Weimar ülkelerimizin koşullarını okuyor

Toplumlarımız şaşırma duygusunu kaybetme içinde boğuluyor.

İsrail'in dün gece düzenlediği yoğun hava saldırılarının ardından Beyrut'un güney banliyölerinde meydana gelen yıkımdan (Şarku’l Avsat)
İsrail'in dün gece düzenlediği yoğun hava saldırılarının ardından Beyrut'un güney banliyölerinde meydana gelen yıkımdan (Şarku’l Avsat)
TT

Weimar ülkelerimizin koşullarını okuyor

İsrail'in dün gece düzenlediği yoğun hava saldırılarının ardından Beyrut'un güney banliyölerinde meydana gelen yıkımdan (Şarku’l Avsat)
İsrail'in dün gece düzenlediği yoğun hava saldırılarının ardından Beyrut'un güney banliyölerinde meydana gelen yıkımdan (Şarku’l Avsat)

Rüstem Mahmud

Genel zayıflık, kurumların başarısızlığı, iç toplumların parçalanması, iç savaşlarda boğulma, çağdaş dünyada modern olandan uzaklaşma gibi pek çok ortak özelliğin yanı sıra, Sudan, Suriye, Yemen, Lübnan, Libya ve Irak gibi ülkeleri birleştiren şey, kültür, siyaset, sosyal ve ekonomi alanında elitlerinin yaşanan tüm bu korkunç durumun nedenlerine ikna edici açıklamalar getirememeleridir. Ek olarak, göreceli de olsa olup bitenlerin yükünü hafifletebilecek herhangi bir vizyon veya girişim sunmaktan aciz olmalarıdır. Herkes olan bitene tamamen teslim olmuş, umutsuzluk içinde ve kısmen de olsa bir “çözüm olmadığı” inancıyla dolu görünüyor.

Garip bir şekilde, altı ülke ve kendilerine farklı derecelerde benzeyen diğer ülkeler, özgün ve değerli iç çelişkilere ve çatışmalara dayanmıyor gibi görünüyor. Mesela Sudan gibi bir ülkede bu kanlı çatışmanın rasyonel sebebi nedir? Savaşanlar arasında ideolojik, siyasi, kültürel, etnik ve dini farklılıklar var mı? Savaşçılar, belirli bir kişi ya da askeri kurum etrafında toplanma dışında, her bakımdan aynı insan topluluklarından değil mi? Libya, Yemen, Irak ve diğer ülkelerde yaşanan şiddetli çatışmalar için de bu geçerli değil mi? Kan gölleri, farklı katliam ve savaş türleri ve sürekli çatışmalar, bunlardan herhangi bir şekilde kaçmanın imkansız olduğuna dair tam ve genel bir kanaatle güçleniyor. Dahası çatışan taraflar, kendisi için savaştıkları şeyi tanımlama veya çerçeveleme veya tüm bu coşkuyla peşinden koştukları şeyin herhangi bir değer veya anlam taşıdığını kanıtlama becerisine sahip değiller.

Marx'ın geleneksel dilini kullanırsak, ufukta her şeyi kuşatan, her ayrıntıya giren son derece büyük bir öcü beliriyor. Bu öcü, bu ülkelerin ve tüm bölgenin yaşadıklarının “toplam zamanı”dır. Olan biten her şey, kendilerini dört bir yandan kuşatan, bu ülkelerin genel sahnesinde etkili aktörlerin ve elitlerin türlerini kontrol eden bu “zamanın tiranlığı”nın ve dayatmalarının mantığına ve dinamizmine hazırlığı ve bağlılığı gösteriyor. Bunlar zamanın tiranlığına öyle bir tam teslim olmuşlardır ki zaman/öcü kuşatmasının pençeleri ve dayatmaları dışında pratik bir davranışı, politik bir tutumu veya ideolojik bir vizyonu uygulayamaz hale gelmişlerdir.

Bu ülkelerin bugününü ve geleceğini işgal eden toplam zaman, ülkeleri çevreleyen siyasi iklimler ve ekonomik, sosyal ve kültürel bağlamlardır. Bunlar öyle bir güce, varlığa ve etkinliğe sahipler ki, iç dinamikler ve bireysel girişimler görünmez bir marj haline gelirler. Sıklıkla kendisine empoze edilen genel yol dahilinde yönlendirilen itaatkar bir piyona dönüşürler.

Somut bir tanımlama ile toplam zaman, bu ülkelerin içlerine doğru ilerleyen ve her türlü kısıtlamadan kurtulmuş bir şekilde büyüyen bölgesel akıştır. Öyle ki, tıpkı eski imparatorlukların coğrafi sınırları ya da sömürgeci güçlerin sömürgeleri ile olan ilişkileri gibi, içinde meydana gelen her detayın ve dönüşümün özü ve kökeni haline gelmiştir. Buna şaşırtıcı miktarda iç çatırdamalar ve bunlarla birlikte dış dünyaya, özellikle de Batılı/modern dünyaya karşı anlaşılmaz bir düşmanlık ve yabancılaşma da eklenmektedir.

Yeni milenyumun başlangıcından bu yana, bu ülkeler içinde ordular ve hatta gizli uluslar kurabilen, bunların tüm lojistik, siyasi ve maddi ihtiyaçlarını karşılayabilen İran ve Türkiye'nin bölgesel genişlemesi yaşandı. Bunları zamanla, her türlü ulusal fikir birliğini ve bazı apaçık ve temel aksiyomları devirebilecek bir çekirdeğe ve tam bir dağıtma aracına dönüştürdüler. Bu aksiyomlar arasında iç barışın kaçınılmazlığı, başta dini ve mezhepsel olmak üzere sivil kimlikleri körükleyip açık ve mutlak çatışmalar için ideoloji olarak kullanmaya yönelmemek sayılabilir.

Bu bölgesel akış, yetmişli yılların başlarından bu yana devam eden tarihsel bir iç çöküşle aynı zamana denk geldi. Libya ve Sudan gibi ülkeleri Suriye, Irak ve Yemen gibi ülkelerle birleştiren husus, bunların halk meşruiyetinden tamamen yoksun rejimler tarafından yönetilen ülkeler olmalarıdır. Bu nedenle söz konusu rejimler, olağan sivil eşitsizliklere uzun uzun yatırım yaptı ve bunları kendi otorite yapısındaki yıpranmış noktaları dolduracak yapılara ve rezervlere dönüştürdü. İlgili ulusal muadillerine olan güvenini tamamen kaybedene kadar bu toplumsal yapılara yatırım yapmaya devam etti. Kendisini ya mutlak hükümdarı olarak görerek ya da başka gruplar tarafından mutlak olarak yönetiliyor görerek sıfır toplamlı denklemler temelinde hareket etmeye başladı.

Bunlara ek olarak bu ülkeler ve toplumları, dış dünyaya, özellikle de Batı dünyasına karşı korkunç derecede bir izolasyon ve düşmanlık içinde yaşadı. Batı sadece teknik buluşlar ve başarılar değil, bunun ötesine geçerek siyasi deneyimler, fikir türleri, eğitim kurumları, ekonomik modeller ve yaşam biçimleriydi. Bu ülkelerin toplumlarında temel olan, egemen rejimlerin ve üst elitlerin, vatandaşlarının hayatlarını son derece kötü ve sefil, tamamen dünya düzeyindeki eylem ve üretim merkezlerine, yani Batı'ya karşı anlaşılmaz bir düşmanlığa dayanan bir sözlük içerisinde uzun süre tekellerine almış olmalarıydı.

Modern dünya her an kendini aşarken, toplumlarımız şaşırma duygusunu kaybetmenin içinde boğuluyordu. Yüzyılın ortasında beyaz adama, onun başarılarına, fikirlerine ve kurumlarına, politikalarına karşı olsa bile duyduğu büyük hayranlık ve saygıdan kendisini tamamen koparıyordu. Şaşırma duygusunu kaybetmek, kalkınmayı ve koşullarımızı geliştirmeyi engelledi, çünkü toplumlarımız artık bizden başkaları tarafından üretilen ve sınıflandırılan hiçbir toplum, deneyim, tarih veya başarıdan etkilenmiyor ve onlara güvenmiyordu. Böylece bu toplumlarda tarihteki en kötü şey ortaya çıktı; kahramanlar, mitler ve cehenneme açılan kapı olan eril diktatörlüklerden başka hiçbir şey üretmeyen narsisizm.

Her biri, iç sahneyi çevreleyen ezici dinamikler ve iklimler selinin gölgesinde, iç koşulları düzeltmeye yönelik herhangi bir deneyin veya girişimin boşluğunu ve başarısızlığının kaçınılmazlığını kanıtlayan sayısız siyasi model bulunuyor.

Bir asır önce, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Almanya'da kurulan Weimar Cumhuriyeti, kendisini kaçınılmaz bir şekilde Nazizm'in içine düşmekten koruyamadı. Ulusal faşizm, özellikle Almanya gibi yaralı bir ulus için her yerde kalbi atan bir devdi. O zamanlar Avrupa'da neredeyse ideal olan bu demokratik cumhuriyetin sunduğu siyasi ve diğer özgürlükler, her yerden akın eden ve daha sonra her şeyi kendisiyle birlikte alıp götüren faşist eğilim yanında görünmez şeylerdi. Almanya'nın tarihine dair bir okuma, ülkelerimizin şu anda yaşadıklarını doğruluyor; sıfırcı iç çatırdamalar, dışarıdaki her şeye karşı yabancılaşma ve nefret ile birlikte bölgesel bir akış.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından  Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.