Rusya'nın hırsları ve küresel arenadaki karmaşıklık arasında BRICS

BRICS, Batı'nın hegemonyasını kıracak bir rakip olabilir mi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni Kalkınma Bankası Başkanı ve Brezilya'nın eski Devlet Başkanı Dilma Rousseff ile Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi çerçevesinde yaptığı görüşme öncesinde, 22 Ekim 2024 (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni Kalkınma Bankası Başkanı ve Brezilya'nın eski Devlet Başkanı Dilma Rousseff ile Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi çerçevesinde yaptığı görüşme öncesinde, 22 Ekim 2024 (AFP)
TT

Rusya'nın hırsları ve küresel arenadaki karmaşıklık arasında BRICS

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni Kalkınma Bankası Başkanı ve Brezilya'nın eski Devlet Başkanı Dilma Rousseff ile Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi çerçevesinde yaptığı görüşme öncesinde, 22 Ekim 2024 (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni Kalkınma Bankası Başkanı ve Brezilya'nın eski Devlet Başkanı Dilma Rousseff ile Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi çerçevesinde yaptığı görüşme öncesinde, 22 Ekim 2024 (AFP)

Samir İlyas

Rusya Federasyonu'na bağlı Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan, 22-23 Ekim tarihlerinde Kremlin'in bir istisna olması için çabaladığı BRICS Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Zirve, Rusya'nın Ukrayna'da yürüttüğü savaş nedeniyle Rusya ile Batı arasındaki anlaşmazlıkların doruğa ulaştığı bir dönemde gerçekleşti. BRICS’in geçtiğimiz yıl yeni üyelerin katılımıyla genişlemesinden sonra düzenlenen bu ilk zirve için olağanüstü hazırlıklar yapan Rusya, bu zirvenin ‘daha adil ve eşitlikçi’ bir yeni dünya düzeninin şekillendirilmesinde bir kilometre taşı olmasını umuyor.

Zirve için Rusya’nın başkenti Moskova'nın 820 kilometre doğusundaki Kazan şehrinin seçilmesi, Moskova’nın yaklaşık çeyrek asır önce Putin'in göreve gelmesinden bu yana başlayan doğuya yönelimini Rusya'da son yıllarda Batı değerlerini ve dünyayı yönetme biçimini paylaşmayan ülkeleri ifade etmek için kullanılan bir terim olarak ‘Küresel Güney’in inşasıyla birleştirerek ’Kolektif Batı’ya karşı koymaya çalıştığı gelecekteki ittifaklarının doğasına dair önemli bir göstergeydi.

Zirveye 24'ü liderler düzeyinde temsil edilen 32 ülkenin katılması, Batı'nın modern çağda bir ülkeye uygulanan en sert ve en büyük yaptırımlar olan 8 binden fazla yaptırımın yanı sıra öncelikle ülkeleri ve şirketleri yaptırımları aşmak için Rusya ile iş yapmaktan caydırmayı amaçlayan ikincil yaptırım paketlerinin uygulamasının ardından Rusya'yı küresel olarak izole etme çabalarının başarısız olduğunu söyleyen Kremlin'e büyük bir güven veriyor.

Moskova, BRICS'e Küresel Güney ülkelerinden daha fazlasını çekmeyi umuyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, cuma günü yaptığı açıklamada, BRICS'in çalışmalarının ‘kimseye karşı olmadığını’ söyleyerek bir kampın diğerinin aleyhine olacak şekilde hizalanmasını reddeden ülkelerin korkularını yatıştırmaya yönelik bir mesaj verdi.

BRICS verileri, bağlayıcı kararlar üzerinde mutabık kalan küresel ölçekte etkili sanayileşmiş ülkelerin oluşturduğu bir çerçeve olan G7 verileri ile karşılaştırılamaz.

Putin, BRICS ülkelerinin gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) toplamının 60 trilyon doları aştığını ve grubun küresel ekonomideki payının G7'ninkini aştığını belirtti. BRICS ülkelerinin ekonomilerinin kaydettiği önemli büyümeye ilişkin verileri aktaran Putin, 1992 yılında G7 küresel ekonominin yüzde 45,5'ini oluştururken BRICS ülkelerinin payının yüzde 16,7 olduğunu söyledi. Putin, 2023 yılında BRICS'in payının yüzde 37,4, G7'nin payının ise yüzde 29,3 olduğunu belirtti. Aradaki farkın BRICS lehine giderek açıldığını vurgulayan Putin, bu yıl BRICS'in ortalama büyümesinin yaklaşık yüzde 4'e ulaşmasının beklendiğini, buna karşılık G7'nin ortalama büyümesinin yüzde 1,7 olduğunu ifade etti.

Bu verilerin doğruluğu kabul edilmekle birlikte, BRICS ülkelerinin ekonomik göstergelerinin matematiksel bir derlemesi olduğu ve üyelerine belirli yükümlülükler getirmeyen daha çok siyasi bir forum niteliğinde olduğu unutulmamalı. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika gibi şu an küresel politikada çok önemli olan beş ülkenin üyesi olduğu BRICS, bu yılın başlarında bölgedeki dört önemli ülkenin de katılımıyla genişleyerek gücünü arttırdı. Buna karşın BRICS’in Avrupa Birliği (BM), NATO ya da diğer uluslararası örgütlerde olduğu gibi katılımcı ülkelerin ekonomik ve askeri kaynaklarını bir araya getirmelerini sağlayacak açık mekanizmaları bulunmuyor.

cdfevrgt
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kazan'da düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında bir araya geldiler, 22 Ekim 2024 (AFP)

BRICS verileri, küresel olarak nüfuza sahip sanayileşmiş ülkelerden oluşan bir grup olan G7'ninkilerle karşılaştırılamaz. G7 ülkeleri, bağlayıcı kararlar konusunda kendi aralarında anlaşıyorlar. Bunun en açık örneği 2022' yılında Rusya’nın Ukrayna'ya savaş açmasından sonra Rusya'ya yaptırım uygulama kararı almaları ve Ukrayna’ya peş peşe yardım paketleri açıklamaları oldu.

BRICS, AB ya da coğrafi temelli gruplarla kıyaslanamaz.

BRICS ülkelerinin çıkarları, kabiliyetleri ve ilişkileri gözden geçirildiğinde, ABD'nin liderlik ettiği NATO ya da G7'de olduğu gibi, diğer katılımcıları organize edebilecek ve ortak hedeflere ulaşabilecek tek bir lider ülkenin olması mümkün değil. Rusya'nın, tek taraflı yaptırımları reddeden ve ekonomilerini kuşatan Batılı kurumlardan ayrılan kurum ve mekanizmaların inşasını hızlandıran bir dünya düzeninin temellerini atmak için grup üyeleri arasında siyasi ve ekonomik olarak en aktif olan ülke olduğu açık olsa da pek çok ülke Rusya ile siyasi ve ekonomik iş birliğini güçlendirmenin Batı ile ilişkileri olumsuz yönde etkilemesinden çekiniyor. Rusya'nın ekonomik ve hatta siyasi ağırlığı, büyük ekonomik büyümesini ve devasa yatırımlarını Asya, Avrupa ve Afrika'daki ülkelerle yakın siyasi ilişkiler kurmak için kullanan Çin'den çok daha az. 

Teorik olarak BRICS, daha adil bir dünya için stratejik bir vizyonu paylaşan ülkelerden oluşan bir grup olarak görülebilir. Ancak bu ülkeler küresel ekonomi ve siyasetle ilgili pratik konularda kendi ulusal çıkarlarının peşinden gidiyorlar. Bu da Uluslararası Para Fonu (IMF) ya da Dünya Bankası gibi Batı'nın hakim olduğu kurumlar kadar etkili uluslararası finansal kurumların ve araçların oluşturulması konusunda fikir birliğine varılmasını engelliyor.

BRICS'in iç içe geçmiş çıkarları göz önüne alındığında, grubun ABD ve AB'nin hakim olduğu siyasi ve ekonomik sistemin özünde ‘devrim’ yaratacak çatışmacı kararlar alması ihtimali oldukça zayıf. Buna karşın BRICS ülkeleri, sürdürülebilir kalkınma, yoksulluk, açlık, suç, terörizm, siber güvenlik ve yapay zeka gibi konularla başa çıkmak için belirli mekanizmalar üzerinde anlaşmaya varma kapasitesine ve isteğine sahip.

BRICS'in bu yılın başlarında yeni üyelerin katılımıyla genişlemesi grubun tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bloğa yeni ülkelerin katılması çok taraflılığın oluşumunda bir ivme oluştururken Batı'nın küresel nüfuzunda bir azalma ve dünya genelinde giderek artan sayıda ülkenin egemenliklerini güçlendirme ve dünyanın yönetiminde daha fazla söz sahibi olmak istediklerinin sinyallerini verdi. Öte yandan bu genişleme BRICS’e, iş birliğinin kalitesini korumak ve arttırmak, daha adil bir dünya düzeninin şekillenmesine katkıda bulunan bir kurum haline gelmek ve üyeleri üzerinde bağlayıcılığı olmayan bir tartışma kulübü olarak mevcut halini sürdürmek gibi birtakım zorluklar da getirdi. Yeni üyelerin katılımından öncesinde dahi kurucu ülkeler arasındaki ilişkiler ideal düzeyde ya da sıcak değildi. Örneğin Çin ile Hindistan arasındaki ilişkiler gergindi. Grup ne kadar genişlerse, bölgesel konularda aralarında anlaşmazlıklar olan ülkelerin katılma olasılığı da o kadar artar.

Ticari faaliyetlerde ödemelerin ulusal para birimleri üzerinden yapılmasına yönelik bir platformun geliştirilmesi gibi çabalara rağmen, küresel mali sistemin karmaşıklığı nedeniyle bu çabalar halen önemli zorluklarla karşı karşıya.

Yeni Kalkınma Bankası, BRICS içindeki başarılı iş birliğinin açık bir örneği. Banka birçok ülkeyi BRICS ile iş birliği yapmaya ya da kredi ve yatırım alanındaki iş birliği fırsatları için BRICS'e katılmaya teşvik ediyor. Ancak, çoğunlukla Çin tarafından finanse edilen bankaya BRICS ülkelerinin katkı payları ve bankanın Dünya Bankası gibi bir kurum haline gelme olasılığı ile ilgili sorular halen yanıt bekliyor.

Serbest ticaret bölgesi oluşturulması gibi konularda baskı yapmak mevcut koşullarda bir hayalden öteye geçmiyor. Zira örneğin Hindistan gibi bazı üyeler bunu yapacak siyasi ve muhtemelen ekonomik iradeden yoksunlar. Brezilya ise üyeleri arasında ortak bir ticaret politikası uygulayan Güney Amerika Ortak Pazarı'nın (MERCOSUR) bir parçası olması nedeniyle serbest ticaret anlaşmalarını onaylamakta zorlanıyor.

swdefrg
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın BRICS zirvesi için Kazan Uluslararası Havaalanı’na gelişi (AFP)

BRICS üyesi ülkelerin maliye bakanlarının geçtiğimiz hafta sonu Moskova'da gerçekleştirdikleri hazırlık toplantılarında da görüldüğü üzere, BRICS üyeleri arasında ticari işlemlerde dolarsızlaşma konusunda bir fikir birliği söz konusu. Ancak Rusya gibi bazı ülkelerin dolarsızlaşma hedefi karşısında ekonomik potansiyelleri ya da alternatif sunma imkanları yetersiz kalıyor. İstemek ile bu imkana sahip olmak arasında büyük bir fark var. BRICS'in AB'nin yaptığı gibi ticari işlemler için yeni bir para birimi benimsemesinden bahsetmek saflık olur. Bunun için Çin para birimi yuanın kullanılması seçeneği bazı ülkeler için masada olabilir, ancak Çin'in kendisi buna hazır değil. Aynı zamanda Hindistan gibi ülkelerin de bu öneriye itiraz edecekleri kesin.

BRICS’in önündeki zorluklar

BRICS’in önündeki başlıca zorluk olarak, özellikle uluslararası para transfer sistemi SWIFT'ten bağımsız olan finansal ödeme sistemleri kurmak ve ABD dolarının hakimiyetine karşı koymak açısından ABD liderliğindeki küresel ekonomik sisteme gerçek bir alternatif sunabileceğini kanıtlaması gerekiyor.

Ticari faaliyetlerde ödemelerin ulusal para birimleri üzerinden yapılmasına yönelik bir platformun geliştirilmesi gibi çabalara rağmen, küresel mali sistemin karmaşıklığı nedeniyle bu çabalar halen önemli zorluklarla karşı karşıya.

BRICS'in önemi kurulduğu 2006 yılından bu yana giderek artarken Rusya, yoğun uluslararası kutuplaşmada G7, AB ve hatta askeri niteliğine rağmen NATO'nun hakimiyetine rakip olacak yeni bir küresel kutup oluşturmak için BRICS'e büyük önem veriyor. Rusya, BRICS'i ayrıca kendisine uygulanan ve daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş yaptırımların etkisini hafifletmek için kullanmaya çalışıyor.

BRICS'in Batı'nın hakimiyetinin azaldığı yükselen bir küresel kutbun çekirdeğini oluşturduğuna şüphe yok. Ancak Batı bloklarına rakip olduğu yönündeki söylemlerde abartıya kaçılıyor.

Buna karşılık Batı, hegemonyasını sona erdirmeyi ve son on yıllarda inşa ettiği kurumların altını oyabilecek yeni kurumların oluşturulmasına karşı çıkmaya devam ediyor. Bu, Batı'nın Hindistan ve Güney Afrika'ya kur yaparak BRICS'in temellerini zayıflatmak için çok çalıştığı 2022 yazında düzenlenen BRICS Zirvesi’nden iki gün sonra Bavyera'da düzenlenen G7 Zirvesi’nde bu iki ülkenin liderlerine ev sahipliği yapmasından da anlaşılıyor.

Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika için en iyi seçenek; aynı anda hem Doğu hem de Batı ile ilişkileri geliştirmek olabilir. Ancak mevcut kutuplaşma bu üç ülke üzerinde seçimlerini kamplardan birinden yana yapmaları için baskı yaratıyor.

BRICS'in Batı'nın hakimiyetinin azaldığı yükselen bir küresel kutbun çekirdeğini oluşturduğuna şüphe yok. Ancak Batı bloklarına rakip olduğu yönündeki söylemlerde abartıya kaçılıyor. BRICS siyasi, ekonomik ve askeri bir ittifaktan ziyade bir diyalog forumuna benziyor. Üyeleri de çok çeşitli siyasi konularda farklı görüşlere sahip. Bir diğer önemli bir faktör ise Çin'in ABD ile olan gergin ilişkilerine rağmen ekonomik çıkarlarının hala öncelikli olarak ABD ve AB'ye bağlı olması ve bu ülkelerle olan ticari faaliyetlerinin Rusya ile olan ticari faaliyetlerinden 15 kat daha fazla olması. Öte yandan Hindistan, Avustralya, ABD ve Japonya ile birlikte QUAD ittifakının bir üyesi. QUAD, Çin'in kendisine karşı kurulduğunu düşündüğü bir ittifak. BRICS üyeleri arasındaki ticaretin, ekonomilerinin doğası ve ülkelerin coğrafi dağılımı nedeniyle Batı ile olan ticaretlerinden çok daha düşük olduğu unutulmamalı.

Hindistan ve Çin arasındaki sınır sorunlarının ötesinde, Hindistan, Çin'den göç etmeye başlayan ve Asya'da yeni merkezler arayan ABD teknoloji şirketlerine ev sahipliği yapacak bir platform olmaya ve böylece ABD’nin yatırımlarına ve teknolojisine erişmeye çalışıyor. Hindistan teorik olarak 1,4 milyarlık nüfusu, deneyimli yazılım mühendislerinin bulunması, büyük bir pazar olması ve diğer önemli pazarlara yakınlığı ile Çin'in yerine geçebilecek özelliklere sahip. BRICS’in tüm üyeleri hala Batı yatırımlarına, özellikle de modern teknolojiler getiren yatırımlara ihtiyaç duyuyor.

dfrtg
BRICS Zirvesi’nin yapıldığı Kazan’daki Kul Şerif Camii, 22 Ekim 2024 (AFP)

Rusya Devlet Başkanı Putin, Kazan’daki BRICS Zirvesi’ne günler kala, Çin ile ilişkilerin ‘eşsiz doğasını’ vurgulayıp ‘dünyadaki en önemli istikrar faktörlerinden biri’ olan bu iş birliğinde küçük ya da büyük ortağın olmadığının altını çizse de Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaş, onu Çin'in artan nüfuzu karşısında Orta Asya ve Güney Kafkasya'da büyük ölçüde zayıflattı. Bu durum, Rusya'nın siyasi ve askeri, Çin'in ise ekonomik koruma sağladığı iş birliğine dayalı daha önceki anlaşmaları bozmaya başlattı.

BRICS, ince eleyip sık dokuyan bir oluşum haline gelmeden genişlerken Çin, onu Kuşak ve Yol Projesi’nin uygulanması için bir platforma dönüştürerek yutmadıkça uzlaşmaya varmak zor. Bu senaryo, sınırsız hırsları olan, ekonomik gücü, dünyanın çeşitli bölgelerinde etkili bir siyasi güce dönüşen ve Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaştan iyi bir ders çıkaran Çin ile ilişkilerinde giderek ‘küçük kardeş’ haline gelen Rusya'ya hitap etmediği ise kesin.

Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir. 



Savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçerken Trump: Savaşı ancak İran’ın “koşulsuz teslimiyeti” bitirir

TT

Savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçerken Trump: Savaşı ancak İran’ın “koşulsuz teslimiyeti” bitirir

Savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçerken Trump: Savaşı ancak İran’ın “koşulsuz teslimiyeti” bitirir

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada Ortadoğu’daki savaşın ancak İran’ın “koşulsuz teslim olmasıyla” sona erebileceğini söyledi. Yedinci gününe giren savaş, bölge dışındaki ülkeleri de içine çekerken küresel enerji ve ulaşım sektörlerini sarsarak Körfez’de genellikle sakin olan bölgelerde bile kaosa yol açtı.

Çatışmalar Lübnan’a da sıçradı. Çatışmalar Lübnan’a da sıçrarken, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, on binlerce kişinin Beyrut’un güney banliyölerine düzenlenen ağır İsrail saldırılarından kaçtığını belirterek insani felaket uyarısında bulundu.

Geçen hafta sonu İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in ölümüne yol açan savaşı başlatma gerekçeleri konusunda farklı açıklamalar yapan Trump, Tahran’ın “kabul edilebilir” bir yeni lider ataması halinde İran ekonomisinin yeniden inşasına yardımcı olacağını da söyledi.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “İran ile KOŞULSUZ TESLİMİYET dışında hiçbir anlaşma olmayacak” ifadelerini kullandı.

Trump ayrıca, “İRAN’I YENİDEN BÜYÜK YAPIN (MIGA!)” diye yazdı.

Tahran’da ise internet üzerinden yayımlanan görüntülere göre siyahlar giyen ve bazılarının İran bayrağı taşıdığı kalabalıklar, savaşın başlamasından bu yana düzenlenen ilk cuma namazı için toplandı.

AFP muhabirlerine göre, gün boyunca meydana gelen birkaç şiddetli patlama Tahran semalarında siyah duman bulutlarının yükselmesine yol açtı. Muhabirler, başkente yönelik saldırıların şimdiye kadarki en yoğun saldırılar olduğunu aktardı.

“Yeni sürprizler olacak”

İsrail ve ABD, İran’a yönelik saldırılarını daha da artıracakları uyarısında bulundu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir, “Açıklamayı düşünmediğim ek sürprizlerimiz var” dedi.

İran Sağlık Bakanlığı’na göre ABD ve İsrail’in ülkeye düzenlediği saldırılarda şu ana kadar 926 kişi öldü.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, cuma günü yaptığı açıklamada ölenlerin yüzde 30’unun çocuk olduğunu söyledi. AFP bu verileri bağımsız kaynaklara doğrulatamadı.

Savaşın başlamasından bu yana İran da İsrail’e ve Körfez ülkelerine füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi. Tel Aviv’de bulunan AFP muhabirleri cuma günü birkaç patlama sesi duyulduğunu bildirdi.

İsrail’de ilk yardım ekiplerine göre en az 10 kişi hayatını kaybetti.

ABD ordusu ise altı askerinin öldüğünü açıkladı.

“Bu gece yolda uyuyacağız”

Çatışma, İran’ın müttefiki Hizbullah’ın İsrail’e füze saldırıları düzenlemesiyle İsrail’in komşusu Lübnan’ı da içine çekti.

İsrail’in cuma günü düzenlediği hava saldırıları Lübnan’ın güney ve doğusundaki hedefleri vurdu.

Hizbullah’ın kalesi olarak görülen ve yaklaşık 600 bin ila 800 bin kişinin yaşadığı Beyrut’un güney banliyölerinde geniş çaplı yıkım meydana geldi.

AFP muhabirleri, perşembe günü bölgede panik yaşandığını, İsrail’in benzeri görülmemiş bir tahliye çağrısının ardından insanların hayatlarını kurtarmak için toplu şekilde bölgeden kaçtığını aktardı.

Yüzlerce aile gidecek yer bulamadıkları için Beyrut sahilinde bekledi.

Adını vermek istemeyen bir kişi AFP’ye, “Bu gece yolda uyuyacağız ve Allah’tan başka kimse ne olacağını bilmiyor” dedi.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ise yerinden edilen insanların sayısının artmasının “yaklaşan bir insani felakete” yol açabileceği uyarısında bulundu.

Cuma günü Hizbullah da İsrail’de yaşayanlara, Lübnan sınırının beş kilometre içindeki bölgeleri terk etmeleri çağrısı yaptı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre ülkede ölü sayısı cuma günü 217’ye yükseldi.

İsrail ordusu ise 70’ten fazla Hizbullah militanını öldürdüğünü açıkladı. AFP bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı.

ABD ile İran arasında uzun süredir vekâlet savaşlarının yaşandığı Irak da çatışmanın içine çekildi.

Bir güvenlik yetkilisi AFP’ye yaptığı açıklamada, cuma günü güney Irak’ta bir havaalanı ile iki petrol tesisinin insansız hava araçlarıyla vurulduğunu söyledi.

Günün erken saatlerinde ise Irak Kürt yetkilileri, daha önce düzenlenen bir saldırı nedeniyle petrol üretiminin durdurulduğunu açıklayınca petrol fiyatları yükseldi.

“Olağanüstü bir hata”

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, cuma günü krizi büyük bir insani acil durum ilan ederek derhal uluslararası müdahale çağrısı yaptı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri de İran’ın ABD ve İsrail’i sorumlu tuttuğu ve 150’den fazla kişinin öldüğünü söylediği bir okul saldırısıyla ilgili “tarafsız soruşturmalar” yapılması çağrısında bulundu.

ABD ve İsrail saldırının sorumluluğunu üstlenmedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio pazartesi günü yaptığı açıklamada Pentagon’un olayla ilgili inceleme yürüttüğünü söyledi.

AFP, saldırının gerçekleştiği bölgeye erişemediğini ve ölü sayısını bağımsız olarak doğrulayamadığını belirtti.

Savaş Avrupa’da da giderek artan eleştirilere neden oluyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, ABD ve İsrail saldırılarını “olağanüstü bir hata” olarak nitelendirerek bunun “uluslararası hukuka uygun olmadığını” söyledi.

Avrupa Birliği liderlerinin pazartesi günü savaşla ilgili görüşmeler yapmak üzere bir araya gelmesi planlanıyor.

Körfez ülkeleri de hedef oldu

Savaş, daha önce turizm açısından güvenli ve istikrarlı bir bölge olarak görülen zengin Körfez ülkelerini de etkiledi.

Katar, cuma sabahı topraklarındaki bir ABD hava üssüne yönelik insansız hava aracı saldırısını engellediğini açıkladı.

Suudi Arabistan ise başkent Riyad’ın doğusunda üç insansız hava aracını düşürdü.

Savaşın başlamasından bu yana Körfez ülkelerinde, yedisi sivil olmak üzere 13 kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında Kuveyt’te yaşamını yitiren 11 yaşındaki bir kız çocuğu da bulunuyor.

AFP muhabirine göre cuma günü Kuveyt’in başkentinde yeni patlama sesleri duyuldu.

Çatışma, Sri Lanka açıklarına kadar genişledi. Burada bir ABD denizaltısının İran’a ait bir firkateyni torpille vurduğu bildirildi.

Azerbaycan ise bir insansız hava aracının bir havaalanını vurmasının ardından misilleme tehdidinde bulundu.

Çatışmalar nedeniyle Körfez’de mahsur kalan turistleri ülkelerine geri götürmek için birçok ülke tahliye operasyonları başlattı. Bölge semalarında füze ve insansız hava araçlarının yoğunluğu nedeniyle hava trafiği ciddi şekilde kısıtlandı.

Savaş küresel piyasaları da sarstı. Çatışmaların başlamasından bu yana geçen bir haftada ham petrol fiyatları yaklaşık yüzde 20 yükseldi.

Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiği neredeyse tamamen durma noktasına geldi.

İran televizyonu ise cuma günü boğazda saldırıya uğrayan son gemide yangın çıktığını bildirdi.


İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı

İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı
TT

İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı

İran füzeleri IKBY bölgesini hedef aldı… Tahran muhalif grupları uyardı

İran dün yaptığı açıklamada, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) faaliyet gösteren Kürt muhalif gruplara ait bazı noktaları hedef aldığını duyurdu. Bu adım, bölgede devam eden savaşın etkisiyle ülkenin batı sınırlarındaki gerilimin arttığını gösteren yeni bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın açıklaması, Tahran yönetiminin silahlı Kürt grupların hareketliliğine ilişkin uyarılarını artırdığı bir dönemde geldi. Batılı medya kuruluşlarında yer alan haberlerde, bazı Kürt grupların silahlandırılarak İran toprakları içinde yeni bir cephe açılmasının hedeflendiği yönünde iddialar yer almıştı.

İran resmi haber ajansı IRNA, askeri bir açıklamaya dayandırdığı haberinde, İran güçlerinin “IKBY’de devrime karşı faaliyet gösteren Kürt muhalif grupların karargâhlarını üç füzeyle hedef aldığını” bildirdi. Açıklamada operasyonun, Tahran’ın ‘Irak sınır bölgelerinden kaynaklanan güvenlik tehditleri’ olarak nitelediği unsurlara karşı gerçekleştirildiği ifade edildi.

Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı da yaptığı açıklamada, saldırının IKBY bölgesi içindeki muhalif Kürt gruplara ait mevzilere yönelik olduğunu doğruladı. İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı operasyon merkezi, saldırıların “söz konusu grupların sahadaki hareketliliğinin tespit edilmesinin ardından” gerçekleştirildiğini belirtti.

Tahran ayrıca, Erbil kentinde bulunan bir ABD askeri noktasına insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenlendiğini de açıkladı. IKBY’nin en büyük kenti olan Erbil’deki hedefe yönelik saldırı, bölgedeki savaşla bağlantılı askeri operasyonların genişlediğine işaret eden bir gelişme olarak görülüyor.

İran devlet televizyonunda yayımlanan açıklamada, “Erbil’deki saldırgan ABD güçlerinin karargâhı, İran kara kuvvetlerine ait saldırı amaçlı İHA’lar tarafından hedef alındı” denildi.

grbgrb
Erbil’in kuzeybatısında çoğunlukla Hristiyanların yaşadığı Ankava kasabasında, bir insansız hava aracının çarptığı binanın enkazını kaldıran işçiler (DPA)

Bu gelişmeler, İranlı yetkililerin sınır bölgelerinde faaliyet gösteren silahlı Kürt gruplara ilişkin uyarılarının arttığı bir döneme denk geldi. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, “Silahlı ayrılıkçı gruplar koşulların hareket etmek için uygun olduğunu düşünmemeli” dedi. Laricani, İran yönetiminin ‘herhangi bir silahlı faaliyete müsamaha göstermeyeceğini’ vurguladı.

Laricani ayrıca, İran Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuyu ‘kapsamlı şekilde takip ettiğini’ belirterek, ülkenin batı sınırlarında yaşanan gelişmelere işaret etti.

Aynı çerçevede İran İstihbarat Bakanlığı da silahlı ayrılıkçı grupların batı sınırından sızarak gerçekleştirmeyi planladığı bir saldırı planının engellendiğini açıkladı. Bakanlık, söz konusu grupların devam eden savaş ortamından yararlanarak şehir ve sınır bölgelerinde ‘terör saldırıları’ düzenlemeyi planladığını ve bunun ‘ABD-İsrail düşmanının desteğiyle’ yapılacağını iddia etti.

Bakanlık açıklamasında operasyonun, istihbarat teşkilatı ile Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasında yürütülen ‘ortak önleyici saldırı amaçlı savunma’ kapsamında gerçekleştirildiği belirtildi. İran güçlerinin bu gruplara ait birçok mevziyi imha ettiği ve ‘ağır kayıplar verdirdiği’ ifade edildi.

Öte yandan İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Fedahuseyn Maliki, İran’ın IKBY’de ‘ABD ve İsrail’e ait üsleri yok ettiğini’ öne sürdü. Maliki, Tahran’ın artık ‘müzakerelerin sonuç vermeyeceğine ikna olduğunu’ ve ‘ABD’ye güvenilemeyeceğini’ düşündüğünü söyledi.

Maliki ayrıca, ‘düşmanın sınır bölgelerinde güvenliği istikrarsızlaştırmaya çalıştığını’ belirterek, İran’ın yürüttüğü operasyonların ulusal güvenliği savunma amacı taşıdığını ifade etti.

Buna karşılık Batı İran’daki yerel yetkililer, Irak sınırından silahlı grupların sızdığı yönündeki haberleri yalanladı. Kasr-ı Şirin Valisi, “Sınırın bu bölümünde silahlı gruplar ya da suç unsurlarının sızdığına veya yasa dışı hareketlilik olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmuyor” dedi.

Vali ayrıca, sosyal medyada Batı sınırından muhalif unsurların ülkeye girdiğine dair yayılan iddiaların ‘gerçek bir temele dayanmadığını ve yalnızca halk arasında endişe yaratmayı amaçladığını’ söyledi.

Benzer şekilde Baneh Valisi de “Kentin sınırlarında herhangi bir saldırı ya da hareketlilik şu ana kadar kaydedilmedi” açıklamasını yaptı. Vali, İran Silahlı Kuvvetleri’nin sınır hattında 24 saat görev yaptığını belirtti.

Ülkenin batısındaki Kürdistan eyaleti yetkilileri de şehirlerin tahliye edilmesi ya da halkın başka bölgelere taşınması yönünde herhangi bir karar alınmadığını açıkladı ve vatandaşları söylentilere itibar etmemeye, yalnızca resmi kaynaklara güvenmeye çağırdı.

Aynı bağlamda İranlı güvenlik kaynakları, ABD basınında yer alan ve binlerce Kürt savaşçının Irak’tan İran topraklarına geçtiğini öne süren haberleri de yalanladı. Bir güvenlik kaynağı bu haberlerin, ‘ABD ve İsrail’in hedeflerine ulaşamadığı’ iddiasının ardından İranlıların moralini bozmayı amaçlayan ‘psikolojik savaşın parçası’ olduğunu söyledi.

Tesnim Haber Ajansı ise İlam eyaletindeki sınır hattının ‘tam güvenlik altında olduğunu’ bildirerek, İran güçlerinin sınır boyunca güvenlik durumunu kontrol altında tuttuğunu aktardı.

Bu gelişmelerin yanı sıra İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çarşamba günü Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani ile telefon görüşmesi yaptığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Arakçi görüşmede İran ile Irak arasındaki ortak sınırda ‘terörist hareketlilik’ olduğuna dikkat çekti ve Bağdat ile Tahran arasında imzalanan güvenlik anlaşması çerçevesinde iki taraf arasında güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

IKBY söz konusu iddiayı yalanladı

Buna karşılık IKBY hükümetinden üst düzey bir yetkili, bölgeden İran’a Kürt savaşçıların geçtiğine dair haberleri yalanladı.

IKBY Başbakanlık Ofisi yetkilisi Aziz Ahmed, X platformunda yaptığı açıklamada, “Hiçbir Iraklı Kürt İran sınırını geçmedi” dedi ve söz konusu haberlerin ‘doğru olmadığını’ belirtti.

Öte yandan Komala örgütünün komutanlarından biri Rudaw’a yaptığı açıklamada, güçlerinin ‘her türlü senaryoya hazır olduğunu, ancak şu ana kadar Doğu Kürdistan’a (İran) doğru hiçbir birliğin yönlendirilmediğini’ söyledi.

Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) operasyon odası da İran içine güç gönderildiği yönündeki iddiaların doğru olmadığını açıklarken, Kürdistan Habat Örgütü bu haberleri ‘tamamen asılsız’ olarak nitelendirdi.

Irak tarafında ise gerilimin etkileri özellikle IKBY ve İran sınırındaki alanlarda hissedildi. İran ve Irak medyası dün sabah erken saatlerde Süleymaniye vilayetinde İranlı muhalif Kürt gruplara ait bazı noktaları hedef alan saldırılar sonucu patlamalar meydana geldiğini bildirdi.

Bazı haberlerde, Süleymaniye kentinin doğu banliyölerinde bulunan bir askeri radar noktasının İHA’yla hedef alındığı da öne sürüldü. Iraklı güvenlik kaynakları ise kentte bazı Kürt partileriyle bağlantılı noktalara saldırılar düzenlendiğini aktardı.

Güney Irak’ta ise Ketaib Hizbullah, çarşamba günü Curf en-Nasr Üssü yakınlarında düzenlenen saldırıda bir komutanının öldüğünü açıkladı. İran destekli silahlı gruba mensup iki kişinin de aynı saldırıda hayatını kaybettiği bildirildi.

Türkiye’den uyarı

Millî Savunma Bakanlığı, İran’daki silahlı Kürt grupların hareketliliğini ‘yakından takip ettiğini’ açıkladı. Açıklama, bu grupların bölgede süren çatışmalara dahil olabileceğine yönelik endişelerin arttığı bir dönemde geldi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’nin (PJAK) faaliyetlerinin izlendiği belirtildi. Açıklamada söz konusu örgütün PKK ile bağlantılı olduğu vurgulanarak, bu grupların faaliyetlerinin ‘yalnızca İran’ın güvenliğini değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ettiği’ ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, Türkiye’nin komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü desteklediğini ve parçalanmalarını desteklemediğini belirtti. Açıklama, bölgede artan Kürt ayrılıkçı eğilimlerine ilişkin Ankara’nın duyduğu endişeye işaret etti.

Bu açıklama, Türkiye’nin İran ve Irak’taki gelişmelerin PKK ile bağlantılı grupların etkisini artırabileceği yönündeki kaygılarının arttığı bir dönemde geldi. PKK, kırk yılı aşkın süredir Türkiye’ye karşı silahlı bir isyan yürütüyor.

PJAK şubat ayında Irak’ta konuşlu diğer bazı İranlı Kürt gruplarla birlikte İran’daki yönetimi devirmeyi ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunmayı amaçlayan siyasi bir ittifak kurduklarını açıklamıştı. Ankara’nın, bölgedeki Kürt meselesinin hassasiyeti nedeniyle bu gelişmeleri yakından izlediği belirtiliyor.


İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor
TT

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İran savaşı ‘yeni bir aşamaya’ giriyor... Uzmanlar Meclisi Hamaney’in halefini seçiyor

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, savaşın yeni bir aşamaya girdiğini duyurdu. Zamir, “Sürpriz saldırı aşamasını başarıyla tamamladık. Bu süreçte hava üstünlüğünü sağladık ve balistik füze ağını etkisiz hale getirdik. Şimdi operasyonun yeni aşamasına geçiyoruz” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonunun bugün aktardığı bilgilere göre söz konusu açıklama, ülkedeki Liderlik Konseyi’nin yeni Dini Lider’in seçimini yapacak Uzmanlar Meclisi toplantısının nasıl gerçekleştirileceğini tartışmak üzere bir araya geldiğini bildirmesiyle aynı zamana denk geldi. Liderlik Konseyi tarafından yapılan açıklamada, Dini Lider seçim takvimi veya Uzmanlar Meclisi’nin oylamayı yüz yüze mi yoksa uzaktan mı yapacağına dair bir bilgi verilmedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump dün akşam telefonla katıldığı NBC News mülakatında, İran’a kara kuvveti gönderilmesini ‘zaman kaybı’ olarak nitelendirdi. Trump, “Her şeyi kaybettiler. Deniz filolarını kaybettiler. Kaybedebilecekleri her şeyi kaybettiler” şeklinde konuştu.