı olma arasında gidip geliyor.

1956'da Kemal Canbolat, Lübnan sempozyumunda bir konferans vermiş ve şöyle demişti: “Lübnan bir akıl ülkesi, rasyonalite ülkesi, Ortadoğu’nun Atina’sı olmak için var oldu. Başkaları aldanabilir veya Sparta rolünü oynama riskine girebilir ama bu bizim rolümüz değil.” Bu bilge bir görüş. Ancak korkutucu ve endişe verici olan, Lübnan'ın Atina rolünü kaybederek yıkılmış bir Sparta'ya dönüşmesidir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Le Figaro: Ruhani’nin, Hamaney’i yönetiminden uzaklaştırmak başlattığı darbe girişimi engellendi

İran lideri Ali Hamaney, üst düzey yetkililerle yaptığı bir toplantıda konuşma yaparken; sağında, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Hasan Ruhani, yanında ise Nisan 2018’de Meclis Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada Ali Laricani görülüyor (Arşiv – Hamaney Ofisi)
İran lideri Ali Hamaney, üst düzey yetkililerle yaptığı bir toplantıda konuşma yaparken; sağında, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Hasan Ruhani, yanında ise Nisan 2018’de Meclis Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada Ali Laricani görülüyor (Arşiv – Hamaney Ofisi)
TT

Le Figaro: Ruhani’nin, Hamaney’i yönetiminden uzaklaştırmak başlattığı darbe girişimi engellendi

İran lideri Ali Hamaney, üst düzey yetkililerle yaptığı bir toplantıda konuşma yaparken; sağında, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Hasan Ruhani, yanında ise Nisan 2018’de Meclis Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada Ali Laricani görülüyor (Arşiv – Hamaney Ofisi)
İran lideri Ali Hamaney, üst düzey yetkililerle yaptığı bir toplantıda konuşma yaparken; sağında, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Hasan Ruhani, yanında ise Nisan 2018’de Meclis Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada Ali Laricani görülüyor (Arşiv – Hamaney Ofisi)

Fransız Le Figaro gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde, İran’ın eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, protestoların zirveye ulaştığı 8-9 Ocak gecesi başlatılan baskı kampanyası öncesinde, ülke lideri Ali Hamaney’i yönetimden uzaklaştırmak amacıyla rejim içinde bir girişime öncülük ettiğini yazdı.

86 yaşındaki Hamaney’in kamuoyu karşısına çıkışları, İsrailli yetkililerin kendisini hedef alabilecekleri yönündeki tehditlerinin ardından ve İran medyasında 1989’da görevi devraldığı ilk lider Ruhullah Humeyni’nin halefi olarak yerine geçecek isimle ilgili spekülasyonların artmasıyla, İsrail’le 12 gün süren savaş sonrasında en düşük seviyeye geriledi.

Le Figaro’ya konuşan kaynaklara göre Ruhani, eski hükümetinden isimlerin katıldığı bir toplantı düzenledi. Toplantıya eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Kum’dan din adamları ve Devrim Muhafızları’ndan bazı isimler katıldı. Amaç, güvenlik ve siyasi dosyaların yönetimini liderin elinden almaktı.

Ancak Laricani'nin girişime destek vermemesi üzerine girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ise planın ifşa olmasını engellemek için girişimden haberdar edilmediği öne sürüldü. Planın ortaya çıkmasıyla birlikte Ruhani ve Zarif'in birkaç gün ev hapsinde tutulduğu, onlara yakın bazı reformist figürlerinse gözaltına alındığı iddia edildi.

fgtrhyju
Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim News Agency’nin geçen Aralık ayında yayımlanan haftalık bülten kapağı; kapakta, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani İsrail’e hizmet etmekle suçlanıyor.

Haberde, The New York Times gazetesinin daha önce, Hamaney’in, protestolar ve ABD ile muhtemel bir çatışma ihtimalinin yükseldiği ortamda lider kadroya yönelik suikast senaryoları da dahil olmak üzere yönetiminde kaos yaşanmaması için en güvendiği isimlerden Laricani’yi görevlendirdiğini yazdığı hatırlatıldı.

Gazete, isimleri açıklanmayan 6 üst düzey İranlı yetkili, 3 Devrim Muhafızı mensubu ve eski diplomatlara dayandırdığı haberinde, Laricani’nin Ocak başından bu yana hassas siyasi ve güvenlik dosyalarını fiilen yönettiğini aktardı.

Haziran ayında İsrail’le 12 gün süren savaş sırasında Hamaney’in halefliği için 3 potansiyel aday belirlediği, ancak isimlerin açıklanmadığı kaydedildi. The New York Times, Laricani’nin dini yeterlilik şartlarını taşımadığı için bu isimler arasında yer almasının muhtemel olmadığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli Axios’tan aktardığı habere göre Cumartesi günü, İran liderliği ile birlikte Hamaney ve oğlu Mücteba’nın hedef alınmasının, ABD Başkanı Donald Trump’a sunulan geniş askeri seçenek paketinde yer alan senaryolar arasında bulunuyor. Siteye konuşan bir kaynak, lider ve oğlunun hedef alınmasına yönelik planın haftalar önce iç tartışmalarda gündeme geldiğini söyledi.

Baskı kampanyası sırasında Ruhani ve Zarif’e ev hapsi uygulandığı yönünde haberler yayılmış, ancak Zarif’in ofisi ile Ruhani’ye yakın isimler bunu yalanlamıştı.

Ruhani ve Zarif’in adları, Hamaney sonrası döneme ilişkin tartışmalarda ilk kez gündeme gelmedi. İsrail’in lideri hedef alma tehditlerinin ardından da benzer spekülasyonlar ortaya atılmıştı.

Resmi haber ajansı IRNA, 20 Ocak’ta Zarif’in ofisinden yapılan açıklamayı yayımlayarak iddiaları yalanladı. Açıklamada, söz konusu bilgilerin “asılsız” olduğu belirtilerek, “Bu aşağılık yalan, İran’ı parçalamayı amaçlayan Netanyahu ve çetesinin ürettiği sahte bir anlatıya zemin hazırlamıştır” denildi. Ayrıca “kötü niyetlerin, aşırı Amerikan medya organlarında yayımlanan son makalelerde ortaya çıktığı” ifade edildi.

6jku78
Ruhani’nin internet sitesinde yayımlanan fotoğrafta, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ortada yer alırken; yanında eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, eski Meclis Başkanı Ali Ekber Natık Nuri ve torun olarak bilinen din adamı Hasan Humeyni görülüyor. Fotoğraf, müttefiki eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin 11 Ocak 2024’te düzenlenen yedinci ölüm yılı anma töreninde çekildi.

Açıklamada, iddianın “aşağılık hizipsel çıkarlar için uydurulduğu” ve “bazı iç grupların dış ajanlarla iş birliği” yaptığı öne sürülerek, İsrail medyasının bunu “bu acılı günlerde” yaymasının resmi yalanlamayı gerekli kıldığı belirtildi.

Hamaney ise 9 Şubat’ta yaptığı konuşmada, son protestoların ABD ve İsrail tarafından kurgulanan bir darbe girişimi olduğunu savundu. Bu konuşma, Ocak protestolarına ilişkin tutumları nedeniyle reformist isimlere yönelik gözaltı dalgasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

8 Şubat’ta başlayan gözaltılar kapsamında reformist lider Mehdi Kerrubi’nin oğlu Hüseyin Kerrubi’nin yanı sıra Reform Cephesi Başkanı Azer Mansuri, eski “İran Millet Birliği” Genel Sekreteri Ali Şekuri Rad ve eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde dışişleri bakan yardımcılığı yapan Muhsin Eminzade gözaltına alındı.

Ayrıca Reform Cephesi Merkez Komitesi üyeleri Muhsin Armin, Bedr es-Sadat Mofidi ve Ferac Kemicani’ye yargı bildirimleri gönderildi. Bir gün önce ise 2009 seçimlerinde Mir Hüseyin Musevi’nin seçim kampanyası başkanlığını yürüten ve danışmanı olan Kurban Behzadiyan Nejad’ın tutuklandığı duyuruldu.

Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam ile eski milletvekili İbrahim Asgarzade ise kefaletle serbest bırakıldı.

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars News Agency, “güvenlik ve yargı kurumlarının” söz konusu isimleri gözaltına aldığını, yöneltilen suçlamalar arasında “ulusal birliğe zarar verme, anayasaya karşı tutum alma, düşman propagandasıyla eşgüdüm, teslimiyetçi yaklaşımı teşvik etme ve gizli yıkıcı mekanizmalar oluşturma” bulunduğunu bildirdi.

Yargı erkinin haber ajansı Mizan News Agency ise isim vermeden “bir dizi siyasi şahsiyetin” gözaltına alındığını ve haklarında suçlama yöneltildiğini duyurdu. Açıklamada, gözaltıların “Siyonist oluşum ve ABD’yi destekleyen bazı önemli siyasi unsurların faaliyetlerine ilişkin soruşturmaların tamamlanmasının ardından” gerçekleştiği belirtildi.

Gözaltı dalgası genişlemeden önce Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, protestolar sırasında reform ve ulusal hakikat komisyonu kurulması çağrısı yapan iç siyasi şahsiyetleri sert ifadelerle eleştirdi.

Ejei, “Cumhuriyet aleyhine içeriden bildiri yayımlayanlar, Siyonist rejim ve ABD’nin sesini tekrarlamaktadır” dedi ve “Veliyyü’l-Fakih’in yanında yer almamanın, savaş sırasında Saddam Hüseyin’e sığınan ve bugün suçlu Siyonistlere sığınanların akıbetine yol açacağını” söyledi.

Muhalif Iran International kanalı ise 20 Ocak’ta Reform Cephesi Merkez Komitesi’nin, Hamaney’in görevden çekilmesini ve ülkeyi yönetecek bir “geçiş konseyi” kurulmasını talep eden taslak bildiriyi görüşmek üzere acil ve gizli bir toplantı yaptığını ileri sürdü.

Habere göre güvenlik birimleri müdahale ederek cephe liderlerini tehdit etti; bunun üzerine bildiri yayımlanmadı ve “toplu istifalar” ile “geniş çaplı gösteri çağrıları” gibi önerilerden geri adım atıldı.

Musevi’nin ofisine bağlı “Kelime” sitesi ise yeni gözaltı dalgasının, Musevi’nin önerdiği “İran’ı Kurtarma Cephesi” fikrini destekleyen isimleri hedef aldığını bildirdi. Musevi’nin danışmanı Emir Ercümend, rejimin “muhalefetin ağırlık merkezinin ülke içine kaymasını ve ulusal bir muhalefetin oluşmasını varoluşsal tehdit olarak gördüğünü”, son gözaltıların da bu çerçevede tasarlandığını söyledi.


Macaristan, Moskova'ya karşı Avrupa yaptırımlarının geçmesini Kiev'in bir petrol boru hattını yeniden açmasına bağlıyor

Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
TT

Macaristan, Moskova'ya karşı Avrupa yaptırımlarının geçmesini Kiev'in bir petrol boru hattını yeniden açmasına bağlıyor

Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)

Macaristan ve Slovakya başbakanları, Kiev'in ülkeye Moskova'dan petrol sağlayan önemli bir petrol boru hattını yeniden açmadığı sürece, Avrupa Birliği'nin Rusya'ya uygulamayı planladığı 20 günlük yaptırım paketinin Macaristan tarafından onaylanmasını engelleyeceğini açıkladı.

Başbakan Viktor Orbán, X platformunda şöyle yazdı: “Yaptırımlara destek yok. 20. paket reddedilecek.”

Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto ise şöyle yazdı: “Ukrayna, Druzhba boru hattı üzerinden Macaristan ve Slovakya'ya petrol sevkiyatını yeniden başlatana kadar, Kiev için önemli kararların alınmasına izin vermeyeceğiz.”

Ukrayna, kendi topraklarından geçen ve Rus petrolünü Slovakya ve Macaristan'a taşıyan boru hattının 27 Ocak'ta Moskova'nın düzenlediği saldırılarla hasar gördüğünü belirtiyor.

Şubat ayı başında, Avrupa Birliği Rusya'nın bankacılık ve enerji sektörlerini hedef alan yeni yaptırımlar önerdi. Bu önerilen paket, Moskova'nın 24 Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgalinden bu yana 20. Yaptırım paketidir.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yaptırımların yürürlüğe girmesi için 27 AB üye ülkesinin tamamının onayı gerekiyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, Rusya'ya yeniden ihracat riski yüksek olan ülkelere tüm kablosuz cihaz ve ekipmanların ihracatını yasaklamak için ilk kez zorlama önleme aracını devreye sokmayı planlıyor.

Slovakya Başbakanı Robert Fico dün akşam, Kiev boru hattını yeniden açmazsa Ukrayna'ya acil elektrik tedarikini kesme tehdidini yerine getireceğini söyledi.

Facebook'ta yaptığı bir paylaşımda, “Pazartesi günü (bugün) Ukrayna'ya acil elektrik tedarikinin kesilmesini talep edeceğim” diye yazdı.

“Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya dışında başka bir yerden petrol almamızı isterse, bu bize çok pahalıya mal olsa bile, buna cevap verme hakkımız var” dedi.


Putin, Rusya'nın "nükleer üçlüsünün" geliştirilmesini "mutlak öncelik" olarak görüyor

Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
TT

Putin, Rusya'nın "nükleer üçlüsünün" geliştirilmesini "mutlak öncelik" olarak görüyor

Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün yaptığı açıklamada, ABD ile imzalanan Yeni START anlaşmasının süresinin dolmasının ardından Rusya'nın nükleer güçlerini geliştirmenin artık "mutlak öncelik" olduğunu söyledi.

Kremlin'in himayesinde düzenlenen askeri ve ulusal geçit törenleriyle kutlanan Vatan Savunucuları Günü'nde yayınlanan bir video mesajında Putin, “Rusya'nın güvenliğini garanti altına alan ve dünyada etkili bir stratejik caydırıcılık ve güç dengesi sağlayan nükleer üçlüsünü geliştirmek, mutlak öncelik olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Putin, “ordunun ve donanmanın kapasitesini güçlendirmeye” devam edileceğini ve Ukrayna'da dört yıl süren savaştan elde edilen askeri deneyimlerden yararlanacağını taahhüt etti. Silahlı kuvvetlerin tüm kollarının, “savaş hazırlığı, hareket kabiliyeti ve en zorlu koşullarda bile operasyonel görevleri yerine getirme yeteneği” dahil olmak üzere iyileştirileceğini belirtti.

Dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasındaki son anlaşma olan Yeni START anlaşması bu ayın başında sona erdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Washington, Rusya Devlet Başkanı'nın her iki tarafın nükleer silah cephaneliği sınırını bir yıl uzatma teklifine yanıt vermedi. Ancak Rusya, Washington da uymaya devam ettiği sürece Yeni START anlaşması kapsamındaki nükleer silah kısıtlamalarına uyacağını açıkladı.