Trump ve Ortadoğu'nun ABD dış politikasındaki yeri

“Proje 2025”, ABD'nin bölgedeki müttefiklerinin İran'ı caydırmada daha büyük bir rol oynaması gerektiğini belirtiyor

Görsel: Nigel Buchanan
Görsel: Nigel Buchanan
TT

Trump ve Ortadoğu'nun ABD dış politikasındaki yeri

Görsel: Nigel Buchanan
Görsel: Nigel Buchanan

Robert Ford

‘Trumpizm’in tek bir tanımı bulunmuyor. Donald Trump'ın kendisi de bir entelektüelden ziyade, kişisel yargılarına dayanarak doğaçlama kararlar almayı ve eylemlerde bulunmayı seven bir adam. Bununla birlikte Trumpizm bir harekettir. Öyle ki artık kendi içinde bir siyasi partiye dönüşmüş durumda. Şiddetle Trump’ı destekleyen bu hareket, başkanlık seçimlerini kazanması halinde Trump'ın kendilerine vereceği fırsatı kullanarak ABD’yi elli yıl önceki toplum haline getirmeyi amaçlayan entelektüelleri de barındırıyor.

Anne, baba ve çocuklardan oluşan geleneksel aile kavramını yeniden vurgulamayı istiyorlar. Evanjelik Hıristiyanlar tarafından desteklenen bu geleneksel aile anlayışının yanı sıra Trumpist entellektüeller, özel imalat ve endüstriyel süreçlerin yurtdışından, özellikle de Çin'den yeniden ABD'ye getirilmesini sanayileşmiş Amerikan ekonomisini canlandırmayı hedefliyorlar. Bunun istihdam sayısını ve maaşları arttıracağına inanıyorlar. Aynı zamanda Trump ve Cumhuriyetçi Parti, küçülen Amerikan orta sınıfının korkularını yansıtarak göçü önemli ölçüde yavaşlatmayı planlıyor. Göçmen işçileri ekonomiden kısmen çıkarmak istiyorlar. Çünkü bu işçilerin oranını azaltmanın ABD vatandaşlarının maaşlarını yükselteceğine inanıyorlar.

xcdfgthy
Çin savaş gemisi Luoyang 3, Tayvan Boğazı'nda ABD destroyeri USS Chung Hoon'a yakın seyrediyor, 3 Haziran 2023 (Reuters)

Bu stratejistler dış politikada barışı ‘güç yoluyla’ sağlamanın ve potansiyel düşmanları caydırabilecek önemli bir askeri ve ekonomik güce sahip olmanın önemini vurguluyorlar. Trump’ın önceki yönetiminde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi olan Richard Goldberg, geçtiğimiz temmuz ayında Fox News'e verdiği demeçte, gözlemcilerin Donald Trump'ın popülist söylemini izolasyonizm ya da güç kullanma isteksizliği ile karıştırmamaları gerektiğini söyledi. Goldberg, İran Trump'ı test etmek istediğinde General Kasım Süleymani'nin başına gelenleri hatırlattı.

Trump'ın dış politikasının temelleri

Trump ve uzun süredir birlikte çalıştığı danışmanları, seçim kampanyalarında Çin'i her zaman ABD'nin ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak gördüler. Trump'ın bir önceki yönetimde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini üstlenen son isim olan Robert O'Brien, geçtiğimiz haziran ayında CBS News'e yaptığı açıklamada, Çin'in ABD'nin en büyük ulusal güvenlik önceliği olduğunu söyledi. O'Brien, ABD’nin en önemli ulusal güvenlik önceliğinin Çin'in Tayvan'ı işgal etmesini önlemek olduğunu vurguladı. Fox News'e konuşan Goldberg de bunu vurgulamış ve Trump yönetiminin, ‘ABD’nin Çin Komünist Partisini yenebilmesini sağlamak’ ve Çin'in küresel nüfuzunu sınırlamak için yapay zeka ve uzay silahları gibi ileri teknolojileri de dahil ederek ABD ordusunu güçlendireceğini ve modernize edeceğini söylemişti.

Trump'ın danışmanları ve Kongre'deki Cumhuriyetçiler, Çin'le mücadeleye öncelik vermelerine rağmen İran'ı büyük bir sorun olarak görüyorlar.

O dönem Trump da sık sık ABD’nin müttefiklerinin ortak savunma için askeri güçlerine daha fazla harcama yapmaları gerektiğini savundu. O'Brien CBS'e konuşurken “Amerikan vergi mükellefleri tek başına Çin'i caydıramaz” dedi. ABD’nin büyük bir bütçe açığı ve başka sorunları olduğunu ifade eden O'Brien, bundan dolayı Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi ülkelerin Çin'i caydırmak için daha fazlasını yapmaları gerektiğini, Avrupa ülkelerinin de aynı şeyi Rusya’ya karşı yapmaları gerektiğini vurguladı. Buna Ukrayna'ya yönelik askeri yardımların arttırılmasının da dahil olduğunu ifade eden O'Brien, “Çünkü Rusya Avrupa'nın arka bahçesinde Ukrayna ile savaşıyor” diye vurguladı.

Ortadoğu'ya yansımaları

Aynı mantık Ortadoğu için de geçerli. Trump’ın yeni yönetimi için büyük ölçüde Trump’ın eski yönetimde yer alan yetkililer tarafından hazırlanan ve 2022 yılında Trump tarafından övülen kapsamlı bir plan olan Proje 2025, ABD’nin bölgesel ortaklarının İran'ı caydırmada daha büyük bir rol üstlenmesini öngörüyor. Proje 2025'in savunma stratejisinin büyük bölümünü yazan ve Trump'ın 2020 yılında sona eren yönetiminin son savunma bakanı olarak görev yapan Chris Miller, Körfez ülkelerinin bireysel ve toplu olarak ‘kıyı, hava ve füze savunmasında liderliği ele almaları’ tavsiyesinde bulundu. Bu sayede Çin'e karşı Asya'ya konuşlandırılacak yeterli sayıda ABD askerinin mevcut olacağını belirten Miller, Washington’ın aynı zamanda, savunmalarını güçlendirmek için bölgesel müttefiklerine daha gelişmiş askeri ekipman satması gerektiğini, bunun ABD sanayisine fayda sağlayacağını kaydetti.

Bu yaklaşım, örneğin Trump'ın 2019 yılında, Suudi Arabistan'a Yemen'deki askeri harekatı sırasında ABD’den askeri destek verilmesini engelleyecek yasayı veto etme kararını haklı çıkarıyor. (Kamala Harris, ABD Senatosu’nda Suudi Arabistan'a silah satışlarını engelleyen yasa lehinde oy kullanmıştı)

İran ile çatışma

Ancak Trump'ın danışmanları ve Senato’daki Cumhuriyetçiler, Çin'le mücadeleye öncelik vermelerine rağmen İran'ı büyük bir sorun olarak görüyorlar. Trump, geçtiğimiz temmuz ayında Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde yaptığı konuşmada, İran'ın nükleer silah üretmeye yaklaştığını, geçtiğimiz nisan ayı itibariyle 230 milyar dolardan fazla nakit rezervi olduğunu ve İran'ın arka bahçesi haline gelen Irak'ın da 300 milyar doları kontrol ettiğini iddia etti.

Trump’ın ekibi, ilk yönetim döneminde bürokrasinin, projelerinin çoğunu engellediğine inanıyor. Seçimleri kazandıklarında, ‘derin devlet’ olarak adlandırdıkları yapıyla mücadele etmek için çalışacaklarına şüphe yok.

Cumhuriyetçiler, İran'a daha güçlü yaptırımlar uygulanması çağrısında bulunurken, Proje 2025'in diplomatik stratejisi ülkede özgürlüğün yeniden tesis edilmesi için ‘İran halkını’ desteklemeye çağırıyor. Yeni Trump yönetimini Ortadoğu'yu terk etmemeye çağıran proje, ABD'nin liderlik rolünü terk etmesi halinde bölgenin ‘daha fazla kaosa sürüklenebileceği ya da ABD’nin düşmanlarının kurbanı olabileceği’ uyarısında bulunuyor. Proje, İran'ı caydırmak için Çin'in saldırganlığına karşı koymayı amaçlayan ABD, Japonya, Güney Kore ve Hindistan arasında yapılan ittifaka benzer yeni bir dörtlü ittifak kurulmasını öneriyor. Söz konusu öneride dörtlü ittifak İsrail, Mısır, Körfez ülkeleri ve ABD'den oluşuyor.

sadfrgt
Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo (ortada) Mısır'ın yeni idari başkentinde yeni açılan el-Fettah el-Alim Camii'ni gezerken gazetecilere konuştu, 10 Ocak 2019 (AFP)

Burada Mike Pompeo yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı'nın 2018-2019 yıllarında bölge ülkelerinden oluşan böyle bir ittifak kurmaya çalıştığını, ancak kamusal bir koalisyon oluşturma konusunda çok az ilerleme kaydettiğini hatırlamak faydalı olabilir.

İsrail'e daha güçlü destek

Trump'a geçtiğimiz nisan ayında Time dergisine verdiği bir röportaj sırasında, İsrail'i korumak için savaşa girip girmeyeceği soruldu. Trump’ın yanıtı “İsrail'e her zaman çok sadık oldum. İsrail'i koruyacağım” oldu. Mart ayında İsrail hükümetini Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşta azami güç kullanmadığı için eleştiren ve itidalli olmaktan vazgeçmesini isteyen Trump, İsrail'in halkla ilişkiler savaşını kaybettiğini ve askeri çabalarını artırması gerektiğini de sözlerine ekledi. Senato'daki Cumhuriyetçiler ve Evanjelik Hıristiyanlar, İsrail'in Hamas'ı ortadan kaldırma hedefini güçlü bir şekilde destekliyor ve İsrail'e daha fazla siyasi ve askeri destek verilmesini istiyorlar. Proje 2025'in diplomatik stratejisine göre Washington, İsrail'i İran'ın yanı sıra Hamas, Hizbullah ve İslami Cihad Hareketi gibi vekillerine karşı kendini savunabilmesini desteklemeli.

Bu arada, Biden yönetiminin İsrail ve Filistinliler arasında iki devletli bir çözüme verdiği sözlü desteğin aksine Trump, Time dergisine verdiği röportajda iki devletli çözüm olasılığına şüpheyle yaklaştığını belirtti. Şu an bu fikri beğenenlerin sayısı dört yıl öncesine göre daha az olduğunu söyleyen Trump, şüphecilerin kimler olduğuna değinmezken çözüme giden alternatif bir yol önerisinde de bulunmadı. (Trump’ın Damadı Jared Kushner, mart ayında İsrail'in Gazzelileri Necef Negev Çölü’ne yerleştirmesi gerektiği ve Gazze sahilindeki mülklerin son derece değerli olabileceği yönündeki görüşünü paylaşmıştı.)

Öte yandan Trump'ı ilk tebrik eden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu oldu. Netanyahu, dün sabaha karşı X platformundaki hesabından şunları yazdı:

“Sevgili Donald ve Melania Trump, tarihin en büyük geri dönüşünü kutluyoruz. Beyaz Saray'a tarihi dönüşünüz, ABD için yeni bir başlangıç ve İsrail ile ABD arasındaki büyük ittifaka güçlü bir yeniden bağlılık sunuyor. Bu çok büyük bir zafer.”

Türkiye ve Suriye

Burada Proje 2025’in diplomatik stratejisinin, Filistin Yönetimi ile ilişkilerin azaltılmasını önerdiğini, ancak Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesini teşvik ettiğini belirtmekte fayda var. ABD, Rusya ve Çin arasındaki küresel rekabette ABD'nin Türkiye'nin Batı kampında kalmasını sağlaması gerektiği vurgulanan planda bunun için Ankara’nın ‘bekasına yönelik tehdit oluşturduğuna inandığı’ YPG/PKK'ya desteğini keseceğine dair Washington ile bir anlaşmaya varması gerekebileceği kabul ediliyor.

Trump, 2018 yılında DEAŞ’ın son kalesinin de ele geçirilmesinin ardından Suriye'nin doğusunda konuşlu tüm ABD birliklerini geri çekmek istedi. Ancak Dışişleri Bakanlığı ve savunma yetkilileri, bugün hala orada bulunan ABD askerlerinin sayısını azaltmanın yol açacağı zorluklar konusunda onu ikna etti.

Trump ekibini kimlerden oluşturacak?

Trump’ın ekibi, ilk yönetim döneminde projelerinin bazılarının bürokrasisi tarafından engellediğine inanıyor. Bu yüzden yeni dönemde Trump'a ‘sadık olmayan’ ve Trump'ın planlarını hızla uygulamayı reddeden binlerce hükümet çalışanını işten çıkararak ‘derin devlet’ dedikleri yapıyla mücadele etmeye çalışacaklarına şüphe yok. İşçi sendikalarının kamu çalışanlarını işten çıkarma hamlelerine karşı mahkemelerde dava açması normal olsa da Trump’ın ekibi stratejilerinin mahkemeleri kazanmalarını sağlayacağından emin.

Mike Pompeo, Trump'ın kabinesine girmeyi başarırsa, karakterinin ve deneyiminin onu etkili bir isim haline getireceği kesin. Pompeo, Çin'le yüzleşmek bir yana, İran'a karşı özellikle katı bir yaklaşımı savunabilir.

Sadakat takıntısıyla bilinen Trump'ın kabinesinde kimlerin yer alacağı konusunda şimdiden spekülasyonlar yapılmaya başladı. Trump’ın bir adayın sadakatine ilişkin algısının, kararlarında birincil faktör olacağı kesin. Trump aynı zamanda ani kararlar vermesiyle de tanınıyor, bu yüzden kabinesine kimleri seçeceğini kestirmek zor. Basında yer alan haberlere göre Trump'ın sevdiği ve güvendiği pek çok isim var. Dışişleri Bakanı olarak atanmadan önce 2017-2018 yıllarında Trump döneminde Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) direktörlüğünü yapan Mike Pompeo, Trump yönetiminin Savunma Bakanlığına aday olabilecek bir isim olarak değerlendiriliyor. Eğer Pompeo, Trump'ın kabinesine girmeyi başarırsa, karakterinin ve deneyiminin onu etkili bir isim haline getireceği kesin. Pompeo, Çin'le yüzleşmek bir yana, İran'a karşı özellikle katı bir yaklaşımı savunabilir. Pompeo'nun pratik bir yönü de var.

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi konusunda Trump'ın talimatıyla Taliban'la müzakereleri yürüten de Pompeo’ydu.

Basında yer alan haberlere göre Trump yönetiminde Savunma Bakanlığı görevini üstlenen son isim olan Chris Miller da bu görev için potansiyel bir aday olabilir. Burada Miller'ın Proje 2025'teki savunma stratejisini yazan kişi olduğu belirtilmeli. Dışişleri Bakanlığı konusunda ise adaylardan biri önceki Trump yönetiminin Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’nı yapan son isim olan Robert O'Brien. Politico dergisinde ocak ayında yayınlanan bir makalede O'Brien'ın Dışişleri Bakanı olmayı çok istediği belirtildi.

O'Brien, Trump’ın önceki yönetiminde Cumhuriyetçi Partili politikacılara danışmanlık yapmış ve Ulusal Güvenlik Konseyi'ne geçmeden önce Türkiye’de tutuklu bulunan ve Yemen'de alıkoyulan Amerikalıların serbest bırakılmasında müzakereci olarak başarılı işler çıkarmıştı.  O'Brien, basına verdiği demeçlerde Çin'in yarattığı tehdidin altını çizmişti.

O'Brien, ABD'nin NATO'dan ayrılmayacağını ancak Avrupa ülkelerinin harcamalarını arttırması ve Ukrayna'ya yardımda daha büyük bir rol oynaması gerektiğini vurgulamasıyla biliniyor. Yine basındaki haberlere göre Dışişleri Bakanı ya da Hazine Bakanı olmak isteyen bir diğer isim ise Trump döneminde ABD’nin Tokyo Büyükelçiliğini yapan Senatör Bill Hagerty. Trump, 2020 ABD Senato Seçimleri esnasında Hagerty'ye seçim kampanyasında yardımcı olmuştu.

Kesin olan bir şey varsa o da bu adamların, Trump'ın Çin’e ve İran'a karşı katı bir tutum sergilenmesi ve İsrail'in güçlü bir şekilde desteklenmesi yönündeki direktiflerini takip etmekte hiç tereddüt etmeyecekleri. Müttefikleri, dostları ve ortaklarıyla ticari faaliyetlerin yanı sıra ABD'nin Avrupa, Asya ve Ortadoğu'daki askeri konuşlanmalarının maliyetleri konusunda zorlu pazarlıklar yapacaklar. Hiçbiri ciddi bir meydan okumayla karşılaştıklarında düşmanlarına karşı hızla karşılık vermekten kaçınmayacak. Çok sayıda Amerikan askerinin geniş çaplı ve pahalı bir askeri operasyona dahil olabileceği büyük bir savaşa girme konusunda daha temkinli davranacaklar.

Bu görüş, Proje 2025’in beyni Heritage Vakfı Başkanı Kevin Roberts tarafından da dile getirilmişti. Roberts, Trump’ın yeni yönetiminin ‘ABD’nin hazinesinde büyük açıkların olmasını ya da Amerikan kanının dökülmesini haklı çıkarmayacak savaşların içine çekilmeme konusunda dikkatli olması gerektiği’ uyarısında bulundu.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.


Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
TT

Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)

Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.

43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.

Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.

Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.

Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”

Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.

Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.

Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.

Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.

Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.