İsrail ve Hizbullah arasındaki savaşın uzun süreceğine dair işaretler ve göstergeler

İran-İsrail çatışması artık vekillerle değil, doğrudan ve başta Lübnan arenası olmak üzere çeşitli arenalarda yaşanıyor

İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)
İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)
TT

İsrail ve Hizbullah arasındaki savaşın uzun süreceğine dair işaretler ve göstergeler

İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)
İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi (AFP)

Denise Rahme Fahri

Ortadoğu’daki en karmaşık çatışmalardan biri İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmadır. Kurulduğu 1985 yılından bu yana İsrail'in Lübnan topraklarını güç kullanarak işgal etmesine direnmek için devlet dışı aktör olarak çalışan Hizbullah, İran bağlantılı Direniş Ekseni’nin bir parçası. Öte yandan gergin bölgesel ilişkilerin yanında dış müdahaleler, çatışmayı daha da karmaşık hale getiriyor.

Hizbullah ve İsrail arasındaki son savaş 2006 yılında gerçekleşti. Hamas Hareketi tarafından İsrail’e karşı 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu, Hizbullah'ı önceleri angajman kuralları çerçevesinde olmak üzere İsrail ile yeniden karşı karşıya getirdi. Ancak Hizbullah'ın 8 Ekim 2023 tarihinde başlattığı Gazze Şeridi’ne destek savaşı, İsrail'in 17 Eylül'de Hizbullah saflarına büyük zarar veren çağrı cihazlarının patlatılmasıyla gerçekleştirilen saldırısı ve ardından başta Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah olmak üzere doğrudan hedefli hava saldırılarıyla Hizbullah’ın üst düzey liderlerini öldürmesi sonucu daha da yoğunlaştı.

Ardından Lübnan'ın güneyinde ‘sınırlı ve lokal’ kara operasyonları düzenlediğini duyuran İsrail, Hizbullah'ın siyasi ve askeri liderlerini hedef almaya devam etti. Beyrut'un güney banliyöleri ile Bekaa Vadisi'ne ağır bombardımanlar düzenledi ve düzenlemeye devam ediyor. Buna karşın Hizbullah, İsrail’e roketler atmayı ve güneyde İsrail askerleriyle çatışmayı sürdürüyor. Hizbullah’ın yeni Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, Hizbullah’ın savaşmaya devam edeceğini, İsrail'in daha önce benzeri görülmemiş bir bedel ödeyeceğini ve 2006 yılında nasıl zafer kazandıysa şimdi de zafer kazanacağını ilan etti.

Çok sayıda askeri uzman, iki taraf arasındaki imkân eşitsizliğini ve İsrail'in hava kuvvetleriyle Hizbullah'a üstünlük sağladığını kabul etse de çoğu eylül ayında başlayan savaşın devam edeceğini ve uzun süreceğini düşünüyor. Peki, ama neden?

Emekli bir tuğgeneral, savaşın artan şiddet, yıkım ve yerinden edilen insan sayısıyla birlikte uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebileceğini söyledi (AFP)Emekli bir tuğgeneral, savaşın artan şiddet, yıkım ve yerinden edilen insan sayısıyla birlikte uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebileceğini söyledi (AFP)

Uzayan savaş

Birçok kişi bir ordu ile silahlı grup arasındaki uzun süre devam eden bu savaşın nedenlerinin karmaşık olduğuna ve siyasi, askeri ve sosyal faktörler barındırdığına inanıyor. Bu nedenlerin başında iki tarafın stratejik hedeflerinin farklı olması geliyor. Hizbullah'ın amacı toprak kazanmak ve işgal altındaki bölgeleri kurtarmak iken İsrail, ulusal güvenliğini korumaya ve silahlı gruplardan gelen tehditleri bertaraf etmeye çalışıyor. Hizbullah'ın İran tarafından desteklenmesinin ve İran'ın bölgedeki en önemli kollarından biri olarak görülmesinin yanı sıra birçok ülkeyle de bağları olması, çatışmanın kapsamını genişletip daha karmaşık hale getiriyor. Öte yandan İsrail ABD, Avrupa ve Batı ülkeleri tarafından güçlü bir şekilde destekleniyor. Hizbullah'ın İsrail ordusuna karşı gerilla savaşı taktiklerine başvurması, durumu daha da karmaşıklaştırıyor ve tüm bunlar, savaşın kesin zafer elde edilmeden uzun süre devam edeceği yönündeki tahminleri güçlendiriyor. Çatışmaların sivil bölgelere kayması, can ve mal kayıplarının yüksek olması, barışçıl bir çözüme ulaşılmasını zorlaştırırken, uluslararası toplumun çatışmayı sona erdirmek ya da barışçıl çözümlere ulaşmak için bugüne kadar etkili bir müdahalede bulunamaması da savaşın uzamasına neden oluyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu savaşın hedeflerini ülkesinin güvenliğini sağlamak, Hizbullah'ın askeri cephaneliğini yok etmek ve silahlanmasına karşı çalışmak olarak tanımlarken, Hizbullah tüm insani ve maddi kayıpları bir kenara bırakıp, sınıra ve ön hatlara odaklanıyor. Hizbullah aynı zamanda İsrail'in başlattığı kara harekatının başarısız olması, ağır kayıplar vermesi, İsraillilerin kuzeydeki evlerine geri dönmelerinin engellenmesi ve İsrail’in kendisini sınırdan uzak tutamaması halinde koyduğu hedeflere ulaşamamış olacağını ve bunun da zaferini ilan etmeye yeteceğini düşünüyor. Hizbullah’ın yeni Genel Sekreteri Şeyh Kasım’a göre şimdi söz sahada. İsrail, şimdiye kadar yüksek puanlar edindiyse de zafer kazanamadı. Hizbullah ise puan kaybetti ve ağır yara aldı ama yenilmedi. Dolayısıyla savaşın sonundan bahsetmek için henüz çok erken.

Askeri bakış açısıyla

Lübnan ordusundan emekli Tuğgeneral Ziyad el-Haşim hem İsrail’in hem de Hizbullah’ın askeri yöntemlerle ve güç kullanarak hedeflerine ulaşabileceklerine inandıklarını söyledi. İsrail’in savaştaki amacının İsrailli yerleşimcilerin kuzey bölgelerine geri dönmelerini sağlamak olduğunu belirten Haşim, “Ancak İsrail Başbakanı’nın, İsrail'in taleplerinden biri olarak eylül ayından önce ABD Başkanı'nın Özel Temsilcisi (Amos Hochstein) tarafından yürütülen ve İsrailli yerleşimcilerin kuzeydeki evlerine geri dönmelerini sağlamayı amaçlayan müzakereler sırasında, Lübnan'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararının uygulanması şartıyla resmen kabul ettiği ateşkesi henüz kabul etmemiş olmasının da gösterdiği üzere açıklamadığı hedefleri var” değerlendirmesinde bulundu. Emekli Tuğgeneral, İsrail’in ‘kenar köyler’ olarak bilinen sınırdaki köyleri füzelerle ve topçularla bombalayarak kapsamlı bir yıkım gerçekleştirdiğini belirtti.

Emekli Tuğgeneral Haşim, Hizbullah’la ilgili değerlendirmesinde ise şunları söyledi:

“Çağrı cihazları ve telsizlere yerleştirilen patlayıcıların infilak ettirilmesiyle gerçekleştirilen saldırı ve Genel Sekreteri ile diğer üst düzey liderlerine düzenlenen suikastlardan, destekleyici çevreyi oluşturan çok sayıda yerinden edilmiş insana ve 2006 savaşını üçe katlayan korkunç yıkıma kadar uğradığı büyük kayıplardan sonra, stratejisi, Gazze'yi desteklemekten önce ateşkes sağlamaya kaymış ve 1701 sayılı BMGK kararını üstü kapalı bir şekilde kabul etmiştir.”

Hizbullah'ın İsrail’e roket ve İHA’larla düzenlediği saldırıları iki hafta öncesine kıyasla iki katına çıkardığına dikkat çeken Haşim, Netanyahu'nun Hizbullah’ın roketlerini kuzeyden uzak tutma stratejisinin sonuç vermediğini söyledi. Haşim, Hizbullah’ın bunu yaparken düşman ordusunu ya doğrudan birebir çarpışmaya ve 2006 savaşına kıyasla kendi lehine sonuçlanacağına inandığı bir 'vuruşmaya' ya da İsrail'in ateşkesi kabul edip 1701 sayılı kararın uygulanmasıyla yetineceği bir siyasi düzeye itmeye çalıştığını vurguladı. Şimdiye kadar böyle bir durumun olmadığına işaret eden Haşim, dolayısıyla savaşın uzayıp şiddetin, yıkımın ve yerinden edilenlerin sayısının artacağı uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşebileceğinin altını çizdi.

İsrail'in savaş çabalarının ağırlık merkezinin güneyden, yani Gazze'den kuzeye, yani Lübnan'a kaydığını belirten emekli Tuğgeneral Haşim, İsrail’in bu sayede özellikle Gazze'deki savaş, büyük bir kara harekâtı ve Gazze'nin çoğunun yeniden işgali ile birlikte azami güç ve şiddet kullanımıyla net bir ana çaba olmaksızın münferit muharebe operasyonlarına dönüştüğünden ve bu yüzden güç ve çaba yoğunlaşması gerektirmediğinden Hizbullah’la olan savaşa odaklanabileceğini vurguladı.

Netanyahu'nun, Hizbullah'ın kuzey sınırında konuşlanmayacağına dair açıklamalarının, nispeten büyük kayıplara rağmen çatışmaların devam edeceğine işaret ettiğini düşünen Haşim, özellikle de düşman Lübnan'a karşı şimdiye kadar dört tümeni seferber etmişken, bu tümenlerin tam potansiyelleriyle kullanılmadığını, müfreze ve bölük seviyesinden bazen bir tabur seviyesine kadar küçük birliklerin kullanıldığının gözlemlendiğini, yani bu tümenlerin katıldığı büyük bir kara harekâtına tanık olmadığımızı kaydetti.

Haşim’e göre İsrail'in İran'a yönelik ‘M’ tepkisi olarak tanımlanabilecek, yani askeri hedeflerin bilinçli olarak seçildiği, ABD ile koordine edildiği, boyutunun sınırlı olduğu ve bölgesel bir savaşın fitilini ateşlemeyecek şekilde tasarlandığı misillemesi, onun Lübnan cephesine odaklamasına olanak sağladı. ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İsrail yanlısı lobilerin oylarını almak için İsrail’i desteklemesi ve Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Donald Trump’ın İsrail’in işini tamamlamasını ve yapılması gerekeni yapmasını istemesi nedeniyle İsrail’in başkanlık seçimleri dönemindeki ABD'nin iç siyasetinden faydalandığını düşünen Haşim, İsrail’in böylece savaşın büyük bir bölgesel savaşa dönüşmesini engellemek isteyen ABD'nin baskısından kurtulmuş olduğuna dikkati çekti.

Haşim, eğer ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, seçimleri kazanır ve selefinin davranışlarından uzaklaşan politikalar izlemek isterse ve İsrail'e güvenlik garantileri, ekonomik teşvikler ve (Hindistan ile ticaret hattı gibi) özendirmeler ile hatta normalleşme süreçlerinin tamamlanması karşılığında savaşı sona erdirecek anlaşmaları kabul etmesi için baskı yaparsa savaşın sona ermesi şansı olabileceğini düşünüyor.

Gözlemciler, İsrail tarafının sınır köyleri olarak bilinen sınır boyundaki köyleri yok ettiğini söylüyor (Sosyal medya siteleri)Gözlemciler, İsrail tarafının sınır köyleri olarak bilinen sınır boyundaki köyleri yok ettiğini söylüyor (Sosyal medya siteleri)

İsrail-İran savaşı

Savaşın uzun süreceği hipotezini güçlendiren en önemli nedenler, 2006 savaşı ile bugün arasındaki temel fark olarak, İsrail-İran çatışmasıyla doğrudan bağlantılı ve İran-İsrail çatışmasının artık vekiller aracılığıyla değil doğrudan olmasının yanında, bu savaşın başta Lübnan arenası olmak üzere çeşitli arenalarda yaşanması.

Şarku'l Avsat'ın  Indepenedent Arabia'dan  aktardığı analize göre Ortadoğu Stratejik İlişkiler Enstitüsü Direktörü Dr. Sami Nadir, “Çatışmanın Hamas açısından farklı bir boyut kazandığı doğru ama İran, müttefikinin Gazze'de kendisiyle koordinasyon içinde olmadan yürüttüğü savaşa yatırım yapmak için sıraya girmekte gecikmedi ve bu zaferden pay almak istedi” yorumunda bulundu.

Nadir, İsrail’in bu savaşın ilk stratejik hedefinin, zamanı 7 Ekim öncesine döndürmenin ve özellikle de Arap ülkeleriyle ve İsrail arasındaki normalleşme sürecini canlandırmanın yanında, Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında yanında taşıdığı yeni haritayı çizmek olduğunu söyledi. Nadir’e göre Arap ülkeleriyle ve İsrail arasındaki normalleşme projesinin önündeki başlıca düğüm, 2008 yılında ABD'nin Irak'tan tek taraflı olarak çekilmesiyle başlayan ve İranlıların boşluğu doldurmasına olanak tanıyan İran yayılmacılığı ve Arap-İsrail yakınlaşmasına karşılık, Arapların Tahran'a karşı öfkesinin artmaya başlamasıydı. Projenin önündeki ikinci düğümün ise İran'ın kendisini bölgesel bir güç olarak dayatmasıyla ile ilgili olarak İran’ın nükleer programı meselesi olduğunu belirten Nadir, İran nükleer bir devlet olmaya çalıştığı ve bunu engellemeyi sadece İsrail değil, ABD'nin başını çektiği Batılı ülkelerinin de istemesinden dolayı bugün meselenin bir düğüme dönüştüğünü ifade etti. Ortadoğu Stratejik İlişkiler Enstitüsü Direktörü Dr. Nadir, Gazze Şeridi’ndeki savaş başladığında bile gündeme gelmeyen başlıca meselenin 2005 yılından bu yana askıda olan İran’ın nükleer programı meselesi olduğunun altını çizdi.

Nadir, İran'ın yayılmacı projesine, ancak Direniş Ekseni karşısında Teknolojik Askeri Entegrasyon olarak adlandırılabilecek bir proje ile Arap ülkeleri ve İsrail arasında yeni bir normalleşme alanı oluşturarak karşı koyulabileceğini düşünüyor.

Ortadoğu Stratejik İlişkiler Enstitüsü Direktörü, son olarak şunları söyledi:

“İsrail, İran'ın iç kesimlerinde hava üslerini, petrol, ekonomik, nükleer ve askeri tesislerini rahatça hedef alarak İran rejimini tehdit edebileceğini gösterdi. Dolayısıyla İran’ın rejimini kurtarması için bölgedeki kollarını terk etmekten başka yapabileceği bir şey kalmadı.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Indpendent Arabia’dan çevrilmiştir.



Trump: İran çöküyor ve Hürmüz Boğazı'nın hızla yeniden açılmasını istiyor

İranlı bir kadın, dün Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda "Hürmüz Boğazı hâlâ kapalı" yazan dev bir reklam panosunun önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın, dün Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda "Hürmüz Boğazı hâlâ kapalı" yazan dev bir reklam panosunun önünden geçiyor (AFP)
TT

Trump: İran çöküyor ve Hürmüz Boğazı'nın hızla yeniden açılmasını istiyor

İranlı bir kadın, dün Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda "Hürmüz Boğazı hâlâ kapalı" yazan dev bir reklam panosunun önünden geçiyor (AFP)
İranlı bir kadın, dün Tahran'ın merkezindeki Devrim Meydanı'nda "Hürmüz Boğazı hâlâ kapalı" yazan dev bir reklam panosunun önünden geçiyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın Washington’a “çöküş halinde” olduğunu bildirdiğini ve Hürmüz Boğazı’nın “hızla açılmasını” istediğini açıkladı. Ancak Trump, İran’ın nükleer dosyanın görüşülmesini erteleyip önceliği savaşın sona erdirilmesi ve yaptırımların kaldırılmasına veren önerisine ilişkin tutumunu netleştirmedi.

Bir ABD’li yetkili dün yaptığı açıklamada Trump’ın söz konusu öneriden memnun olmadığını belirtirken, Dışişleri Bakanı Marco Rubio da teklifi reddetti. Rubio, “nükleer meselenin” krizin temelini oluşturduğunu vurgulayarak, Tahran’ı zaman kazanmaya çalışmakla suçladı. Hürmüz Boğazı’nın açılmasının İran’ın uluslararası su yollarında izin verme ya da geçiş ücreti talep etme hakkı olduğu anlamına gelmediğini belirten Rubio, boğazın kullanılmasını “dünya için ekonomik nükleer silah” olarak nitelendirdi.

Arabuluculuğa yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a Pakistan’ın, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Moskova’dan Tahran’a dönerek rejim liderleriyle yaptığı istişarelerin ardından birkaç gün içinde revize edilmiş bir İran önerisi beklediğini aktardı. Aynı kaynaklar, Rehber Mücteba Hamaney ile iletişim kurmanın zor olduğuna dikkat çekti.

ABD ordusunun, yaptırımların baskısı altında İran’a ait petrol tankerlerini geri çevirdiği ve Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş trafiğinin azaldığı bildirildi. İran hükümet sözcüsü Fatıma Muhacerani ise Tahran’ın 2024 seçimlerinden beri yaptırımlara hazırlandığını ve Körfez limanlarına bağımlı olmayan alternatif güzergâhlar kullandığını ifade etti.


Birleşmiş Milletler, Sudan HDK komutanının kardeşine yaptırım uyguladı

Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Dagalo'nun (Hemedti) (Arşiv-AP)
Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Dagalo'nun (Hemedti) (Arşiv-AP)
TT

Birleşmiş Milletler, Sudan HDK komutanının kardeşine yaptırım uyguladı

Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Dagalo'nun (Hemedti) (Arşiv-AP)
Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Dagalo'nun (Hemedti) (Arşiv-AP)

Birleşmiş Milletler (BM), dün Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) komutanının küçük kardeşi olan Algoney Hamdan Dagalo Musa ile birlikte, Sudan’da savaşmak üzere Kolombiyalı eski askerleri işe almakla suçlanan üç Kolombiyalı paralı askere yaptırım uyguladı.

BM nezdindeki Birleşik Krallık Misyonu tarafından yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yaptırımları ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın önerisiyle kabul ettiği bildirildi.

Yaptırım listesinde Algoney Hamdan Dagalo Musa’nın, HDK adına silah ve askerî teçhizat temin etme faaliyetlerini yönettiği ifade edildi.

Ayrıca Alvaro Andrés Quijano Becerra, Claudia Viviana Oliveros Forero ve Mateo Andrés Duque Botero isimli üç kişinin de yaptırım kapsamına alındığı ve bu kişilerin eski Kolombiyalı askerlerin Sudan’daki çatışmalara katılması için kilit rol oynadığı belirtildi.

BM açıklamasına göre video ve fotoğraf kanıtları, söz konusu kişilerin HDK’ye taktik ve teknik destek sağladığını, piyade, topçu, drone operatörü ve araç kullanımı gibi alanlarda görev aldıklarını ve hatta çocuklara savaş eğitimi verdiklerini ortaya koydu.

ABD, Birleşik Krallık ve Fransa şubat ayında, el-Faşir kuşatması sırasında işlenen ihlaller nedeniyle HDK’nın dört üst düzey komutanına yaptırım uygulamıştı.

Kolombiyalı paralı askerlerin Hartum, Omdurman, Kordofan ve El-Faşir dahil olmak üzere Sudan’ın çeşitli bölgelerindeki çatışmalarda yer aldığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın yardım kuruluşlarından aktardığına göre Sudan ordusu ile HDK arasında üç yıldır süren savaş, dünyanın en ağır insani krizlerinden birine yol açtı.

Nisan ayında ABD, HDK için Kolombiyalı eski askerlerin işe alınmasında rol oynadıkları gerekçesiyle beş şirket ve kişiye daha yaptırım uygulamış ve yüzlerce eski Kolombiyalı askerin HDK’ye destek vermek üzere Sudan’a gittiğini açıklamıştı.


Ultra-Ortodoks Yahudiler, zorunlu askerlik uygulamasına karşı protesto amacıyla İsrail askeri polis şefinin evini bastı

Zorunlu askerlik hizmetine karşı çıkan ultra-Ortodoks bir Yahudi protestocu, (AFP)
Zorunlu askerlik hizmetine karşı çıkan ultra-Ortodoks bir Yahudi protestocu, (AFP)
TT

Ultra-Ortodoks Yahudiler, zorunlu askerlik uygulamasına karşı protesto amacıyla İsrail askeri polis şefinin evini bastı

Zorunlu askerlik hizmetine karşı çıkan ultra-Ortodoks bir Yahudi protestocu, (AFP)
Zorunlu askerlik hizmetine karşı çıkan ultra-Ortodoks bir Yahudi protestocu, (AFP)

İsrail’de zorunlu askerliğe karşı çıkan bir grup vicdanî retçi ultra-Ortodoks Yahudi, dün İsrail askeri polis şefinin evine baskın düzenledi ve yoklama çağrılarına uymayanlara yönelik cezai tedbirleri protesto etmek için bahçesinde oturma eylemi yaptı.

Bu gelişme, İsrail Yüksek Mahkemesi’nin pazar günü devlete, askerlikten kaçınan ultra-Ortodoks Yahudilere sağlanan mali ayrıcalıkları durdurma ve haklarında cezai soruşturmalar başlatma kararı vermesinin ardından geldi.

Söz konusu eylem, askeri ve siyasi liderlikten sert tepkiler aldı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, onlarca protestocunun Yuval Yemin’in Aşkelon’daki evinin bahçesinde slogan attığı görülürken, Yemin’in olay sırasında ailesiyle birlikte evde olduğu ifade edildi.

Başbakan Binyamin Netanyahu, “Askeri polis başkanına yönelik vahşi ve şiddet içeren saldırıyı şiddetle kınıyorum ve sorumlular hakkında kararlı adımlar atılmasını istiyorum” dedi.

Savunma Bakanı Yisrael Katz ise Yemin’in evine “ailesi içerideyken kasıtlı şekilde girilmesini” kınayarak, güvenlik güçlerine yönelik her türlü girişimin “kırmızı çizginin aşılması” anlamına geldiğini vurguladı.

Ultra-Ortodoks Yahudiler, İsrail’in 1948 yılında kuruluşundan bu yana dini eğitimle meşgul olmaları şartıyla zorunlu askerlikten muaf tutuluyordu. Ancak mahkeme son yıllarda bu istisnayı sık sık tartışmaya açtı ve 2024’te hükümeti bu grubu askere almaya zorlayan bir karar verdi.

Buna rağmen Netanyahu’nun iktidarda kalmak için ultra-Ortodoks partilerin desteğine ihtiyaç duyması, bu muafiyetin kaldırılmasına karşı çıkmasına yol açıyor.

Ultra-Ortodoks (Haredi) toplumu, İsrail’deki Yahudi nüfusun yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturuyor ve askerlik çağında yaklaşık 66 bin erkek bulunuyor. Son mahkeme kararıyla birlikte, bu gruba yerel vergiler, toplu taşıma ve çocuk bakımında sağlanan mali desteklerin de fiilen kesilmesi öngörülüyor.