Ölüm yolları: Filistinliler Gazze Şeridi'nin kuzeyinden yerinden edilmeleri sırasında yaşadıklarını anlatıyor

Katliamlara ve yıkımlara rağmen kuzeyde kalıp direnenler var.

Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)
Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)
TT

Ölüm yolları: Filistinliler Gazze Şeridi'nin kuzeyinden yerinden edilmeleri sırasında yaşadıklarını anlatıyor

Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)
Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)

Salim er-Reyyis

İsrail'in Cibaliye, Beyt Lahiye ve Beyt Hanun olmak üzere başlıca şehirden oluşan Gazze Şeridi’nin kuzeyine yönelik kara harekâtı başlatmasının üzerinden bir aydan fazla bir süre geçerken, kuzey bölgesinin Gazze şehri ile bağlantısı tamamen kesildi. Kuzey bölgesinin, İsrail ordusunun yaklaşık bir yıl önce Gazze şehrinin güneyinde, Gazze Vadisi'ne paralel olarak doğudan güneye doğru uzanan Netzarim Koridoru’nu inşa ederek Gazze Şeridi'nin merkezinden ve güneyinden ayırdığı Gazze şehri ile bağlantısı tamamen kopmuş durumda.

Geçtiğimiz yıl 5 Ekim'de Gazze Şeridi'nin kuzeyine askeri operasyon başlatan İsrail, kuzey bölgelerine ve özellikle Cibaliye Mülteci Kampı’na, mümkün olduğunca çok sayıda bölge sakinini ve yerinden edilmiş kişiyi buradan sürmek için ağır topçu bombardımanları ve hava saldırıları düzenledi. Bu saldırıları Cibaliye Mülteci Kampı’nı kuşatmak, Filistinli direniş gruplarının üyelerini avlamak ve ortadan kaldırmak üzere tanklarının ve askeri araçlarının ilerlemesi için bir paravan olarak kullanan İsrail ordusu, o dönem yaptığı açıklamada operasyona yüzlerce askerin katıldığını duyurdu.

Cibaliye’nin Ebu Şerh Kavşağı yakınlarındaki en-Nuzla semtinde ikamet eden Muhammed Uveys (33), İsrail ordusunun bombardımanlar sırasında Cibaliye Mülteci Kampı’nın doğu, batı ve kuzey bölgelerinden ilerlediğini söyledi. Uveys, buna batıda Beyt Lahiye'deki es-Salatin, el-Atatra ve et-Tavam bölgelerine yapılan kara harekâtının ve Cebeliye Mülteci Kampı’na insansız hava araçlarıyla (İHA) atılan ve bölge sakinlerinin ateş altında derhal bölgeyi boşaltmaları söylenen broşürlerdeki tahliye emirlerinin eşlik ettiğini belirtti.

Erkeklerin, işgalin ve kara harekatının ilk günlerinde onlarca aileyi evlerinin içinde hedef alan ve öldüren İsrail bombardımanları nedeniyle çocukları ve eşleri için duydukları korku ve dehşet nedeniyle kaçmak zorunda kaldıklarını söyleyen Uveys, bazı sakinlerin ailesinin evinin yakınlarındaki göç koridoru haline gelen Ebu Şerh Kavşağı üzerinden Cibaliye Mülteci Kampı’na yakın bölgelere, Gazze şehrinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan ve Şari el-Cela mahallelerine kaçtığını, onlarca kişinin ise kuzeydeki bölgelere, özellikle de Beyt Lahiye’ye gittiğini belirtti.

Mevcut kara harekâtı öncesi Cibaliye Mülteci Kampı, kendi sakinleri ve çeşitli bölgelerden gelen yerinden edilmiş kişilerle hıncahınç doluydu. Evlerde yaşayanların yanı sıra tüm okullar, geçtiğimiz aylarda yerleşim bölgelerine yapılan saldırılar nedeniyle evlerini kaybeden ve zorla yerlerinden edilen binlerce aile için barınak haline getirildi. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla'dan aktardığı habere göre Uveys, “Kampta, kaldırımlarda, yollarda, okul ve hastane çevrelerinde çadır kurulmayan hiçbir yer yok. Yerinden edilmiş insanların yoğunluğu nedeniyle kampın sokaklarında yürümek mümkün değil” ifadelerini kullandı.

İsrail ordusu, 21 Ekim’de Beyt Lahiye'deki Kamal Advan Hastanesi'ni ve çevresindeki evleri ve çadırları kuşatıp tehdit ederek bölgeyi terk etmelerini istedi.

Askeri operasyon, İsrail'in bombardımanlarını ve saldırılarını yoğunlaştırması ve ordunun bölgeye girmesiyle hız kazandı. İsrail basınında kara harekâtının amacının Gazze Şeridi'nin kuzeyini insansızlaştırmak olduğu konuşulmaya başlandı. İsrail ordusu ve hükümeti, ‘Generallerin Planı’ olarak bilinen kuzeydeki nüfusu azaltma ve yerleşim birimleri kurma planının uygulandığı iddialarını reddederek asıl amacın başta Hamas Hareketi ve onun askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri olmak üzere Filistinli direniş gruplarını avlamak ve ortadan kaldırmak olduğu açıkladı.

Uveys ve ailesi, bir quadcopter drone tarafından evin çatısındaki güneş panellerine ateş açıldığı, binanın katlarının pencerelerinin önünde alçak uçuşlar gerçekleştirdiği ve ardından boş olan en üst kata iki tank mermisiyle ateş edildiği dehşet dolu bir gecenin ardından, kara saldırısının dördüncü gününde evlerini terk etmek zorunda kaldılar. Uveys, “Geceleri evden çıkamıyorduk, karanlık, bombardıman ve korku, nereye gideceğimizi bilmiyorduk” diye anlattı.

Tanklar Ebu Şerh Kavşağı’na kadar ilerlemişti ve Uveys’in ifadesiyle ‘ölüm kavşağından’ geçmek zorlaşmıştı. Ebu Şerh Kavşağı’na doğru hareket eden herkese tanklardan kurşun ve top mermileriyle ateş açılmaya başlandığını söyleyen Uveys, “Kavşakta çok sayıda insan öldürüldü, cesetleri günlerce öylece kaldı. Kimse onlara ulaşıp oradan alamadı” dedi. Uveys ve ailesi, evlerinin yaklaşık 300 metre doğusunda yer alan Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) okullarıyla çevrili olan akrabalarının evine kaçtılar. Durumun uzun sürmeyeceğini, iki ya da üç gün sonra evlerine döneceklerini düşünüyorlardı, ama işler bekledikleri gibi olmamıştı.

İsrail ordusu mahalleleri havaya uçurmaya ve iç kesimlere doğru ilerlemeye devam etti. Uveys’in Al-Majalla’ya anlattığına göre İsrail ordusu ilerleyip göç ettikleri eve yaklaştıkça, Beyt Lahia'deki Kamal Advan Hastanesi yakınlarında akrabalarına ait başka bir eve gitmek zorunda kaldılar. Uveys artık evinden ve doğup büyüdüğü memleketinden çok uzaktaydı.

Beyt Lahiye’ye sadece Uveys ve ailesi göç etmek zorunda kalmadı. Onlarla birlikte yüzlerce aile de özellikle de sığınak haline getirilen okulların hedef alınmasından sonra bölgeden kaçmak zorunda kaldılar. Daha önce de birkaç kez işgal altındaki topraklarda yerinden edilmiş olan binlerce aile bir kez daha yerinden edildi. Duygu ve düşüncelerini anlatan Uveys, “Her zaman askeri operasyonun sona ereceğini ve tamamen yıkılmış olsalar bile birgün evlerimize dönebileceğimizi umarak kuzeyde mümkün olduğunca uzun süre hayatta kalmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

Buna karşın İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki şehirleri Gazze şehrinden ayırmasını kolaylaştıran askeri operasyonun kapsamını genişletmeye, yüzlerce evi ve tarım arazisini havaya uçurmaya, buldozerle yerle bir etmeye devam ediyor. Askeri operasyonun üçüncü haftasından bu yana ambulansların ve sivil savunma ekiplerinin insani yardım hizmetlerini yerine getirmesini engelleyen İsrail ordusu, hastanelere ve sivil savunma ekiplerine saldırarak onları hizmet dışı bırakıyor. Yerinden edilmiş kişilerin sığındıkları binaları kuşatıp bombalayan İsrail ordusu, yarısından fazlası çocuk ve kadın olmak üzere bin 300'den fazla sivili öldürdü. Al Majalla’ya konuşan Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’ndan bir kaynak, enkaz altından çıkarılamadıkları ya da sokaklarda öldürülen veya tutuklanan, akıbetleri bilinmeyen onlarca kayıp olduğunu belirtti.

İsrail ordusu coğrafi bölgeleri istediği gibi hazırladıktan ve geniş çaplı yıkıma neden olduktan sonra, nüfusun en yoğun olduğu bölgeleri, yani Cibaliye Mülteci Kampı ya da ateş altında kamptan göç edenlerin sığınağı olan Beyt Lahiye'deki sığınma merkezlerini hedef almaya başladı. Binlerce Gazzeli, İsrail ordusunun Cibaliye Hizmetler Ofisi, Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Sivil İdare ve Beyt Lahiye'deki Endonezya Hastanesi yakınlarında olmak üzere üç bölgede güvenlik kontrol noktaları kurarak bölgeyi kuşatmasının, tehdit etmesinin ve sivilleri güneydeki Gazze şehrine kaçmaya zorlamasının ardından bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

scdfrgt
Gazze Şeridi sınırı yakınlarındaki İsrail ordusuna ait askeri bir araç, 31 Ekim 2023 (AP)

İsrail ordusu, 21 Ekim'de, Beyt Lahiye'deki Kamal Advan Hastanesi'ni ve çevresindeki ev ve sığınakları kuşatarak tehdit ve gözdağıyla Gazzelilerin bölgeyi terk etmelerini istedi. O sıra ailesiyle birlikte hastane yakınlarındaki bir evde kalan Uveys, “Ordu bizi quadcopter ile aramaya başladı, bölgeyi boşaltmamızı istedi ve bizi bombalamakla tehdit etti. Daha sonra uçaklar Endonezya Hastanesi’nin yanındaki kontrol noktasına tahliye rotasının haritasını içeren broşürler bıraktı. Tabii ki insanlar ilk andan itibaren emirlere itaat etmedi” diye anlattı.

Ertesi gün ailesiyle birlikte ayrılmak zorunda kaldığını söyleyen Uveys, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı aileler ayrılırken, yüzlercesi geride kaldı ve sonraki birkaç gün boyunca İsrail ordusu tarafından kovalandılar. İsrail ordusu hayat belirtisi olan ne varsa katlediyordu. Örneğin, hastane yakınlarında içme ve insani kullanım için bir su şişeleme noktası vardı. İsrail ordusu bu noktayı defalarca kez hedef aldı. Şişelere su doldurmak isteyen çok sayıda insanı oracıkta katletti. İnsanlar aç ve susuz bırakılarak ayrılmaya zorlandı. Asıl amaç kuzeyi boşaltmak ve geri dönmemizi engellemekti.”

Filistin Merkezi İstatistik Bürosu (PCBS) tarafından sağlanan resmi verilere göre mevcut savaştan önce Gazze Şeridi'nin kuzeyinde 160 binden fazla Gazzeli yaşıyordu.

Ailelerin hep birlikte sırasıyla dışarı çıktıklarını ve haritaya göre Endonezya Hastanesi’ne giden doğu yoluna doğru ilerlediklerini söyleyen Uveys, “İsrail askerleri, kontrol noktasında kadınlar ve çocuklar ile erkekler ve gençleri birbirlerinden ayırdı. Onlara yakınlarda bulunan Kuveyt Okulu'na gitmelerini söyledi. Kadınlara ve çocuklara Gazze şehrine doğru yola devam etmeleri için Gazze Şeridi’nde şehirleri birbirine bağlayan ana yol olan Selahaddin Caddesi üzerinde doğuya yürümeleri talimatı verdi” ifadelerini kullandı.

İki saat ya da iki saatten biraz fazla bir süre bekledikten sonra, İsrail askerlerinin erkeklerden ve gençlerden her beş kişi bir arada kontrol noktasına doğru gelmelerini istemeye başladığını aktaran Uveys, “Kontrol noktası, gözlem ve kontrol yerinin karşısındaki kulelerde duran askerler için göz retinasını tarayan kameraların bulunduğu açık bir alandı. Orada ya geçmelerine izin veriyorlar ya da bazılarından tutuklama ve saha sorgusuna hazırlık için ordunun konuşlandığı yere doğru gitmelerini istiyorlardı. Bazı insanlar saha soruşturmasından sonra serbest bırakıldı, geriye kalanlar tutuklanarak cezaevlerine ve işkence merkezlerine gönderildi. Dışarı çıktığım gün yaklaşık 500 kişi tutuklanmıştı” şeklinde anlattı.

Genç adam ordu tarafından çağrılmayan ve Gazze'ye doğru yola devam etmesi istenen şanslı kişilerden biriydi, ancak akşam saatleri geçmiş, gece çökmüştü. Uveys, “Önce Hamude İstasyonu’na oradan da Selahaddin Caddesi’ne yürüdük. Bütün yolu gece karanlığında yürüdük. Kuzeyden gelen ve kuzeye giden tanklar sağımızdan kum ve toz savurarak geçip gidiyordu. Karanlıkta yürüyorduk ve yolu göremiyorduk” dedi. Her yer moloz, toprak ve kumdu. Yol altı kilometreden daha uzundu ve ordunun talimatlarına göre durmadan yürümeleri gerekiyordu. Gazze'nin kuzeydoğusuna akşam saat 21.00'dan hemen sonra, kayınbiraderi ve diğerleriyle birlikte ulaştı. Babası ve erkek kardeşleri ondan önce, annesi ve kız kardeşleri ise gün içinde buraya gelmişti.

sdefrgt
İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimlerindeki Deyr el-Beleh şehrinin doğusunda düzenlediği askeri operasyonun ardından yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın, 29 Ağustos 2024 (AFP)

Genç adam, yaşadıklarını anlatmaya devam etti:

“Ailenin geri kalanının akıbetini bilmiyorum, bu yüzden hala diken üstünde yaşıyorum ve bekliyorum. Allah, babaları ve oğulları hakkında kesin bir haber alamadan, tutuklanıp tutuklanmadıklarını ya da öldürülüp öldürülmediklerini bilmeden günlerce bekleyenlere yardım etsin.”

Filistin Merkezi İstatistik Bürosu (PCBS) tarafından sağlanan resmi verilere göre mevcut savaştan önce Gazze Şeridi'nin kuzeyinde 160 binden fazla Gazzeli yaşıyordu. Savaşın başlangıcından bu yana, 20 bin ila bini Gazze Şeridi’nin orta kesimlerine ve güneyine göç etti. Sahadaki tahminlere göre ise son olarak 60 binden fazla kişi yerinden edilirken, yaklaşık 70 bin kişi, İsrail ordusu tarafından uygulanan kuşatma, öldürme ve aç bırakma nedeniyle hala yerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor.

Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşayan yirmili yaşlarındaki genç kadın Hatice Hamid, kadınların ve çocukların yerinden edilmesini ‘ölüm yolculuğu’ olarak nitelendirdi. Hatice ve ailesi, sığındıkları Beyt Lahiye'den iki haftayı aşkın bir süre boyunca devam eden İsrail kuşatması ve bombardımanları nedeniyle 6 Kasım'da tıpkı Uveys ve ailesi gibi Gazze şehrine doğru aynı rotadan kaçmak zorunda kaldı.

Hatice, yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Ölüm yolculuğunda yaşadığımız aşağılanma ve baskı çok büyüktü. İnsanların çoğu yiyeceklerini ve giysiler gibi eşyalarını taşıyamadıkları için atmak zorunda kaldılar. Yol çok çileliydi. Erkekleri ve gençleri ayırdıkları için çocuklar ve kadınlar olarak bizi tek başımıza yürümeye zorladılar. Yol boyu ağladık. Herkes bizi daha da korkutmak için kasıtlı olarak ses bombaları atan İsrail tanklarından korkuyordu.”

Çocukların ve kadınların çığlıkları arasında yolda yürürken, rotalarının seyrini değiştirecek bir şey olmasını umduğunu söyleyen Hatice’nin tek istediği Cibaliye Mülteci Kampı’na geri dönmekti. Yürürken ailelerini kaybetmiş çocukları, yıkılmış evlerin molozlarıyla kaplı yolda yalın ayak yürüyen çocukları, patlama sesleri çıkarmak için yolun her iki tarafında kasten ilerleyen İsrail tanklarını gördü. Açlık ve susuzluk çeken yerinden edilmiş kadınların ve çocuklarının çoğu, kızgın güneşin altında saatlerce yürümek zorunda kaldıkları için artık taşıyamaz oldukları çantalarını ve yiyeceklerini atmak zorunda kaldı.

Hetice, Uveys ve diğer binlercesi, bombardıman, kuşatma ve açlık karşısında halen ayakta kalmaya devam etseler de daha ne kadar dayanabilecekler ve ‘ölüm yolunda’ yürüyebilecekler bilinmiyor.

 



Suriye: Avustralya, DEAŞ bağlantılı kişilerin tutulduğu kamptan bulunan vatandaşlarını almayı reddetti

Suriye: Avustralya, DEAŞ bağlantılı kişilerin tutulduğu kamptan bulunan vatandaşlarını almayı reddetti
TT

Suriye: Avustralya, DEAŞ bağlantılı kişilerin tutulduğu kamptan bulunan vatandaşlarını almayı reddetti

Suriye: Avustralya, DEAŞ bağlantılı kişilerin tutulduğu kamptan bulunan vatandaşlarını almayı reddetti

Suriyeli yetkililer, dün yaptıkları açıklamada, Avustralya makamlarının Suriye’de, DEAŞ militanlarıyla bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerin bulunduğu bir kamptan ayrılan Avustralyalı kadın ve çocuklardan oluşan bir grubun ülkelerine dönmesine izin vermediğini bildirdi.

Geçen cuma günü, dört aileden oluşan 13 kadın ve çocuk, Irak sınırına yakın, şüpheli DEAŞ mensuplarının aile bireylerini barındıran uzak bir tesis olan Roj Kampı’ndan ayrılarak Suriye’nin başkenti Şam’a gitmişti.

Kamp yetkililerinden biri o dönemde yaptığı açıklamada, söz konusu ailelerin yaklaşık 72 saat Şam’da kalmasının ve ardından Avustralya’ya gönderilmelerinin beklendiğini ifade etti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Suriye Enformasyon Bakanlığı i konuyla ilgili bir soruya cevaben yaptığı açıklamada, ailelerin kamptan ayrılmasının ardından Dışişleri Bakanlığı’na “Avustralya hükümetinin kendilerini kabul etmeyi reddettiği” bilgisinin iletildiğini bildirdi.


Trump: İran şimdi teslim olmalı

Trump ve Putin'in 2019'daki görüşmesinden (Arşiv- Reuters)
Trump ve Putin'in 2019'daki görüşmesinden (Arşiv- Reuters)
TT

Trump: İran şimdi teslim olmalı

Trump ve Putin'in 2019'daki görüşmesinden (Arşiv- Reuters)
Trump ve Putin'in 2019'daki görüşmesinden (Arşiv- Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’ın atması gereken adımın “teslimiyetini ilan etmek” olduğunu söyledi. Trump ayrıca, İran ile yürütülen görüşmelerin telefon üzerinden sürdüğünü, hafta başında Pakistan’a gönderilmesi planlanan ABD’li müzakerecilerin ziyaretini iptal ettiğini belirtti.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Trump dün bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre görüşmede ağırlıklı olarak Ortadoğu’daki savaşın son gelişmeleri ele alındı.

Putin’in danışmanı ve diplomat Yuri Uşakov, 90 dakikadan uzun süren görüşmenin “açık ve yapıcı” geçtiğini belirterek, iki liderin özellikle İran ve Körfez’deki duruma odaklandığını ifade etti. Trump ise görüşmeyi “çok iyi” olarak nitelendirdi.

Uşakov, Putin’in Trump’ın İran ile ateşkesi uzatma kararını doğru bulduğunu, bunun müzakerelere fırsat tanıyacağını ve genel olarak istikrarı destekleyeceğini söyledi. Ancak Putin’in, ABD ve İsrail’in yeniden savaşa dönmesi halinde bunun yalnızca İran ve komşuları için değil, tüm uluslararası toplum için “kaçınılmaz ve son derece ciddi sonuçlar” doğuracağı konusunda uyardığını belirtti.

Rusya’nın Ortadoğu’daki savaşla ilgili diplomatik çabalara güçlü şekilde katkı sunmaya hazır olduğunu belirten Uşakov, görüşmenin Moskova’nın girişimiyle gerçekleştiğini ifade etti.

Liderler ayrıca, beşinci yılına giren Ukrayna savaşını da ele aldı. Uşakov, Trump’ın talebi üzerine Putin’in cephe hattındaki son durumu aktardığını ve Rus güçlerinin “stratejik inisiyatifi elinde tuttuğunu” söyledi.

Uşakov’a göre, iki lider Ukrayna yönetiminin tutumuna ilişkin benzer değerlendirmelerde bulundu. Açıklamada, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Avrupa’nın teşviki ve desteğiyle çatışmayı uzatmayı hedefleyen bir politika izlediği öne sürüldü.

Putin’in, “Zafer Günü” kutlamaları süresince ateşkes ilan etmeye hazır olduğunu da dile getirdiği, Trump’ın ise bu girişimi desteklediği belirtildi. Trump’ın, söz konusu günün “ortak bir zaferi simgelediğini” ifade ettiği aktarıldı.

Rusya’da her yıl 9 Mayıs’ta kutlanan Zafer Günü, Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nı yenilgiye uğratmasının yıldönümünü anmak amacıyla düzenleniyor ve Moskova’da geleneksel askeri geçit töreni yapılıyor.

Yaklaşık üç haftadır yürürlükte olan ateşkes, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı ve 40 günden fazla süren savaşın ardından sağlanmıştı.

Washington ile Tahran arasında nisan ayı başında İslamabad’da ilk müzakere turu gerçekleştirildi. Görüşmelerin yeniden başlatılmasına yönelik çabaların tıkandığı bir dönemde, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Rusya’yı ziyaret etti.

Arakçi, Moskova’da Putin ile görüşmüş; Rusya lideri, Ortadoğu’daki savaşın sona erdirilmesine yardımcı olmak için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etmişti. Putin ayrıca, İran ile stratejik ilişkileri sürdürme niyetinde olduklarını vurgulayarak, İran halkının bağımsızlık ve egemenlik mücadelesindeki “cesaret ve kahramanlığını” övmüştü.


İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
TT

İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)

Enerji ve gübrede büyük ölçüde Ortadoğu'ya bağımlı Güneydoğu Asya ülkeleri, Hürmüz Boğazı'ndaki krizin yarattığı tedarik sıkıntısı sebebiyle oluşan açığı kapatmak için Rusya'ya yanaşıyor.

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Moskova'da Rusya lideri Vladimir Putin'le görüşmesinin ardından 150 milyon varile kadar Rus ham petrolü ithal edeceklerini açıkladı.

ABD müttefiki Filipinler de 5 yıl aradan sonra geçen ay Rusya'dan ilk petrol sevkıyatını tamamladı.

Tayland, Rusya'dan gübre alımı için görüşmeleri sürdürürken, Vietnam da İran savaşı öncesinde Kremlin'le imzaladığı nükleer santral anlaşmasıyla ilgili çalışmaları hızlandırdı.

Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve ABD'nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları geçici olarak gevşetmesi, Moskova'ya milyarlarca dolarlık gelir sağladı.

Guardian'ın analizine göre bu gelişmeler, Batı'nın Rusya'yı uluslararası alanda izole etme çabalarının sınırlı kaldığı yönündeki Kremlin söylemini de güçlendirdi.

Bölge genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları, Rusya ve Putin yönetimi hakkındaki olumlu algının sürdüğünü ortaya koyuyor. 2024'te yayımlanan bir ankete göre Endonezya ve Vietnam'da katılımcıların yüzde 50'den fazlası Rusya'nın Ukrayna savaşını kazanmasını istiyor. Pew Research'ün geçen yılki araştırmasında da Endonezyalıların yüzde 64'ünün Rusya'ya olumlu baktığı, aynı oranın ABD için yüzde 48'de kaldığı ortaya konmuştu.

Singapur merkezli düşünce kuruluşu ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü'nden araştırmacı Ian Storey, bölgede Moskova'nın imajına dair şunları söylüyor:

Putin, Batı'ya karşı duran güçlü lider ve geleneksel değerlerin savunucusu olarak görülüyor. Bu maço imajı, bölgedeki birçok ülkede çoğunlukla karşılık buluyor.

Analist ayrıca Rusya'nın, Vietnam ve Laos gibi komünist yönetimlerle tarihsel bağlara sahip olduğunu hatırlatarak, Kremlin'in İsrail'e karşı Filistin'e verdiği destek nedeniyle Müslüman dünyada da olumlu algılandığı yorumunu yapıyor. Çeçen savaşları ve Sovyetlerin Afganistan işgali gibi geçmiş olayların ise "büyük ölçüde unutulduğunu" savunuyor.

Bununla birlikte uzmanlara göre Rusya'nın bölgedeki etkisini artırma kapasitesinin sınırları var. Moskova'nın özellikle Çin yönetimine artan bağımlılığı, Güney Çin Denizi'nde Pekin'le sorun yaşayan ülkeleri temkinli davranmaya itebilir.

Avrupa Birliği (AB) ise bölgedeki gelişmeleri endişeyle takip ediyor. AB Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Brunei'de Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) dışişleri bakanlarıyla salı günü düzenlediği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, bölge ülkelerine "büyük resmi görme" çağrısında bulundu.

Kallas, Rus petrolünün satın alınmasının Moskova'nın Ukrayna'daki savaşı sürdürmesine katkı sağlayacağını vurguladı.

Independent Türkçe, Guardian, Jakarta Globe, Channel News Asia