Yeni Ortadoğu'da İsrail: Ayakları olmayan askeri bir dev

İsrail, Trump'ın Beyaz Saray’a dönmesini bekliyor

Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri bölgesine giren İsrail askeri ambulansı, 29 Aralık 2024 (Reuters)
Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri bölgesine giren İsrail askeri ambulansı, 29 Aralık 2024 (Reuters)
TT

Yeni Ortadoğu'da İsrail: Ayakları olmayan askeri bir dev

Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri bölgesine giren İsrail askeri ambulansı, 29 Aralık 2024 (Reuters)
Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri bölgesine giren İsrail askeri ambulansı, 29 Aralık 2024 (Reuters)

Michael Horowitz

Suriye’de 2011 yılında başlayan halk devrimi ve ardından gelen iç savaştan önce Beşşar Esed liderliğindeki Suriye Arap Ordusu İsrail'e yönelik en ciddi konvansiyonel tehdit olarak görülüyordu. Yıllar süren yıkıcı çatışmalar bu tehdidin büyük bir kısmını ortadan kaldırdı. Geriye kalanlar da İsrail'in (İncil'de İsrail'in kuzey bölgesi için kullanılan isme atıfla) ‘Başan'ın (Kuzeyin) Okları’ olarak adlandırılan büyük bir hava harekatıyla birkaç saat içinde yok edildi.

Lübnan'da bu yıl yaşanan savaştan önce Hizbullah'ın roket cephaneliği İsrail için büyük bir tehditti. Hizbullah’ın İsrail hava savunmasını çökerteceği ve binlerce olmasa da yüzlerce sivili öldüreceği tahmin ediliyordu. Ancak birkaç hafta sonra bu cephanelik büyük ölçüde imha edildi ve Hizbullah'ın lider kadrosu ağır kayıplar verdi. Hizbullah'ın başlıca destekçisi olan İran, 4 adet Rus yapımı S-300 hava savunma sistemi bataryasının imha edilmesiyle en etkili hava savunma sistemlerini kaybetti. Nükleer programına yönelik olası saldırılara karşı savunmasız kaldı.

İsrail ordusu geçtiğimiz yıl, birincisi çok cepheli bir savaşta savaşmak ve kazanmak – ki geçmişte bunu yapmış olabilir, ancak bu kadar çok konvansiyonel olmayan düşmana karşı değildi – ikincisi ise 1948 savaşından bu yana yapmadığı bir şey olan uzun soluklu bir savaşta savaşmak olmak üzere yapabileceklerinin ikisini kanıtladı. İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim 2023 tarihindeki Aksa Tufanı Operasyonu’ndan sonra patlak veren çatışma ve kriz dalgası azaldıkça, gücünü sınırlarının ötesine yansıtabilen müthiş bir askeri güç olarak ortaya çıktı. En önemli başarılarından bazıları, bin 800 kilometreden daha uzakta olan Yemen'deki Husi güçlerini hedef alan uzun menzilli füzelerin kullanıldığı saldırılar oldu.

Aşırı sağın sınırları yeniden çizme iştahı

Tüm bu gelişmeler, İsrail hükümetindeki bazı yetkililerin son askeri başarılardan faydalanarak sınırları kalıcı olarak yeniden çizme iştahını kabarttı. İsrail'in en önde gelen aşırı sağcı liderlerinden Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, İsrail'in askeri başarılarını bölgeyi yeniden şekillendirmeye dönüştürme niyetlerini gizliyor olabilir.

Aşırı sağcı iki liderin gündeminin büyük bir bölümünü, İsrail'in 2005 yılında çekildiği Gazze'ye yeniden yerleşmek için uzun soluklu plan oluşturuyor. İsrail aşırı sağı, Gazze Şeridi’nde yürütülen savaş sırasında bölgede yeniden yerleşim birimleri kurma planlarını aktif bir şekilde destekledi, hatta bu amaçla bir konferans düzenledi. Smotrich ayrıca Trump'ın seçilmesinin İsrail'e bunu yapmak için mükemmel bir fırsat sunduğunu söyleyerek Batı Şeria'nın ilhak edilmesini yeniden gündeme getirdi. Smotrich, Trump'ın seçim zaferinden birkaç gün sonra Batı Şeria'nın İncil'deki adını kullanarak 2025'in ‘Yahudiye ve Samiriye üzerinde egemenlik yılı’ olacağını söyledi.

Elde edilen son askeri başarılar İsrail'de, hükümet içindeki daha ılımlı çevreler arasında dahi büyük bir etki yarattı. Bu durum kısmen ‘7 Ekim sonrası zihniyete' bağlanabilir.

Ancak açık olmak gerekirse İsrail güçleri, Suriye'de çeşitli bölgelere ilerledi. Doğu Akdeniz'de son derece stratejik bir nokta olan Hermon Dağı'nın İsrail'in güvenliği için kritik olarak sınıflandırılabilir. Bu sınıflandırma, İsrail güçlerinin bölgede kalıcı olarak konuşlanması çağrılarına yol açabilir. Gazze'de yeniden yerleşim birimleri inşa edilmesine yönelik daha ciddi çağrılara gelince, aşırı sağcı isimlerin bu konudaki söylemlerine rağmen, İsrail'de böyle bir projeye yönelik iştah neredeyse yok denecek kadar az. Son kamuoyu yoklamaları İsraillilerin çoğunluğunun Gazze'nin yeniden yerleşimine karşı olduğunu gösteriyor. Netanyahu, Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolü sağlama arzusunu dile getirmiş olsa da bu tür girişimlere temkinli yaklaşıyor. İsrail güçlerinin Filistin şehirlerine düzenli olarak müdahale ettiği Batı Şeria'da uygulanan modele atıfta bulunarak bu tür girişimleri destekleme konusunda temkinli davrandı.

Ancak bu, en tehlikelisi belki de en az tartışılanı olan Bezalel Smotrich'in Batı Şeria'yı ilhak etme planı gibi girişimleri görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Aşırı sağın amacı Gazze, Lübnan ve hatta Suriye ile ilgili aşırılık yanlısı söylemler kullanarak Netanyahu'nun daha azıyla yetinmesi ve aşırı sağın esas istediği şey olan Batı Şeria üzerinde egemenlik konusunda taviz vermesi. Trump, Batı Şeria’nın ilhakına temkinli yaklaştığını ifade etse de yeni yönetiminin üyelerinden gelen bazı açıklamalar bunun desteklenebileceğine işaret ediyor. Sadece böyle bir desteğin ortaya çıkması bile dinamikleri değiştirmeye ve İsrail hükümetini Batı Şeria'nın ilhakını daha açık bir şekilde sürdürmeye itmek için yeterli olabilir.

7 Ekim sonrası zihniyeti

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre elde edilen son askeri başarılar İsrail'de, hükümet içindeki daha ılımlı çevreler arasında dahi büyük bir etki yarattı. Bu durum kısmen Hamas tarafından gerçekleştirilen ve daha önce eşi ve benzeri görülmemiş saldırının ardından oluşan 7 Ekim sonrası zihniyete bağlanabilir. İsrailli siyasi ve askeri liderler artık duvarların arkasında oturup potansiyel tehditlerin gerçek tehditlere dönüşmesini beklemek yerine tehditleri önlemeyi, hatta ‘engellenmeyi’, yani tehdit haline gelmeden bertaraf etmeyi yeğliyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 2025 yılında odaklanacağı başlıca konu İran. İran'ın hava savunma sistemlerinin önemli ölçüde çökertilmesi İsrail'i daha ileriye gitmeye itebilir.

Başan Okları Operasyonu'nun ve İsrail ordusunun Suriye'nin güneyine girmesinin arkasındaki ana faktörlerden biri bu zihniyetti. İsrail, Suriye’deki yeni yönetimin nasıl gelişeceğini görmek için beklemiyor, Suriye'de gelecekteki herhangi bir gücü zayıflatmak için çalışıyor, Esed'in ordusunun geride bıraktığı sınıra yakın silahları ortadan kaldırıyor ve İsrail içindeki ve dışındaki unsurları içeren yeni bir savunma hattı oluşturuyor. Örneğin, uydu görüntülerinde İsrail ordusunun eski bir Suriye Arap Ordusu üssü olan Tel Kidna'da mevzilendiği görüldü. Uydu görüntüleri ve fotoğraflar, diğer üslerin de Suriye'nin güneyinde, tampon bölgenin hemen dışında İsrail üslerine dönüştürüldüğünü gösterdi.

İçeride çok az eleştirilen güvenlik stratejisi

Güvenlik kaygısı güden bu strateji İsrail içinde aşırı sağcılardan çıkan yüksek seslere kıyasla çok daha az eleştiriliyor. Suriye tarafından gelen saldırıları önlemenin bir yolu olarak görülen operasyona yönelik eleştirilerin seviyesi düşmeye devam ediyor. Suriye'nin yeni fiili lideri Ahmed eş-Şera’nın yaptığı ve Suriye topraklarının komşularına karşı bir tehdit olarak kullanılmayacağına dair tekrar eden açıklamaları İsrail'in korkularını yatıştırmaya yetmedi.

Ancak İsrail, Şera'nın açıklamalarına sağlıklı bir şüphecilikle yaklaşmakta haklı olsa da 'önleyici' strateji risksiz bir yöntem değil. İsrail, Suriye topraklarında askeri eylemlerde bulunarak düşmanlarının daha sonra kullanabileceği bir direnişi kışkırtmak suretiyle geçmişteki hatalarını tekrar etme riski alıyor.

frgtr
Tel Aviv'de İsrailli bir protestocu Hamas'ın elindeki mahkumların kurtarılması için anlaşma çağrısı yapan bir pankartın yanında, 5 Aralık 2024 (Reuters)

Hizbullah, İsrail'in Lübnan'ın güneyini işgal etmesi üzerine başarılı oldu. İran, Suriye'de başarılı olan stratejisini tekrarlayabilecek durumda olmayabilir, ama diğerleri bunu yapabilir. İsrail, Suriye'deki iç savaşın en yoğun olduğu dönemde Suriyeli muhalefet liderleriyle temasları ve yaralı Suriyelilerin İsrail hastanelerinde tedavi görmesini içeren insani yardım faaliyeti İyi Komşu Operasyonu da dahil olmak üzere yerel bileşenlerle ilişki kurmaya daha açık bir tutum sergiledi.

İran'ı hedef alarak Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 2025 yılında odaklanacağı başlıca konu İran. İran'ın hava savunma sistemlerinin önemli ölçüde çökertilmesi İsrail'i İran'ın nükleer programını çökertmek ya da rejimi devirmek için daha cesur bir strateji izlemek üzere daha ileriye gitmeye itebilir.

İsrail hükümeti, eski Başkan Donald Trump'ın iktidara dönmesini, yönetiminin sağlayabileceği destek düzeyini netleştirmek amacıyla bekleyebilir. İsrail'in İran'ın nükleer tesislerini vurması, başarı şansını en üst düzeye çıkarmak için muhtemelen İsrail'in şu anda sahip olmadığı ABD yapımı gelişmiş silah sistemlerinin konuşlandırılmasını gerektirecektir. Trump bu sistemlerin İsrail’e gönderilmesine izin verebilir ya da doğrudan ABD'yi devreye sokabilir. İran'ın nükleer programını ortadan kaldırmak bölgeyi dramatik bir şekilde yeniden şekillendirebilecek olsa da başarısız bir girişim geri tepebilir ve İran'ı nükleer eşiğin ötesine itebilir.

Askeri caydırıcılık, şimdilik İran'ın bu adımı atmasını engellemede kritik bir faktör olmaya devam ediyor olsa da askeri seçeneklerin etkisiz kalması halinde İran, özellikle İsrail'in baskısı altında bölgesel stratejisinin çökmesi ve Esed rejiminin yıkılmasından sonra, adım atmak zorunda kalabilir. Nükleer tesislerin hedef alınmasının birkaç kez denenemeyecek kadar riskli bir seçenek olduğuna şüphe yok. Bu yüzden İsrail ve ABD, doğrudan askeri bir seçeneğe yönelmekte acele etmek yerine devam eden bir ‘çevreleme stratejisi’ izlemeyi tercih edebilirler. Bu yaklaşım İran rejimini, halk arasındaki yaygın hoşnutsuzluğu ve halkının elektrik ve su gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamaması nedeniyle kendi zayıflıklarıyla yüzleşmeye zorlayacaktır.

Dayanaksız güç

İsrail kendisini İran'a, İran’ın vekillerine ve Hamas'a karşı yürüttüğü operasyonların başarısı sayesinde Ortadoğu'da yeni bir askeri güç olarak görüyor. Ancak çevresini şekillendirmenin bir aracı olarak askeri güce aşırı güvenmesi büyük riskler taşıyor. Netanyahu’nun iktidarda olduğu savaş öncesi yıllar dahi, İsrail'in yeni gücünün önemli bir ayağı olan diplomasinin zayıfladığı yıllar olarak görülüyor.

Netanyahu, görev süresi boyunca İsrail'i askeri başarılarından faydalanacak araçlara ve kaynaklara sahip bir dışişleri bakanlığından mahrum bırakacak şekilde hareket etti. Diplomatlar o kadar kötü muamele gördüler ki kötü çalışma şartlarını ve düşük maaşları protesto etmek için grevler düzenlediler. Dışişleri Bakanlığı ise yıllardır ya boş kalıyor ya da sözleri eyleme dönüşmeyen beceriksiz kişiler tarafından yönetiliyor.

Ancak diplomasi olmadan İsrail, üzerinde duracak ayakları olmayan askeri bir devden farksız. Bu dev, düşmanlarını vurabilir, ama ilerleyemez. Bölgenin kısmen İsrail'in başarıları nedeniyle değiştiği doğru olsa da dış politikada karar alma mekanizması, daha esnek ve incelikli etki araçları gerektiren uzun vadeli ulusal hedefler yerine kısa vadeli kişisel çıkarları olan dar bir siyasi gruba bırakılırsa İsrail gün gelir bundan faydalanamayabilir.



Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
TT

Körfez yetkilileri: "ABD, İran'a saldırı tarihini verdi"

Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)
Pentagon, USS Theodore Roosevelt uçak gemisiyle 9 bin askeri daha Basra Körfezi'ne göndermişti (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, ara seçimlerden bir gün sonra İran'a saldırı düzenlenebileceği konusunda Körfez'deki müttefiklerini uyardığı öne sürülüyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla ABD'li medya kuruluşu MSNOW'a konuşan Körfez ülkelerinden üç üst düzey yetkili, Washington'ın 4 Kasım'da İran'a askeri harekat düzenlenebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu iddia ediyor.

Yetkililere göre olası askeri operasyonun "kısa ve yoğun bir saldırı dalgası" halinde düzenlenebileceği söylenmiş.

Diğer yandan kaynaklardan biri, bazı Körfez devletlerinin ABD'nin kendi ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkabileceğini söylüyor. İran ordusu ve desteklediği Şii milisler, ABD'nin saldırılarına misilleme olarak Körfez ülkelerindeki stratejik hedefleri vurmuştu.

Beyaz Saray'dan medya kuruluşuna gönderilen açıklamada "hassas askeri planlar hakkında yorum yapılamayacağı" belirtilirken, Trump'ın "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak için tüm seçenekleri masada tuttuğu" ifade edildi.

ABD Başkanı, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylemişti. 30 Ekim'deki açıklamasında da İran'la savaşın "çok kısa süre içinde biteceğini" belirtmişti.

İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı savaşta Amerikan ordusu İran'a yönelik son askeri harekatı 1 Eylül'de düzenlemişti.

Wall Street Journal'ın 28 Ekim'deki haberinde de Körfez ülkelerinin, ABD'deki ara seçimler sonrasında İran'a saldırı düzenleyebileceği hakkında uyarıldığı aktarılmıştı. Muhtemel hedefler arasında İran'daki altyapı ve nükleer tesislerin yer aldığı yazılmıştı.

Washington, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için Tahran'a baskıyı artırıyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakerelerin yeniden başlatılması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti. Tahran yönetimiyse mektuba henüz yanıt vermedi.

İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin 8 Ekim'de yayımladığı ankete göre Amerikalıların yaklaşık üçte ikisi (yüzde 65) Trump'ın İran savaşını yönetme biçimini onaylamıyor. Cumhuriyetçiler de petrol fiyatlarının fırlamasına yol açan savaşa karşı giderek daha olumsuz bir tutum sergiliyor.

Independent Türkçe, MSNOW, Wall Street Journal


Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
TT

Trump, ABD'ye kaçan Bolsonaro'yu destekleyecek mi?

Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)
Flavio Bolsonaro seçimlerde hile yapıldığını öne sürmüştü (Reuters)

ABD yönetimi Flavio Bolsonaro'yu ülkeye kabul etse de radikal sağcı siyasetçinin "meşru liderlik" iddiasını desteklemeyebilir.

Flavio Bolsonaro, Brezilya'da 25 Ekim'de düzenlenen devlet başkanlığını seçimini rakibi Luiz Inácio Lula da Silva karşısında kaybetmişti. Bunun ardından hakkındaki kara para aklama soruşturması kapsamında Bolsonaro'dan pasaportlarını teslim etmesi istenmişti. Radikal sağcı siyasetçi, soruşturma ve seyahat yasağına rağmen gizlice ABD'ye kaçmış, X'te paylaştığı mektupta kendisini "Brezilya'nın lideri" ilan etmişti.

Adlarının gizli tutulması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin, Bolsonaro'nun "Brezilya'nın meşru lideri olduğu" iddiasını desteklemeyi planlamadığını söylüyor.

Trump, Brezilya'daki seçimde taraf tutmadığını ancak sandıkta "hile yapılmış olabileceğini" öne sürmüş, Bolsonaro'yla ailesinin ABD'ye girişine izin verdiğini açıklamıştı.

Kaynaklar, Trump'ın Bolsonaro ve ailesinin ülkeye girişine izin verse de Lula yönetimiyle ikili ilişkileri iyi tutmak adına kendisine siyasi destek sağlamaya yanaşmayabileceğini söylüyor. Ancak Cumhuriyetçi liderin ileride fikrini değiştirebileceği aktarılıyor.

Bolsonaro'nun ülkeyi terk etmesiyle Brezilya'daki "siyasi itibarının zedelendiği" belirtiliyor. Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen bazı Brezilyalı yetkililer de Bolsonaro'nun ülkeden ayrılmasının Kongre'de muhalefetteki muhafazakarları zayıflatarak Lula'nın elini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Arjantinli yetkililer, Flavio Bolsonaro, eşi ve iki kızının 27 Ekim'de ülkenin kuzeyine geçtiğini, ardından aynı gün özel bir uçakla Ekvador'a gittiğini aktarıyor. Bolsonaro ve ailesi daha sonra Ekvador üzerinden Miami'ye uçtu.

Kaynaklara göre Trump'ın danışmanlarından Jason Miller, yakın ilişkilere sahip olduğu Bolsonaro ailesinin Arjantin'den Ekvador'a geçişine yardımcı olmuş. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Bolsonaro'yu ülkeye kabul etmeyi önerdiği, Trump'ın da bunu onayladığı aktarılıyor.

Trump, Senatör Flavio Bolsonaro'ya kampanyasında açıkça destek vermese bile babası Jair Bolsonaro'yla yakın ilişkilere sahipti. Brezilya Yüksek Mahkemesi'nin Eylül 2025'te verdiği kararla Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerini kaybettikten sonra "demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik darbe planı kurmak suçundan" 27 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Trump ise süreci "cadı avı" diye nitelemişti.

Ayrıca Jair'in diğer oğlu Eduardo Bolsonaro da babasıyla ilgili hapis kararı açıklanmadan birkaç ay önce ABD'ye gitmişti. Daha sonra Eduardo, geçen yıl babası hakkında yürütülen darbe komplosu davasında Trump yönetiminin sürece müdahalesini istediği gerekçesiyle 4 yıl 2 ay hapis cezası almıştı. Cezası bu yıl haziranda açıklandıktan sonra kendisi bir daha Brezilya'ya dönmedi.

Diğer yandan Jair Bolsonaro da 2022 seçimlerini kaybettikten sonra, Lula'nın göreve başlamasından iki gün önce ABD'ye gitmiş ve yaklaşık üç ay sonra ülkesine dönmüştü.

Independent Türkçe, Reuters, Telegraph


Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
TT

Sırbistan’da öğrenci hareketi Vucic dönemini sona erdirdi… En büyük kaybeden Rusya oldu

Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)
Eski Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi lideri Aleksandar Vucic, parlamento seçimlerinde yenilgiyi kabul ettikten sonra parti genel merkezinde, 25 Ekim 2026 (AP)

Antoine el-Hac 

Sırbistan’da öğrenci hareketinin ezici seçim zaferinin ardından düzenlenen kutlamalar, yalnızca muhalefetin iktidar karşısındaki zaferinin ifadesi değildi. Bu kutlamalar, muhaliflere göre yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı, kurumların rolünün gerilediği, medya özgürlüklerinin daraldığı, yolsuzluk ve kayırmacılığın yaygınlaştığı 14 yıllık yönetim döneminden kurtuluş anı olarak da görüldü. Aleksandar Vucic’in 25 Ekim’de gerçekleştirilen erken seçimlerde yenilgiyi kabul etmesiyle birlikte Sırbistan’ın yeni bir siyasi döneme girdiği izlenimi oluştu. Bu dönemin en belirgin mesajı ise köklü görünen yönetimlerin, toplumdaki hoşnutsuzluk tahammül sınırını aştığında yıkılabileceği oldu.

Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)
Sırbistan’da yapılan parlamento seçimlerinden bir gün sonra, zaferlerini kutlamak üzere Belgrad’daki Slavija Meydanı’nda toplanan Öğrenci Listesi destekçilerinin havadan çekilmiş fotoğrafı (AFP)

Ancak iktidarın devrilmesi, mutlaka alternatif bir demokratik sistemin inşa edileceği anlamına gelmiyor. Bu zaferi elde eden öğrenci hareketi, şimdi seçimlerin kendisinden daha zorlu bir sınavla karşı karşıya. Hareket, halk desteğini bağımsız kurumlara dönüştürebilecek, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edebilecek ve kendisinden önceki siyasi güçlerin hatalarına düşmeden yolsuzlukla mücadele edebilecek mi?

Novi Sad trajedisinden ulusal ayaklanmaya

Hikâye, iki yıl önce, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başladı. Öğrenciler ve protestocular açısından bu trajedi, sıradan bir kaza değildi; yolsuzluk, denetim eksikliği ve hesap verebilirlik sorunlarının daha derin bir boyutunu ortaya koyuyordu.

Protestocular, ilk günden itibaren istasyonun yenileme çalışmalarına ilişkin belgelerin açıklanmasını, sorumluların belirlenmesini ve olaya karışanların hesap vermesini talep etti. Ancak bu taleplere yeterli karşılık verilmediği gibi felaketten sorumlu kişiler hakkında da herhangi bir mahkûmiyet kararı çıkmadı.

Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)
Belgrad’da Öğrenci Listesi koalisyonu tarafından düzenlenen zafer yürüyüşünden (EPA)

Zamanla protestolar, belirli bir olayda adaletin sağlanması talebinin ötesine geçerek halk desteğini kaybeden siyasi sisteme karşı geniş kapsamlı bir harekete dönüştü. Farklı toplumsal kesimlerden ve bölgelerden vatandaşlar da harekete katıldı. Seferberlik, başkent Belgrad’da zaman zaman yaklaşık 200 bin kişinin katıldığı mitinglere kadar ulaştı ve Vucic yönetimine karşı gelişen en dikkat çekici halk hareketlerinden biri haline geldi.

Korku engelini aşmak

Bu dönüşümün en önemli yansımalarından biri, toplumun itirazlarını dile getirme kapasitesini yeniden kazanması oldu. Protestocuların anlatımına göre, vatandaşların yolsuzluk ve kayırmacılıkla günlük hayatın hemen her alanında, kamu hizmetlerinden iş fırsatlarına kadar karşılaştığı bir ülkede hareket, korkunun aşılması ve kamusal yaşama katılım açısından farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren ortak bir platforma dönüştü.

Eylemler başkentle veya büyük şehirlerle sınırlı kalmadı, ülkenin dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler, Avrupa ile bağlarını ve farklı bir siyasi gelecek tasavvurlarını simgeleyen dikkat çekici girişimlere imza attı. Bu kapsamda bisikletlerle Strazburg’a gittiler ve Brüksel’e doğru bir bayrak yarışı düzenlediler.

Bununla birlikte hareket, düzenlediği mitinglerde Avrupa bayraklarına yer vermedi. Bu durum, öğrencilerin Avrupa Birliği’ne (AB) katılım konusundaki tutumlarına ilişkin soru işaretlerine yol açtı. Analizlerden birinde bu tutum, Sırbistan’ı ziyaret eden ve hükümete desteklerini dile getiren Avrupalı liderlerin yaklaşımlarının protestocular arasında yarattığı hayal kırıklığıyla açıklanıyor.Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu nedenle öğrenciler, dışarıdan müdahale beklemek yerine devlet kurumlarını yeniden inşa etmeye ve yolsuzlukla mücadeleye odaklanarak önceliği iç meselelere vermeyi tercih etti.

Avrupa’dan öğrencilerin taleplerini destekleyen ilk açıklama ise ancak 2025 baharında geldi. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, AB’nin öğrencilerin taleplerini paylaştığını duyurdu.

Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)
Seçim zaferini kutlayanlar (AFP)

Tabandan tepeye demokrasi

Hareketin başarısı, geleneksel bir liderliğin ya da dikey bir yönetim hiyerarşisine ve seçim teşkilatına sahip siyasi partinin çalışmasının sonucu değildi. Öğrenciler, farklı görüşlerden kişilerin katıldığı uzun genel toplantılar ve müzakereler aracılığıyla yatay bir örgütlenme modeli benimsedi. Kapsamlı bir eleme sürecinin ardından hareket, parlamento seçimleri için 250 adaydan oluşan bir liste sundu.

Bu, çok sayıda gözlemcinin açık ve merkezi bir liderliği bulunmayan hareketin etkili bir seçim gücüne dönüşüp dönüşemeyeceğini sorguladığı bir dönemde, doğrudan ve katılımcı demokrasi açısından alışılmadık bir sınavdı. Ancak sonuç belirleyici oldu: Öğrenci hareketinin listesi oyların yaklaşık yüzde 53’ünü alırken Vucic’in siyasi cephesi yüzde 39’da kaldı. Otuz yılı aşkın süredir en yüksek katılım oranının görüldüğü seçimlerde öğrenci hareketi, parlamentoda fiilî çoğunluğu elde etti.

Vucic’in iktidardan düşmesi, Macaristan’da Peter Magyar’ın Viktor Orban karşısında kazandığı zaferin ardından geldi. Bu sonuç, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının mümkün olduğunu ortaya koydu. Vucic’in geniş çaplı bir çatışmaya yönelmek veya yenilgiyi reddetmek yerine seçim sonuçlarını kabul etmesi de iktidarın daha sorunsuz devredilmesine imkân sağladı.

Bununla birlikte Sırbistan deneyimi, Slobodan Milosevic’in devrildiği 2000 yılından çıkarılması gereken dersleri de yeniden gündeme getiriyor. O dönemde değişimden yararlanan siyasi güçlerin tamamı yolsuzluktan arınmış bir sistem kurmayı başaramamış, bunlardan bazıları skandallara ve iktidarı tekelleştirme girişimlerine sürüklenmişti.

En zorlu mücadele şimdi başlıyor

Yeni hükümet, Vucic’e bağlı nüfuz ağlarının resmi ve gayriresmi kurumlarda varlığını sürdürdüğü bir devleti devralacak. Sırp İlerleme Partisi, seçimleri kaybetmesine rağmen 250 sandalyeli parlamentoda 105 sandalye elde etti. Yargı ve medyanın reforme edilmesi, organize suçla mücadele edilmesi ve kökleşmiş çıkar ağlarının dağıtılması ise yalnızca hızlı kararlar alınmasıyla mümkün olmayacak.

Novi Sad faciasına ilişkin kapsamlı soruşturma, yeni hükümetin muhtemelen ilk siyasi ve ahlaki sınavı olacak. Bu davada hesap verebilirlik, yalnızca sorumluların cezalandırılmasını değil, hukukun herkes için geçerli olduğunun ve seçim vaatlerinin somut sonuçlara dönüştürülebileceğinin gösterilmesini de gerektiriyor.

Yugoslavya’nın dağılmasından bu yana büyük ölçüde yabancı yatırımlara bağımlı olan ekonomi de önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İktidarın, aralarında Rio Tinto şirketinin gerçekleştirmeyi planladığı lityum madenciliği projesinin de bulunduğu ve tartışmalara yol açan projeleri yürüten yabancı şirketlerle ilişkileri bulunuyor. Öğrenci hareketi, ekonomik çıkarlarla siyasi nüfuzun iç içe geçmesine imkân tanıyan yapının ele alınabilmesi için siyasi sistemin değiştirilmesini şart görüyor.

Dış politikada ise dönüşüm kolay olmayacak. Zira hareketin tabanında AB yanlılarının yanı sıra Rusya’ya sempati duyanlar ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı çıkanlar da bulunuyor. Bu nedenle uzun süredir büyük güçler arasında denge kurmaya dayanan Sırp dış politikasında hızlı bir değişim beklenmiyor. Sırbistan’dan ayrılarak 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova meselesi kırmızı çizgi olmayı sürdürürken askerî tarafsızlık politikası da NATO ile yakınlaşmanın önünde engel teşkil etmeye devam edecek.

AB ile yakınlaşma ise ilerleme kaydedilmesi en muhtemel alan olabilir. Özellikle hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi konuların, Brüksel’in üyelik sürecine ilişkin şartlarıyla örtüşmesi bu ihtimali güçlendiriyor.

Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)
Öğrenci Listesi destekçileri Belgrad’da kutlama yapıyor. (Reuters)

Bir dönemin sonu mu yoksa yeni bir sınavın başlangıcı mı?

Sırbistan deneyimi, seçim koşullarının eşit olmadığı durumlarda bile tabandan tavana doğru bir değişimin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu deneyim, otoriter bir liderin seçim yoluyla yenilgiye uğratılmasının, yıllar boyunca iktidarın merkezileştirilmesinin ve kurumların zayıflatılmasının etkilerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığını da gösteriyor.

Kurtuluş coşkusu ile yönetmenin zorlukları arasında, Sırbistan’ın geleceğine ilişkin asıl mücadele şimdi başlıyor: Bu seçimler yeni bir otoriter yönetim döneminin sonu mu olacak, yoksa hâlâ istikrarlı bir demokrasi arayışındaki ülkenin tarihinde yalnızca yeni bir bölüm mü açacak?

Hassas Balkanlar bölgesinde yer alan bu ülkenin uzun süredir Rusya’yı desteklediğini ve Rusya’nın önce Macaristan’da, şimdi de Sırbistan’da bir müttefikini kaybettiğini belirtmek gerekiyor. Kremlin çevrelerinin, Vucic’i devirmek amacıyla protesto hareketini destekleyen dış güçleri suçladığını yakında görürsek bu şaşırtıcı olmayacaktır.