İsrail medyası Gazze savaşı söylemini değiştirdi

Son zamanlarda ‘toplu katliamların’ sayısı artarken gözlemciler, amacın herhangi bir siyasi çözüm olasılığını engellemek olduğunu söylediler.

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir bölgeye düzenlediği hava saldırısında ölen çocukların cenazeleri, 25 Ekim 2024 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir bölgeye düzenlediği hava saldırısında ölen çocukların cenazeleri, 25 Ekim 2024 (AFP)
TT

İsrail medyası Gazze savaşı söylemini değiştirdi

İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir bölgeye düzenlediği hava saldırısında ölen çocukların cenazeleri, 25 Ekim 2024 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir bölgeye düzenlediği hava saldırısında ölen çocukların cenazeleri, 25 Ekim 2024 (AFP)

Emel Şehade

İsrail medyası, bir yılı aşkın bir süredir istisnasız olarak İsrail’in siyasi ve askeri kurumlarının Hamas tarafından gerçekleştirilen 7 Ekim 2023 saldırısının detaylarına ilişkin hakim söylemi sürdürme politikasını destekliyor. Saldırının en az bin 200 İsraillinin ölümüne ve yüzlercesinin yaralanmasına yol açtığı üstüne basa basa ifade edilirken, saldırının ardından İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne açtığı savaşın Gazzeliler üzerindeki etkisine ise değinilmiyor.

İsrail Hava Kuvvetleri tarafından düzenlenen bombardımanlar sonucunda Gazze'de yıkılan binaları ve tahribatın görüntüleri, ‘İsrail ordusunun gücünü’ yansıtan teknik terimler ve ifadeler eşliğinde ekranlara yansıtılıyor.

Bugün bile, İsrail'in çeşitli cephelerde bir savaşla karşı karşıya olduğu, her gün daha fazla askerinin öldüğü, çok sayıda can kaybının yaşandığı ve çoğu şehrin büyük ölçüde tahrip olduğu gerçeğine rağmen televizyon kanalları, halen 7 Ekim’i hem halkın maruz kaldıkları açısından hem de onları uzun saatler boyunca savunmasız bırakan siyasi ve askeri liderlerin başarısızlıkları açısından haber yapıyor.

Bir yılı biraz aşkın bir süre önce Hamas üyelerinin çığlık atan İsraillileri rehin aldıkları ve güney sakinlerinin evlerini terk ettikleri sahneler, halen İsraillilerin zihinlerinde tazeliğini korurken ekranlara hakim olmaya devam ediyor.

Gazeteler de aynı politikayı izledi, ancak ABD'nin, Tel Aviv'in Gazze Şeridi'ne insani yardımlar sağlamaması halinde İsrail'e silah vermeyeceği tehdidinde bulunmasının ardından, Gazze'de ölü sayısının 43 bine yükseldiği ve bunların büyük bölümünün masum kadın ve çocuklardan oluştuğu gerçeği karşısında, son günlerde Gazze'deki insani boyuta ilişkin söylem ve görsellerde değişiklikler oldu.

İsrailliler çok kısa bir süredir ‘toplu katliam’, ‘soykırım’ ve benzeri terimler kullanmaya başladılar. Sicha Mekomit adlı haber sitesinde ve Haaretz gazetesinde yer alan ürkek bir dille yazılmış makaleler dışında, İsrail basını Gazze’deki katliamlara hiç değinmedi.

Şarku’l Avsat’ın Haaretz gazetesinden aktardığı habere göre İsrail ordusu tarafından yayınlanan raporlar ve yapılan açıklamalar, ‘yalan propaganda’ olarak nitelendirildi.

Haberde şu ifadeler yer aldı:

“Bir yandan ordunun stratejisi ve bu stratejinin sonuçlarıyla ilgili bilgilerin gizlenmesi, diğer yandan ordunun yalan propagandayı sürdürmesi, Gazze'ye yönelik saldırının bir savunma savaşı olarak lanse edilmesine ve Gazzelilere yönelik soykırım yasağının kaldırılması sonucunu doğurmasına açık bir şekilde katkıda bulundu. İsrail medyası yayınlarında aynı bilgileri saklayarak ve Hamas ve Gazze Şeridi’ndeki Hamas’a yakın sağlık ve yardım kuruluşlarından gelen bilgileri gri kutuya alarak kamuoyuna ulaşmasına engel oldu. İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki eylemlerini ve bu eylemlerinin sonuçlarını tahrif etmeden haberleştiremedi. İsrail medyası tek vücut olarak İsrail ordusu adına sözcülük yaptı ve propagandasını kamuoyuna aktardı.”

Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin durumu üzerine kapsamlı yazılar kaleme alan İsrail-Filistin işleri uzmanı Carolina Lindsman, “İsrail'in Gazze'de gerçekleştirdiği büyük yıkıma ilişkin görüntülerin İsrail kamuoyundan saklanması ve konunun kamuoyu önünde tartışılmasının yasaklanması, Hamas'ın 7 Ekim'de bize yaptıklarının görüntüleriyle kasıtlı olarak ağır bir şekilde eleştirilmesinin diğer yüzüdür. İsrailliler Gazze'nin yıkımına kayıtsız kalırken, kurbanların tanıklıklarıyla her geçen gün daha fazla ilgileniyorlar” ifadelerini kullandı.

Lindsman, şöyle devam etti:

“Bu mağdurların kendileri de etkileyici bir kişisel dayanıklılık sergiliyor. Esir alındıktan sonra serbest bırakılan yaşlı kadınlar, stüdyolarda onlarla röportaj yapan yayıncılardan daha sağlam duruyorlar. Yahudi toplumunun mağdurlarla aynı duruşu sergileme istekliliği göz ardı edilemez. İsrail, ‘Felaket Günü’ çerçevesinde bir yılı aşkın bir süredir çalışıyor. Kampların tasvirlerinin ve hayatta kalanların tanıklıklarının yerini 7 Ekim'in görüntüleri ve o günün tanıklıkları aldı. Ancak film müziği aynı. Duygusal açıdan niyet de aynı. Bu duygu azalmadı, aksine artıyor.”

Filistinlilerin öldürülmesinin meşrulaştırılması

ABD Başkanı Joe Biden'a hitaben yazılan mektubu imzalayan İsrailli akademisyenlerden biri olan öğretim görevlisi Maya Rosenfeld, savaş sırasında İsrail'e silah ve para ambargosu uygulanması çağrısında bulundu.

Rosenfeld, açık ve net bir şekilde “Gazze Şeridi'ndeki soykırım ve toplu yıkım, Filistinlileri insan tozuna dönüştürerek, herhangi bir siyasi çözümü engellemeyi amaçlayan stratejinin bir parçasıdır” ifadelerini kullandı.

İsrail’in saldırıları sonucunda Gazze Şeridi’nde öldürülen Filistinlilerin sayısının 11 binden fazlası çocuk olmak üzere 42 bini aştığını söyleyen Rosenfeld, “Tüm bunlar göklere haykıran ve sütunları sarsması gereken rakamlar. Bu bir cinayet. Korkunç çığlıklarla gökyüzünü delen bir sayı” diye konuştu.

dvrf
Kudüs'ün merkezindeki bir caddede rehinelerin aileleri tarafından düzenlenen bir gösteri sırasında rehinelerin fotoğraflarını tutan İsrailli protestocular, 24 Ekim 2024 (AFP)

Rosenfeld, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği ve açıkça ‘insanlığa karşı suç ve tüm uluslararası yasaların ihlali’ olarak nitelendirdiği katliamların ciddiyetini yansıtan rakamlara dikkati çekti.

Rosenfeld, şunları söyledi:

“Temel eğitim almış, kültür sahibi herkes, binlerce çocuğu öldürmek için ölümcül araçların büyük bir güçle ve hiç duraksamadan kullanılması gerektiğini bilir. Yirminci yüzyılda yaşanan korkunç olaylara tanıklık eden ya da bu olayları öğrenen herkes, sivil bir nüfusa yönelik soykırımın insanlığa karşı işlenmiş bir suç ve yardıma muhtaçları korumak ve daha da korkunç bir duruma dönüşmesini engellemek için yazılmış uluslararası yasaların bir ihlali olduğunu bilir. Ancak İsrail'de ordu izin verdiği sürece Gazzelileri öldürmek serbest. 7 Ekim'den bu yana hükümet karşıtı protestolarda toplu katliamdan neredeyse hiç söz edilmemesi, bu yasağın kaldırıldığının belki de en açık göstergesidir. Öldürmenin herhangi bir meşruiyeti var mı? Öldürmenin meşruiyeti olmasaydı, devam etmezdi. Ancak daha da önemlisi, İsrail'deki Yahudi kamuoyunun çoğunluğunun Gazzelileri modern uygarlığın sivillere yönelik soykırıma getirdiği uluslararası yasağın dışında tutmasının sebebi ne?”

Rosenfeld'e göre bu sorunun yanıtının bir kısmı hem Gazze'de hem de Batı Şeria'da Filistinliler için insan hayatına verilen değerin sürekli olarak düşürüldüğü İsrail işgal rejiminden kaynaklanıyor.

Rosenfeld, şöyle devam etti:

“İsrail, Filistinlileri işgali altındaki topraklarından atmak ve kaynaklarını çalmak, onları duvarların ve kontrol noktalarının ardındaki küçük yerleşim alanlarına hapsetmek, emekleriyle geçimlerini sağlamalarını engellemek, özgür sosyal, siyasi ve kamusal yaşamdan mahrum bırakmak ve bağımsızlıklarını ve ulusal kurumlarını kurmalarını engellemek için sistematik olarak askeri güç, askeri yargı ve askeri mahkemeyi kullandı. Bu politika Filistinlilerin yaşamının her alanına zarar vermekle kalmamış, aynı zamanda İsrail'deki Yahudi kamuoyunun gözündeki değerlerini de önemli ölçüde azaltmıştır.”

Toplu katliamı meşrulaştırmak

Rosenfeld'e göre İsraillilerin gözünde Filistinlilerin hayatlarının değersiz olmasının temelleri, İsrail’in işgalinin sona ermesi ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına dayanan barışa tamamen sırtını dönmesine, işgal altındaki toprakların askeri güç kullanılarak sonsuza kadar elde tutulabileceği görüşünün güçlenmesine ve komutanlarının ve askerlerinin temel uzmanlık alanı, işgal altındaki toprakları ve sakinlerini kontrol etmek ve her türlü Filistin direnişini bastırmak olan bir ordu yaratmasına dayanıyor.

Bu görevi çok uzun süre yerine getirmenin İsrail ordusunu kullandığı şiddeti tırmandırmaya ve bundan etkilenen Filistinlilerin sayısını artırmaya ittiğini söyleyen Rosenfeld, “Zorunluluk bahanesiyle Filistinlilerin kitlesel olarak öldürülmesinin gerekçesi İsraillilerin boğazından kolayca geçirildi” ifadelerini kullandı.

“Kahretsin, henüz yeterince öldürmedim”

Lindsman ise Filistinlilerin hayatlarının değeri ya da İsrail ordusunun Filistinli çocukları, kadınları ve sivilleri öldürmesinin ötesinde, ordunun Filistinlileri öldürmesinin meşrulaştırılması sorununun durdurulamaz hale geldiğini belirtti.

Lindsman, şöyle devam etti:

“Şu anda Gazze'de doyumsuz bir insan gibi savaşıyorlar. Kaygıyla hareket ediyorlar. Bu yüzden hiçbir askeri başarı ve ölüm, İsrail'e zafer duygusu getirmeyecek. ‘Savaş böyle bir şey' diyerek Gazze'deki soykırımı, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da dahil olmak üzere, sivillere verilen ağır kayıpları ve topyekûn yıkımı haklı göstermeye çalışıyorlar.”

Lindsman'a göre ‘savaş böyle bir şey’ demek sadece İsrail'e mahsus bir lüks ve Hamas'ın 7 Ekim'de gerçekleştirdiği eylemlere atıfta bulunmaya cüret eden herkes vatan haini ilan ediliyor.

Güvenlik odasında ve gaz odalarında ölüm

Lindsman, Gazzelilerin toplu katliamları karşısında İsraillilerin içinde bulundukları ruh halini şöyle tasvir etti:

“Eğer Gazze'de yaşananlar bir film olsaydı, bir arkadaşımız ayağa kalkar, elimizi tutar, omzumuzu sıvazlar ve bizi içinde bulunduğumuz trans halinden çıkarmak için şiddetle sarsarak ‘Yeter artık, o öldü’ derdi. Fonda ise ‘Kahretsin, henüz yeterince öldürmedim’ şarkısı çalardı.”

İsraillilerin ‘artık yeter’ ifadesini Gazze için kullanmayacaklarını söyleyen Lindsman, İsrail'in (Hamas lideri) Yahya es-Sinvar'ın ölümünden sonra savaşı sürdürmeye ve hatta İran'a doğru genişletmeye kararlı olmasının, İsrail'in kendisini durduracak iç güce sahip olmadığı hissini güçlendirdiğini vurguladı. İsrail’in nasıl duracağını bilmediğini belirten Lindsman’a göre İsrail şöyle diyor: “Kahretsin, henüz yeterince öldürmedim.”



Trump, UFO'lar ve uzaylı varlıklarla ilgili belgelerin yayınlanması emrini verecek

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AP)
TT

Trump, UFO'lar ve uzaylı varlıklarla ilgili belgelerin yayınlanması emrini verecek

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, federal kurumların UFO'lar ve uzaylı varlıklarla ilgili hükümet dosyalarını "tanımlamaya ve yayınlamaya" başlaması emrini vereceğini söyledi; bu, Amerikalıların on yıllardır talep ettiği bir adımdı.

Trump, Truth Social platformunda şunları yazdı: "Bu konunun yarattığı büyük ilgi göz önüne alındığında, Savunma Bakanı'ndan ve diğer ilgili bakanlık ve kurumlardan, uzaylı yaşamı, tanımlanamayan hava olayları ve uçan dairelerle ilgili hükümet dosyalarını belirleme ve yayınlama sürecini başlatmalarını isteyeceğim."

ABD Başkanı dün yaptığı açıklamada, selefi Barack Obama'nın bir podcast'te uzaylı varlıkların olduğundan rastgele bahsetmesiyle "gizli bilgileri" ifşa ettiğini iddia etmişti. Trump, Gürcistan gezisi sırasında Air Force One uçağında gazetecilere, "Konuşmayı sınırların dışına taşıdı... Bunu yapmamalıydı. Korkunç bir hata yaptı" dedi.

Cumartesi günü yayınlanan Brian Tyler Cohen ile yaptığı bir röportajda Obama'ya uzaylıların gerçek olup olmadığı soruldu. Obama şu yanıtı verdi: "Onlar gerçek ama ben onları görmedim ve 51. bölgede tutulmuyorlar. Büyük bir komplo olmadığı ve bunu Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'ndan gizlemedikleri sürece yeraltında bir tesis yok."

51.bölge, Nevada'da bulunan gizli bir Hava Kuvvetleri tesisidir ve bazıları burada uzaylı varlıkların kalıntıları ve düşmüş bir uzay gemisinin bulunduğunu tahmin etmektedir. Şerku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre 2013 yılında yayınlanan CIA arşivleri, buranın son derece gizli casus uçakları için bir test alanı olduğunu gösterdi.

Obama, pazar günü yaptığı bir paylaşımda, evrenin enginliği göz önüne alındığında uzaylı yaşamının olasılığının yüksek olduğunu belirterek, açıklamalarını netleştirdi. Ancak, aradaki muazzam mesafeler nedeniyle uzaylıların Dünya'yı ziyaret etme olasılığının düşük olduğunu ifade etti.

Perşembe günü, uzaylı yaşamına dair herhangi bir kanıt görüp görmediği sorulduğunda Trump, "Gerçek olup olmadıklarını bilmiyorum" diye yanıt vermişti.


İran’ndan Guterres'e: Askeri saldırıya maruz kalırsak kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz

İran güçleri Hürmüz Boğazı yakınlarında tatbikatta, (Reuters)
İran güçleri Hürmüz Boğazı yakınlarında tatbikatta, (Reuters)
TT

İran’ndan Guterres'e: Askeri saldırıya maruz kalırsak kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz

İran güçleri Hürmüz Boğazı yakınlarında tatbikatta, (Reuters)
İran güçleri Hürmüz Boğazı yakınlarında tatbikatta, (Reuters)

İran, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e yazdığı bir mektupta, askeri saldırıya maruz kalması halinde bölgedeki "düşman gücün" üslerini, tesislerini ve varlıklarını meşru hedefler olarak değerlendireceğini bildirdi.

İran'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği, dün gönderdiği mektubunda, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran hakkındaki açıklamalarının "askeri saldırı olasılığını çok gerçekçi bir şekilde gündeme getirdiğini" belirterek, İran'ın savaş istemediğini vurguladı. Mektupta, askeri saldırı durumunda İran'ın "kararlı bir şekilde" karşılık vereceği teyit edildi.


Danimarka, usulsüz kayıt nedeniyle İran bayraklı bir gemiyi alıkoydu

Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
TT

Danimarka, usulsüz kayıt nedeniyle İran bayraklı bir gemiyi alıkoydu

Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)

Danimarka denizcilik yetkilileri dün, ülkenin sularında demirlemiş olan İran bayraklı bir konteyner gemisinin, usulüne uygun olarak kayıtlı olmadığı gerekçesiyle alıkonulduğunu açıkladı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan verilere göre konteyner gemisinin adı "Nora" idi ve Komor Adaları bayrağı taşıyordu; ancak Danimarka yetkilileri Reuters'e e-posta yoluyla Komor Adaları'nın Kopenhag'a gemiyi kayıtlarında bulamadığını bildirdiğini söyledi.

Yetkililer, "Gemi, bayrak devleti Danimarka denizcilik yetkililerine tam olarak kayıtlı ve yetkilendirilmiş olduğuna dair kanıt sunana kadar alıkonulacaktır" diyerek, gemiyi serbest bırakmadan önce inceleyeceklerini belirterek, "Denetim, hava koşulları güvenli bir şekilde izin verdiğinde gerçekleştirilecek" ifadelerini kullandı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan verilere göre, "Noura" gemisi şu anda İran bayrağı altında seyrediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre haberi ilk duyuran Danimarka televizyon kanalı TV2, geminin çarşamba günü bayrağını Komor Adaları'ndan İran'a değiştirdiğini belirtti. Reuters, değişikliğin ne zaman gerçekleştiğini bağımsız olarak doğrulayamadı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan veriler, "Nora" gemisinin, ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırım listesinde yer alan ve daha önce "Cyrus" adıyla anılan bir konteyner gemisiyle aynı Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) numarasına sahip olduğunu gösteriyor.

IMO numaraları, isim veya bayrak değişikliklerinden bağımsız olarak değişmeden kalan kalıcı gemi tanımlayıcılarıdır.

Cyrus, ABD Yabancı Varlık Kontrol Ofisi'nin İran yaptırım programı kapsamında belirlenmiş olup, Londra Borsası Grubu'ndan elde edilen veriler, şirketin Argon Shipping ve Rail Shipping ile bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Reuters, Argon Shipping ve Rail Shipping şirketlerine yorum almak için ulaşamadı.

TV2, geminin son 25 gündür limanda demirli ve kullanılmadan beklediğini bildirdi.