Rusya'nın hırsları ve küresel arenadaki karmaşıklık arasında BRICS

BRICS, Batı'nın hegemonyasını kıracak bir rakip olabilir mi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni Kalkınma Bankası Başkanı ve Brezilya'nın eski Devlet Başkanı Dilma Rousseff ile Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi çerçevesinde yaptığı görüşme öncesinde, 22 Ekim 2024 (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni Kalkınma Bankası Başkanı ve Brezilya'nın eski Devlet Başkanı Dilma Rousseff ile Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi çerçevesinde yaptığı görüşme öncesinde, 22 Ekim 2024 (AFP)
TT

Rusya'nın hırsları ve küresel arenadaki karmaşıklık arasında BRICS

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni Kalkınma Bankası Başkanı ve Brezilya'nın eski Devlet Başkanı Dilma Rousseff ile Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi çerçevesinde yaptığı görüşme öncesinde, 22 Ekim 2024 (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni Kalkınma Bankası Başkanı ve Brezilya'nın eski Devlet Başkanı Dilma Rousseff ile Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi çerçevesinde yaptığı görüşme öncesinde, 22 Ekim 2024 (AFP)

Samir İlyas

Rusya Federasyonu'na bağlı Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan, 22-23 Ekim tarihlerinde Kremlin'in bir istisna olması için çabaladığı BRICS Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Zirve, Rusya'nın Ukrayna'da yürüttüğü savaş nedeniyle Rusya ile Batı arasındaki anlaşmazlıkların doruğa ulaştığı bir dönemde gerçekleşti. BRICS’in geçtiğimiz yıl yeni üyelerin katılımıyla genişlemesinden sonra düzenlenen bu ilk zirve için olağanüstü hazırlıklar yapan Rusya, bu zirvenin ‘daha adil ve eşitlikçi’ bir yeni dünya düzeninin şekillendirilmesinde bir kilometre taşı olmasını umuyor.

Zirve için Rusya’nın başkenti Moskova'nın 820 kilometre doğusundaki Kazan şehrinin seçilmesi, Moskova’nın yaklaşık çeyrek asır önce Putin'in göreve gelmesinden bu yana başlayan doğuya yönelimini Rusya'da son yıllarda Batı değerlerini ve dünyayı yönetme biçimini paylaşmayan ülkeleri ifade etmek için kullanılan bir terim olarak ‘Küresel Güney’in inşasıyla birleştirerek ’Kolektif Batı’ya karşı koymaya çalıştığı gelecekteki ittifaklarının doğasına dair önemli bir göstergeydi.

Zirveye 24'ü liderler düzeyinde temsil edilen 32 ülkenin katılması, Batı'nın modern çağda bir ülkeye uygulanan en sert ve en büyük yaptırımlar olan 8 binden fazla yaptırımın yanı sıra öncelikle ülkeleri ve şirketleri yaptırımları aşmak için Rusya ile iş yapmaktan caydırmayı amaçlayan ikincil yaptırım paketlerinin uygulamasının ardından Rusya'yı küresel olarak izole etme çabalarının başarısız olduğunu söyleyen Kremlin'e büyük bir güven veriyor.

Moskova, BRICS'e Küresel Güney ülkelerinden daha fazlasını çekmeyi umuyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, cuma günü yaptığı açıklamada, BRICS'in çalışmalarının ‘kimseye karşı olmadığını’ söyleyerek bir kampın diğerinin aleyhine olacak şekilde hizalanmasını reddeden ülkelerin korkularını yatıştırmaya yönelik bir mesaj verdi.

BRICS verileri, bağlayıcı kararlar üzerinde mutabık kalan küresel ölçekte etkili sanayileşmiş ülkelerin oluşturduğu bir çerçeve olan G7 verileri ile karşılaştırılamaz.

Putin, BRICS ülkelerinin gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) toplamının 60 trilyon doları aştığını ve grubun küresel ekonomideki payının G7'ninkini aştığını belirtti. BRICS ülkelerinin ekonomilerinin kaydettiği önemli büyümeye ilişkin verileri aktaran Putin, 1992 yılında G7 küresel ekonominin yüzde 45,5'ini oluştururken BRICS ülkelerinin payının yüzde 16,7 olduğunu söyledi. Putin, 2023 yılında BRICS'in payının yüzde 37,4, G7'nin payının ise yüzde 29,3 olduğunu belirtti. Aradaki farkın BRICS lehine giderek açıldığını vurgulayan Putin, bu yıl BRICS'in ortalama büyümesinin yaklaşık yüzde 4'e ulaşmasının beklendiğini, buna karşılık G7'nin ortalama büyümesinin yüzde 1,7 olduğunu ifade etti.

Bu verilerin doğruluğu kabul edilmekle birlikte, BRICS ülkelerinin ekonomik göstergelerinin matematiksel bir derlemesi olduğu ve üyelerine belirli yükümlülükler getirmeyen daha çok siyasi bir forum niteliğinde olduğu unutulmamalı. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika gibi şu an küresel politikada çok önemli olan beş ülkenin üyesi olduğu BRICS, bu yılın başlarında bölgedeki dört önemli ülkenin de katılımıyla genişleyerek gücünü arttırdı. Buna karşın BRICS’in Avrupa Birliği (BM), NATO ya da diğer uluslararası örgütlerde olduğu gibi katılımcı ülkelerin ekonomik ve askeri kaynaklarını bir araya getirmelerini sağlayacak açık mekanizmaları bulunmuyor.

cdfevrgt
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında bir araya geldiler, 22 Ekim 2024 (AFP)

BRICS verileri, küresel olarak nüfuza sahip sanayileşmiş ülkelerden oluşan bir grup olan G7'ninkilerle karşılaştırılamaz. G7 ülkeleri, bağlayıcı kararlar konusunda kendi aralarında anlaşıyorlar. Bunun en açık örneği 2022' yılında Rusya’nın Ukrayna'ya savaş açmasından sonra Rusya'ya yaptırım uygulama kararı almaları ve Ukrayna’ya peş peşe yardım paketleri açıklamaları oldu.

BRICS, AB ya da coğrafi temelli gruplarla kıyaslanamaz.

BRICS ülkelerinin çıkarları, kabiliyetleri ve ilişkileri gözden geçirildiğinde, ABD'nin liderlik ettiği NATO ya da G7'de olduğu gibi, diğer katılımcıları organize edebilecek ve ortak hedeflere ulaşabilecek tek bir lider ülkenin olması mümkün değil. Rusya'nın, tek taraflı yaptırımları reddeden ve ekonomilerini kuşatan Batılı kurumlardan ayrılan kurum ve mekanizmaların inşasını hızlandıran bir dünya düzeninin temellerini atmak için grup üyeleri arasında siyasi ve ekonomik olarak en aktif olan ülke olduğu açık olsa da pek çok ülke Rusya ile siyasi ve ekonomik iş birliğini güçlendirmenin Batı ile ilişkileri olumsuz yönde etkilemesinden çekiniyor. Rusya'nın ekonomik ve hatta siyasi ağırlığı, büyük ekonomik büyümesini ve devasa yatırımlarını Asya, Avrupa ve Afrika'daki ülkelerle yakın siyasi ilişkiler kurmak için kullanan Çin'den çok daha az. 

Teorik olarak BRICS, daha adil bir dünya için stratejik bir vizyonu paylaşan ülkelerden oluşan bir grup olarak görülebilir. Ancak bu ülkeler küresel ekonomi ve siyasetle ilgili pratik konularda kendi ulusal çıkarlarının peşinden gidiyorlar. Bu da Uluslararası Para Fonu (IMF) ya da Dünya Bankası gibi Batı'nın hakim olduğu kurumlar kadar etkili uluslararası finansal kurumların ve araçların oluşturulması konusunda fikir birliğine varılmasını engelliyor.

BRICS'in iç içe geçmiş çıkarları göz önüne alındığında, grubun ABD ve AB'nin hakim olduğu siyasi ve ekonomik sistemin özünde ‘devrim’ yaratacak çatışmacı kararlar alması ihtimali oldukça zayıf. Buna karşın BRICS ülkeleri, sürdürülebilir kalkınma, yoksulluk, açlık, suç, terörizm, siber güvenlik ve yapay zeka gibi konularla başa çıkmak için belirli mekanizmalar üzerinde anlaşmaya varma kapasitesine ve isteğine sahip.

BRICS'in bu yılın başlarında yeni üyelerin katılımıyla genişlemesi grubun tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bloğa yeni ülkelerin katılması çok taraflılığın oluşumunda bir ivme oluştururken Batı'nın küresel nüfuzunda bir azalma ve dünya genelinde giderek artan sayıda ülkenin egemenliklerini güçlendirme ve dünyanın yönetiminde daha fazla söz sahibi olmak istediklerinin sinyallerini verdi. Öte yandan bu genişleme BRICS’e, iş birliğinin kalitesini korumak ve arttırmak, daha adil bir dünya düzeninin şekillenmesine katkıda bulunan bir kurum haline gelmek ve üyeleri üzerinde bağlayıcılığı olmayan bir tartışma kulübü olarak mevcut halini sürdürmek gibi birtakım zorluklar da getirdi. Yeni üyelerin katılımından öncesinde dahi kurucu ülkeler arasındaki ilişkiler ideal düzeyde ya da sıcak değildi. Örneğin Çin ile Hindistan arasındaki ilişkiler gergindi. Grup ne kadar genişlerse, bölgesel konularda aralarında anlaşmazlıklar olan ülkelerin katılma olasılığı da o kadar artar.

Ticari faaliyetlerde ödemelerin ulusal para birimleri üzerinden yapılmasına yönelik bir platformun geliştirilmesi gibi çabalara rağmen, küresel mali sistemin karmaşıklığı nedeniyle bu çabalar halen önemli zorluklarla karşı karşıya.

Yeni Kalkınma Bankası, BRICS içindeki başarılı iş birliğinin açık bir örneği. Banka birçok ülkeyi BRICS ile iş birliği yapmaya ya da kredi ve yatırım alanındaki iş birliği fırsatları için BRICS'e katılmaya teşvik ediyor. Ancak, çoğunlukla Çin tarafından finanse edilen bankaya BRICS ülkelerinin katkı payları ve bankanın Dünya Bankası gibi bir kurum haline gelme olasılığı ile ilgili sorular halen yanıt bekliyor.

Serbest ticaret bölgesi oluşturulması gibi konularda baskı yapmak mevcut koşullarda bir hayalden öteye geçmiyor. Zira örneğin Hindistan gibi bazı üyeler bunu yapacak siyasi ve muhtemelen ekonomik iradeden yoksunlar. Brezilya ise üyeleri arasında ortak bir ticaret politikası uygulayan Güney Amerika Ortak Pazarı'nın (MERCOSUR) bir parçası olması nedeniyle serbest ticaret anlaşmalarını onaylamakta zorlanıyor.

swdefrg
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın BRICS zirvesi için Kazan Uluslararası Havaalanı’na gelişi (AFP)

BRICS üyesi ülkelerin maliye bakanlarının geçtiğimiz hafta sonu Moskova'da gerçekleştirdikleri hazırlık toplantılarında da görüldüğü üzere, BRICS üyeleri arasında ticari işlemlerde dolarsızlaşma konusunda bir fikir birliği söz konusu. Ancak Rusya gibi bazı ülkelerin dolarsızlaşma hedefi karşısında ekonomik potansiyelleri ya da alternatif sunma imkanları yetersiz kalıyor. İstemek ile bu imkana sahip olmak arasında büyük bir fark var. BRICS'in AB'nin yaptığı gibi ticari işlemler için yeni bir para birimi benimsemesinden bahsetmek saflık olur. Bunun için Çin para birimi yuanın kullanılması seçeneği bazı ülkeler için masada olabilir, ancak Çin'in kendisi buna hazır değil. Aynı zamanda Hindistan gibi ülkelerin de bu öneriye itiraz edecekleri kesin.

BRICS’in önündeki zorluklar

BRICS’in önündeki başlıca zorluk olarak, özellikle uluslararası para transfer sistemi SWIFT'ten bağımsız olan finansal ödeme sistemleri kurmak ve ABD dolarının hakimiyetine karşı koymak açısından ABD liderliğindeki küresel ekonomik sisteme gerçek bir alternatif sunabileceğini kanıtlaması gerekiyor.

Ticari faaliyetlerde ödemelerin ulusal para birimleri üzerinden yapılmasına yönelik bir platformun geliştirilmesi gibi çabalara rağmen, küresel mali sistemin karmaşıklığı nedeniyle bu çabalar halen önemli zorluklarla karşı karşıya.

BRICS'in önemi kurulduğu 2006 yılından bu yana giderek artarken Rusya, yoğun uluslararası kutuplaşmada G7, AB ve hatta askeri niteliğine rağmen NATO'nun hakimiyetine rakip olacak yeni bir küresel kutup oluşturmak için BRICS'e büyük önem veriyor. Rusya, BRICS'i ayrıca kendisine uygulanan ve daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş yaptırımların etkisini hafifletmek için kullanmaya çalışıyor.

BRICS'in Batı'nın hakimiyetinin azaldığı yükselen bir küresel kutbun çekirdeğini oluşturduğuna şüphe yok. Ancak Batı bloklarına rakip olduğu yönündeki söylemlerde abartıya kaçılıyor.

Buna karşılık Batı, hegemonyasını sona erdirmeyi ve son on yıllarda inşa ettiği kurumların altını oyabilecek yeni kurumların oluşturulmasına karşı çıkmaya devam ediyor. Bu, Batı'nın Hindistan ve Güney Afrika'ya kur yaparak BRICS'in temellerini zayıflatmak için çok çalıştığı 2022 yazında düzenlenen BRICS Zirvesi’nden iki gün sonra Bavyera'da düzenlenen G7 Zirvesi’nde bu iki ülkenin liderlerine ev sahipliği yapmasından da anlaşılıyor.

Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika için en iyi seçenek; aynı anda hem Doğu hem de Batı ile ilişkileri geliştirmek olabilir. Ancak mevcut kutuplaşma bu üç ülke üzerinde seçimlerini kamplardan birinden yana yapmaları için baskı yaratıyor.

BRICS'in Batı'nın hakimiyetinin azaldığı yükselen bir küresel kutbun çekirdeğini oluşturduğuna şüphe yok. Ancak Batı bloklarına rakip olduğu yönündeki söylemlerde abartıya kaçılıyor. BRICS siyasi, ekonomik ve askeri bir ittifaktan ziyade bir diyalog forumuna benziyor. Üyeleri de çok çeşitli siyasi konularda farklı görüşlere sahip. Bir diğer önemli bir faktör ise Çin'in ABD ile olan gergin ilişkilerine rağmen ekonomik çıkarlarının hala öncelikli olarak ABD ve AB'ye bağlı olması ve bu ülkelerle olan ticari faaliyetlerinin Rusya ile olan ticari faaliyetlerinden 15 kat daha fazla olması. Öte yandan Hindistan, Avustralya, ABD ve Japonya ile birlikte QUAD ittifakının bir üyesi. QUAD, Çin'in kendisine karşı kurulduğunu düşündüğü bir ittifak. BRICS üyeleri arasındaki ticaretin, ekonomilerinin doğası ve ülkelerin coğrafi dağılımı nedeniyle Batı ile olan ticaretlerinden çok daha düşük olduğu unutulmamalı.

Hindistan ve Çin arasındaki sınır sorunlarının ötesinde, Hindistan, Çin'den göç etmeye başlayan ve Asya'da yeni merkezler arayan ABD teknoloji şirketlerine ev sahipliği yapacak bir platform olmaya ve böylece ABD’nin yatırımlarına ve teknolojisine erişmeye çalışıyor. Hindistan teorik olarak 1,4 milyarlık nüfusu, deneyimli yazılım mühendislerinin bulunması, büyük bir pazar olması ve diğer önemli pazarlara yakınlığı ile Çin'in yerine geçebilecek özelliklere sahip. BRICS’in tüm üyeleri hala Batı yatırımlarına, özellikle de modern teknolojiler getiren yatırımlara ihtiyaç duyuyor.

dfrtg
BRICS Zirvesi’nin yapıldığı Kazan’daki Kul Şerif Camii, 22 Ekim 2024 (AFP)

Rusya Devlet Başkanı Putin, Kazan’daki BRICS Zirvesi’ne günler kala, Çin ile ilişkilerin ‘eşsiz doğasını’ vurgulayıp ‘dünyadaki en önemli istikrar faktörlerinden biri’ olan bu iş birliğinde küçük ya da büyük ortağın olmadığının altını çizse de Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaş, onu Çin'in artan nüfuzu karşısında Orta Asya ve Güney Kafkasya'da büyük ölçüde zayıflattı. Bu durum, Rusya'nın siyasi ve askeri, Çin'in ise ekonomik koruma sağladığı iş birliğine dayalı daha önceki anlaşmaları bozmaya başlattı.

BRICS, ince eleyip sık dokuyan bir oluşum haline gelmeden genişlerken Çin, onu Kuşak ve Yol Projesi’nin uygulanması için bir platforma dönüştürerek yutmadıkça uzlaşmaya varmak zor. Bu senaryo, sınırsız hırsları olan, ekonomik gücü, dünyanın çeşitli bölgelerinde etkili bir siyasi güce dönüşen ve Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaştan iyi bir ders çıkaran Çin ile ilişkilerinde giderek ‘küçük kardeş’ haline gelen Rusya'ya hitap etmediği ise kesin.

Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir. 



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.