Trump yeni bir Ortadoğu için yakaladığı fırsatı kullanacak mı?

Trump yeni bir Ortadoğu için yakaladığı fırsatı kullanacak mı?

ABD Başkanı Joe Biden, yeniden başkan seçilen Donald Trump ile Beyaz Saray Oval Ofis'te bir araya geldi, 13 Kasım 2024 (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden, yeniden başkan seçilen Donald Trump ile Beyaz Saray Oval Ofis'te bir araya geldi, 13 Kasım 2024 (AFP)
TT

Trump yeni bir Ortadoğu için yakaladığı fırsatı kullanacak mı?

ABD Başkanı Joe Biden, yeniden başkan seçilen Donald Trump ile Beyaz Saray Oval Ofis'te bir araya geldi, 13 Kasım 2024 (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden, yeniden başkan seçilen Donald Trump ile Beyaz Saray Oval Ofis'te bir araya geldi, 13 Kasım 2024 (AFP)

James Jeffrey

Yeniden başkan seçilen Donald Trump, artık 2017-2021 yılları arasındaki başkanlık dönemi sırasında ilgilendiğinden farklı bir Ortadoğu ile karşı karşıya. Çünkü bölge şu anda savaş halinde ve geleceğiyle ilgili ciddi soru işaretleri söz konusu. Buna rağmen İran'ı kontrol altına almayı ve ABD’nin bölgeye daha az müdahale etmesini gerektiren istikrarlı bir bölgesel ittifak kurmayı amaçlayan önceki politikalarını geliştirmek için önemli bir fırsat yakaladı. Trump, bu fırsat çerçevesinde bölgede devam eden savaşı, 7 Ekim saldırısına benzer tehditlerin tekrarlanmamasını sağlayacak şekilde sona erdirmeli ve İbrahim (Abraham) Anlaşmaları geliştirilmeli.

Ancak Trump’ın bunu başarması için zor kararlar alınması ve bazı risklerin üstlenilmesi gerekecek. Zira İran ve vekilleri henüz bölgenin ihtiyaç duyduğu türden bir barışa hazır olmayabileceği ve İbrahim Anlaşmalarının geliştirilmesi, belki Trump yönetiminin ve kesinlikle mevcut İsrail hükümetinin Filistinlilere yönelik tutumlarında değişiklik yapılmasını gerektirebilir, ancak ancak bu hala mümkündür.

xscdvfg
Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray’da Ortadoğu barış planının açıklandığı sırada, 28 Ocak 2020 (AFP)

Bu iyimserlik sadece gözlemcilere değil, aynı zamanda The Economist'in ekim ayında ‘Ortadoğu depremi yılı’ olarak tanımladığı dönemde İsrail, Gazze ve Lübnan halklarına da yersiz görünebilir fakat bölgeyi anlamak ve Donald Trump'ın yakaladığı fırsatı kavramak için 7 Ekim 2023 günü değil, yirmi yıl önce başlayan bu ‘depremin’ doğasını anlamak gerekiyor. Yahudiler ve Filistinliler, Şiiler ve Sünniler, Kürtler ile Türkler ve Araplar, Hindular ve Müslümanlar arasındaki dini ve etnik gerilimlerden terörizme ve Rusya ile Çin'in müdahalesine kadar bölge birçok sorunla boğuşuyor. Ancak bugün İran, Ortadoğu'daki en önemli mesele olmaya devam ediyor. İran’ın nasıl böyle bir tehdit haline geldiğini ve buna nasıl karşı koyacağımızı anlamak için 2003 yılına geri dönmemiz gerekiyor.

İran'ın yükselişi ve düşüşü

İran 2003 yılında savunmasız bir konumdaydı. Önce Irak'ta sonra da Tanker Savaşı’nda aldığı yenilgilerin yaralarını sarmaya çalışıyordu. İranlı liderler, ılımlı olma eğilimindeydi. İran, Arjantin’de Yahudi merkezine düzenlenen terör saldırısı ve el-Huber Kuleleri Saldırısı gibi bazı terör saldırıları dışında, son on yılda çok az etkili olmuştu. Sadece bir bölgesel vekili olarak Lübnan Hizbullah'ı ve tek müttefiki olarak izole edildiği dünyada büyük ölçüde bağımlı olduğu Suriye'deki Esed rejimi vardı. Ancak İran bölgeyi hakimiyeti altına alma, İsrail'i yok etme, ABD'yi bölgeden kovma ve gizli bir nükleer program geliştirme hedeflerinden asla vazgeçmedi. Buna karşın o dönemde İran'ın kontrol altında tutulduğu görülüyordu.

İran ve vekillerinin stratejisi temkinli asimetrik savaş üzerine kurulu. Bu hamlelerin hiçbiri tek başına bölgesel düzen için ciddi bir tehdit oluşturmuyor.

İran, 7 Ekim 2023 tarihinden sonra birçok bakımdan en etkili bölgesel güç haline geldi. Nükleer silah sahibi olmaya yaklaşan ve binlerce uzun menzilli füze elde eden İran, güçlü vekilleri aracılığıyla Gazze, Lübnan ve Yemen'de kontrolünün kapsamını genişletti, Irak ve Suriye'de nüfuzunu güçlendirdi. Bunların hiçbiri gizlice olmadı. Çünkü Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, 2005 yılından bu yana ülkelerine ziyarete gelen ABD’lileri bölgede ‘Şii Hilali’ projesi çerçevesindeki gelişmelere karşı sık sık uyarıyordu.

Herkes bu ihmal yüzünden suçlu olsa da en büyük sorumluluk, (yeni Trump yönetimi dışında) ABD’de birbiri ardına göreve gelen dört yönetime ait. Washington, 11 Eylül'den bu yana bölgesel terörizmle mücadele, rejim değişikliği ve demokratikleşme programlarını dayatmakla meşgul olurken, Çin'e ve ardından Rusya'ya daha fazla odaklanmaya başladı. ABD, İran'ın nükleer programıyla ilgilenirken, Saddam Hüseyin rejiminin düşmesi ve İsrail'in Lübnan ve Gazze'den çekilmesi gibi kararlar İran'ın bölgede yayılmacı politikasını uygulamasını kolaylaştırdı.

xc dv
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Mariano Grossi ve İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami (sağda) 14 Kasım'da Tahran'da ortak bir basın toplantısı düzenlediler (AFP)

Washington diğer meydan okumalara güçlü bir şekilde karşılık verirken, söz konusu dönem boyunca geleneksel bir yaklaşıma bel bağlayarak İran'ın etrafını sarma görevini eline yüzüne bulaştırdı. Bu yaklaşımın temel unsurları ilk olarak, İran ve vekillerinin girişimlerine tepkisini ya meseleyi inkar ederek (Başkan Obama'nın ‘bölgeyi İran'la paylaşmaktan’ bahsederken yaptığı gibi) ya da askeri güç kullanmaktan kaçınarak (tıpkı 2019 yılında Suudi Aramco tesislerine yapılan saldırıda olduğu gibi) gösterdi. Güç kullanıldığında ise (Husilere karşı yürütülen Kızıldeniz operasyonu gibi) etkisi sınırlı oldu.

İran ve vekillerinin stratejisi temkinli asimetrik savaş üzerine kurulu. Bu hamlelerin hiçbiri tek başına bölgesel düzen için ciddi bir tehdit oluşturmuyor. Örneğin Washington, 2006-2021 yılları arasında İsrail'e Hizbullah, Suriye ve Hamas'a karşı beş kez tansiyonu düşürmesi için baskı yaptı ve 2004-2008 yılları arasında Irak hükümetine İran yanlısı milisler lehine baskı yaptı.

Ortakları çoğu zaman bu baskılara boyun eğmiş olsa da İsrail'in 2007 yılında Suriye'deki bir nükleer tesisi vurması istisnai olarak önemli bir olaydı. Bu saldırının Washington'ın uyardığı gibi bölgesel bir felaketle sonuçlanmaması dikkati çekerken, sadece Suriye'nin tehlikeli bir girişimi sona erdirilmiş oldu.

İran'ın vekillerinden Hamas, 7 Ekim 2023 tarihinde bu temkinli asimetrik savaş stratejisini terk etti ve bölgesel düzeni değiştirmeyi başardı. İsrail, ABD stratejisinin gerçek sonuçlarının farkına vardı, ancak Biden yönetimi bunu fark edemedi. İsrail'in varlığı tehlikedeydi. Amerikan gazetesi New York Times’ın (NYT) haberine göre Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar, en güçlü müttefikleri olan Hizbullah ve İran'ı İsrail'e karşı saldırının içine çekmeye çalıştı. İsrail, Gazze Şeridi’ne şiddetli bir karşı saldırı başlattı.

Başkan Trump'ın, önceki başkanlık döneminde imzalanan İbrahim Anlaşmalarını genişleterek Biden yönetiminin kazanımlarını geliştirmeye çalışacağına şüphe yok.

ABD sivil kayıplardan endişe duysa da (Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarında ve Amos Hochstein’ın yürüttüğü müzakereler sırasında Hizbullah'a karşı açıkça başarısız olan) ‘yaklaşımını’ sürdürürken İsrail’in askeri operasyonunu gönülsüzce onayladı.

Askeri açıdan Hamas’ın askeri yeteneklerinin ve Gazze Şeridi'nin büyük bölümü geri dönüşsüz şekilde yok edildi. Hizbullah'ın lider kadrosu ve savaş gücünün büyük bölümü geçici de olsa ortadan kaldırıldı. Olaylar, İran'ın Gazze Şeridi’ndeki ve Lübnan'daki vekillerinin yok edilmesine uzun süre izin veren bir ‘kağıttan kaplan’ olduğunu gösterdi. İran, misilleme olarak nisan ve ekim aylarında İsrail'e karşı büyük füze saldırıları düzenledi ama saldırılar etkili olmadı. İsrail'in ekim ayındaki karşı saldırısı, onun İran karşısındaki askeri üstünlüğünü çarpıcı bir şekilde ortaya koydu.

Bölgenin istikrara kavuşturulması: Kısa vadede

Trump yönetiminin karşılaşacağı yeni jeopolitik durum işte bu. Bazı raporlarda Trump'ın önceliğinin, tıpkı şu an Biden yönetimi için olduğu gibi, Gazze’deki ve Lübnan'daki çatışmaları sona erdirmek ve İsrail güçlerini geri çekmek olduğu öne sürüldü. Ancak bu, yalnızca İsrail'in Hamas ve Hizbullah'ın önümüzdeki yıllarda kendisine tehdit oluşturacak şekilde yeniden güçlenemeyeceğini garanti etmesi halinde mümkün olabilir.

xcdvf
Gazze Şeridi'nin kuzeyinden kaçan yerlerinden edilmiş Filistinliler, 12 Kasım 2024 (Reuters)

David Ignatius'un Washington Post gazetesinde yayınlanan 7 Kasım tarihli makalesine göre Biden ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) önerdiği gibi Gazze'de barışı ve istikrarı korumak için uluslararası güçlerin konuşlandırılmasını ve Filistin Yönetimi'nin geçici istikrar ve uzun vadeli yeniden inşa süreci için bir rol üstlenmesini istiyor. Ignatius, Washington'ın aynı zamanda Lübnan'da Hizbullah'ın, Lübnan-İsrail sınırından uzak tutulmasını sağlayacak ve muhtemelen Suriye'den Hizbullah'a silah akışını sınırlayacak şekilde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2006 tarihli ve 1701 sayılı kararının daha katı bir şekilde yeniden yürürlüğe konmasını da istediğini yazdı.

Bir sonraki adım olarak İran'ın nükleer programının kısıtlanması gündemde. Bu adım için Trump yönetiminin, Başkan Biden'ın 2021 yılında İran'ın nükleer silah edinmesini önlemek için gerekirse güç kullanacakları açıklamasını yinelemesi gerekiyor. Ancak bu, aynı zamanda er ya da geç Tahran ile müzakere masasına oturulmasını da gerektirecek.

Bölgenin istikrara kavuşturulması: Uzun vadede

Başkan Trump'ın, önceki başkanlık döneminde Suudi Arabistan ve İsrail arasında diplomatik ilişkilerin kurulması gibi daha büyük bir başarıya ulaşmak amacıyla imzalanan İbrahim Anlaşmalarını genişleterek, Biden yönetiminin kazanımlarını geliştirmeye çalışacağına şüphe yok. Bunun için İsrailliler ve Filistinliler arasında gerçek bir barışa doğru ilerleme kaydedilmeli. Her ne kadar Trump'ın önceki döneminde yürürlüğe koyduğu barış planı başarılı olmamış olsa da en azından daha kapsamlı bir çözümü düşünmeye istekli olduğunu gösterdi.

İsrail caydırıcılık kabiliyetini yeniden kazandığında ve sınırlarındaki tehditleri belki de kalıcı olarak ortadan kaldırdığında, doğru bir yönetim altında Filistinlilerle barış için risk almaya istekli olabilir. Bu bağlamda Arap ülkeleri kilit bir rol oynuyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre İran'ın Suriye ve Irak üzerinden Ürdün'e uyguladığı baskı, Husilerin Arap dünyasındaki seyrüsefer güzergahlarını kapatması ve bunun Mısır'ın Süveyş Kanalı gelirleri üzerindeki etkisi gibi son olaylar, onlara İran ve vekillerinin yarattığı tehlikeyi hatırlattı. Bu yüzden hem kendi aralarında hem de İsrail ve ABD ile askeri ve ticari ilişkileri geliştirmeye çalışabilirler.

“Gerçek tehlike ise İran'ın diplomatik arenada çalışmalarını sürdüren Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’nın temsil ettiği ‘resmi’ yüzünü terk edip, gerçek güç merkezleri olarak Dini Lider ve DMO tarafından temsil edilen ‘gayri resmi’ yayılmacı gündemlerini sürdürmeye devam etmesi ihtimalinde yatıyor.

Trump yönetimi, bu iyimser senaryonun gerçekleşmesi için Gazze Şeridi’ndeki ve Lübnan'daki çatışmaların sona ermesi ve İsrail-Filistin barış sürecinde ileriye dönük net bir yol çizilmesi gerektiğinin farkına varmalı.

NYT'nin 11 Kasım tarihli bir haberine göre İran’daki hükümet çevreleri, Çin, Suudi Arabistan, Irak ve diğerlerinin de dahil olduğu son girişimlere dayanarak sadece Arap ülkeleriyle değil, ABD ile diyaloğu da kapsayacak şekilde diplomatik hamleleri yeniden gözden geçiriyor. İran, komşuları ve ABD arasında ,1990'lı yıllarda özellikle de İran'ın askeri maceralara atılması için gerekli imkanlarını yok eden kararlı saldırılardan sonra hüküm süren nispeten sakin ilişkilere geri dönülebilir. Bu potansiyel kesinlikle var.

Gerçek tehlike ise İran'ın diplomatik arenada çalışmalarını sürdüren Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’nın temsil ettiği ‘resmi’ yüzünü terk edip, gerçek güç merkezleri olarak Dini Lider (Rehber) ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından temsil edilen ‘gayri resmi’ yayılmacı gündemlerini sürdürmeye devam etmesi ihtimalinde yatıyor. Eski ABD Başkanı Barack Obama'nın İran'a yönelik girişimi, büyük ölçüde İran ‘devletinin’ bu resmi ve gayri resmi yüzlerini birbirinden ayırt edememesi nedeniyle başarısız oldu.

Her ne kadar teokratik rejimin İran halkı tarafından devrilmesi ihtimali düşük görünse ve Trump yönetimi de dahil olmak üzere hiç kimse ciddi bir şekilde savaş ya da rejim değişikliği arayışında olmasa da İran'ın baskın dış politikalarında kademeli bir yumuşama ve buna paralel olarak iç yönetiminde liberalleşme ihtimali var ve bu ihtimalin memnuniyetle karşılanacağı kesin. Bu değişikliklerin gerçekleşmesi ve DMO’nun devam eden yayılmacı politikalarını maskeleyen bir propagandadan ibaret olmaması için Arap ülkeleri, ABD ve İsrail arasında kurulacak bir ittifakın İran'ı alternatif seçenek olarak militarizmden kalıcı olarak uzaklaştırması gerekiyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.


Musk, Ukrayna ordusunu Starlink kullanım koşullarını ihlal etmekle suçladı

Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
TT

Musk, Ukrayna ordusunu Starlink kullanım koşullarını ihlal etmekle suçladı

Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)

ABD’li milyarder Elon Musk dün yaptığı açıklamada, Ukrayna ordusunu Starlink uydu internet hizmetini saldırı amaçlı insansız hava aracı (İHA) operasyonlarında kullanarak sivilleri öldürmekle suçladı. Musk, bu kullanımın hizmet şartlarını ihlal ettiğini öne sürdü.

Musk, sahibi olduğu X platformunda yaptığı paylaşımda, “Ukrayna ordusu Starlink hizmetinin kullanım şartlarını ihlal ederek insanları öldürmek amacıyla saldırı amaçlı İHA operasyonları düzenledi. Bu açık geçen hafta kapatıldı” ifadelerini kullandı.

Musk, iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıt veya somut örnek sunmadı.

Musk’ın sahibi olduğu SpaceX tarafından işletilen Starlink, kendi açıklamasına göre askerî saldırı operasyonları için değil, sivil ve savunma amaçlı kullanım için tasarlanmış ticari bir hizmet. Musk, şirketin askerî amaçlara yönelik diğer hizmeti Starshield’ın ise ABD hükümetinin kontrolünde olduğunu belirtti.

Ukrayna ordusu, Rusya’nın işgaline karşı hava savunmasında Starlink’ten yararlanıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre  uydu internet hizmeti, İHA operasyonlarının yanı sıra lojistik faaliyetler ve askerî iletişim açısından da önemli bir rol oynuyor.

Ukrayna, son günlerde ABD merkezli uydu internet hizmetine erişimin yavaşlatıldığından şikâyet etmişti. Ancak yaşanan aksaklıktan kimin sorumlu olduğu netlik kazanmamıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, dün yaptığı açıklamada Starlink ve Starshield iletişim hizmetlerinin yeniden çalışır duruma getirildiğini söyledi.

Zelenskiy, “Starlink ve Starshield hizmetleri, tüm kısıtlamalar uygulanmadan önceki hızlarına yeniden kavuştu. Şu anda hızlar olması gereken seviyede” dedi.


Pezeşkiyan, Putin ile görüşmek üzere gelecek hafta Moskova’yı ziyaret edecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
TT

Pezeşkiyan, Putin ile görüşmek üzere gelecek hafta Moskova’yı ziyaret edecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın gelecek hafta Rusya’nın başkenti Moskova’ya giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşeceğini açıkladı. Ziyaretin, iki ülke arasında ikili iş birliği ve bölgesel gelişmelere ilişkin istişarelerin sürdürülmesi kapsamında gerçekleştirileceği belirtildi.

Arakçi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yakın zamanda Tahran’a gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin mesajında, görüşmelerde siyasi ve ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi, ortak anlaşmaların uygulanması ve İran ile Rusya arasındaki kapsamlı stratejik ortaklığın güçlendirilmesinin ele alındığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Arakçi, “Bu ziyarette ortak çıkarlarımızı korumak, bölgesel barış ve istikrarı güçlendirmek amacıyla istişarelerin sürdürülmesinin önemini vurguladık. Diyalog ve istişareler, gelecek hafta iki ülkenin cumhurbaşkanlarının Moskova’da bir araya gelmesiyle devam edecek” ifadelerini kullandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (AFP)

Lavrov’un Tahran ziyareti

Lavrov, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a ilk ziyaretini geçen pazartesi günü gerçekleştirdi. Tahran’da Pezeşkiyan ve Arakçi ile bir araya gelen Lavrov, Arakçi ile düzenlediği ortak basın toplantısında Pezeşkiyan’ın “önümüzdeki günlerde” Moskova’yı ziyaret edebileceğini söylemiş, ancak kesin tarih vermemişti.

Lavrov, Tahran’dan yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nda savaş öncesindeki duruma dönülmesi çağrısında bulundu. Bu kapsamda “seyrüsefer özgürlüğünün yeniden sağlanması ve saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvenceler verilmesi” gerektiğini belirten Rus Bakan, krize çözüm bulmak için çalışmaya hazır olduklarını ifade etti.

Rusya’nın “zor koşullara” rağmen İran ile ekonomik ve yatırım anlaşmalarını uygulamaktan vazgeçme niyetinde olmadığını söyleyen Lavrov, Rus uzmanların Buşehr Nükleer Santrali’ne kademeli olarak geri döndüğünü belirtti. Lavrov ayrıca iki ülke arasındaki ticaret hacminin geçen yıl yüzde 21 arttığını kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim Pazartesi günü Tahran’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştü. (EPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim Pazartesi günü Tahran’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştü. (EPA)

Arakçi ise söz konusu görüşmeler sırasında bölgedeki “güvensizlikten” ABD’yi sorumlu tuttu. “Ekonomik abluka, bölgemizdeki güvensizliğin başlıca nedenidir” diyen Arakçi, Rusya ile ilişkilerini “stratejik” olarak nitelendirdi. Kapsamlı stratejik ortaklık anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından bu ilişkilerin “yeni boyutlar kazandığını” belirtti.

Pezeşkiyan ile Putin son olarak Türkmenistan’da bir araya gelmişti. Putin, ekim ayının başında yaptığı görüşmede Moskova’nın arabuluculuk çabalarına katkıda bulunmaya hazır olduğunu Pezeşkiyan’a bildirmişti.

Lavrov, Tahran ziyaretinden bir gün önce yaptığı açıklamada ise Tahran ile Washington arasındaki görüşmelerin çıkmaza girdiği bir dönemde Rusya’nın çabalarının “geniş çaplı bir savaşın yeniden başlamasını önlemeyi” amaçladığını söyledi.