İsrail-Hizbullah ateşkesine dair beş soru

Sınırlı saldırılar ateşkesten sonra da devam edebilir

Lübnan'ın güneyindeki Sayda şehrinde bir adam Lübnan bayrağı sallıyor, 27 Kasım 2024 (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Sayda şehrinde bir adam Lübnan bayrağı sallıyor, 27 Kasım 2024 (AFP)
TT

İsrail-Hizbullah ateşkesine dair beş soru

Lübnan'ın güneyindeki Sayda şehrinde bir adam Lübnan bayrağı sallıyor, 27 Kasım 2024 (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki Sayda şehrinde bir adam Lübnan bayrağı sallıyor, 27 Kasım 2024 (AFP)

Daniel Byman

İsrail ve Hizbullah ateşkes anlaşmasına vararak on üç ayı aşkın süredir devam eden savaşa son verdi. Anlaşma salı günü ABD Başkanı Joe Biden tarafından duyuruldu ve yerel saatle 04.00’da yürürlüğe girdi.

Savaş, şimdiye kadar yaklaşık 4 bin Hizbullah üyesi ve Lübnanlı sivilin yanı sıra 100'den fazla İsrailli sivil ve askerin ölümüne neden oldu. Ayrıca yaklaşık 60 bin İsrailli ve 1,2 milyon Lübnanlı da yerlerinden edildi.

Ateşkes, Lübnan ordusunun İsrail ile Hizbullah arasında bir tampon görevi görmek üzere Lübnan'ın güneyinde konuşlandırılması fikrine dayanıyor. Ancak genel duruma ilişkin pek çok ayrıntı belirsizliğini koruyor.

İsrail Hizbullah'a ne kadar hasar verdi?

Hizbullah, Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e düzenlediği ve yaklaşık bin 200 İsraillinin ölümüne ve İsrail'in Gazze'de yıkıcı bir savaş başlatmasına yol açan acımasız saldırılarından bir gün sonra mücadeleye girdi.

Dünyanın en güçlü silahlı gruplarından biri olarak kabul edilen Hizbullah'ın savaşın başlarında yaklaşık 150 bin rokete ve füzeye, 30 bin daimî savaşçı ve 20 bin yedek askerden oluşan bir savaş gücüne sahip olduğu tahmin ediliyor. Hizbullah Lübnan genelinde geniş bir müstahkem mevki ağının yanı sıra son derece yetkin ve saygın bir askeri komuta kademesi tarafından destekleniyor. İsrail’in askeri üslerini, havaalanlarını ve kritik öneme sahip altyapıyı tam isabetle hedef almasını sağlayan bazı sistemlere sahip olan Hizbullah’ın İsrail’in yerleşim merkezlerine doğru büyük bir füze yağmuru başlatmak için büyük bir güdümsüz füze cephaneliği bulunuyor.

İran gözetiminde üst düzey askeri eğitim alan Hizbullah üyeleri, Suriye'de Beşşar Esed rejimini desteklemek için yıllarca savaşarak kapsamlı bir savaş deneyimi kazandılar.

Ancak İsrail geçtiğimiz yıl, Hizbullah'a karşı büyük hasara yol açan bazı saldırılar gerçekleştirerek örgütün gücünü önemli ölçüde zayıflattı. İsrail geçtiğimiz eylül ayında ustaca planlanmış bir istihbarat operasyonuyla Hizbullah tarafından kullanılan binlerce çağrı cihazı, telsiz ve dizüstü bilgisayara sabotaj saldırısı düzenleyerek çok sayıda Hizbullah üyesinin ölümüne ya da yaralanmasına neden oldu. Bu saldırının ardından İsrail, Hizbullah'ın karizmatik ve tecrübeli lideri Hasan Nasrallah'ın da aralarında bulunduğu üst düzey liderlerini ve diğer bazı önde gelen komutanlarını sistematik olarak hedef almaya başladı.

İsrail, Hizbullah’a karşı savaşının kapsamını, Hizbullah'ın sınırdaki saldırılarının durdurulmasını gerektiren yerinden edilen İsraillilerin evlerine geri dönmelerini sağlama sloganı altında genişletti.

İsrail, düzenlediği hava saldırılarıyla yüzlerce Hizbullah üyesini öldürdü. ABD’li ve İsrailli yetkililer, İsrail'in Hizbullah'ın roket ve füze cephaneliğinin yarısını imha ettiğini açıkladılar. İsrail'in Lübnan-İsrail sınırı boyunca düzenlediği kara operasyonlarında Hizbullah'a ait tüneller ve mevziler imha edildi.

Hizbullah halen İsrail'e füzeli saldırılar düzenleme kapasitesine sahip olsa da çatışma tek taraflıydı ve İsrail'in kayıpları Hizbullah'ınkilere kıyasla çok daha az oldu. İran destekli grup, lider kadrosunun içine düştüğü kaos ve itibarının büyük ölçüde zedelenmesi nedeniyle bir yıl öncesine kıyasla oldukça zayıf.

Hizbullah yeniden silahlanabilir mi?

Hizbullah’ın cephaneliğini yeniden oluşturmaya ve sistemlerinin kalitesini arttırmaya çalışacağına şüphe yok. İsrail ile Hizbullah arasında 2006 yılında yaşanan savaşın ardından İran, İsrail'e karşı hala kilit bir müttefik olarak gördüğü ve Tahran'ın diğer müttefiki Hamas'ın yıkımı arttıkça kendisi için önemi de artan Lübnanlı gruba önemli ölçüde maddi ve askeri destek sağladı.

x cvdf
Hizbullah'ın merhum lideri Hasan Nasrallah'ın Beyrut'un güney banliyölerinde uğradığı suikastın ardından Lübnan'ın özel kanalı NBN'de sergilenen siyah kurdeleli bir fotoğrafı, 28 Eylül 2024 (AFP)

İran, Hizbullah'a hassas güdümlü sistemler ve İsrail'e karşı daha etkili silahlar sağlamaya çalışabilir. Öte yandan Hizbullah, İsrail ile olası yeni bir çatışmadan duyduğu korku nedeniyle askeri yeteneklerini yeniden inşa etmeye hevesli. Ayrıca devlet içinde devlet olarak faaliyet göstermeye devam ettiği Lübnan'da en güçlü askeri güç olmak istiyor.

Rusya bu denklemde esrarengiz bir kart. Hizbullah ve Rusya, Suriye'de iş birliği yaptı. Rusya ve İran arasındaki ilişkiler, 2022 yılında Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaşın başlamasından bu yana güçlendi. İsrail, Hizbullah'ın elinde büyük miktarlarda Rus silahı bulmuş olsa da bu silahların çoğu uzun süredir Moskova tarafından desteklenen Suriye'den gelmiş olabilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Rusya, ABD karşıtı dış politikasının bir parçası olarak bu yardımın bir kısmının Lübnan'a ulaşabileceğini bilerek İran'a yaptığı yardımı arttırmaya karar verebilir.

İran vekilleri arasındaki kayıplara nasıl tepki verecek?

İsrail'in Hizbullah'ı hedef alan saldırıları İran'a da zarar veriyor. Tahran, Irak'taki milisler, Yemen’deki Husiler ve Ortadoğu'daki diğer radikal gruplar gibi başka silahlı gruplara destek sağlasa da Hizbullah en önde gelen vekili olmaya devam ediyor.

İran son aylarda İsrail ile doğrudan çatışmaya girdi. Bu çatışmalar tek taraflı yaşandı. İsrail hava savunma sistemleri İran'ın büyük füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını püskürtmeyi başardı. İsrail'in İran'ın hava savunma tesislerine ve diğer askeri hedeflerine yönelik nokta atışı saldırıları üstün kabiliyetlerini ortaya koydu.

İran’ın Hizbullah’a desteğini arttırmasının yanı sıra Yemen’deki Husilere de desteğini arttırabilir. Husiler Tahran'ın İsrail'le çatışmasındaki tek parlak noktası, zira İran son çatışmadan önce onlara eğitim ve silah desteği sağladı. Husilerin 7 Ekim'den sonra Hamas'la dayanışma içinde Kızıldeniz'deki gemilere saldırması İsrail, Mısır, ABD ve İran'ın diğer düşmanları için bir darbe oldu.

Ancak burada en önemli soru, İran'ın mevcut çatışmadaki kayıplarının, yeni gelen Trump yönetiminin düşmanca söylemleriyle birleştiğinde, onu nükleer silah geliştirmeye itip itmeyeceği sorusu. ABD tarafından temmuz ayında yayınlanan ve İran'ın uranyum stokunu arttırmaya, zenginleştirme kapasitesini yükseltmeye ve gelişmiş santrifüjler geliştirmeye, üretmeye ve çalıştırmaya devam ettiğini bildiren bir istihbarat raporuna göre Tahran bu hedefe çoktan yaklaşmış durumda. Tahran, bunu yapmaya karar vermesi halinde birden fazla tesiste hızla nükleer silah elde edebilecek düzeyde uranyum üretebilecek altyapıya ve uzmanlığa sahip.

İran, henüz kararını vermemiş olabilir, ama vekilini kaybetmesi ve füze caydırıcılığını elde edememesi, nihai bir caydırıcı silah geliştirme motivasyonunu güçlendiriyor. Bu durum, bu felaket senaryosunun gerçekleşmesini önlemek için İsrail ve ABD'nin öncülüğünde bir savaş olasılığını arttırıyor.

İsrailliler ve Lübnanlılar evlerine dönebilecek mi?

İsrail, Hizbullah'a karşı savaşı, yerinden edilmiş İsraillileri evlerine geri döndürme sloganı altında genişletti ki bu da Hizbullah'ın sınır saldırılarını durdurmayı gerektiriyor. Lübnanlı sivillerin de güney Lübnan'a dönebilmeleri ve orada hayatlarına devam edebilmeleri için Lübnan-İsrail sınırında istikrara ihtiyaçları var.

Lübnan ordusunun istikrarı sağlama kabiliyetinin şüpheli olduğu ve Hizbullah'ın askeri yeteneklerini yeniden elde etme girişimlerinde bulunmasının beklendiği göz önünde bulundurulduğunda İsrail, tehdit olarak gördüğü Hizbullah'ın silah sistemlerini ve depolarını hedef almaya devam edebilir.

Hem İsrailli hem de Lübnanlı sivillerin evlerine dönerken temkinli davranacaklarına şüphe yok. İstihbarat ve askeri alanda 7 Ekim'de yaşanan başarısızlıklar, İsrail'in etkinliğiyle bilinen istihbarat servisleri ve silahlı kuvvetlerinin güvenilirliğini zedeledi. Hizbullah'a yönelik operasyonlar bu güvenilirliğin bir kısmını geri getirmiş olsa da İsrailliler, hükümetin bu kez krizin kontrol altına alındığına dair verdiği sözlere şüpheyle yaklaşmaya devam edecektir. Zira korkularının tamamen yatışması için birkaç aylık sakinliğe ihtiyaçları var.

Güneyden ve Beyrut'ta Hizbullah'ın kontrolündeki bölgelerden ve ülkenin diğer bölgelerinden göç eden Lübnanlı siviller yeni bir savaş korkusu altında yaşıyor. Muhtemelen İsrail'in Hizbullah'ın güneye döndüğüne ya da güçlerini yeniden oluşturduğuna dair herhangi bir işareti bombardımanı yeniden başlatmak için gerekçe olarak göreceğinden endişe ediyorlar. Ayrıca, ateşkesin gerçekten devam edip etmeyeceğini görmek için beklerken güvenebilecekleri bir güvenlik ağı olmamasına rağmen birçoğu geri dönmekte isteksizler.

Savaş yeniden başlar mı?

Çok sayıda soru işareti olsa da ateşkesin devam edeceğine dair umut devam ediyor. İsraillilerin çoğu 2006 yılındaki Lübnan Savaşı’nda ordularının yetersiz performans gösterdiğine ve Hizbullah'ın yeni bir çatışma arayışına girebileceğini düşünüyordu. Ancak bu karamsarlığın yersiz olduğu ortaya çıktı. 2006 yılından sonra 7 Ekim saldırılarına kadar her iki taraf da ateşkese büyük ölçüde bağlı kaldı ve neredeyse 20 yıl boyunca barış sağlandı.

cxdvf
Lübnan’da İsrail ve Hizbullah arasındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından yerinden edilenler Beyrut'un güney banliyölerine geri dönüyor, 27 Kasım 2024 (Reuters)

Ancak Hizbullah bu kez çok daha ağır kayıplar verdi. İsrail'le çatışabilmek için güçlerini ve cephaneliğini yeniden toparlamak zorunda kaldı. Dahası, karşı istihbarattaki yıkıcı başarısızlıkları onu daha da temkinli olmaya zorlayacak, çünkü İsrail'in iletişim ağına sızabileceği ya da kendisini izleyebileceği ve kendisine karşı hassas saldırılar düzenleyebileceği endişesini taşımaya devam ediyor.

Birçok konu barışı kimin uygulayacağına ve ne kadar etkili olacağına bağlı. Basında yer alan haberler Lübnan ordusunun İsrail ve Hizbullah arasında bir tampon bölge olması planlanan Lübnan'ın güneyinde konuşlandırılacağına işaret ediyor. Ancak Lübnan ordu, Hizbullah'tan daha zayıf ve İsrail'in güvenliği için özellikle de kötü geçmişi göz önüne alındığında Lübnan ordusuna güvenmesi pek olası görünmüyor.

Lübnan ordusunun istikrarı sağlama kabiliyetinin şüpheli olduğu ve Hizbullah'ın kabiliyetlerini yeniden inşa etme girişimlerinin beklendiği göz önünde bulundurulduğunda, İsrail ateşkes anlaşması yapılmış olsa bile tehdit olarak gördüğü Hizbullah’ın silah sistemlerini ve silah depolarını hedef almaya devam edebilir. Bunun yanında Hizbullah'ı destekleyen İranlı askeri danışmanların yanı sıra Hizbullah'ın üst düzey isimlerine de saldırabilir.

İsrail 7 Ekim'den sonra konvansiyonel caydırıcılığa daha az inanır hale geldi. Düşmanlarını sürekli olarak zayıf durumda tutması gerektiğine daha fazla ikna oldu. Bu yüzden sınırlı saldırıları net bir mesaj göndermenin bir yolu olarak görebilir ve bu politika etkili olabilir. Ancak bu tür saldırılar her zaman gerilimin tırmanması ve savaşın yeniden başlaması riskini taşır.

*Bu makale Foreign Policy ortaklığında yayımlanmıştır.



Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.


Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
TT

Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)

Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.

43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.

Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.

Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.

Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”

Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.

Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.

Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.

Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.

Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.