Yeni Ortadoğu İran'ın vizyonuyla uyumlu mu?

İran siyasi düşüncesinde “stratejik derinlik” kavramına yönelik meydan okumalar

Fotoğraf: Nesma Muharrem
Fotoğraf: Nesma Muharrem
TT

Yeni Ortadoğu İran'ın vizyonuyla uyumlu mu?

Fotoğraf: Nesma Muharrem
Fotoğraf: Nesma Muharrem

Hamid Rıza Azizi

İran İslam Cumhuriyeti, kurulduğu 1979 yılından bu yana mevcut dünya düzenine karşı çıkan bir güç olarak öne çıktı. Vizyonu, bir yönetim modeli olarak Şii siyasal İslam ile dış politikasına yön veren anti-emperyalist ilkelerin benzersiz bir karışımına dayanıyor. Totaliter bir ideoloji çerçevesinde bu siyasal İslam ile anti-emperyalizmin birleşimi, “devrimi ihraç etmek”, İslamcı grupları desteklemek ve İsrail işgaline karşı duran “direniş” hareketlerini desteklemek gibi ana politikalarının temelini oluşturdu.

İran'ın tehdit algısı, büyük ölçüde 1980'lerde Irak ile sekiz yıl süren savaşı, ABD'nin 2001'de Afganistan'a ve 2003'te Irak'a askeri müdahaleleri de dahil olmak üzere bir dizi faktörden etkileniyor. ABD’nin askeri müdahaleleri yabancı güçleri İran sınırlarına yaklaştırırken, İran'ın güneydeki Arap komşuları da Washington ile güçlü ittifaklarını sürdürüyorlardı. Bu durum, İran'ın, tamamı gelişmiş askeri ve teknolojik yeteneklere sahip rakip emperyalist güçler ve onların müttefikleri tarafından çevrelenmiş, düşman bir bölgesel ortamda var olduğu yönündeki algısını güçlendirdi.

Bu bağlamda “stratejik derinlik” kavramı İran stratejik düşüncesinin temel taşı haline geldi. Bu kavram, İran'ın güvenliğinin teminatının, nüfuzunun bölge genelinde genişletilmesine dayandığı görüşünde. İran, “ileri savunma” stratejisi aracılığıyla güvenlik tehditlerini bölgesel sınırlarına ulaşmadan kontrol altına almaya çalışıyor.

İran dış politikasının bu ideolojik ve jeopolitik ilkelerinin temelinde emperyalizmin ve “küresel kibrin” sembolü, İran'a yönelik doğrudan ve dolaylı güvenlik tehditlerinin ana kaynağı olarak görülen ABD'ye karşı muhalefet yatıyor. Bu perspektife göre İranlı liderler İsrail'i emperyalizmin bölgesel sembolü, ABD'nin önemli bir müttefiki ve İran'ın bölgedeki başlıca düşmanı olarak görüyor.

İran, “ileri savunma” stratejisi aracılığıyla güvenlik tehditlerini bölgesel sınırlarına ulaşmadan kontrol altına almaya çalışıyor

Bu yaklaşımlar, İranlı yetkililerin açık ya da örtülü olarak atıfta bulunmaya devam ettiği bölgesel düzen için alternatif bir vizyonun netleşmesine katkıda bulunuyor. Bu vizyon, ABD'nin bölgedeki nüfuzunun en aza indirilmesini ve İsrail'in izole edilmesini gerektiriyor. Bu bağlamda, İran ile Arap komşuları arasında, BAE’ye ait üç ada konusundaki anlaşmazlık gibi 1979 devrimi öncesine ait anlaşmazlıklar da dahil olmak üzere devam eden jeopolitik anlaşmazlıklara rağmen, Batılı güçlerin “müdahalesine” gerek kalmadan bu sorunlara yerel çözümler bulma fırsatları doğacaktır.

İran'ın bu vizyonunun gölgesinde, komşu ülkeler, İran'ın “direniş ekseni” adı verilen yapı içindeki müttefiklerini, ister devlet çerçevesi dışında ister yarı devlet olsun, aktif ve meşru bölgesel aktörler olarak tanıyacaklardır. İran aynı zamanda “direniş eksenini” yalnızca ideolojik bir ağ olarak değil, aynı zamanda bölgesel rakiplerinin ağırlığını dengeleyen jeopolitik ağırlığa sahip bir güç olarak da görüyor.

xsdcfrg
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan Al Suud, eski İran dışişleri bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve eski Çin dışişleri bakanı Qin Gang, 6 Nisan 2023'te Pekin, Çin'deki görüşmeleri sırasında (Reuters)

Birinci gelişme, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı, küresel düzeyde, özellikle Ortadoğu'da, Amerikan nüfuzunun sınırlılığını teyit etti. Çoğu Arap ülkesi, Rusya'yı tecrit etme konusunda ABD ve Avrupa'nın yanında yer almak yerine, her iki tarafla da iyi ilişkileri sürdüren dengeli bir yaklaşım izledi. Bu tutuma ek olarak, Arapların Çin ile ilişkilerinin derinleşmesi, Arap ülkelerinin, özellikle de İran'a komşu olan Körfez ülkelerinin artık dış politikalarında daha fazla seçenek sunduklarını ve Batılı ittifaklara bağımlı olmaktan uzaklaştığını gösteriyor.

İran'ın algısındaki bu değişiklik ikinci bir gelişmeye katkıda bulundu; İran ile Arap komşuları arasındaki ilişkiler iyileşti ve Mart 2023'te Tahran ile Riyad arasındaki yumuşama anlaşmasının imzalanmasıyla zirveye ulaştı. Tahran'a göre bu anlaşma, Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki İbrahim Anlaşmaları’na karşı durma ve genişlemesini sınırlama girişimiydi. İran, Arap ülkeleriyle ilişkileri geliştirmekten potansiyel ekonomik faydalar elde etmeyi beklese de, bölgesel diplomatik çabalarında hâlâ güvenlik ve jeopolitik hususlara öncelik veriyor.

Aynı zamanda Tahran'ın inancına göre cesaret verici işaretler de ortaya çıktı. İran'ın bölgesel müttefikleri ile vekillerinin siyasi ve diplomatik konumu, özellikle Beşşar Esed rejiminin Arap Birliği'ne dönmesi ve Yemen'deki savaşın durmasının ardından iyileşmeye başladı. İran direniş eksenini yalnızca ideolojik bir ağ olarak değil, aynı zamanda bölgesel rakiplerinin ağırlığını dengeleyen jeopolitik ağırlığa sahip bir güç olarak görüyor.

İranlı liderlerin yeni bir bölgesel düzenin inşası için katalizör olarak gördüğü üçüncü ve en önemli gelişme ise Gazze'de savaşın başlaması ve buna yönelik uluslararası tepkiler, özellikle de İslam dünyasındaki çeşitli ülkelerin tepkisidir. İslam dünyasında Gazze'deki sivillere yönelik yaygın sempati, Filistin davasını bölgesel ve küresel düzeyde yeniden gündeme getirdi. Bu durum daha önce İsrail ile ilişkilerini normalleştiren ve barış anlaşması imzalayan Arap ülkeleri için zorluklar yarattı.

İran, Arap ve İslam dünyasındaki Filistin yanlısı duyarlılığın sunduğu fırsatı değerlendirdi. Kendisini Filistinlilerin haklarının “öncü savunucusu” olarak sunarak bölgesel nüfuzunu genişletmeyi hedefledi. Suudi Arabistan ile ilişkiler geçen yıl önemli ölçüde iyileşti ve bu da aralarındaki buzların çözüldüğünü gösteriyor. İran, Mısır ve Ürdün dahil olmak üzere diğer Arap ülkeleriyle de diplomatik düzeyde ilerleme kaydetti.

Bu gelişmeler, İsrail'i bölgesel istikrarsızlığın ana kaynağı olarak gösteren İran'ın stratejik anlatısını güçlendirdi. Aynı zamanda İran'ı bölgesel jeopolitikte merkezi bir aktör haline getirmeye çalıştı. İran açısından bakıldığında bu gelişmeler bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinde tarihi bir dönüm noktası teşkil ediyor. Nitekim İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, Gazze savaşının ardından artık bölgeyi “direniş hesaplarının” belirlediğini vurguladı. Bu da gelecekte Ortadoğu'daki siyasi sahnenin şimdikinden belirgin biçimde farklı olacağını gösteriyor.

İran’ın anlatısını incelemek

Ancak geçtiğimiz yıl yaşanan gelişmeler yakından incelendiğinde İran'ın karşı karşıya olduğu büyük meydan okumalar ortaya çıkıyor ve bu da onun iyimserliğini azaltıyor. Gazze'deki savaş, İran'ın beklentilerinin aksine ABD'nin Ortadoğu'daki rolünün azalmasına yol açmadı. Tam aksine Washington, müttefiki İsrail'i desteklemek ve korumak amacıyla askeri varlığını büyük ölçüde artırmaya çalıştı.

Ayrıca Gazze savaşı, İran'ın direniş ekseni içindeki müttefiklerinin, özellikle de Hamas ve Hizbullah'ın gücünü önemli ölçüde sınırladı. Bu sınırlama uzun vadede askeri güçlerini ve siyasi rollerini etkileyebilir ve bu da İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlayabilir. Buna ek olarak, bu dönemde Esed de savaşın olası olumsuz sonuçlarından korunmak amacıyla kendisini hem İran hem de eksenine karşı tedbir olarak belirli bir mesafede tuttu.

Belki de en önemli gelişme, İran ile İsrail arasındaki doğrudan karşılıklı saldırıların, her ne kadar İran'ın füze gücünü öne çıkarsa da, aynı zamanda İran'ın istihbarat ve teknoloji alanlarındaki aşırı kırılganlığını da açığa çıkarmasıdır. İran-İsrail arasındaki doğrudan çatışma mevcut modeliyle devam ederse ve İran'ın askeri kapasitesinde önemli bir zayıflamaya yol açarsa, bölgesel konumu, özellikle de Arap rakipleri ve Türkiye ile arasındaki güç dengesi alanında tehlikeye girebilir.

Dolayısıyla bazı gelişmeler İranlılar açısından umut verici olsa da yeni Ortadoğu, İslam Cumhuriyeti liderlerinin beklediği vizyon ile tam olarak uyumlu olmayabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.