Şam’ın artık güvenli bir sığınak olmadığı İran bağlantılı liderlerin bir sonraki hedefleri neresi?

Suriye’de mahalle aralarında ve şehirlerin içlerinde yaşayarak gizlenme yöntemi artık işe yaramıyor

Suriye'nin başkenti Şam'da benzeri görülmemiş bir suikastlar cenderesi yaşanıyor (Independent Arabia)
Suriye'nin başkenti Şam'da benzeri görülmemiş bir suikastlar cenderesi yaşanıyor (Independent Arabia)
TT

Şam’ın artık güvenli bir sığınak olmadığı İran bağlantılı liderlerin bir sonraki hedefleri neresi?

Suriye'nin başkenti Şam'da benzeri görülmemiş bir suikastlar cenderesi yaşanıyor (Independent Arabia)
Suriye'nin başkenti Şam'da benzeri görülmemiş bir suikastlar cenderesi yaşanıyor (Independent Arabia)

Mustafa Rüstem

İsrail, bilgi bankasında yer almasa bile peşine düştüğü hiçbir hedefi ıskalamıyor ve görevini başarıyla yerine getirmek için güdümlü füzelerle tüm bölgeyi bombalayarak yakıp yıkma politikasını uyguluyor. İsrail, bu politikayı sivil kayıpları göz önüne almadan sürdürüyor.

İsrail'in Gazze Şeridi’de ve Lübnan'da yürüttüğü savaşlar sürerken Şam, Suriye'nin neresinde olursa olsun Hizbullah’ın üst düzey liderlerine ve üyelerine karşı ilan edilmiş bir savaşın tam ortasında yer alıyor.

Ancak son birkaç haftadır neredeyse her gün evlerin ve apartmanların hedef alındığı hava saldırıları düzenlenir oldu. Buna paralel olarak Suriye ve Lübnan arasındaki hareketliliği durdurmak amacıyla gizli ve yasadışı geçişler ve koridorlar hedef alındı. Şam'ın Mezze semti, İranlı üst düzey isimlerin ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) subayların ve askeri danışmanların yanı sıra Hizbullah komutanlarının ikamet ettiği gerekçesiyle füzeli saldırılara en sık maruz kalan bölge oldu. Son saldırılarda İslami Cihad Hareketi’nin iki lideri hedef alındı.

Son olarak geçtiğimiz perşembe günü düzenlenen saldırıda 20 kişi öldü. Aralarında İslami Cihad Hareketi üyelerinin de bulunduğu 21 kişi de yaralandı. Tel Aviv tarafından operasyonla ilgili yapılan açıklamada, bunun bir suikast operasyonu değil, Şam’daki İslami Cihad Hareketi’ne ait noktaları ve karargahlara yönelik bir operasyon olduğu belirtildi. Saldırı, önceden planlanmıştı ve İran’ın eski Meclis Başkanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Ali Laricani’nin Şam’ı ziyareti sırasında gerçekleşti.

Mahalle aralarında ya da herhangi bir şehirde gizlenme yöntemi artık işe yaramıyor

Bu arada, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana devam eden savaşın kapsamı, askeri saldırıların ötesine geçerek her yerde söz konusu örgütlerin liderlerinin aralıksız takibini ve izlenmesini de içerecek şekilde genişledi.

Gözlemcilere göre Şam artık güvenli bir liman olmadığı gibi eskisinden daha tehlikeli bir hale geldi. Tel Aviv'in İran’ın Şam Büyükelçiliği'ne ait bir diplomatik merkezi Kudüs Gücü'nün üst düzey isimlerinin katıldığı bir güvenlik toplantısı sırasında bombalamasının ardından güvenlik sızıntılarından söz edilirken, Suriye’de mahalle aralarında ya da herhangi bir şehirde gizlenme yöntemi artık işe yaramıyor.

Lübnan Hizbullah'ı kurulduğu 1982 yılından bu yana en zor dönemini yaşıyor. Liderleri ve kadroları bazı zorluklarla karşı karşıya. Siyasi analist Nezir el-Kanduri bu zorluklardan üçünü, Hizbullah’ı yok etmekle tehdit eden bekasına yönelik zorluk, İran'ın Donald Trump liderliğindeki yeni ABD yönetimiyle yapabileceği en erken anlaşmada onu tek başına bırakması olasılığı ve Şam'ın Hizbullah’ı terk etme ihtimali olarak sıraladı.

Tüm bu tehlikeli gerçeklere dayanarak, Şam rejiminin aldığı darbeler nedeniyle onları ülke içinde tutmak istemediği düşünüldüğünde, örgüt liderlerinin Suriye'de kalması son derece riskli hale geldi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre  Kanduri, Rusya'nın İran destekli grupların varlığını en aza indirmeye çalıştığını ve Suriye’de nüfuzu olan tek ülke olmayı istediğini söyledi. Kanduri’ye göre ABD'nin İran'ın Hizbullah da dahil olmak üzere, Suriye'de kendisine bağlı gruplardan dondurulmuş fonlarının bir kısmını serbest bırakacak ve yaptırımları hafifletecek bir anlaşma karşılığında ayrılmasını istediğine dair ipuçlarından bahsetmeye gerek dahi yok.

İran’ın Arap ülkeleri pahasına nüfuzunu genişletme politikası sona eriyor. Yeni ABD yönetimi İran’ın nükleer silah edinme hırslarını sınırlamakla yetinmeyip Arap ülkelerinin zararına olacak şekilde yayılmacı politikasını sürdürmesine bir son vermeyi de istiyor.

Direnişi savunmak

Bu arada Suriye halkı, özellikle Şam'ın, Humus kırsalının ve Lübnan ile sınır bölgelerinin art arda bombalanmasıyla son dönemde tırmanan gerginlik nedeniyle savaşın uzamasından ve yayılmasından endişeli. İsrail ordusu, sınır bölgelerinde Suriye topraklarına girdiyse de İran ya da Rusya'dan İsrail'in füzelerine ve savaş uçaklarına karşı herhangi bir karşılık verilmesi pek olası görünmüyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Direktörü Rami Abdurrahman, Şam'ın Tahran'dan hava savunma sistemi sağlamasını istediği 2021 tarihli bir belgenin sızdırıldığını ortaya çıkardı. Belge, İsrail savaş uçaklarına karşı düzenli ordunun ve onun sistemlerinin hava savunmasıyla desteklenmemesinin nedenleri hakkında soru işaretlerini gündeme getiriyordu.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, Ali Laricani'nin ziyareti de dahil olmak üzere İranlı yetkililerin Suriye'nin başkentine yaptığı ziyaretler ve İranlı askeri danışmanların orada kalması, Tahran ile Şam arasındaki güçlü ilişkilerin yanı sıra Tahran'ın silahlı örgütlere ve Şam rejimine verdiği desteğin devam ettiğini teyit ediyor.

Yerinden edilme senaryosu

Diğer taraftan özellikle başkent Şam’ın merkezindeki Mezze ve Kefer Susa gibi lüks semtlerde ikamet ederek gizlenme sorununun ortaya çıkması, Hizbullah üyelerinin hayatta kalmak için Suriye’yi terk edeceğinin işareti olarak görüldü.

Hizbullah liderlerinin Irak'a nakledilmesi konusuna yanıt veren Kanduri, bu prosedürü ‘birinin kendi ayaklarıyla ölüme gitmesi’ olarak tanımladı. Kanduri’ye göre bunun nedeni, Trump'ın yeniden başkan seçilmesiyle birlikte Irak'taki milislerin durumunun pek de iyi durumda olmaması. Peki Hizbullah liderlerini ve üyelerini Irak'ta neler bekliyor? Kesinlikle Suriye'den daha iyi durumda olmayacaklar ve İsrail ve hatta ABD savaş uçakları tarafından tasfiyeye uğrayacaklar. Hizbullah liderlerinin gidebileceği en iyi yerin, Washington'la yapacağı en yakın anlaşmada Hizbullah’a verdiği desteği terk edebilecek olmasına rağmen İran olduğunu söyleyen Kanduri, ancak İran’ın 1980'li yıllarda Iraklı milislere karşı yaptığı gibi rolünü daha sonra yeniden üstlenebileceğini umduğu için bundan vazgeçmeyeceğinin de altını çizdi. Kanduri, Irak-İran savaşı sona erdiğinde Irak'a karşı milis faaliyetlerini durdurdu ve 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin düşmesiyle birlikte milis faaliyetlerini yeniden başlattı.

Olan ve olmaya devam eden olayların İran ile topyekûn bir savaşa dönüşmeyeceğini düşünen Kanduri’ye göre İran'ın pragmatik politikası, bölgede konuşlu milislerini terk etme ve nüfuz alanlarından çekilme pahasına bile olsa, rejimini düşmekten koruyacak bir anlaşmaya varmaya itecektir.

ABD'nin medyada pek dile getirilmeyen gizli bir arzusundan bahseden Kanduri, Washington'ın İran rejimini devirmek istemediğini, sadece gücünü budamak istediğini söyledi.

İran'ın ABD'nin bölgedeki çıkarlarına yönelik tehdidi ne olursa olsun, dolaylı olarak ABD ve İsrail'in çıkarlarına faydalı olduğunu belirten Kanduri, “İran tehdidi, bazı Arap ülkelerini İsrail ile barış anlaşması imzalamaya itti ve bu ülkelerin kendilerini tehditlere karşı savunmak için ABD’den yüz milyarlarca dolarlık silah satın almalarına neden oldu” yorumunda bulundu.



İstihbarat bilgileri: Hamaney, Mücteba’nın yönetme yeteneğinden şüphe duyuyor

Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
TT

İstihbarat bilgileri: Hamaney, Mücteba’nın yönetme yeteneğinden şüphe duyuyor

Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)

İsa en-Nehari

ABD istihbarat birimleri, eski İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, oğlu Mücteba Hamaney’in kendisine halef olmasına ilişkin çekinceleri bulunduğu yönünde bilgileri ABD Başkanı Donald Trump’a iletti. Söz konusu bilgilere göre Hamaney’in, oğlunun zekâsı ve ülkeyi yönetme kapasitesi konusunda şüpheleri vardı. Bazı gözlemciler ise Mücteba Hamaney’in içe kapanık bir karaktere sahip olduğunu ve psikolojik sorunlar yaşadığını öne sürdü.

İran’da yeni Dini Lider olarak Mücteba Hamaney’in babasının yerine atanmasının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen, yeni lider henüz kamuoyuna açık bir konuşma yapmadı; yalnızca yazılı bir mesaj yayımladı. Gözlemciler bu durumu, İran’da yönetimin İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından kontrol edildiğinin göstergesi olarak değerlendiriyor. Mesajın, askeri kurumların benimsediği sert söylemle büyük ölçüde örtüştüğü ifade ediliyor.

Bu arada ABD istihbarat kurumları, Donald Trump ve danışmanlarına sundukları bilgilerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in oğlunun kendisine halef olmasına mesafeli yaklaştığını aktardı. CBS News tarafından aktarılan bilgilere göre Hamaney, oğlunun zekâsı ve ülkeyi yönetme becerileri konusunda ciddi şüpheler taşıyordu.

İstihbarat raporlarında ayrıca Ali Hamaney’in, oğlu Mücteba’nın (56) kişisel yaşamında bazı sorunlar yaşadığının farkında olduğu, ancak bu sorunların niteliğinin ayrıntılandırılmadığı belirtildi. Söz konusu durumun, yeni Dini Lider’in kısırlık tedavisi için dört kez Birleşik Krallık’a gitmesiyle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı. ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait 2008 tarihli gizli bir belgeye göre Mücteba Hamaney, çocuk sahibi olması yönünde aile baskısı altındaydı; tedavi sürecinin ardından ilk çocuğu dünyaya geldi.

Donald Trump cuma günü verdiği bir röportajda Ali Hamaney’in oğluna güvenmediğine açık şekilde işaret ederek, “Babası onun lider olmasını dahi istemiyordu” ifadesini kullandı. Trump daha önce de Mücteba Hamaney’i ‘zayıf’ olarak nitelendirmiş ve ABD’nin İran’da bir sonraki liderin seçimi üzerinde bir tür denetim rolü olması gerektiğini savunduğunu belirtmişti.

Ali Hamaney’in oğlunu halefi olarak seçmekten kaçındığına dair spekülasyonlar yeni değil. Bu değerlendirmeler, eski liderin yönetimin miras yoluyla devredilmesine karşı olduğu yönündeki tutumuyla ilişkilendiriliyordu. New York Times’ın İranlı yetkililere dayandırdığı habere göre Ali Hamaney, 12 Gün Savaşı sırasında kendisinden sonra liderlik için üç aday belirlediğinde oğlunu bu listeye dahil etmedi.

Buna rağmen 88 üyeden oluşan Uzmanlar Meclisi, tartışmalı koşullar altında Mücteba Hamaney’i yeni Dini Lider olarak seçti. Yeni liderin kendisinin bile atamasını televizyondan öğrendiğini söylediği aktarıldı. Reuters ise DMO’nun seçim sürecinde baskı uyguladığını ve Uzmanlar Meclisi içindeki görüş ayrılıklarına rağmen Mücteba Hamaney’in adaylığını dayattığını bildirdi.

Psikolojik sorunlar yaşıyor

İstihbarat bilgilerine göre Ali Hamaney’in oğlunun ülkeyi yönetme kapasitesine ilişkin şüpheleri, Mücteba Hamaney’in karizma ve kitleleri etkileyen konuşmalar yapma yeteneğinden yoksun olmasıyla ilişkilendiriliyor. Hamaney’in, İran Devrimi’nin Batı ve İsrail karşıtlığına dayanan ideolojik çizgisinin sürdürülmesi için bu özellikleri gerekli gördüğü belirtiliyor. Bu nedenle Hamaney’in görev süresi boyunca sık sık konuşmalar yapmaya ve resmi kabul törenlerinde görünmeye önem verdiği ifade ediliyor.

Yeni Dini Lider’in kamuoyuna yansıyan tek görüntüsü ise yaklaşık 30 saniyelik bir video kaydı. 2024 yılında çekildiği tahmin edilen görüntülerde Mücteba Hamaney’in internet üzerinden verdiği dini dersleri iptal ettiğini açıkladığı görülüyor. İptalin geçici mi yoksa kalıcı mı olacağına dair ise herhangi bir gerekçe sunulmadı. Atanmasının ardından yeni liderin şimdiye kadar ne sesli ne de görüntülü bir konuşma yaptığı kaydediliyor.

İran muhalefetinde yer alan Hasan Şeriatmedari ise Mücteba Hamaney’in kamuoyu önünde görünmekten kaçınmasının yalnızca hitabet eksikliğiyle açıklanamayacağını savunuyor. Independent Arabia ile yaptığı söyleşide Şeriatmedari, ‘yeni Dini Lider’in psikolojik sorunlar yaşadığını ve içe kapanık bir kişiliğe sahip olduğunu’ ileri sürdü. Şeriatmedari’ye göre Mücteba Hamaney hayatı boyunca tek bir konuşma dahi yapmadı ve kamuya açık etkinliklerde görünmedi.

Gözlemcilere göre Ali Hamaney, DMO’nun güçlü etkisine rağmen devlet üzerindeki nihai otoriteyi elinde tutmayı başardı. Ancak yeni dönemde bu denge değişebilir. Bazı değerlendirmelere göre Mücteba Hamaney, fiilen ‘en yüksek lider’ konumundan ziyade daha sınırlı bir rol oynayacak ve hareket alanı büyük ölçüde DMO’nun hesaplarıyla belirlenecek.

Kişisel ve psikolojik faktörlere dikkat çeken Şeriatmedari, Mücteba Hamaney’in suikasttan kurtulması hâlinde dahi ‘kendisini bu göreve taşıyan DMO üyelerinin elinde bir araca dönüşeceğini’ savundu. Şeriatmedari ayrıca önümüzdeki dönemde bu makamda geniş halk desteğine sahip bir ismin görülmeyeceğini öne sürerek, Mücteba Hamaney’in atanmasıyla birlikte Velayet-i Fakih döneminin fiilen sona erdiğini düşündüğünü ifade etti.

Canlı mı... Ölü mü... Yoksa yaralı mı?

Babasının öldürüldüğü saldırıda yaralandığının doğrulanmasının ardından Mücteba Hamaney yazılı bir mesaj yayımladı. Mesaj, bazı çevrelerce kamuoyunu mobilize etmeye ve öldüğüne dair iddiaları yalanlamaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildi. Ancak yeni liderin ne sesli ne de görüntülü bir açıklama yapmaması, yaralarının ciddiyeti ve İran’ı fiilen yönetip yönetmediğine dair spekülasyonları artırdı.

Ortaya atılan açıklamalardan biri, Mücteba Hamaney’in yerinin tespit edilmesi ve hedef alınması riskine karşı kamuoyunda görünmekten kaçındığı yönünde. Ancak İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ülkede fiili güç sahibi olarak nitelendirilen Ali Laricani’nin Tahran sokaklarında kamuoyuna açık şekilde görünmesi, bu ihtimali zayıflatan unsurlar arasında gösteriliyor. Gözlemciler, kısa bir video mesaj yayımlamanın sokakta dolaşmaktan daha büyük bir risk oluşturmayacağına dikkat çekiyor.

Bir diğer ihtimal ise Mücteba Hamaney’in yaralarının ağır olduğu ve sağlık durumunun kamuoyuna görünmesine izin vermediği yönünde. Bazı raporlarda ayak kırıkları ve yüzünde morluklar bulunduğu öne sürüldü. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de cuma günü yaptığı açıklamada yeni Dini Lider’in muhtemelen yüzünde kalıcı bir yara oluştuğunu söyledi.

Hem ABD’li hem de İranlı yetkililer kamuoyu önünde yeni liderin yaralandığını doğrularken, Şarku’l Avsat’ın CBS News’ten aktardığı habere göre ABD Başkanı Donald Trump yakın çevresiyle yaptığı özel görüşmelerde ‘Mücteba Hamaney’in ölmüş olabileceğini’ dile getirdi. Trump’ın ayrıca, “İran şu anda fiilen liderlikten yoksun” değerlendirmesinde bulunduğu belirtildi. Bu açıklamalar, Dini Lider’in bilincinin yerinde olup olmadığına dair tartışmaları daha da alevlendirdi.

Beyaz Saray ise şu aşamada ülkenin kontrolünün büyük ölçüde DMO’nun elinde olduğu kanaatinde. Bu durum, 1979 İran Devrimi’nden bu yana ülkeyi yöneten teokratik sistem açısından önemli bir değişim olarak değerlendiriliyor.

Yeni liderin akıbetine ilişkin spekülasyonlar sürerken, ABD hükümeti cuma günü Mücteba Hamaney’in ve dokuz üst düzey İranlı yetkilinin yerinin tespit edilmesine yardımcı olacak bilgiler karşılığında 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıkladı.


PKK'nın İran kolu PJAK'ın Eşbaşkanı Amir Kerimi: ABD, İran rejimini devirmek istemiyor

Amir Kerimi, 2024 yılının nisan ayında PJAK'ın eşbaşkanı seçildi (Independent Arabia)
Amir Kerimi, 2024 yılının nisan ayında PJAK'ın eşbaşkanı seçildi (Independent Arabia)
TT

PKK'nın İran kolu PJAK'ın Eşbaşkanı Amir Kerimi: ABD, İran rejimini devirmek istemiyor

Amir Kerimi, 2024 yılının nisan ayında PJAK'ın eşbaşkanı seçildi (Independent Arabia)
Amir Kerimi, 2024 yılının nisan ayında PJAK'ın eşbaşkanı seçildi (Independent Arabia)

Bahaa el-Avam

Son günlerde, ABD'nin İran'daki rejimi devirmek amacıyla İran'daki Kürtleri destekleme niyetinde olduğuna dair birçok haber basında yer aldı. Ancak PKK'nın  İran kolu Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Eşbaşkanı Amir Kerimi, ABD'nin İran rejimini devirme niyetine dair herhangi bir işaret olmadığını belirterek Başkan Donald Trump'ın açıklamalarının, kendi görüşüne göre İran hükümetinin devrilmesi değil, davranışının değiştirilmesine odaklandığını söyledi.

Reuters, bu ayın başlarında, ismini açıklamadığı üç kaynağa dayanarak, İranlı Kürt silahlı grupların, ülkenin batısındaki İran güvenlik güçlerine saldırı düzenleme olasılığı konusunda ABD ile günlerce süren istişarelerde bulunduğunu aktardı ve bu grupların İran-Irak sınırında konuşlandığını bildirdi. Bu gruplar, İran ordusunu zayıflatmak amacıyla daha önce bu tür bir saldırıyı gerçekleştirmek üzere eğitim almıştı.

PJAK, istişarelere katılan gruplar arasındaydı. ABD’nin şimdiye kadar İran’ın geleceği, demokrasi ve Kürt sorunu gibi konularda net bir stratejik politika izlemediğini belirten Kerimi, Washington’ın İran'da gelecekte belirli bir rejimi mi yoksa merkezi olmayan bir rejimi mi destekleyeceği ya da ‘Kürt halkının mücadelesinin ve İran'ın geleceğindeki yerinin kalıcı olup olmayacağı’ konusunda net bir program ortaya koymadığına dikkati çekti.

ABD ve İsrail, 28 Şubat'tan bu yana İran'a karşı bir savaş yürütüyor. Her iki ülkenin yetkilileri rejim değişikliğinden bahsetmiş olsa da bu konudaki açıklamaları net ve kesin değil. Ayrıca, bölgedeki birçok ülkeye yayılan ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımını büyük ölçüde aksatan bu savaşın sona ermesi için net bir yol haritası da ortaya koymadılar.

İran rejimini devirmenin en iyi ve belki de en etkili yolunun halkın demokrasi için ayaklanması olduğuna inanan Kerimi, İran son 10 yıl içinde birçok büyük ve etkili ayaklanmaya tanık oldu. Bunların en öne çıkan, en köklüsü ve halen devam eden ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ ayaklanması oldu. Bu ayaklanmaların hükümeti felç ettiğini vurgulayan Kerimi’ye göre eğer bu ayaklanmalar destek görmüş ve rejimin baskısına karşı ciddi tavırlar alınmış olsaydı, bugün mevcut savaşa gerek kalmayabilirdi.

Görüşünü desteklemek için aralık ayındaki ayaklanmaya atıfta bulunan Kerimi, “Halk ayaklanmaları, özgürlük mücadelesinde büyük cesaret gösteren ve çok sayıda kurban veren halkın gözünde rejimin meşruiyetini tamamen ortadan kaldırdı. Ancak halk, varlığını sürdürmek için tereddüt etmeden baskı ve cinayete başvuran bir hükümetle karşı karşıya. Bu yüzden halkın ve yabancı hükümetlerin çabalarını bu kanlı baskı mekanizmasını etkisiz hale getirmeye ve ortadan kaldırmaya odaklamaları gerekir. Bu da en etkili çözüm olacaktır” ifadelerini kullandı.

İran, geçtiğimiz aralık ayı sonlarında ve takip eden ay boyunca Tahran Çarşısı’nda başlayan ve daha sonra diğer büyük şehirlere yayılan geniş çaplı bir protesto dalgasına sahne oldu. Mahsa Amini'nin ölümünün ardından patlak veren 2022 ayaklanmasından bu yana yaşanan en ciddi kaostu. Doğrudan nedeni, İran para biriminin yabancı döviz karşısındaki gerilemesi ve bir doların yaklaşık 1,4 milyon İran riyalinden işlem görmesi gibi ekonomik faktörlerdi. Fakat insan hakları örgütlerinin raporlarına göre Tahran hükümeti, bu hareketleri bastırmak için aşırı güç kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, aralık ayında ayaklanma sırasında, göstericilerin öldürülmesi halinde müdahale edeceğine söz verdi ve insan hakları örgütlerinin raporlarında İran güvenlik ve askeri güçlerinin binlerce kişiyi öldürdüğü belirtildikten sonra, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden “Protestoculara yardım yolda” diye yazdı. O dönem yardım gelmedi, ancak ABD ve İsrail geçtiğimiz şubat sonunda İran'a karşı bir savaş başlattı ve Tahran'a yönelik ilk saldırıda, başta Ayetullah Ali Hamaney olmak üzere rejimin üst düzey çok sayıda yetkilisi hedef alındı.

Kerimi’ye, PJAK’ın mevcut koşulları Kürt devleti kurmak için bir fırsat olarak görüp görmediğini, yoksa sadece yeni İran devleti çatısı altında federal bir yapı mı aradıklarını sorduk. Kerimi, partisinin temel hedefinin demokratik ve ademi merkeziyetçi bir İran'a ulaşmak olduğunu, bu İran'da Kürt meselesinin güvenlik odaklı yaklaşımdan vazgeçilerek siyasi ve hukuki çözümlerle ele alınacağını söyledi.

Anayasada Kürt halkının yerinin belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Kerimi, PJAK’ın İran’da ‘katılımcı demokrasiye dayanan, halkların ve toplumların doğrudan katılımıyla işleyen, yani demokratik konfederasyon olarak bilinen bir federal sistemin kurulmasını desteklediğini’ belirterek, “Çünkü böyle bir sistem, farklı kimliklerin bir arada yaşamasını sağlamak için gerekli mekanizmalara ve esnekliğe sahip” dedi.

Kerimi'ye göre bu hayale giden yol, değişime ya da siyasi ve barışçıl yollarla herhangi bir dönüşümü kabul etmeye muktedir olmadığını kanıtlamış olan İran rejiminin devrilmesinden geçiyor. Geleneksel anlamdaki silahlı mücadelenin yanı sıra, diğer direniş biçimleri ve halk ayaklanmaları da bu hayali gerçekleştirebilir.

ABD’nin belirsiz tutumunun yanı sıra, İran rejimini devirmek isteyen PJAK, Türkiye’nin tutumundan endişe duyuyor. Bu endişenin sadece kendisine karşı alınabilecek önlemlerle sınırlı olmadığını ifade eden Kerimi, Türkiye’nin bölgedeki değişikliklerden duyduğu endişe nedeniyle İran hükümetini desteklediğini ve Türkiye'nin geleneksel politikasının nerede olursa olsun Kürt halkının haklarına karşı çıkma üzerine kurulu olduğunu iddia etti.

Kerimi, Türkiye Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarının yanı sıra Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) de Kürtler ve Azerilerin bir arada yaşadığı İran’ın batı kesimlerinin bir kısmına yönelik bir Türk planının varlığına işaret etti. Kerimi’ye göre bu planın uzun yıllardır bir arada yaşayan iki halk arasında nefreti ve etnik çatışmayı körükleyebilir.

PJAK’ın barış içinde bir arada yaşama inancına sahip olduğunu ve Kürtlerin haklarını desteklediği gibi Azeri Türklerin haklarını da desteklediğini belirten Kerimi, PJAK’ın mücadelesinin sadece İran içinde ve Kürdistan ve İran halkı için olduğunu, Türkiye devletinden herhangi bir talebi olmadığını ifade etti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Kerimi, İran’ın Kürdistan eyaletindeki diğer tüm Kürt partilerinin de bu konuda kendisiyle aynı görüşte olduğunu belirtti.

İran’daki Kürt partileri ve bloklarının ‘ülkeyi baskıcı rejimden kurtarmak ve demokratik bir alternatif inşa etmek için iş birliğini sürdürme gerekliliği’ konusunda hemfikir olduklarını vurgulayan Kerimi, özellikle de komşu ülkelerde olmak üzere yurtdışındaki Kürtlerin durumuna ilişkin “Kürtler bugün yüksek düzeyde demokratik ulusal bilince sahipler. Kendi dillerini konuşanları ve İran'daki tüm özgürlük savunucularını destekliyorlar" dedi. PJAK eşbaşkanı, İran'daki Kürtlerin siyasi ve operasyonel programlarına müdahale etmediklerini, ancak İran'daki Kürt halkının varlığı herhangi bir tehdit altında olduğunda, Suriye'deki Kürtlere yaptıkları gibi onları desteklediklerini belirtti.

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, birkaç gün önce silahlı ve ayrılıkçı Kürt grupların faaliyetlerinin İran'ın güvenliği ve bölgenin istikrarı için bir tehdit oluşturduğunu belirterek, İranlı Kürt grupların hareketlerini ve bunlarla ilgili gelişmeleri yakından takip ettiğini açıklamıştı. Ancak daha sonra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Washington'ın Kürtleri İran'a karşı savaşa dahil etme niyetini reddettiğini söyledi. Çatışmaya yeni tarafların dahil edilmesinin krizi karmaşıklaştıracak ve tehlikelerini artıracak yanlış bir adım olduğunu belirten Fidan ayrıca, Ankara'nın savaşın kapsamının genişletilmesini ve çok taraflı bir çatışmaya dönüşmesini reddeden tutumunun açık olduğunu vurguladı.

Türkiye ile barışçıl ilişkileri destekleyen ve Ankara’nın herhangi bir müdahalesinin İran'daki durumu daha da karmaşık hale getireceğine inanan Kerimi, ‘barışın, Türk hükümetinin vizyonunda ve politikalarında bir değişime yol açarak, sınırları dışındaki Kürtlerle dostane ilişkilere vesile olmasını’ umduğunu ifade etti. PJAK Eşbaşkanı Kerimi, Abdullah Öcalan ve Türkiye'deki Kürt hareketi ile sorunun barışçıl yollardan çözülmesi yönündeki çabaları desteklediğini vurguladı.


İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde "sınırlı" kara operasyonlarına başladığını duyurdu

İsrail'e ait kendinden tahrikli bir obüs, sınır yakınlarında bulunan kuzey İsrail'deki Yukarı Celile bölgesinden güney Lübnan'a doğru top atışları yapıyor (AFP)
İsrail'e ait kendinden tahrikli bir obüs, sınır yakınlarında bulunan kuzey İsrail'deki Yukarı Celile bölgesinden güney Lübnan'a doğru top atışları yapıyor (AFP)
TT

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde "sınırlı" kara operasyonlarına başladığını duyurdu

İsrail'e ait kendinden tahrikli bir obüs, sınır yakınlarında bulunan kuzey İsrail'deki Yukarı Celile bölgesinden güney Lübnan'a doğru top atışları yapıyor (AFP)
İsrail'e ait kendinden tahrikli bir obüs, sınır yakınlarında bulunan kuzey İsrail'deki Yukarı Celile bölgesinden güney Lübnan'a doğru top atışları yapıyor (AFP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, ileri savunmayı güçlendirmek amacıyla son birkaç gündür Güney Lübnan'daki Hizbullah mevzilerine karşı sınırlı kara operasyonlarına başladığını duyurdu.

İsrail askeri sözcüsü Avichay Adraee X'te yaptığı açıklamada, "Son günlerde 91. Tümen, ileri savunma bölgesini genişletmek amacıyla Güney Lübnan'daki kilit noktalara yönelik hedefli bir kara harekatına başladı" ifadelerini kullandı.

Adraee ayrıca, "Bu operasyon, ileri savunma bölgesini güçlendirme çabalarının bir parçası olup, terörist altyapısını yok etmeyi ve bölgede faaliyet gösteren terörist unsurları ortadan kaldırmayı ve kuzey sakinleri için ilave bir güvenlik katmanı oluşturmayı amaçlamaktadır" diye belirtti.

Adraee sözlerine şöyle sürdürdü: “Güçlerin bölgeye girmesinden önce, İsrail Ordusu, topçu ve hava kuvvetleri aracılığıyla bölgedeki çeşitli terörist hedeflerine saldırarak tehditleri ortadan kaldırdı.” “Tümen güçleri, taarruz çabalarıyla birlikte, 146. Tümen güçleriyle birlikte Celile kasabalarını savunma görevini sürdürmeye devam ediyor.”