İran, Batı'nın taleplerine boyun eğme ya da gerilimi artırma seçenekleriyle karşı karşıya

İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Muhsin Neziri Asl (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı)
İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Muhsin Neziri Asl (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı)
TT

İran, Batı'nın taleplerine boyun eğme ya da gerilimi artırma seçenekleriyle karşı karşıya

İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Muhsin Neziri Asl (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı)
İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Muhsin Neziri Asl (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı)

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi liderliğindeki İranlı yetkililerin geçen hafta Tahran'a yaptığı ziyaret sırasında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi'ye verdikleri sözler, İran'ın nükleer programı etrafındaki gerilimi azaltmaya yardımcı olmadı. Ancak bu sözler, UAEA Yönetim Kurulu’nun Tahran'ı ve iş birliği yapmamasını kınayan bir karar almaktan kaçınmasına neden oldu.

Tahran'ın Batı'ya uranyum zenginleştirmeyi yüzde 60 oranında ‘dondurma’ ve bunun için gerekli önlemleri almaya başlama konusunda verdiği ‘şartlı’ söz de işe yaramadı. Söz konusu toplantı vesilesiyle UAEA tarafından hazırlanan iki rapordan birinde İran'ın ‘bunun için hazırlık tedbirlerini uygulamaya başladığı’ belirtilmişti.

Verilen sözler üç Avrupa ülkesini (Fransa, İngiltere ve Almanya) İran'ı kınayan sert bir karar tasarısı sunmaktan vazgeçmeye ikna edemediği için uyarı ve tehditlere başvurdular. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Arakçi, Grossi ile dün (Çarşamba) yaptığı görüşmede, “Eğer onlar (Batılı ülkeler) İran'ın iyi niyetini görmezden gelir ve yapıcı olmayan tedbirleri bir kararla UAEA Yönetim Kurulu toplantısının gündemine getirirse, İran duruma göre ve uygun bir şekilde karşılık verecektir” ifadesini kullandı.

hyjukılo
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Direktörü Rafael Grossi, Viyana'daki UAEA Yönetim Kurulu toplantısı oturum aralarında basın mensuplarına konuştu. (AFP)

Aynı bağlamda Arakçi, Fransız mevkidaşı Jean-Noel Barrot ile yaptığı görüşmede Avrupa Troykası'nın girişiminin ‘meseleyi daha da karmaşık hale getireceğini’ ve bunun ‘İran ile UAEA arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan olumlu atmosferle açık bir çelişki olduğunu’ ifade etti.

Her zamanki gibi Tahran ve Paris'in telefon görüşmesiyle ilgili açıklamaları arasında açık bir çelişki var; Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında Arakçi'nin tehditlerine yer verilmedi ve Barrot'un ‘İran'ın güvenlik anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi ve UAEA'nın İran'ın nükleer faaliyetlerinin sadece barışçıl nitelikte olduğunu teyit etmesini sağlamak için UAEA ile tam bir iş birliği yapması gerektiğini vurguladığı’ kaydedildi.

Açıklamada Barrot’un, “İran'ın giriştiği nükleer gerilim endişe verici ve yüksek bir nükleer yayılma riski taşıyor. Bununla birlikte Fransa, Alman ve İngiliz ortaklarıyla birlikte, diplomatik bir çözüme ulaşmak amacıyla İran ile müzakerelere geri dönme çabalarını sürdürüyor” şeklinde konuştuğu aktarıldı.

Trump'ın dönüşü

Paris'teki diplomatik kaynaklar, İran'ın ‘UAEA'nın her olağan toplantısı öncesinde kullandığı araç ve yöntemleri, iş birliğine hazır olduğunu göstererek ve toplantı geçtikten sonra unuttuğu birçok vaatte bulunarak yeniden kullanmaya çalıştığını’ söyledi.

Kaynaklar, ‘son iki yılda ABD'nin, İran'ı tamamen Rusya'nın kucağına atma korkusuyla Avrupalıları ılımlı olmaya ittiğini, zira İran’ın Ukrayna'ya karşı savaşında Rusya’ya tam destek verdiğini’ belirtti. Kaynaklar ayrıca, ABD’nin Avrupalıları, Ortadoğu'yu daha fazla istikrarsızlığa ve kaosa itmekten kaçınmaya çağırdığını’ bildirdi.

Aynı kaynaklara göre işler iki büyük değişim geçirdi: Bir yanda İran'ın baş düşmanı Donald Trump'ın Ocak ayında Beyaz Saray'a geri dönmesi, diğer yanda Tahran'ın Gazze Şeridi ve Lübnan savaşlarının Ortadoğu'da yarattığı kaosa ve Moskova’ya tam destek vermesi.

Sonuç olarak, üç Avrupa ülkesi yeni değişimlerden sonuçlar çıkarma sürecinde ve Trump'ın ikinci döneminde ona ‘uyum sağlamak’ zorundalar. Çünkü Trump’ın açıkladığı kilit atamaların iki özelliği var: Birincisi, İsrail'i ve bölgesel hırslarını desteklemeleri, ikincisi ise İran'a düşman olmaları. Bu iki faktörün bir araya gelmesiyle İsrail'in İran'a askeri bir saldırı düzenleyerek nükleer programını sekteye uğratması ya da en azından geciktirmesi için yeşil ışık yakılması gibi bir sonuç ortaya çıkabilir.

Bu açıdan bakıldığında İsrail Başbakanı Netanyahu'nun, Tahran'ı ve nükleer tesislerini korumayı amaçlayan dört Rus yapımı S-300 hava savunma bataryasını imha ettikten sonra İsrail Hava Kuvvetleri'nin İran üzerinde daha fazla uçuş özgürlüğüne sahip olmasıyla övünen açıklamasını anlamak mümkün.

‘Snapback’

Ancak bu aşamaya gelmeden önce Tahran'ın UAEA Yönetim Kurulu'nun bugün (Perşembe) alması muhtemel kararından korktuğu şey, İran'a altı ceza paketini yeniden uygulayacak ve büyük olasılıkla bunları ek yaptırımlarla tamamlayacak olan ‘Snapback’ mekanizmasını harekete geçirmek üzere nükleer dosyanın Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ne havale edilmesinin bir başlangıcı olacağıdır. Dolayısıyla UAEA Yönetim Kurulu'nun yaklaşan kararı, Trump Beyaz Saray'a dönmeden önce İran'a nihayet sözlerini eyleme dökmesi ve UAEA ile ciddi bir iş birliği yapması için ‘son uyarı’ olarak görülebilir.

cvfe
ABD'nin UAEA Temsilcisi Büyükelçi Laura Susan Holgate, UAEA Yönetim Kurulu oturumunda (Reuters)

Avrupa üçlüsünün başkentlerinde İran'ın şu anda askeri, bölgesel ve uluslararası düzeyde ‘çok hassas’ bir aşamadan geçtiğine inananlar var. Bu nedenle Paris'teki bir siyasi kaynak, şu anda konumunun zayıflığını hisseden İran'ın ‘bugüne kadar İsrail'in geçen ayın sonundaki askeri saldırısına yanıt verme konusundaki isteksizliğinden yararlanmaya ve bunu nükleer dosyada kullanmaya çalışmış olabileceğine’, yani Batı'dan taviz koparmaya çalıştığına inanıyor.

Aynı bağlamda İran’ın uranyum zenginleştirmeyi ‘dondurma’ teklifi, UAEA Yönetim Kurulu'nun çekimser kalması ve Avrupalıların İran'ın korktuğu karardan vazgeçmesi karşılığında geliyor. Bugün İran ile Batı arasındaki ilişkilerin yüksek bir gerilim seviyesine ulaştığı açık.

Tahran'ın yanıtlarını hazırladığına şüphe yok. Yetkililer şimdiden nükleer ‘doktrinini’ değiştirebileceğini, yani kendisine uygulanan baskının böyle bir dönüşü gerekli kılması halinde nükleer silah geliştirmeyi reddetmekten vazgeçebileceğini belirttiler. İran ayrıca Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan da çekilebilir.

Ancak böyle bir adımın İran için ciddi sonuçları olacaktır. Birincisi, İran'ı bu yolda kendisinden önce gelen ikinci Kuzey Kore’ye dönüştürecektir. İkincisi, İsrail ve ABD'ye nükleer programını ortadan kaldırmak için askeri müdahalede bulunmaları için bahane sağlayacaktır. Dahası böyle bir karar, bölgede bir silah edinme yarışı yaratacak ve böylece bunu yasaklayan uluslararası anlaşmanın altını oyacaktır. Dolayısıyla Trump'ın bu patlamaya hazır meseleye yönelik politikası netleşene kadar İran'ın tepkisi ‘sınırlı’ olacaktır.



ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı
TT

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD'den İran'a 5 saatlik bombardıman... Hürmüz'de iki tankere saldırı

ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar salı günü de devam ederken, operasyonların kapsamı bölgedeki hedef ve askeri üslere doğru genişledi.

ABD ordusu, Başkan Donald Trump'ın talimatıyla İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgasını tamamladığını açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada, "Beş saat süren görev kapsamında ABD güçleri, İran genelindeki askeri hedefleri başarıyla vurdu. Saldırılar Buşehr, Çabahar, Cask, Konarak, Ebu Musa Adası ve Bender Abbas'taki hedefleri kapsadı" ifadelerini kullandı.

İran Devrim Muhafızları ise salı günü yaptığı açıklamada, Ürdün'deki bir ABD hava üssünü balistik füzelerle hedef aldığını duyurdu. Ürdün ordusu ise ülke hava sahasına giren dört füzeyi imha ettiğini belirterek, ülkenin egemenliğine yönelik her türlü ihlalin kararlılıkla karşılık bulacağını vurguladı. Açıklamada, son aylarda İran füzelerinin Ürdün topraklarına düşmesinin tekrarlandığına dikkat çekildi.

Sahadaki bir diğer önemli gelişmede ise Birleşik Arap Emirlikleri, sabaha karşı yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın güney geçiş koridorunda seyreden ülkeye ait "Mombasa" ve "Al Bahiyah" adlı iki ulusal tankerin İran tarafından fırlatılan iki seyir füzesiyle hedef alındığını duyurdu. Saldırıda mürettebattan bir kişi hayatını kaybederken, sekiz kişi de yaralandı.

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi akşamı yaptığı açıklamada, Amerikan güçlerinin Hürmüz Boğazı'yla bağlantılı İran askeri kapasitesini hedef almaya devam ettiğini söylemiş, önümüzdeki iki gün içinde yeni saldırılar düzenlenebileceği mesajını vermişti. Trump ayrıca, İran'ın tutumunu değiştirmesi halinde siyasi bir uzlaşma ihtimalinin hâlâ masada olduğunu belirtirken, ülkesinin ortaya çıkabilecek yeni tehditlere karşı gerekli adımları atacağını vurgulamıştı.


Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
TT

Güç mücadelesinin merkezinde yapay zekâ... Birleşmiş Milletler küresel yönetişimi kurmada başarılı olacak mı?

Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)
Büyük güç rekabeti ortamında küresel yapay zekâ yönetişimini kurmaya yönelik uluslararası çabaları gösteren yapay zekâ tarafından oluşturulmuş bir illüstrasyon (Şarku’l Avsat)

Birleşmiş Milletler'in geçen hafta Cenevre'de düzenlediği yapay zekâ yönetişimi konulu ilk küresel diyaloğun sona ermesi, uluslararası kuruluşun hızla gelişen sektördeki dönüşümlere ayak uydurma kapasitesini yeniden gündeme taşıdı.

Bu süreç, büyük güçlerin en gelişmiş yapay zekâ modellerine, en yüksek performanslı çiplere ve bu sistemleri çalıştırabilecek altyapıya sahip olmak için rekabet ettiği bir dönemle eş zamanlı geliyor. BM ise bu teknolojinin beraberinde getirdiği riskleri sınırlamak amacıyla küresel yönetişim ilkeleri oluşturmanın yollarını arıyor.

"Yapay zekâ yönetişimi" kavramı, bu teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımını düzenleyen kurallar ile denetim mekanizmalarının oluşturulmasını ifade ediyor.

Bu alandaki temel zorluk, yapay zekânın ulusal güvenlik, ekonomik büyüme ve askeri üstünlük hesaplamalarının merkezinde yer almaya başlamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hükümetler düzenleyici kurallara kendi stratejik çıkarları açısından yaklaşırken, büyük yapay zekâ modellerini geliştiren şirketler uluslararası kurumların ve ulusal yasaların hızını aşan bir tempoda ilerliyor.

fregh6j
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un açılış konuşmasını yaparken (AFP)

Bu çerçevede ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü, yapay zekâ için etkili bir uluslararası yönetişim sisteminin yeni bir küresel kurum kurulmasından ziyade, mevcut düzenleyici yapıların koordine edilmesine, hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine bağlı olduğunu değerlendiriyor. Bu yaklaşımda BM'nin, söz konusu çabaları ortak bir çerçevede birleştiren koordinatör rol üstlenmesi öngörülüyor.

Büyük güçlerin yaklaşımları

Washington, yapay zekâ alanındaki liderliğini korumanın uzun vadede ekonomik ve güvenlik açısından üstünlük sağlayacağının farkında. ABD, Çin'in ilerlemesini yavaşlatmak ve kritik Amerikan endüstrilerini korumak amacıyla gelişmiş çiplerin ve ilgili teknolojilerin ihracatına yönelik kısıtlamaları uygulamaya koydu.

Buna karşılık Pekin, yerli çip üretim kapasitesini artırmaya ve açık kaynaklı yapay zekâ modellerini geliştirmeye çalışıyor. Bu modeller, geliştiricilerin üzerine yeni uygulamalar inşa etmesine ve teknolojiyi ilerletmesine olanak sağlıyor. Çin ayrıca gelişmekte olan ülkelerin teknolojiye erişiminin genişletilmesini savunan bir aktör olarak kendini konumlandırıyor ve bu yolla küresel dijital ekonominin geleceğinin şekillendirilmesindeki etkisini artırmayı hedefliyor.

Avrupa Birliği ise düzenlemeler yoluyla küresel etkisini güçlendirmeye çalışıyor. AB, büyük pazar hacminden ve uluslararası şirketleri kendi standartlarına uymaya zorlayabilecek düzenleme kapasitesinden yararlanıyor. Bu yaklaşım, büyük yapay zekâ modellerinin geliştirilmesinde lider olmamasına rağmen, küresel düzenleyici ortamın şekillenmesinde AB'ye önemli bir etki alanı sağlıyor. Bu durum, her birinin siyasi ve ekonomik öncelikleri farklı olan çoklu düzenleyici sistemlere doğru ilerleyen küresel eğilimi yansıtıyor.

Uluslararası meşruiyet ve uygulama sorunları

Bu ortamda BM, hükümetler, uzmanlar, şirketler ve sivil toplum arasındaki diyalog yoluyla yapay zekâ yönetişimi sürecine uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.

Dünya ülkelerinin büyük bölümünü temsil etmesi, BM'ye sınırlı sayıdaki ittifakların sahip olmadığı bir avantaj sağlıyor. Özellikle yapay zekâ alanındaki kararların, büyük teknoloji şirketlerine veya gelişmiş hesaplama kapasitesine sahip olmayan ülkeleri de etkileyecek olması bu rolün önemini daha da artrıryor.

Ancak ülkeleri aynı masa etrafında toplamak, üzerinde uzlaşılan kararları uygulamaya zorlayabilmek anlamına gelmiyor. BM, üye ülkelerin iradesine dayanıyor ve büyük güçleri veya teknoloji şirketlerini ortak kuralları uygulamaya mecbur bırakacak doğrudan zorlayıcı bir yetkiye sahip değil.

edfrgty
BM tarafından 6 Temmuz 2026'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlenen Yapay Zekâ Yönetişimi konulu ilk Küresel Diyalog'un logosu (AFP)

Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi içindeki görüş ayrılıkları ve Washington-Pekin gerilimi, yakın gelecekte bağlayıcı bir uluslararası sistem oluşturulması ihtimalini zayıflatıyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz Financial Times gazetesinden aktardığına göre BM'nin yapay zekâ danışma kurulunda görev yapan iki uzmanın yazdığı mektupta; güvenlik standartlarını destekleyecek ve hükümetlerin düzenleme kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olacak bağımsız, bilimsel bir uluslararası kurum kurulması çağrısında bulunuldu. Uzmanlar, kuralların sınırlı sayıdaki ülke ve şirketin elinde şekillenmesinin risklerine dikkat çekti.

Dijital uçurumun azaltılmasında BM'nin rolü

Dijital eşitsizlik konusu, BM'nin pratik bir rol üstlenebileceği en önemli alanlardan biri olarak görülüyor. Dünyadaki birçok ülke, gelişmiş yapay zekâ modelleri geliştirmek için gerekli finansal kaynaklara, enerji altyapısına veya verilere sahip değil.

Bu ülkeler, önceliklerini belirleme süreçlerine dahil olmadıkları yabancı şirketlerin geliştirdiği teknolojilere bağımlı hale gelebilir.

Bu durum, BM'ye kapasite geliştirme, düzenleyici kurumların eğitilmesi, dijital altyapıya erişimin artırılması, yapay zekâ sistemlerindeki önyargıları azaltacak standartların belirlenmesi, mahremiyetin korunması ve dezenformasyonla mücadele gibi alanlarda etkili olma fırsatı sunuyor.

Bu adımların, ülkeler arasındaki dijital uçurumun azaltılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Büyük güçlerin kabulüne bağlı etki

Mevcut uluslararası rekabet ortamında kapsamlı bir küresel yapay zekâ anlaşması oluşturmak zor görünüyor. Daha gerçekçi görünen yaklaşım; ortak ilkeler, teknik standartlar ve risklerin niteliğine göre zaman içinde gelişecek kısmi uzlaşılar üzerine kuruluyor.

BM, bu sürece daha geniş bir meşruiyet kazandırma kapasitesine sahip. Ancak başarısı, büyük güçleri ortak kuralların kendi çıkarlarına hizmet edeceğine ve yapay zekâ yarışının beraberinde getirdiği riskleri azaltacağına ikna edebilmesine bağlı olacak.

Bu anlayış oluşmadığı sürece yapay zekâ yönetişimi Washington ile Pekin arasındaki rekabet alanı olmaya devam edecek; BM ise yapay zekâ yarışını yönlendiren bir aktörden ziyade bir diyalog platformu konumunda kalacak.

BM'nin küresel yapay zekâ yönetişimi oluşturma çabalarının başarısı, ilk küresel diyaloğun başlattığı süreci teknolojik gelişmelerin hızına ayak uydurabilecek somut adımlara dönüştürme ve uluslararası rekabet ile küresel iş birliği arasındaki farkı azaltma kapasitesine bağlı olacak.


İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail Parlamentosu, Tevrat öğrenimini "temel ulusal değer" ilan eden yasayı kabul etti

Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)
Netanyahu Knesset'te konuşuyor (Arşiv- EPA)

İsrail Parlamentosu (Knesset), dün Tevrat öğrenimini devletin "temel değerlerinden biri" olarak tanımlayan yasayı kabul etti. Düzenleme, Haredi (ultra-Ortodoks) Yahudi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasına yönelik girişimleri güçlendiren bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yasa, 27 Ekim'de yapılacak genel seçimler öncesinde Knesset'in feshedilmesine sayılı günler kala, son oylamalarda kabul edildi. Düzenleme, Başbakan Binyamin Netanyahu ile hükümetini destekleyen dini partiler arasında aylar süren zorlu müzakerelerin ardından yasalaştı.

Yasanın kabul edilmesinin, tartışmalı askerlik muafiyeti meselesi nedeniyle Netanyahu'ya destek vermekte isteksiz davranan dini partilerin koalisyona desteğini güçlendirmesi bekleniyor.

Haziran ayında ilk oylamadan geçen yasa tasarısı, süreç içinde çeşitli değişikliklere uğradı.

Başlangıçta "Tevrat Öğrenimine İlişkin Temel Yasa" adını taşıyan taslakta, dini okul öğrencilerinin haklarını askerlerin haklarıyla eşitleyen madde, Netanyahu'nun lideri olduğu Likud Partisi milletvekillerinin desteğini sağlamak amacıyla metinden çıkarıldı.

Nihai haliyle kabul edilen yasada ise yalnızca "Tevrat öğrenimi, Yahudi halkının mirasının ve İsrail Devleti'nin temel değerlerinden biridir" ifadesi yer aldı.

Söz konusu değişiklik, muhalefetin yanı sıra iktidar koalisyonu içinde de sert eleştirilere neden oldu. Likud Milletvekili Dan Illouz, tepki olarak partisinden istifa etti.

wderft5y
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Knesset oturumu sırasında Netanyahu ile görüşüyor (arşiv - Reuters)

Illouz, "Yasanın amacını açıkça ortaya koyan maddenin çıkarılması ne yasanın niteliğini ne de gerçek hedefini değiştiriyor. Bu yasa fiilen askerlik muafiyetine meşruiyet kazandırmak için kullanılacak" ifadelerini kullandı.

İsrail'de onlarca yıldır Haredi erkeklerin büyük bölümü, dini eğitim kurumlarına tam zamanlı öğrenci olarak kayıt yaptırarak zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutuluyor.

Ancak İsrail Yüksek Mahkemesi bu uygulamanın hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş, iki yılı aşkın süredir devam eden savaş nedeniyle personel sıkıntısı yaşayan İsrail ordusu ise daha fazla kişinin askere alınmasını talep etmişti.

Koalisyon hükümeti, doğrudan askerlik muafiyeti getiren ve mahkeme tarafından iptal edilme ihtimali bulunan bir yasa yerine, İsrail'de anayasal nitelik taşıyan "Temel Yasa" statüsündeki bu düzenlemeyi kabul ederek dolaylı bir yol izledi.

Yasa karşıtları, düzenlemenin Haredi erkeklerin askerlik yapmamasına açıkça yer vermese de buna hukuki zemin hazırladığını savunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail basınından aktardığına göre Maliye Bakanlığı da düzenlemeye karşı çıktı. Bakanlık, Tevrat öğrenimi hakkının eşitlik ilkesinin önüne geçirilmesinin bütçe önceliklerini ciddi biçimde zedeleyebileceği uyarısında bulundu.

Buna karşılık Haredi partiler Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği, söz konusu yasaya verdikleri destek karşılığında Likud'un sunduğu diğer yasa tasarılarını desteklemeyi kabul etti.

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve yaklaşan seçimlerde Netanyahu'nun başlıca rakiplerinden biri olarak görülen Gadi Eisenkot ise hükümeti eleştirerek, "Hükümet, Knesset'in bu yasama döneminin son günlerini orduya zarar verecek yasaları geçirmek için kullanıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Knesset'in mevcut yasama döneminin 17 Temmuz'da resmen sona ermesi bekleniyor.