Yeni Ortadoğu'da İsrail: Ayakları olmayan askeri bir dev

İsrail, Trump'ın Beyaz Saray’a dönmesini bekliyor

Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri bölgesine giren İsrail askeri ambulansı, 29 Aralık 2024 (Reuters)
Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri bölgesine giren İsrail askeri ambulansı, 29 Aralık 2024 (Reuters)
TT

Yeni Ortadoğu'da İsrail: Ayakları olmayan askeri bir dev

Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri bölgesine giren İsrail askeri ambulansı, 29 Aralık 2024 (Reuters)
Suriye'nin işgal altındaki Golan Tepeleri bölgesine giren İsrail askeri ambulansı, 29 Aralık 2024 (Reuters)

Michael Horowitz

Suriye’de 2011 yılında başlayan halk devrimi ve ardından gelen iç savaştan önce Beşşar Esed liderliğindeki Suriye Arap Ordusu İsrail'e yönelik en ciddi konvansiyonel tehdit olarak görülüyordu. Yıllar süren yıkıcı çatışmalar bu tehdidin büyük bir kısmını ortadan kaldırdı. Geriye kalanlar da İsrail'in (İncil'de İsrail'in kuzey bölgesi için kullanılan isme atıfla) ‘Başan'ın (Kuzeyin) Okları’ olarak adlandırılan büyük bir hava harekatıyla birkaç saat içinde yok edildi.

Lübnan'da bu yıl yaşanan savaştan önce Hizbullah'ın roket cephaneliği İsrail için büyük bir tehditti. Hizbullah’ın İsrail hava savunmasını çökerteceği ve binlerce olmasa da yüzlerce sivili öldüreceği tahmin ediliyordu. Ancak birkaç hafta sonra bu cephanelik büyük ölçüde imha edildi ve Hizbullah'ın lider kadrosu ağır kayıplar verdi. Hizbullah'ın başlıca destekçisi olan İran, 4 adet Rus yapımı S-300 hava savunma sistemi bataryasının imha edilmesiyle en etkili hava savunma sistemlerini kaybetti. Nükleer programına yönelik olası saldırılara karşı savunmasız kaldı.

İsrail ordusu geçtiğimiz yıl, birincisi çok cepheli bir savaşta savaşmak ve kazanmak – ki geçmişte bunu yapmış olabilir, ancak bu kadar çok konvansiyonel olmayan düşmana karşı değildi – ikincisi ise 1948 savaşından bu yana yapmadığı bir şey olan uzun soluklu bir savaşta savaşmak olmak üzere yapabileceklerinin ikisini kanıtladı. İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim 2023 tarihindeki Aksa Tufanı Operasyonu’ndan sonra patlak veren çatışma ve kriz dalgası azaldıkça, gücünü sınırlarının ötesine yansıtabilen müthiş bir askeri güç olarak ortaya çıktı. En önemli başarılarından bazıları, bin 800 kilometreden daha uzakta olan Yemen'deki Husi güçlerini hedef alan uzun menzilli füzelerin kullanıldığı saldırılar oldu.

Aşırı sağın sınırları yeniden çizme iştahı

Tüm bu gelişmeler, İsrail hükümetindeki bazı yetkililerin son askeri başarılardan faydalanarak sınırları kalıcı olarak yeniden çizme iştahını kabarttı. İsrail'in en önde gelen aşırı sağcı liderlerinden Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, İsrail'in askeri başarılarını bölgeyi yeniden şekillendirmeye dönüştürme niyetlerini gizliyor olabilir.

Aşırı sağcı iki liderin gündeminin büyük bir bölümünü, İsrail'in 2005 yılında çekildiği Gazze'ye yeniden yerleşmek için uzun soluklu plan oluşturuyor. İsrail aşırı sağı, Gazze Şeridi’nde yürütülen savaş sırasında bölgede yeniden yerleşim birimleri kurma planlarını aktif bir şekilde destekledi, hatta bu amaçla bir konferans düzenledi. Smotrich ayrıca Trump'ın seçilmesinin İsrail'e bunu yapmak için mükemmel bir fırsat sunduğunu söyleyerek Batı Şeria'nın ilhak edilmesini yeniden gündeme getirdi. Smotrich, Trump'ın seçim zaferinden birkaç gün sonra Batı Şeria'nın İncil'deki adını kullanarak 2025'in ‘Yahudiye ve Samiriye üzerinde egemenlik yılı’ olacağını söyledi.

Elde edilen son askeri başarılar İsrail'de, hükümet içindeki daha ılımlı çevreler arasında dahi büyük bir etki yarattı. Bu durum kısmen ‘7 Ekim sonrası zihniyete' bağlanabilir.

Ancak açık olmak gerekirse İsrail güçleri, Suriye'de çeşitli bölgelere ilerledi. Doğu Akdeniz'de son derece stratejik bir nokta olan Hermon Dağı'nın İsrail'in güvenliği için kritik olarak sınıflandırılabilir. Bu sınıflandırma, İsrail güçlerinin bölgede kalıcı olarak konuşlanması çağrılarına yol açabilir. Gazze'de yeniden yerleşim birimleri inşa edilmesine yönelik daha ciddi çağrılara gelince, aşırı sağcı isimlerin bu konudaki söylemlerine rağmen, İsrail'de böyle bir projeye yönelik iştah neredeyse yok denecek kadar az. Son kamuoyu yoklamaları İsraillilerin çoğunluğunun Gazze'nin yeniden yerleşimine karşı olduğunu gösteriyor. Netanyahu, Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolü sağlama arzusunu dile getirmiş olsa da bu tür girişimlere temkinli yaklaşıyor. İsrail güçlerinin Filistin şehirlerine düzenli olarak müdahale ettiği Batı Şeria'da uygulanan modele atıfta bulunarak bu tür girişimleri destekleme konusunda temkinli davrandı.

Ancak bu, en tehlikelisi belki de en az tartışılanı olan Bezalel Smotrich'in Batı Şeria'yı ilhak etme planı gibi girişimleri görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Aşırı sağın amacı Gazze, Lübnan ve hatta Suriye ile ilgili aşırılık yanlısı söylemler kullanarak Netanyahu'nun daha azıyla yetinmesi ve aşırı sağın esas istediği şey olan Batı Şeria üzerinde egemenlik konusunda taviz vermesi. Trump, Batı Şeria’nın ilhakına temkinli yaklaştığını ifade etse de yeni yönetiminin üyelerinden gelen bazı açıklamalar bunun desteklenebileceğine işaret ediyor. Sadece böyle bir desteğin ortaya çıkması bile dinamikleri değiştirmeye ve İsrail hükümetini Batı Şeria'nın ilhakını daha açık bir şekilde sürdürmeye itmek için yeterli olabilir.

7 Ekim sonrası zihniyeti

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre elde edilen son askeri başarılar İsrail'de, hükümet içindeki daha ılımlı çevreler arasında dahi büyük bir etki yarattı. Bu durum kısmen Hamas tarafından gerçekleştirilen ve daha önce eşi ve benzeri görülmemiş saldırının ardından oluşan 7 Ekim sonrası zihniyete bağlanabilir. İsrailli siyasi ve askeri liderler artık duvarların arkasında oturup potansiyel tehditlerin gerçek tehditlere dönüşmesini beklemek yerine tehditleri önlemeyi, hatta ‘engellenmeyi’, yani tehdit haline gelmeden bertaraf etmeyi yeğliyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 2025 yılında odaklanacağı başlıca konu İran. İran'ın hava savunma sistemlerinin önemli ölçüde çökertilmesi İsrail'i daha ileriye gitmeye itebilir.

Başan Okları Operasyonu'nun ve İsrail ordusunun Suriye'nin güneyine girmesinin arkasındaki ana faktörlerden biri bu zihniyetti. İsrail, Suriye’deki yeni yönetimin nasıl gelişeceğini görmek için beklemiyor, Suriye'de gelecekteki herhangi bir gücü zayıflatmak için çalışıyor, Esed'in ordusunun geride bıraktığı sınıra yakın silahları ortadan kaldırıyor ve İsrail içindeki ve dışındaki unsurları içeren yeni bir savunma hattı oluşturuyor. Örneğin, uydu görüntülerinde İsrail ordusunun eski bir Suriye Arap Ordusu üssü olan Tel Kidna'da mevzilendiği görüldü. Uydu görüntüleri ve fotoğraflar, diğer üslerin de Suriye'nin güneyinde, tampon bölgenin hemen dışında İsrail üslerine dönüştürüldüğünü gösterdi.

İçeride çok az eleştirilen güvenlik stratejisi

Güvenlik kaygısı güden bu strateji İsrail içinde aşırı sağcılardan çıkan yüksek seslere kıyasla çok daha az eleştiriliyor. Suriye tarafından gelen saldırıları önlemenin bir yolu olarak görülen operasyona yönelik eleştirilerin seviyesi düşmeye devam ediyor. Suriye'nin yeni fiili lideri Ahmed eş-Şera’nın yaptığı ve Suriye topraklarının komşularına karşı bir tehdit olarak kullanılmayacağına dair tekrar eden açıklamaları İsrail'in korkularını yatıştırmaya yetmedi.

Ancak İsrail, Şera'nın açıklamalarına sağlıklı bir şüphecilikle yaklaşmakta haklı olsa da 'önleyici' strateji risksiz bir yöntem değil. İsrail, Suriye topraklarında askeri eylemlerde bulunarak düşmanlarının daha sonra kullanabileceği bir direnişi kışkırtmak suretiyle geçmişteki hatalarını tekrar etme riski alıyor.

frgtr
Tel Aviv'de İsrailli bir protestocu Hamas'ın elindeki mahkumların kurtarılması için anlaşma çağrısı yapan bir pankartın yanında, 5 Aralık 2024 (Reuters)

Hizbullah, İsrail'in Lübnan'ın güneyini işgal etmesi üzerine başarılı oldu. İran, Suriye'de başarılı olan stratejisini tekrarlayabilecek durumda olmayabilir, ama diğerleri bunu yapabilir. İsrail, Suriye'deki iç savaşın en yoğun olduğu dönemde Suriyeli muhalefet liderleriyle temasları ve yaralı Suriyelilerin İsrail hastanelerinde tedavi görmesini içeren insani yardım faaliyeti İyi Komşu Operasyonu da dahil olmak üzere yerel bileşenlerle ilişki kurmaya daha açık bir tutum sergiledi.

İran'ı hedef alarak Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 2025 yılında odaklanacağı başlıca konu İran. İran'ın hava savunma sistemlerinin önemli ölçüde çökertilmesi İsrail'i İran'ın nükleer programını çökertmek ya da rejimi devirmek için daha cesur bir strateji izlemek üzere daha ileriye gitmeye itebilir.

İsrail hükümeti, eski Başkan Donald Trump'ın iktidara dönmesini, yönetiminin sağlayabileceği destek düzeyini netleştirmek amacıyla bekleyebilir. İsrail'in İran'ın nükleer tesislerini vurması, başarı şansını en üst düzeye çıkarmak için muhtemelen İsrail'in şu anda sahip olmadığı ABD yapımı gelişmiş silah sistemlerinin konuşlandırılmasını gerektirecektir. Trump bu sistemlerin İsrail’e gönderilmesine izin verebilir ya da doğrudan ABD'yi devreye sokabilir. İran'ın nükleer programını ortadan kaldırmak bölgeyi dramatik bir şekilde yeniden şekillendirebilecek olsa da başarısız bir girişim geri tepebilir ve İran'ı nükleer eşiğin ötesine itebilir.

Askeri caydırıcılık, şimdilik İran'ın bu adımı atmasını engellemede kritik bir faktör olmaya devam ediyor olsa da askeri seçeneklerin etkisiz kalması halinde İran, özellikle İsrail'in baskısı altında bölgesel stratejisinin çökmesi ve Esed rejiminin yıkılmasından sonra, adım atmak zorunda kalabilir. Nükleer tesislerin hedef alınmasının birkaç kez denenemeyecek kadar riskli bir seçenek olduğuna şüphe yok. Bu yüzden İsrail ve ABD, doğrudan askeri bir seçeneğe yönelmekte acele etmek yerine devam eden bir ‘çevreleme stratejisi’ izlemeyi tercih edebilirler. Bu yaklaşım İran rejimini, halk arasındaki yaygın hoşnutsuzluğu ve halkının elektrik ve su gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamaması nedeniyle kendi zayıflıklarıyla yüzleşmeye zorlayacaktır.

Dayanaksız güç

İsrail kendisini İran'a, İran’ın vekillerine ve Hamas'a karşı yürüttüğü operasyonların başarısı sayesinde Ortadoğu'da yeni bir askeri güç olarak görüyor. Ancak çevresini şekillendirmenin bir aracı olarak askeri güce aşırı güvenmesi büyük riskler taşıyor. Netanyahu’nun iktidarda olduğu savaş öncesi yıllar dahi, İsrail'in yeni gücünün önemli bir ayağı olan diplomasinin zayıfladığı yıllar olarak görülüyor.

Netanyahu, görev süresi boyunca İsrail'i askeri başarılarından faydalanacak araçlara ve kaynaklara sahip bir dışişleri bakanlığından mahrum bırakacak şekilde hareket etti. Diplomatlar o kadar kötü muamele gördüler ki kötü çalışma şartlarını ve düşük maaşları protesto etmek için grevler düzenlediler. Dışişleri Bakanlığı ise yıllardır ya boş kalıyor ya da sözleri eyleme dönüşmeyen beceriksiz kişiler tarafından yönetiliyor.

Ancak diplomasi olmadan İsrail, üzerinde duracak ayakları olmayan askeri bir devden farksız. Bu dev, düşmanlarını vurabilir, ama ilerleyemez. Bölgenin kısmen İsrail'in başarıları nedeniyle değiştiği doğru olsa da dış politikada karar alma mekanizması, daha esnek ve incelikli etki araçları gerektiren uzun vadeli ulusal hedefler yerine kısa vadeli kişisel çıkarları olan dar bir siyasi gruba bırakılırsa İsrail gün gelir bundan faydalanamayabilir.



Gizemli 51. Bölge yakınlarındaki deprem dalgası söylentileri alevlendirdi

Nevada'daki 51. Bölge yakınlarında 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, burada nükleer testler yapıldığına dair komplo teorilerini gündeme getirdi (AFP)
Nevada'daki 51. Bölge yakınlarında 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, burada nükleer testler yapıldığına dair komplo teorilerini gündeme getirdi (AFP)
TT

Gizemli 51. Bölge yakınlarındaki deprem dalgası söylentileri alevlendirdi

Nevada'daki 51. Bölge yakınlarında 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, burada nükleer testler yapıldığına dair komplo teorilerini gündeme getirdi (AFP)
Nevada'daki 51. Bölge yakınlarında 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, burada nükleer testler yapıldığına dair komplo teorilerini gündeme getirdi (AFP)

Isabel Keane Son dakika haberleri ve gündem muhabiri 

ABD'nin Nevada eyaletindeki son derece gizli 51. Bölge'nin çevresinde 24 saat içinde en az 17 deprem kaydedilmesi, gizli nükleer testlere dair asılsız komplo teorilerinin ortaya atılmasına neden oldu.

2.5 ila 4.4 büyüklüğündeki bu deprem dalgası, uzaylılar ve UFO'ları sakladığına dair komplo teorileriyle ünlü gizemli askeri üssün birkaç kilometre yakınında meydana geldi.

51. Bölge, ABD'nin 1951'den 1992'ye kadar nükleer silah denemeleri yaptığı Nevada Test Sahası'nın bitişiğinde yer alıyor.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) verilerine göre 4.4 büyüklüğündeki deprem çarşamba günü saat 15.00'ten (TSİ 18.00) hemen sonra yerin yaklaşık 4 kilometre altında meydana geldi ve onu bir düzineden fazla küçük deprem izledi.

100'den fazla kişi depremleri hissettiğini USGS'e bildirdi.

Jeofizikçi ve internet fenomeni Stefan Burns, X'te paylaştığı videoda 4.4 büyüklüğündeki sarsıntının "deprem için alışılmadık bir yerde" meydana geldiğini iddia ederek özellikle sığ bir deprem olmasına dikkat çekti.

Komplo teorisyenleri askeri üste uzaylıların tutulduğunu uzun süredir iddia ediyor ancak son zamanlarda, ABD hükümetinin bölgede yeniden testler yapmaya başlayıp başlamadığını herhangi bir kanıt olmaksızın sorgulamaya başladılar.

Burns videoda 4.4 büyüklüğündeki sarsıntının muhtemelen doğal bir deprem olduğunu ancak sismik verilerde "bazı belirsizlikler" bulunduğunu söyledi.

Olağandışı özelliklerin, bu aktiviteyi "gizli bir yeraltı nükleer testi olup olmadığı" bağlamında tartışmaya değer kıldığını ekledi.

The Independent cevap hakkı için USGS'le temasa geçti.
 

USGS internet sitesine göre 24 saat içinde bölgede 17 deprem kaydedildi (USGS)

USGS internet sitesine göre 24 saat içinde bölgede 17 deprem kaydedildi (USGS)

Burns'ün videosu, bazı komplo teorisyenlerini heyecanlandırmaya yetti ve bunlardan biri videoyu paylaşarak "HÜKÜMET BİR İŞLER KARIŞTIRIYOR" diye yazdı.

Bir başkası da "51. Bölge büyük olasılıkla uzaylı değil, nükleer test alanı. Bu sizi daha iyi mi daha kötü mü hissettirir, bilmiyorum" dedi.

Deprem dalgası, son yıllarda ölen veya kaybolan bir dizi ABD'li bilim insanı hakkında komplo teorilerinin dolaştığı bir dönemde geldi.

Yaklaşık 12 vakayı inceleyen internet hafiyeleri, bu kişilerin nükleer silahlar gibi hassas konular üzerinde yaptıkları çalışmalar nedeniyle hedef alındığına inanıyor.

16 Nisan'da bir muhabir ABD Başkanı Donald Trump'a, "gizli bilgilere, nükleer materyallere ve havacılık alanına erişimi olan 10 bilim insanının son birkaç ay içinde kaybolduğunu veya ölü bulunduğunu" söyleyerek bunlar arasında bir bağlantı olup olmadığına dair düşüncelerini sormuştu.

Trump, "Umarım rastlantıdır ancak önümüzdeki bir buçuk hafta içinde bunu öğreneceğiz" demişti.

FBI ve ABD Kongresi halihazırda vakalar arasındaki olası bağlantıları araştırıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Küresel gıda krizi kapıda: “Haftada 10 milyar öğün tehlikede”

ABD, Hürmüz Boğazı'nı açmak için koalisyon kurma planları yaparken, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney olası bir saldırıya "uzun ve acı verici bir yanıt" verileceğini söyledi (Reuters)
ABD, Hürmüz Boğazı'nı açmak için koalisyon kurma planları yaparken, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney olası bir saldırıya "uzun ve acı verici bir yanıt" verileceğini söyledi (Reuters)
TT

Küresel gıda krizi kapıda: “Haftada 10 milyar öğün tehlikede”

ABD, Hürmüz Boğazı'nı açmak için koalisyon kurma planları yaparken, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney olası bir saldırıya "uzun ve acı verici bir yanıt" verileceğini söyledi (Reuters)
ABD, Hürmüz Boğazı'nı açmak için koalisyon kurma planları yaparken, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney olası bir saldırıya "uzun ve acı verici bir yanıt" verileceğini söyledi (Reuters)

ABD ve İran'ın anlaşmaya varamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki belirsizlik sürerken, küresel çapta gıda krizi tehlikesi de artıyor.

Gemi trafiğinin durma noktasında olduğu Hürmüz Boğazı'ndan gübre ve temel gıda bileşenlerinin tedarikinde ciddi sorunlar yaşanıyor.

Dünyanın en büyük gübre üreticilerinden Yara'nın CEO'su Svein Tore Holsether, tedarik sorunlarının çözülememesinin dünya çapında haftada 10 milyar öğüne mal olabileceğini, yoksul ülkelerin zorluk yaşayabileceğini belirtiyor.

Gübre kullanımındaki azalmanın yol açacağı mahsul verimindeki düşüşün gıda sektöründe "fiyat savaşı" yaratabileceğini vurgulayarak şöyle devam ediyor:

Mevcut durum nedeniyle dünyada yarım milyon ton azotlu gübre üretilemiyor. Peki bu gıda üretimi açısından ne anlama geliyor? Gübre eksikliği nedeniyle her hafta 10 milyar öğün yemek üretilemeyecek.

Gübre üretiminde kilit öneme sahip bir bileşen olan üre arzının yüzde 35'i Körfez ülkelerinden sağlanıyor. Holsether, firmanın halihazırda tedarik sıkıntısı yaşadığını belirterek savaş nedeniyle üre fiyatlarında yüzde 60 ila 70 artış olduğunu söylüyor.

Savaşın sürmesi halinde zengin ve yoksul ülkeler arasında yaşanabilecek fiyat savaşında "en büyük bedeli en savunmasız kesimlerin ödeyeceğini" vurguluyor.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşın ardından gübre fiyatları yüzde 80 arttı.

Tayland'dan Vietnam'a Asya'nın dört bir yanındaki çiftçiler de ekim mevsimi gelmesine rağmen gübreye erişimlerinin zorlaştığını söylüyor.

BBC'nin analizinde, Çin'in Hürmüz'deki krize alternatif sunabileceğine dikkat çekiliyor. Asya devi geçen yıl küresel gübre üretiminin yüzde 25'ini gerçekleştirmişti.

Ancak Pekin yönetimi, savaşın başlamasından kısa süre sonra çeşitli gübre türlerinin ihracatını yasaklamıştı. Martta alınan kararın ardından gübre ihracatının yüzde 50 ila 80'i kısıtlanmış durumda. Çin, amonyum sülfat ihracatına devam ediyor fakat bu gübre, pirinç gibi temel gıda ürünlerinin yetiştirilmesinde yetersiz kalan düşük kaliteli bir endüstriyel yan ürün.

Washington merkezli Uluslararası Gıda Politikası Araştırma Enstitüsü'nden Joseph Glauber, şunları söylüyor:

Çin'in ihracat kısıtlamasıyla Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının yarattığı bileşik etki, küresel gübre piyasasını ve gıda güvenliğini kaçınılmaz olarak sarsacaktır.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


İran’ın ekonomik çöküşü Trump için geç kalmış olabilir

Tahran’daki yerel bir pazarda alışveriş yapan İranlı bir kadın, 28 Nisan 2026 (Reuters)
Tahran’daki yerel bir pazarda alışveriş yapan İranlı bir kadın, 28 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İran’ın ekonomik çöküşü Trump için geç kalmış olabilir

Tahran’daki yerel bir pazarda alışveriş yapan İranlı bir kadın, 28 Nisan 2026 (Reuters)
Tahran’daki yerel bir pazarda alışveriş yapan İranlı bir kadın, 28 Nisan 2026 (Reuters)

Savaş ve sonrasında yaşananlar, haftalar içinde İran'ın zaten vahim olan ekonomik sorunlarını daha da kötüleştirdi ve savaş sonrası bir felaketin habercisi oldu. Ancak Tahran, enerji ihracatını durduran ABD deniz ablukasına rağmen, şimdilik Arap Körfezi’ndeki çatışmaya dayanabilecek gibi görünüyor.

Büyük askeri operasyonların 8 Nisan’da başlayan ateşkesle durmasının ardından, İran, ABD ve İsrail arasındaki durum donma noktasına geldi. Savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde tıkanıklık yaşanırken, İran, Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutuyor ve ABD, İran’ın Körfez’e kıyısı olan limanlarına deniz ablukası uygulamaya devam ediyor.

Altyapı ve sanayiye büyük zararlar gelmiş olmasına ve petrol ihracatının düşmesine rağmen İran, iç piyasasında yeterli stoklarla ve komşuları ile istikrarlı bir ticaretle ayakta kalabiliyor. Devlet gelirlerindeki kayıplara rağmen, mevcut ablukadan kaynaklanan acil bir baskıya dair sadece sınırlı göstergeler ortaya çıkmış durumda.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın bu ekonomik ‘güç gösterisinde’ ilk önce geri adım atacağını umuyordu, ancak dünya genelinde enflasyon yükselirken ve Kongre ara seçimleri yaklaşırken, bu bekleyişin uzun sürebileceği görünüyor.

Tahran’daki bir marketten alışveriş yapan İranlı bir adam, 28 Nisan 2026 (Reuters)Tahran’daki bir marketten alışveriş yapan İranlı bir adam, 28 Nisan 2026 (Reuters)

Direniş ekonomisi

Uzmanlara göre İran liderleri, ülkenin Batılı karar alıcıların beklediğinden daha uzun süre dayanabileceğine inanıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu inanç, sıkı bir güvenlik kontrolüne ve ‘direniş ekonomisi’ anlayışına dayalı olarak iç kaynakların mobilize edilmesine ve kara sınırları üzerinden ticaret yapılmasına dayanıyor.

İran’ın dini liderleri ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İslam Cumhuriyeti için varoluşsal bir tehdit olarak gördükleri bu durumu aşabilmek için, ülke üzerindeki demir yumruklarını kullanarak, Washington ile kalıcı bir anlaşma sağlanana kadar ayakta kalmayı planlıyor. Uzmanlar, İran yönetiminin, baskı araçlarını ve halkın tasarruflarını kullanarak, Washington ile bir anlaşmaya varılana kadar direneceklerini belirtiyor.

Savaşın yol açtığı ekonomik zarar ve yaklaşan bir ekonomik kriz olasılığı, güvenilir resmi verilerin eksikliği ve ocak ayında başlayan internet kesintileri nedeniyle tam olarak tahmin edilemiyor.

Reuters, bu ay yaptığı haberde, durumun kötüleştiğini ve İran yetkililerinin yeni protesto dalgalarının patlak vermesinden endişe ettiğini bildirdi. Yetkililer, ülkenin, yaptırımlar kaldırılmadığı takdirde felakete sürükleneceği konusunda uyardı.

Uzmanlar, bu yıl İran’ın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) çift haneli bir oranda küçülmesini bekliyor. İran riyali geçen yıl yüzde 70 değer kaybetti, bu da enflasyonu daha da arttırarak, ocak ayında büyük çaplı protestoların patlak vermesine yol açtı.

Riyal son birkaç günde yüzde 15 değer kaybetti, ancak halen savaş öncesi seviyelerine yakın bir noktada bulunuyor.

Kısa vadede mali baskılara dair fazla bir gösterge yok. Yetkililer banka çekimlerini kısıtlamadı, temel gıda maddeleri veya yakıt için kota koymadı, devlet çalışanlarının maaş ödemelerinde gecikme yaşanmadı. Market rafları halen dolu ve işletmeler ile bankalar faaliyetlerini sürdürüyor.

13-25 Nisan arasında yapılan sevkiyat verileri, bu dönemde tankerlerle yüklü bir milyondan fazla varilden sadece 300 bin varilinin Hint Okyanusu’na hareket ettiğini gösterdi. Depolama kapasitesinin sınırlı olmasına rağmen, enerji sektöründeki analistler, İran’ın üretimi düşürmeden önce iki ay daha dayanabileceğini öngörüyor.

Tahran, savaşın başındaki yaptırım muafiyet döneminde enerji satışlarından ek gelir elde etti. İran, kara yoluyla sınırlı miktarda petrol ihraç ediyor, ancak bu deniz yoluyla uygulanan ablukayı telafi etmek için yeterli değil.

Tahran’daki yerel bir pazardan alışveriş yapan İranlılar, 28 Nisan 2026 (Reuters)Tahran’daki yerel bir pazardan alışveriş yapan İranlılar, 28 Nisan 2026 (Reuters)

İran Merkez Bankası’ndan üst düzey bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin gerektiğinde kullanılabilecek büyük miktarda altın rezervine sahip olduğunu ve Tahran’ın, yaptırımlardan yıllarca kaçınma deneyimiyle, ithalatlarını sürdürmek için gerektiğinde küçük bir ek ödeme yapma yoluna gidebileceğini belirtti.

Kpler Tarım Emtiaları Baş Analisti Ishan Bhanu, İran’ın bölgedeki en büyük gıda ithalatçısı olduğunu vurguladı, ancak aynı zamanda bölgedeki en düşük gıda güvensizliği seviyelerine sahip ülke olduğunu da ekledi.

Bhanu, İran’daki gıda güvenliği durumunun, özellikle yaklaşan hasat sezonunun beklenenden daha iyi olacağı öngörüsüyle iyileşmeye devam ettiğini söyledi. Bu durum, ülkenin bu yıl buğday ithalatına duyduğu ihtiyacın azalmasına yol açarak, deniz ablukasının gıda sevkiyatlarına genişlemesi riskini de düşürüyor ve döviz harcamalarını ertelemeye olanak tanıyor.

Ayrıca, takip edilen gemi hareketlerine dikkat çeken Bhanu, ABD ablukasının şu ana kadar sadece Körfez’e kıyısı olan limanlarla sınırlı olduğunu, ancak İran’ın Umman Denizi’ne açılan Çabahar Limanı’na etkisi olmadığını, ayrıca ablukayı daha çok petrol tankerlerine odaklandığını belirtti.

Türkiye, Irak ve Pakistan’dan Reuters’a yapılan açıklamalarda ise sınır ticaretinde herhangi bir düşüşe dair şu ana kadar bir işaret olmadığı belirtildi. Rusya Tarım Bakanlığı verilerine göre Moskova, bu yıl Hazar Denizi üzerinden ticareti artırmış durumda; Ocak-Mart döneminde Hazar üzerinden 500 bin ton mısır, 180 bin ton arpa ve 4 bin ton buğday sevk etti, böylece Körfez’deki ablukayı aşarak ticaret yaptı.

Ağır ekonomik sıkıntılar

İran Meclisi Tarım Komisyonu Başkanı Muhammed Cevad Askeri, resmi medya organlarına yaptığı açıklamada, Trump’ın ocak ayında artan askeri tehditleriyle birlikte İran’ın altı aylık temel ihtiyaçları karşılayacak kadar ithalat yapmaya başladığını belirtti.

Çatışmanın patlak vermesinin hemen ardından Merkez Bankası, küçük kredilere uygulanan gecikme faizlerinden muafiyet getirerek, bankalardan yapılan para çekme limitlerini yükselten bir destek paketini devreye soktu. Bu adımlar, mevduat sahiplerine güven vermeyi amaçlıyordu.

Buna rağmen Tahran ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmış durumda; İranlı şirketler, fiyatların artması, tedarik zincirlerinin aksaması ve internet kesintileri nedeniyle zorluk yaşıyor. Bu durum, işsizlik oranlarının artmasına neden oldu.

Tahran’da bir döviz tüccarı, İran riyali değer kaybederken 100 dolarlık banknotları sayıyor. (Reuters)Tahran’da bir döviz tüccarı, İran riyali değer kaybederken 100 dolarlık banknotları sayıyor. (Reuters)

Pirinç ve tahıl tüccarı Abbas İsmailzade, “Temel gıda maddelerinin, özellikle de insanların beslenmesiyle doğrudan bağlantılı olan ürünlerin fiyatlarındaki artış, tüccarlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor” diyerek, savaşın başından itibaren satışlarının yaklaşık yüzde 40 oranında azaldığını belirtti.

Mekanikçi Hüseyin Amiri ise atölyesine gelen müşteri sayısının savaş öncesine göre büyük ölçüde düştüğünü ifade etti. Amiri, “İşimiz neredeyse durdu” diyerek, durumun çok daha kötüye gidebileceği uyarısında bulundu.

İran hükümeti, halk arasında yeni bir protesto dalgası endişesi taşıyor. Ocak ayında yaşanan huzursuzluklar, son yılların en kanlı protesto dalgasıyla sona ermiş ve binlerce gösterici hayatını kaybetmişti.

Uzmanlar, İran’ın, Washington ile yapacağı herhangi bir anlaşmada yaptırımların hafifletilmesini içeren bir maddeyi mutlaka dahil etmesi gerektiğini, aksi takdirde yaklaşan ekonomik felaketi önlemenin imkânsız olacağına dikkat çekiyor.