Trump ve Ortadoğu'nun ABD dış politikasındaki yeri

“Proje 2025”, ABD'nin bölgedeki müttefiklerinin İran'ı caydırmada daha büyük bir rol oynaması gerektiğini belirtiyor

Görsel: Nigel Buchanan
Görsel: Nigel Buchanan
TT

Trump ve Ortadoğu'nun ABD dış politikasındaki yeri

Görsel: Nigel Buchanan
Görsel: Nigel Buchanan

Robert Ford

‘Trumpizm’in tek bir tanımı bulunmuyor. Donald Trump'ın kendisi de bir entelektüelden ziyade, kişisel yargılarına dayanarak doğaçlama kararlar almayı ve eylemlerde bulunmayı seven bir adam. Bununla birlikte Trumpizm bir harekettir. Öyle ki artık kendi içinde bir siyasi partiye dönüşmüş durumda. Şiddetle Trump’ı destekleyen bu hareket, başkanlık seçimlerini kazanması halinde Trump'ın kendilerine vereceği fırsatı kullanarak ABD’yi elli yıl önceki toplum haline getirmeyi amaçlayan entelektüelleri de barındırıyor.

Anne, baba ve çocuklardan oluşan geleneksel aile kavramını yeniden vurgulamayı istiyorlar. Evanjelik Hıristiyanlar tarafından desteklenen bu geleneksel aile anlayışının yanı sıra Trumpist entellektüeller, özel imalat ve endüstriyel süreçlerin yurtdışından, özellikle de Çin'den yeniden ABD'ye getirilmesini sanayileşmiş Amerikan ekonomisini canlandırmayı hedefliyorlar. Bunun istihdam sayısını ve maaşları arttıracağına inanıyorlar. Aynı zamanda Trump ve Cumhuriyetçi Parti, küçülen Amerikan orta sınıfının korkularını yansıtarak göçü önemli ölçüde yavaşlatmayı planlıyor. Göçmen işçileri ekonomiden kısmen çıkarmak istiyorlar. Çünkü bu işçilerin oranını azaltmanın ABD vatandaşlarının maaşlarını yükselteceğine inanıyorlar.

xcdfgthy
Çin savaş gemisi Luoyang 3, Tayvan Boğazı'nda ABD destroyeri USS Chung Hoon'a yakın seyrediyor, 3 Haziran 2023 (Reuters)

Bu stratejistler dış politikada barışı ‘güç yoluyla’ sağlamanın ve potansiyel düşmanları caydırabilecek önemli bir askeri ve ekonomik güce sahip olmanın önemini vurguluyorlar. Trump’ın önceki yönetiminde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi olan Richard Goldberg, geçtiğimiz temmuz ayında Fox News'e verdiği demeçte, gözlemcilerin Donald Trump'ın popülist söylemini izolasyonizm ya da güç kullanma isteksizliği ile karıştırmamaları gerektiğini söyledi. Goldberg, İran Trump'ı test etmek istediğinde General Kasım Süleymani'nin başına gelenleri hatırlattı.

Trump'ın dış politikasının temelleri

Trump ve uzun süredir birlikte çalıştığı danışmanları, seçim kampanyalarında Çin'i her zaman ABD'nin ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak gördüler. Trump'ın bir önceki yönetimde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini üstlenen son isim olan Robert O'Brien, geçtiğimiz haziran ayında CBS News'e yaptığı açıklamada, Çin'in ABD'nin en büyük ulusal güvenlik önceliği olduğunu söyledi. O'Brien, ABD’nin en önemli ulusal güvenlik önceliğinin Çin'in Tayvan'ı işgal etmesini önlemek olduğunu vurguladı. Fox News'e konuşan Goldberg de bunu vurgulamış ve Trump yönetiminin, ‘ABD’nin Çin Komünist Partisini yenebilmesini sağlamak’ ve Çin'in küresel nüfuzunu sınırlamak için yapay zeka ve uzay silahları gibi ileri teknolojileri de dahil ederek ABD ordusunu güçlendireceğini ve modernize edeceğini söylemişti.

Trump'ın danışmanları ve Kongre'deki Cumhuriyetçiler, Çin'le mücadeleye öncelik vermelerine rağmen İran'ı büyük bir sorun olarak görüyorlar.

O dönem Trump da sık sık ABD’nin müttefiklerinin ortak savunma için askeri güçlerine daha fazla harcama yapmaları gerektiğini savundu. O'Brien CBS'e konuşurken “Amerikan vergi mükellefleri tek başına Çin'i caydıramaz” dedi. ABD’nin büyük bir bütçe açığı ve başka sorunları olduğunu ifade eden O'Brien, bundan dolayı Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi ülkelerin Çin'i caydırmak için daha fazlasını yapmaları gerektiğini, Avrupa ülkelerinin de aynı şeyi Rusya’ya karşı yapmaları gerektiğini vurguladı. Buna Ukrayna'ya yönelik askeri yardımların arttırılmasının da dahil olduğunu ifade eden O'Brien, “Çünkü Rusya Avrupa'nın arka bahçesinde Ukrayna ile savaşıyor” diye vurguladı.

Ortadoğu'ya yansımaları

Aynı mantık Ortadoğu için de geçerli. Trump’ın yeni yönetimi için büyük ölçüde Trump’ın eski yönetimde yer alan yetkililer tarafından hazırlanan ve 2022 yılında Trump tarafından övülen kapsamlı bir plan olan Proje 2025, ABD’nin bölgesel ortaklarının İran'ı caydırmada daha büyük bir rol üstlenmesini öngörüyor. Proje 2025'in savunma stratejisinin büyük bölümünü yazan ve Trump'ın 2020 yılında sona eren yönetiminin son savunma bakanı olarak görev yapan Chris Miller, Körfez ülkelerinin bireysel ve toplu olarak ‘kıyı, hava ve füze savunmasında liderliği ele almaları’ tavsiyesinde bulundu. Bu sayede Çin'e karşı Asya'ya konuşlandırılacak yeterli sayıda ABD askerinin mevcut olacağını belirten Miller, Washington’ın aynı zamanda, savunmalarını güçlendirmek için bölgesel müttefiklerine daha gelişmiş askeri ekipman satması gerektiğini, bunun ABD sanayisine fayda sağlayacağını kaydetti.

Bu yaklaşım, örneğin Trump'ın 2019 yılında, Suudi Arabistan'a Yemen'deki askeri harekatı sırasında ABD’den askeri destek verilmesini engelleyecek yasayı veto etme kararını haklı çıkarıyor. (Kamala Harris, ABD Senatosu’nda Suudi Arabistan'a silah satışlarını engelleyen yasa lehinde oy kullanmıştı)

İran ile çatışma

Ancak Trump'ın danışmanları ve Senato’daki Cumhuriyetçiler, Çin'le mücadeleye öncelik vermelerine rağmen İran'ı büyük bir sorun olarak görüyorlar. Trump, geçtiğimiz temmuz ayında Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde yaptığı konuşmada, İran'ın nükleer silah üretmeye yaklaştığını, geçtiğimiz nisan ayı itibariyle 230 milyar dolardan fazla nakit rezervi olduğunu ve İran'ın arka bahçesi haline gelen Irak'ın da 300 milyar doları kontrol ettiğini iddia etti.

Trump’ın ekibi, ilk yönetim döneminde bürokrasinin, projelerinin çoğunu engellediğine inanıyor. Seçimleri kazandıklarında, ‘derin devlet’ olarak adlandırdıkları yapıyla mücadele etmek için çalışacaklarına şüphe yok.

Cumhuriyetçiler, İran'a daha güçlü yaptırımlar uygulanması çağrısında bulunurken, Proje 2025'in diplomatik stratejisi ülkede özgürlüğün yeniden tesis edilmesi için ‘İran halkını’ desteklemeye çağırıyor. Yeni Trump yönetimini Ortadoğu'yu terk etmemeye çağıran proje, ABD'nin liderlik rolünü terk etmesi halinde bölgenin ‘daha fazla kaosa sürüklenebileceği ya da ABD’nin düşmanlarının kurbanı olabileceği’ uyarısında bulunuyor. Proje, İran'ı caydırmak için Çin'in saldırganlığına karşı koymayı amaçlayan ABD, Japonya, Güney Kore ve Hindistan arasında yapılan ittifaka benzer yeni bir dörtlü ittifak kurulmasını öneriyor. Söz konusu öneride dörtlü ittifak İsrail, Mısır, Körfez ülkeleri ve ABD'den oluşuyor.

sadfrgt
Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo (ortada) Mısır'ın yeni idari başkentinde yeni açılan el-Fettah el-Alim Camii'ni gezerken gazetecilere konuştu, 10 Ocak 2019 (AFP)

Burada Mike Pompeo yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı'nın 2018-2019 yıllarında bölge ülkelerinden oluşan böyle bir ittifak kurmaya çalıştığını, ancak kamusal bir koalisyon oluşturma konusunda çok az ilerleme kaydettiğini hatırlamak faydalı olabilir.

İsrail'e daha güçlü destek

Trump'a geçtiğimiz nisan ayında Time dergisine verdiği bir röportaj sırasında, İsrail'i korumak için savaşa girip girmeyeceği soruldu. Trump’ın yanıtı “İsrail'e her zaman çok sadık oldum. İsrail'i koruyacağım” oldu. Mart ayında İsrail hükümetini Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşta azami güç kullanmadığı için eleştiren ve itidalli olmaktan vazgeçmesini isteyen Trump, İsrail'in halkla ilişkiler savaşını kaybettiğini ve askeri çabalarını artırması gerektiğini de sözlerine ekledi. Senato'daki Cumhuriyetçiler ve Evanjelik Hıristiyanlar, İsrail'in Hamas'ı ortadan kaldırma hedefini güçlü bir şekilde destekliyor ve İsrail'e daha fazla siyasi ve askeri destek verilmesini istiyorlar. Proje 2025'in diplomatik stratejisine göre Washington, İsrail'i İran'ın yanı sıra Hamas, Hizbullah ve İslami Cihad Hareketi gibi vekillerine karşı kendini savunabilmesini desteklemeli.

Bu arada, Biden yönetiminin İsrail ve Filistinliler arasında iki devletli bir çözüme verdiği sözlü desteğin aksine Trump, Time dergisine verdiği röportajda iki devletli çözüm olasılığına şüpheyle yaklaştığını belirtti. Şu an bu fikri beğenenlerin sayısı dört yıl öncesine göre daha az olduğunu söyleyen Trump, şüphecilerin kimler olduğuna değinmezken çözüme giden alternatif bir yol önerisinde de bulunmadı. (Trump’ın Damadı Jared Kushner, mart ayında İsrail'in Gazzelileri Necef Negev Çölü’ne yerleştirmesi gerektiği ve Gazze sahilindeki mülklerin son derece değerli olabileceği yönündeki görüşünü paylaşmıştı.)

Öte yandan Trump'ı ilk tebrik eden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu oldu. Netanyahu, dün sabaha karşı X platformundaki hesabından şunları yazdı:

“Sevgili Donald ve Melania Trump, tarihin en büyük geri dönüşünü kutluyoruz. Beyaz Saray'a tarihi dönüşünüz, ABD için yeni bir başlangıç ve İsrail ile ABD arasındaki büyük ittifaka güçlü bir yeniden bağlılık sunuyor. Bu çok büyük bir zafer.”

Türkiye ve Suriye

Burada Proje 2025’in diplomatik stratejisinin, Filistin Yönetimi ile ilişkilerin azaltılmasını önerdiğini, ancak Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesini teşvik ettiğini belirtmekte fayda var. ABD, Rusya ve Çin arasındaki küresel rekabette ABD'nin Türkiye'nin Batı kampında kalmasını sağlaması gerektiği vurgulanan planda bunun için Ankara’nın ‘bekasına yönelik tehdit oluşturduğuna inandığı’ YPG/PKK'ya desteğini keseceğine dair Washington ile bir anlaşmaya varması gerekebileceği kabul ediliyor.

Trump, 2018 yılında DEAŞ’ın son kalesinin de ele geçirilmesinin ardından Suriye'nin doğusunda konuşlu tüm ABD birliklerini geri çekmek istedi. Ancak Dışişleri Bakanlığı ve savunma yetkilileri, bugün hala orada bulunan ABD askerlerinin sayısını azaltmanın yol açacağı zorluklar konusunda onu ikna etti.

Trump ekibini kimlerden oluşturacak?

Trump’ın ekibi, ilk yönetim döneminde projelerinin bazılarının bürokrasisi tarafından engellediğine inanıyor. Bu yüzden yeni dönemde Trump'a ‘sadık olmayan’ ve Trump'ın planlarını hızla uygulamayı reddeden binlerce hükümet çalışanını işten çıkararak ‘derin devlet’ dedikleri yapıyla mücadele etmeye çalışacaklarına şüphe yok. İşçi sendikalarının kamu çalışanlarını işten çıkarma hamlelerine karşı mahkemelerde dava açması normal olsa da Trump’ın ekibi stratejilerinin mahkemeleri kazanmalarını sağlayacağından emin.

Mike Pompeo, Trump'ın kabinesine girmeyi başarırsa, karakterinin ve deneyiminin onu etkili bir isim haline getireceği kesin. Pompeo, Çin'le yüzleşmek bir yana, İran'a karşı özellikle katı bir yaklaşımı savunabilir.

Sadakat takıntısıyla bilinen Trump'ın kabinesinde kimlerin yer alacağı konusunda şimdiden spekülasyonlar yapılmaya başladı. Trump’ın bir adayın sadakatine ilişkin algısının, kararlarında birincil faktör olacağı kesin. Trump aynı zamanda ani kararlar vermesiyle de tanınıyor, bu yüzden kabinesine kimleri seçeceğini kestirmek zor. Basında yer alan haberlere göre Trump'ın sevdiği ve güvendiği pek çok isim var. Dışişleri Bakanı olarak atanmadan önce 2017-2018 yıllarında Trump döneminde Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) direktörlüğünü yapan Mike Pompeo, Trump yönetiminin Savunma Bakanlığına aday olabilecek bir isim olarak değerlendiriliyor. Eğer Pompeo, Trump'ın kabinesine girmeyi başarırsa, karakterinin ve deneyiminin onu etkili bir isim haline getireceği kesin. Pompeo, Çin'le yüzleşmek bir yana, İran'a karşı özellikle katı bir yaklaşımı savunabilir. Pompeo'nun pratik bir yönü de var.

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi konusunda Trump'ın talimatıyla Taliban'la müzakereleri yürüten de Pompeo’ydu.

Basında yer alan haberlere göre Trump yönetiminde Savunma Bakanlığı görevini üstlenen son isim olan Chris Miller da bu görev için potansiyel bir aday olabilir. Burada Miller'ın Proje 2025'teki savunma stratejisini yazan kişi olduğu belirtilmeli. Dışişleri Bakanlığı konusunda ise adaylardan biri önceki Trump yönetiminin Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’nı yapan son isim olan Robert O'Brien. Politico dergisinde ocak ayında yayınlanan bir makalede O'Brien'ın Dışişleri Bakanı olmayı çok istediği belirtildi.

O'Brien, Trump’ın önceki yönetiminde Cumhuriyetçi Partili politikacılara danışmanlık yapmış ve Ulusal Güvenlik Konseyi'ne geçmeden önce Türkiye’de tutuklu bulunan ve Yemen'de alıkoyulan Amerikalıların serbest bırakılmasında müzakereci olarak başarılı işler çıkarmıştı.  O'Brien, basına verdiği demeçlerde Çin'in yarattığı tehdidin altını çizmişti.

O'Brien, ABD'nin NATO'dan ayrılmayacağını ancak Avrupa ülkelerinin harcamalarını arttırması ve Ukrayna'ya yardımda daha büyük bir rol oynaması gerektiğini vurgulamasıyla biliniyor. Yine basındaki haberlere göre Dışişleri Bakanı ya da Hazine Bakanı olmak isteyen bir diğer isim ise Trump döneminde ABD’nin Tokyo Büyükelçiliğini yapan Senatör Bill Hagerty. Trump, 2020 ABD Senato Seçimleri esnasında Hagerty'ye seçim kampanyasında yardımcı olmuştu.

Kesin olan bir şey varsa o da bu adamların, Trump'ın Çin’e ve İran'a karşı katı bir tutum sergilenmesi ve İsrail'in güçlü bir şekilde desteklenmesi yönündeki direktiflerini takip etmekte hiç tereddüt etmeyecekleri. Müttefikleri, dostları ve ortaklarıyla ticari faaliyetlerin yanı sıra ABD'nin Avrupa, Asya ve Ortadoğu'daki askeri konuşlanmalarının maliyetleri konusunda zorlu pazarlıklar yapacaklar. Hiçbiri ciddi bir meydan okumayla karşılaştıklarında düşmanlarına karşı hızla karşılık vermekten kaçınmayacak. Çok sayıda Amerikan askerinin geniş çaplı ve pahalı bir askeri operasyona dahil olabileceği büyük bir savaşa girme konusunda daha temkinli davranacaklar.

Bu görüş, Proje 2025’in beyni Heritage Vakfı Başkanı Kevin Roberts tarafından da dile getirilmişti. Roberts, Trump’ın yeni yönetiminin ‘ABD’nin hazinesinde büyük açıkların olmasını ya da Amerikan kanının dökülmesini haklı çıkarmayacak savaşların içine çekilmeme konusunda dikkatli olması gerektiği’ uyarısında bulundu.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kaostan kontrole... Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'ı nasıl yeniden şekillendirdi?

Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
TT

Kaostan kontrole... Trump, 2025 yılında Beyaz Saray'ı nasıl yeniden şekillendirdi?

Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)
Senatör Ted Cruz ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick, 11 Aralık 2025 tarihinde Beyaz Saray'da yapay zekâ ile ilgili bir başkanlık kararnamesini açıklayan Başkan Donald Trump'ın yanında duruyorlar. (AP)

Beyaz Saray, artık yalnızca yürütme kararlarının alındığı bir merkez olmaktan çıktı; Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılı boyunca sert milliyetçi politikaların kalesine dönüştü. Bu süreçte Trump, ABD’nin iç ve dış politikasını yeniden şekillendirmeye yöneldi. Yürütme erkini yasama ve yargı organları pahasına güçlendirmekle yetinmeyen Trump, Beyaz Saray’ın kurumsal yapısında ve kullandığı araçlarda köklü değişiklikler yaptı; ilk döneminden çıkardığı derslerden yararlanarak daha düzenli, zaman zaman ise daha saldırgan bir gündem dayattı.

‘Önce Amerika’ sloganı altında 2025 yılı, başkanlık kararnamelerinin kullanımında dikkat çekici bir artışa, sert gümrük tarifelerinin uygulanmasına ve göçle mücadele ile sınır güvenliği konularında derin kutuplaşmalara sahne oldu. Buna ek olarak, tehdit ve askeri müdahale düzeyine varan uluslararası gerilimler yaşandı; bu gelişmeler Washington’un hem müttefikleriyle hem de rakipleriyle olan ilişkilerini yeniden biçimlendirdi.

Bu tabloya paralel olarak, yönetim kadroları içinde de bir rekabetin öne çıktığı görülmekte. Özellikle Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasındaki çekişme, 2028 başkanlık seçimlerinde Trump’ın olası halefliği etrafında yaşanabilecek güç mücadelelerinin erken bir işareti olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat, görüşlerine başvurduğu uzmanlar ve eski ABD’li yetkililerin, Trump’ın ikinci döneminin ilk yılının ABD’yi ekonomik ve siyasi açıdan daha içe kapanık bir çizgiye oturttuğu uyarısında bulunduğunu aktardı. Uzmanlar, uluslararası gerilimlerin ve iç bölünmelerin arttığı bir dönemde izlenen bu yaklaşımın, başkanlık makamının kişisel bir güç aracına dönüşmesi riskini beraberinde getirdiğini; demokrasinin aşınması ve ABD siyasetinde ‘güç doktrini’ olarak anılan anlayışın kalıcı hale gelmesi yönündeki endişeleri artırdığını ifade etti.

Kaostan düzene

Trump’ın ilk başkanlık dönemi (2017-2021), hızlı atamalar ve ani görevden almalarla yansıyan belirgin bir idari düzensizlikle karakterize edilmişti. Buna karşılık ikinci dönemi, daha hazırlıklı ve daha organize bir görünüm sergilemekte. Bu süreçte, başta Heritage Vakfı (The Heritage Foundation) tarafından hazırlanan ve muhafazakâr sağ politikaların güçlendirilmesini ve yürütme yetkilerinin genişletilmesini hedefleyen ‘Proje 2025’ olmak üzere, net bir ajandadan yararlanıldığı görülüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray’da yeni gümrük vergisi listesini açıkladı. (AP)ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray’da yeni gümrük vergisi listesini açıkladı. (AP)

2025 yılının aralık ayı ortasına kadar Trump, 220’nin üzerinde başkanlık kararnamesi imzaladı. Bu sayı, ilk döneminin tamamında çıkardığı başkanlık kararnamelerinin toplamını aşarak, Franklin D. Roosevelt döneminden bu yana bu yetkinin en yoğun kullanıldığı dönemlerden birine işaret etti. Söz konusu kararnameler, Kongre’yi devre dışı bırakmak, çeşitlilik ve eşitlik politikaları gibi programları yürürlükten kaldırmak, güney sınırında güvenliği sıkılaştırmak ve göçe sert kısıtlamalar getirmek amacıyla kullanıldı. İlk dönemde daha çok doğaçlama nitelikte olan kararların aksine, ikinci dönemde ekonomi ve güvenlik ön plana çıktı; federal bürokrasinin küçültülmesi, ekonomik önceliklerin yeniden düzenlenmesi ve iş insanları ile teknoloji sektöründeki büyük aktörlerin yönetim içindeki rolünün artırılması hedeflendi.

Nisan 2025’te Trump, genel olarak yüzde 10 oranında gümrük tarifeleri uygulamaya koydu; bu oran Çin ve bazı diğer ülkeler için yüzde 50 ile 145 arasında değişen seviyelere yükseltildi. Amaç, dış ticaret açığını azaltmak olarak açıklandı. Ancak uzmanlara göre bu politikalar, sanayi sektöründe kısmi bir durgunluğa yol açtı ve Trump’ın seçim kampanyasında vadettiği ‘ekonomik refahın’ aksine, ABD orta sınıfını zayıflattı.

Uzmanlar, Trump’ın ikinci döneminin ilk yılında Beyaz Saray’ın iç çekişmelerin yaşandığı bir alandan, daha çok kontrol ve yönlendirme aracına dönüştüğünü belirtiyor. Gözlemcilere göre, Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, başkanın karar alma süreçlerinde ve siyasi intikam eğilimlerini yönetmede önemli bir etkiye sahip. Aynı şekilde, 28 yaşındaki Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in de medya mesajlarının oluşturulması ve eleştirilere karşı duruşta artan bir rol üstlendiği ifade ediliyor. Her iki isim de Trump yönetimi içinde kadınların güçlü temsiline örnek olarak gösteriliyor.

ABD müdahaleleri devam ediyor

ABD’nin eski Suriye özel temsilcisi emekli büyükelçi James Jeffrey, Ortadoğu’da uluslararası müdahaleyi destekleyen bir çizginin etkili olduğuna işaret etti. Bu çizginin Steve Witkoff, Jared Kushner, Tom Barrack ve Morgan Ortagus’tan oluşan bir ekipten meydana geldiğini belirten Jeffrey, bu grubun Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile ittifak halinde olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Jeffrey, yönetim ile doğrudan Başkan Donald Trump’la bağlantılı güçlü ticari çıkarların bulunduğuna dikkat çekerek, bunun Ortadoğu’da askeri, ticari ve diplomatik angajmanın yoğun biçimde sürmesine yol açtığını ifade etti.

Beyaz Saray tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, ABD Başkanı ve yönetim kadrosunun 3 Ocak'ta Venezuela'daki askeri operasyonu izlediği görülüyor.Beyaz Saray tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, ABD Başkanı ve yönetim kadrosunun 3 Ocak'ta Venezuela'daki askeri operasyonu izlediği görülüyor.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda kıdemli araştırmacı olan ve Demokrat ve Cumhuriyetçi birçok ABD yönetiminde görev yapmış bulunan Aaron David Miller ise Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılının pragmatizm ve hızlı anlaşmalar yapmaya odaklanma ile karakterize edildiğini savundu. Şarku’l Avsat’a konuşan Miller, Trump’ın sekiz çatışmayı sona erdirdiğini iddia etmesine rağmen, krizlerin derin nedenlerini ele almakla ilgilenmediğini; çatışmaları yalnızca yüzeysel biçimde sonlandırmakla yetindiğini söyledi.

Miller, değerlendirmesinde Gazze’ye özel bir parantez açarak, ateşkes sağlanmasına ve rehinelerin serbest bırakılmasına rağmen bölgenin ‘işlevsel bir istikrara’ yaklaşmadığını belirtti. İran konusunda ise ABD saldırılarının nükleer programı geciktirdiğini, ancak tamamen ortadan kaldırmadığını ifade etti. Venezuela’yı da ‘hızlı zafer’ anlayışının bir yansıması olarak tanımlayan Miller, Trump’ın demokratik bir geçiş için koşullar yaratmayı değil, Nicolas Maduro ve eşinin ‘kaçırılması’ yoluyla askeri güç gösterisi yapmayı hedeflediğini, buna karşın mevcut rejimin ayakta bırakıldığını ileri sürdü.

Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, 23 Eylül'de New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei arasında yapılan toplantıya katıldı. (Reuters)Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles, 23 Eylül'de New York'ta ABD Başkanı Donald Trump ile Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei arasında yapılan toplantıya katıldı. (Reuters)

Miller, Trump’ın Amerikan kararlılığını ve gücünü yeniden tesis etme fikrini öne çıkardığını; bunun da dünya liderlerini hızla kendisiyle temas kurmaya yönelttiğini belirtti. Buna göre bazı liderler, Kolombiya Devlet Başkanı örneğinde olduğu gibi korku nedeniyle; bazıları, Maria Machado liderliğindeki Venezuela muhalefetinde görüldüğü üzere dışlanmışlık hissiyle; bazıları ise Avrupa Birliği (AB) örneğinde olduğu gibi iç bölünmeler sebebiyle Trump’la iletişime geçme arayışına girdi. Miller, Trump’ın dış politikasına yönelik yaygın bir öfke ve hayal kırıklığı bulunduğunu, buna karşılık dünya liderlerinin onu yatıştırmaya ve yakınlaşmaya yönelik çabalarının da eş zamanlı olarak arttığını gözlemlediğini ifade etti.

En büyük kaygısının ise ‘Amerikan siyasi sisteminin işlemez hale gelmesi’ olduğunu vurgulayan Miller, bu yapının onarılmasının ‘uzun zaman alacağını’ söyledi.

‘Önce Amerika’ hareketine duyulan hayal kırıklığı

ABD Başkanı’nın Venezuela’daki kısa süreli operasyonlardan Nijerya’da terörle mücadele kapsamında düzenlenen hava saldırılarına, oradan da Grönland üzerinde kontrol sağlama girişimlerine kadar uzanan dış müdahaleleri, Trump yönetimi içindeki izolasyoncu kanatta hayal kırıklığına yol açtı. Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nde araştırmacı olan Scott Abramson, Trump’ın seçim tabanının ve yönetiminin, başkanın mayıs ayında Riyad’da yaptığı ve ‘anlamadıkları karmaşık toplumlara müdahale edenleri’ eleştirdiği konuşmayı memnuniyetle karşıladığını hatırlattı.

ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ocak'ta Beyaz Saray'da (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ocak'ta Beyaz Saray'da (Reuters)

Ancak Abramson, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, söz konusu konuşmadan bu yana ABD’nin dış angajmanının genişlediğine dikkat çekti. Abramson’a göre bu süreç, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış anlaşmasına arabuluculuktan Gazze’de ateşkes anlaşmasına, İsrail ile Suriye arasında bir uzlaşı sağlama girişimlerine kadar uzandı.

Abramson, ABD’nin İran’ın nükleer programını hedef almada elde ettiği başarıların ve Tahran’ın Batı yarımküredeki en yakın müttefiki olan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun devrilmesinin, Trump’ın uluslararası alanda Amerikan gücünü kullanma eğilimini güçlendirdiğini savundu. Buna karşılık, Trump’ın seçim tabanındaki izolasyoncu kesimlerin bu yönelimden rahatsız olduğunu ve bunun ‘Önce Amerika’ sloganıyla çeliştiğini düşündüklerini belirtti.

Aaron David Miller ise bu sloganı farklı yorumladı. Miller’a göre ‘Önce Amerika’, bir izolasyon politikasından ziyade Trump’ın güç ve kontrol duygusunu, ABD’nin her yerde nüfuz sahibi olduğunu kanıtlama arzusunu yansıtıyor. Miller, başkanlık yetkilerinde ‘emsalsiz bir şişme’ yaşandığını, Amerikan norm ve kurumlarının zayıflatıldığını, yolsuzluk ve kayırmacılığın arttığını ve bunun ABD yönetiminin temel dokusuna zarar verdiğini ifade etti.

‘Güç, hak oluşturur’

Washington’daki Arap-Amerikan Enstitüsü Başkanı James Zogby, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılını ‘korkutucu’ olarak nitelendirerek, Amerikan demokrasisi ile iç ve dış politikaya verilen zararlar konusundaki endişesini dile getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Zogby, Trump’ın ‘anayasal korumaları parçaladığını, emirlerini yerine getiren güçleri serbest bıraktığını, protestoları bastırdığını ve binlerce federal çalışanın işten çıkarılmasına yol açan bir ekonomik program uyguladığını’ söyledi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 15 Ocak'ta Minneapolis'te tahrip edilen bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 15 Ocak'ta Minneapolis'te tahrip edilen bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)

Zogby’ye göre Trump’ın ilk dönemi farklıydı; çünkü generaller, kararlarını sınırlayacak mekanizmalar oluşturmuştu. İkinci döneminde ise Trump, ‘Proje 2025’ vizyonuna ve isteklerini yerine getirmeye hazır bir sadık kadroya güvenerek hareket etti; bu kadro siyasi hırs veya pozisyonlarını kaybetme korkusuyla Başkan’ın taleplerini uyguluyordu.

Zogby, Trump’ın uluslararası hukuktan uzaklaşması ve ‘kendi ahlak anlayışına’ dayanması durumunun, gücün hak oluşturduğu bir anlayışı pekiştirdiğini ifade etti. Zogby, Trump’ın Amerikalılara Venezuela petrolünden faydalanacakları yönündeki vaatlerinin gerçeğe dayalı olmadığını; ağır petrol altyapısının onarımının yıllar alacağını belirtti.

Beyaz Saray'daki rekabetçi atmosfer

Seçim kampanyaları yaklaşırken, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında belirgin bir rekabet göze çarpıyor. MAGA tabanına yakınlığıyla bilinen Vance, etkisini iç politikadaki hamlelerle güçlendirirken, Rubio ise açık bir rekabet olmadığını belirtip ülkesinin uluslararası alandaki varlığını artırmaya odaklanıyor.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında (EPA)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında (EPA)

Vance, 2028 başkanlık seçimleri için güçlü bir aday olarak görülürken, bu rekabet Cumhuriyetçi Parti içindeki milliyetçi ve geleneksel kanatlar arasındaki daha derin bir mücadelenin yansıması olarak değerlendiriliyor.

Zogby’ye göre bu çatışma esasen politika farklılıklarından ziyade nüfuz ve mevki mücadelesi etrafında şekilleniyor. Zogby, Trump’ın sadakat temelli atamaları ve ismini ulusal kurumların önüne koyma eğiliminin, ‘hırslı bir otoriter sistem’ inşasına işaret ettiğini ve bunun önümüzdeki yıllarda Amerikan demokrasisi üzerinde derin etkiler yaratabileceğini vurguladı.


Trump: Britanya, Chagos Adaları'nı Mauritius'a devrederek aptalca bir hata yaptı

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump: Britanya, Chagos Adaları'nı Mauritius'a devrederek aptalca bir hata yaptı

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada, kendisinin Danimarka'ya ait Grönland adasının kontrolünü ele geçirmeye çalıştığı bir dönemde, İngiltere'nin Hint Okyanusu'ndaki Chagos Adaları'nı Mauritius'a devretmeyi öngören 2024 tarihli anlaşmayı imzalamasının "büyük bir aptallık" olduğunu söyledi.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, "İngiltere'nin bu kadar hayati bir bölgeyi vermesi çok aptalca bir hareket ve Grönland'ı ele geçirmemiz için ulusal güvenlik nedenlerinin çok uzun listesindeki bir diğer madde" ifadelerini kullandı.

Bu, Trump'ın daha önce anlaşmayı desteklediği göz önüne alındığında, pozisyonunda önemli bir değişikliğe işaret ediyor.

2024 yılında Britanya, eski sömürgesi Mauritius'un Chagos Adaları üzerindeki egemenliğini tanıyan ve takımadaların en büyük adası olan Diego Garcia'da kira sözleşmesiyle ortak bir İngiliz-Amerikan askeri üssünü elinde tutan "tarihi bir anlaşmaya" imza attı.

Britanya, eski sömürgesinin 1960'larda bağımsızlığını kazanmasının ardından Chagos Adaları üzerindeki kontrolünü elinde tutmuştu.

Trump şunları yazdı: “Şaşırtıcı bir hamleyle, büyük NATO müttefikimiz Birleşik Krallık, hayati önem taşıyan bir ABD askeri üssüne ev sahipliği yapan Diego Garcia'yı hiçbir sebep yokken Mauritius'a devretmeyi planlıyor.”

Şöyle devam etti: “Çin ve Rusya'nın bu tam bir zayıflık gösterisine karşı tetikte olduklarından şüphe yok” diyerek “Bunlar sadece gücü anlayan uluslararası güçlerdir; bu yüzden, benim liderliğim altında, sadece bir yıl içinde, Amerika Birleşik Devletleri daha önce hiç olmadığı kadar saygı görüyor.”

Trump, Chagos'u Grönland'a benzeterek, "Danimarka ve Avrupalı ​​müttefikleri doğru olanı yapmalı" diye yazdı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Chagos anlaşması geçen mayıs ayında Londra'da imzalandı ve o dönemde Washington tarafından onaylandı.

 ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşmayı Twitter üzerinden övdü ve Diego Garcia üssünün "uzun vadeli, istikrarlı ve etkili kullanımını sağladığını" ve bunun "bölgesel ve küresel güvenliğin temel taşı" olduğunu belirtti.


"Amerika'nın gitmesini sağlayın"... Trump'ın şapkası, Grönland'a yönelik tehditlerine karşı bir alay konusu haline geldi

Şapkalarda "Amerika'yı Harekete Geçir" sloganı yer alıyordu (AFP)
Şapkalarda "Amerika'yı Harekete Geçir" sloganı yer alıyordu (AFP)
TT

"Amerika'nın gitmesini sağlayın"... Trump'ın şapkası, Grönland'a yönelik tehditlerine karşı bir alay konusu haline geldi

Şapkalarda "Amerika'yı Harekete Geçir" sloganı yer alıyordu (AFP)
Şapkalarda "Amerika'yı Harekete Geçir" sloganı yer alıyordu (AFP)

Danimarka'daki protestocular, ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ele geçirme tehditleriyle alay etmek amacıyla, onun ünlü "Amerika'yı Yeniden Büyük Yap" şapkasına benzer kırmızı beyzbol şapkaları taktılar, ancak sloganı "Amerika'yı Harekete Geçir" (Make America Go) ile değiştirdiler.

İngiliz gazetesi The Independent'a göre bu hicivli şapkalar Kopenhag'da vintage giyim mağazası sahibi Jesper Rabe Tønnesen tarafından tasarlandı.

Geçen yılki ilk üretim denemesi başarısız oldu, ancak Trump yönetiminin Grönland ile ilgili söylemlerini sertleştirmesinin ardından şapkalar sosyal medyada ve kamuoyu protestolarında geniş bir popülerlik kazandı.

Bu hicivli şapkalar Jesper Rabe Tonesen tarafından tasarlandı (AFP)Bu hicivli şapkalar Jesper Rabe Tonesen tarafından tasarlandı (AFP)

Tonisen şunları söyledi: "Talep o kadar ani arttı ki, tüm stok tek bir hafta sonu içinde tükendi ve şimdi binlerce daha üretmek için çalışıyorum."

Cumartesi günkü gösteride kırmızı şapkalardan birini takan, Danimarka'nın Kopenhag kentinde yaşayan 76 yaşındaki Lars Hermansen, "Grönland'a desteğimi ve aynı zamanda ABD başkanını sevmediğimi de göstermek istiyorum" dedi.

 Hiciv şapkalarından takan bir diğer protestocu 49 yaşındaki Christian Boye ise Kopenhag Belediye Binası önündeki gösterinin "hicivsel bir tonda olduğunu, ancak ciddi mesaj taşıdığını" söyledi.

Şapka takan bir protestocu (AFP)Şapka takan bir protestocu (AFP)

Şöyle devam etti: “Şu anda son derece zor zamanlardan geçen Grönland halkını desteklemek için buradayım. Ülkelerinin işgali tehdidi altındalar. Bence bu hiçbir şekilde kabul edilemez.”

Cumartesi günkü yürüyüşte protestocular Danimarka ve Grönland bayraklarını salladılar ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bölge üzerindeki egemenlik iddialarıyla alay eden el yapımı pankartlar taşıdılar.

Bir pankartta “Hayır, hayır demektir”, diğerinde ise “Amerika'yı Yeniden Akıllı Hale Getirelim” yazıyordu.

Avrupa hükümetleri, Grönland'a yönelik tehditlerin Batı güvenliğini zayıflattığı konusunda uyararak Danimarka ile dayanışma içinde olduklarını belirtiyor.

Trump, Grönland'ın ABD kontrolüne karşı çıkan sekiz ülkeye ilave gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulundu.

Avrupa Birliği ise ABD başkanının ticaret tehditlerini hayata geçirmesi halinde "araçlara" sahip olduğunu ve "harekete geçmeye hazır" olduğunu vurgulayarak, gerginliğin tırmanması yerine "diyalog" çağrısını sürdürüyor.

Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, bu tehditlerin adanın egemenliğini ve kendi kaderini tayin hakkını savunma duruşunu etkilemediğini açıkladı.

Avrupa liderleri, Trump'ın Grönland'a ilişkin tekrarlanan tehditlerini ve önerilen gümrük vergilerini görüşmek üzere perşembe akşamı Brüksel'de acil  zirvede bir araya geliyor.