Esed rejimi ile Rusya arasındaki 12 maddelik askeri anlaşmanın metni yayınlandı

Anlaşma, Suriye topraklarında bir Rus “hava filosunun” konuşlandırılmasını öngörüyordu

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Esed rejimi ile Rusya arasındaki 12 maddelik askeri anlaşmanın metni yayınlandı

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

2015 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya ve Suriye arasında aynı yılın 26 Ağustos'unda imzalanan anlaşmanın Devlet Duması tarafından onaylanmasının ardından Rus Silahlı Kuvvetleri'nden bir “hava filosunun” Suriye topraklarında konuşlandırılmasını kabul etti. Mecelle, tartışmalı paragraflar da içeren maddeleri ile bu anlaşmanın bir kopyasını elde etti.

Bu anlaşmaya göre, devrik Suriye rejimi, “Rus Hava Filosu”nun konuşlanması için Suriye topraklarının bir bölümünden feragat ediyor. Rus tarafının, filonun kendisi için belirlenen görevleri yerine getirmesi için gerekli olan her türlü silah, mühimmat, teçhizat ve malzemeyi, çalışan personelin güvenliğini garanti edecek ve yaşamını destekleyecek şekilde, Suriye tarafına ücret ödemeden Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarına nakletme “hakkı” bulunuyor.

vfgt
Esed rejimi ile Rusya arasındaki askeri anlaşmanın bir kopyası

Anlaşmada ayrıca “transfer edilen tüm fonların yanı sıra Rus tarafının Hmeymim Hava Üssü'ne yerleştirdiği altyapı tesislerinin de Rusya Federasyonu'nun malı olacağı” belirtiliyor. Anlaşma aynı zamanda “Suriye Arap Cumhuriyeti'nin sivil ve idari yargısının yetkisine” karşı da Rus tarafına tam bir dokunulmazlık sağlıyor.

Suriye Arap Cumhuriyeti temsilcilerinin, komutanının onayı olmadan Rus Hava Filosu’nun konuşlandığı bölgelere girmesine izin verilmiyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre aşağıda anlaşmanın tam metni yer alıyor:

Rusya Federasyonu ve Suriye Arap Cumhuriyeti (bundan böyle iki taraf olarak anılacaktır).

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki eski 8 Ekim 1980 tarihli Dostluk ve İşbirliği Antlaşması ve Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı arasında askeri iş birliğine ilişkin 7 Temmuz 1994 tarihli anlaşmanın hükümlerine dayanarak, Rusya Federasyonu ve Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini korumaya yönelik ortak arzudan yola çıkarak, Rus Hava Filosu’nun Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarındaki varlığının, bölgede güvenlik ve istikrarı koruma hedeflerini gerçekleştirme amacının savunma amaçlı olduğunun, diğer ülkelere yönelik olmadığının farkında olarak, terörizm ve radikalizm ile mücadele görevlerinin kapsamlılığını vurgulayarak, terör tehditlerine karşı ortak çaba gösterilmesinin gerekliliğini kabul ederek, iki taraf aşağıdaki hususlarda mutabakata varmışlardır:

  • Madde 1

Terminoloji

Bu anlaşmanın amaçları doğrultusunda terimler şu anlama gelmektedir:

“Rus Hava Filosu”, Rus Silahlı Kuvvetlerinin silahlarla, askeri ve özel teçhizatla, gerekli maddi kaynaklar ve diğer taşınmazlar ile birlikte yaşam destek tesisleriyle donatılmış, Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarında konuşlandırıldığı yerde bulunan askeri oluşumu anlamına gelmektedir.

Rus Hava Filosu’nun taşınmaz varlıkları: Suriye Arap Cumhuriyeti'nde kullanması için Rus tarafına devredilen arazi parselleri, Rus Hava Filosu sahasında bulunan gayrimenkuller, binalar ve tesisler, yere sabit, varlık amaçlarına ciddi zarar vermeden hareket ettirilemeyen, Rus tarafına tahsis edilen, Rus tarafına ait olan ve Rus Hava Filosu’nun çalışmasını sağlamak üzere tahsis edilen diğer nesneler anlamına gelmektedir.

Rus Hava Filosu Dağıtım Sahası: Bu anlaşma uyarınca Rus tarafına devredilen ve Rus Hava Filosu’nun konuşlandırılması için belirlenen arazinin (arsalar) bir bölümü anlamına gelmektedir.

  • Madde 2

Anlaşmanın konusu

- Rus taraf, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin talebi üzerine Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarında bir Rus Hava Filosu konuşlandıracaktır.

- Rus Hava Filosu’nun konuşlanacağı yer ve Rus tarafa devredilen taşınmazlar, işbu anlaşmaya eklenen özel bir protokolle belirlenecektir.

- Rus Hava Filosu’nun konuşlandırılması amacıyla Suriye tarafı, taraflar arasında mutabakata varılan gerekli bölgenin yanı sıra, altyapısı ile Hmeymim Hava Üssü'nü de (Lazkiye şehri) Rus tarafına sunacaktır.

- Hmeymim Hava Üssü, altyapısı, iki tarafın anlaşması kapsamında tahsis edilen gerekli araziler, Rusya Federasyonu'nun kullanımına ücretsiz olarak sunulacaktır.

- Rus Hava Filosu’nun çalışmaları, Rusya ve Suriye tarafları arasında mutabakata varılan planlar doğrultusunda Rus Hava Filosu Komutanının kararlarına göre yürütülecektir.

Transfer edilen tüm fonların yanı sıra Rusya tarafından Hmeymim Hava Üssü'ne kurulan altyapı tesisleri Rusya Federasyonu'nun mülkiyetinde olacaktır.

  • Madde 3

Yetkili taraflar

Her iki tarafın da yetkilendirdiği taraflar şunlardır:

Rusya Federasyonu adına- Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı.

Suriye Arap Cumhuriyeti adına - Suriye Arap Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı.

- Taraflar, yetkilendirdikleri tarafı değiştirmeleri halinde bunu diplomatik kanallardan yazılı olarak birbirlerine bildirmekle yükümlüdür.

- Rus Hava Filosu komutanı, Rus Hava Filosu’nun çalışmaları ile ilgili meseleleri çözmekte, Rus tarafının yetkili organın temsilcisidir.

  • Madde 4

Rus Hava Filosu’nun oluşumu

- Rus tarafı, Suriye tarafıyla mutabakata vararak, Rus Hava Filosu’nun oluşumunu (uçak tipi ve sayısı, silahlar, askeri teçhizat ve personel sayısı) belirlemektedir.

- Rus Hava Filosu’nun organizasyonel ve işlevsel yapısı Rus tarafındaki yetkili tarafça geliştirilecek, onaylanacak, değiştirilecek ve Suriye tarafındaki yetkili taraf bu konuda bilgilendirilecektir.

cdfvgrth
İdlib'deki Ebu el-Zuhur geçiş noktasında Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin'in fotoğrafının yanında duran Rus ve Suriyeli güçler (Arşiv-AFP)

  • Madde 5

Mal ve taşınmaz ithalatı ve ihracatı ile çalışan personelin giriş ve çıkışı

- Rus tarafı, Suriyeli tarafa herhangi bir harç veya ücret ödemeksizin, Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarına Rus Hava Filosu yararına ve kendisi için belirlenen görevleri yerine getirmek, çalışan personelin güvenliğini sağlamak ve yaşamını desteklemek için gerekli her türlü silah, mühimmat, teçhizat ve malzemeyi ithal etme ve ihraç etme hakkına sahiptir.

- Aktarılan tüm fonların yanı sıra Rusya tarafından Hmeymim Hava Üssü'ne yerleştirilen altyapı tesisleri de Rusya Federasyonu'nun mülkiyetinde olacaktır.

- Rus Hava Filosu unsurları, Rusya Federasyonu'na gitmek için geçerli belgeleri kullanarak ve Suriye Arap Cumhuriyeti sınır ve gümrük yetkililerinin denetimine tabi olmaksızın, Suriye Arap Cumhuriyeti sınırlarından serbestçe giriş ve çıkış yapabilecektir.

  • Madde 6

Dokunulmazlıklar ve ayrıcalıklar

- Rus Hava Filosu personeli, Suriye Arap Cumhuriyeti'nde kaldıkları süre boyunca, Suriye Arap Cumhuriyeti'ne vardıklarında hakkında bilgilendirildikleri, ev sahibi ülkenin kanunlarına, geleneklerine ve adetlerine uymak zorundadır.

- Rus Hava Filosu, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin sivil ve idari yargısının yetkisine karşı tamamen dokunulmazdır.

- Rus Hava Filosu’nun taşınır ve taşınmaz mallarına dokunulamaz. Suriye Arap Cumhuriyeti yetkililerinin temsilcilerinin, komutanının onayı olmadan Rus Hava Filosu’nun konuşlandığı bölgelere girme hakkı yoktur.

Rus Hava Filosu arşivine ve içindeki tüm belgelere, konumları ne olursa olsun dokunulamaz.

- Komutanı da dahil olmak üzere Rus Hava Filosu personeline ve ailelerine, 18 Nisan 1961'de imzalanan Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi uyarınca diplomatik misyonlardaki diplomatlara ve aile üyelerine tanınanlara benzer dokunulmazlıklar ve ayrıcalıklar tanınmaktadır.

- Rus Hava Filosu çıkarları doğrultusunda kullanılan Rus Hava Filosu nakliye araçları ve uçakları dokunulmazdır ve denetim, arama, el koyma, müsadere ve diğer zorlayıcı icraatlara karşı bu dokunulmazlıktan yararlanmaktadır.

Rus Hava Filosu, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin sivil ve idari yargısının yetkisine karşı tam bir dokunulmazlığa sahiptir

  • Madde 7

Taleplerin çözümü

- Suriye Arap Cumhuriyeti'nin Rusya Federasyonu, Hava Filosu ve personeli hakkında hiçbir talepte bulunma hakkı yoktur. Rus Hava Filosu ve bireylerinin faaliyetleriyle ilgili olarak kendisine karşı herhangi bir iddiada bulunma, dava açma hakkı yoktur.

- Suriye Arap Cumhuriyeti, Rus Hava Filosu ve personelinin çalışmaları ile ilgili olarak zarara uğraması halinde üçüncü şahıslar tarafından ileri sürülebilecek her türlü talebi çözümlemeyi taahhüt etmektedir.

  • Madde 8

Vergi imtiyazları

Suriye Arap Cumhuriyeti, Rus Hava Filosu’nu her türlü doğrudan ve dolaylı vergiden muaf tutmaktadır.

  • Madde 9

Revizyonlarda bulunmak

Tarafların karşılıklı mutabakatı ile işbu anlaşmada, ayrı protokoller halinde düzenlenecek revizyonlar yapılabilir.

  • Madde 10

Çekişmelerin çözümü

Bu anlaşma hükümlerinin uygulanmasına veya yorumlanmasına ilişkin tüm anlaşmazlıklar taraflarca istişare yoluyla çözülecektir.

  • Madde 11

Yürürlüğe girme

Bu anlaşma imzalandığı tarihten itibaren geçici olarak geçerlidir. Her iki tarafça gerekli iç prosedürlerin tamamlandığına ilişkin diplomatik kanallar aracılığıyla bildirim teatisi yapıldığı tarihte yürürlüğe girecektir.

  • Madde 12

Sözleşmenin süresi ve feshi

Bu anlaşma süresiz olarak akdedilmiştir.

Taraflardan biri bu sözleşmeyi feshetmek isterse bunu diğer tarafa yazılı olarak bildirmek zorundadır.

Bu durumda işbu anlaşma, ilgili bildirimin alındığı tarihten itibaren bir yıl sonra sona erecektir.

Anlaşma, 26 Ağustos 2015 tarihinde Şam'da Rusça ve Arapça dillerinde iki orijinal nüsha olarak hazırlanmıştır ve her iki metin de hukuki açıdan eşittir.

Rusya Federasyonu adına                                   Suriye Arap Cumhuriyeti adına

İmza                                                                                      İmza



Bangladeş eski Başbakanı Halide Ziya'nın cenaze törenine binlerce kişi katıldı

Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)
Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)
TT

Bangladeş eski Başbakanı Halide Ziya'nın cenaze törenine binlerce kişi katıldı

Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)
Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)

Bangladeş’in başkenti Dakka’da, dün hayatını kaybeden eski Başbakan Halide Ziya için bugün parlamento binası çevresinde büyük kalabalıklar toplandı. Ziya, uzun süren bir hastalık mücadelesinin ardından 80 yaşında yaşamını yitirmişti.

Sabahın erken saatlerinden itibaren Dakka ve diğer bölgelerden gelen kalabalıklar, parlamento binasının önündeki Manik Mia Caddesi’ni doldurdu.

ascdfg
Halide Ziya'nın cenaze törenine katılan Bangladeşliler (AP)

Halide Ziya’nın cenaze törenine, ülkedeki farklı bölgelerden gelen vatandaşların yanı sıra Hindistan ve Pakistan’dan da önde gelen isimlerin katılması bekleniyor. Ziya, bugün parlamento binası dışındaki bahçeye, 1981’de askeri darbe sırasında suikasta uğrayan eşinin yanına defnedilecek.

Halide Ziya, eşi vefat ettikten sonra siyasete girdi ve 9 yıl süren, eski bir askeri diktatörü deviren halk ayaklanmasının ardından muhalefetin önde gelen lideri olarak öne çıktı.

Ziya, 1991 yılında ilk kez yapılan genel demokratik seçimlerde ezici bir zafer elde ederek Bangladeş’te parlamenter demokrasinin temellerini attı ve ölümüne kadar Bangladeş Milliyetçi Partisi’nin lideri olarak kaldı.

Sakin kişiliğiyle tanınan Halide Ziya, uzun süreli siyasi rakibi ve eski Başbakan Şeyh Hasina ile güçlü bir rekabet içinde oldu. Hasina, Avami Birliği’nin lideri olarak 15 yıl boyunca ülkeyi yönetmiş, ardından 2024’te büyük bir halk ayaklanmasıyla görevden alınmıştı.

xcdf
Halide Ziya (Arşiv – AFP)

Halide Ziya’nın tabutu, Bangladeş bayrağıyla örtülü şekilde, güvenlik yetkilileri ve parti destekçileri eşliğinde hastaneden evine, ardından cenaze töreninin yapılacağı alana taşındı.

Yetkililer, bugün düzenlenecek cenaze töreninde düzeni sağlamak amacıyla yaklaşık 10 bin güvenlik görevlisi ve asker görevlendirileceğini açıkladı.


Çin, Tayvan çevresindeki askeri tatbikatlarına yönelik ‘sorumsuz’ eleştirileri kınadı

Pekin'deki bir meydanda bulunan dev ekranda, Tayvan çevresindeki Çin askeri tatbikatlarına ilişkin bir haber gösteriliyor. (Reuters)
Pekin'deki bir meydanda bulunan dev ekranda, Tayvan çevresindeki Çin askeri tatbikatlarına ilişkin bir haber gösteriliyor. (Reuters)
TT

Çin, Tayvan çevresindeki askeri tatbikatlarına yönelik ‘sorumsuz’ eleştirileri kınadı

Pekin'deki bir meydanda bulunan dev ekranda, Tayvan çevresindeki Çin askeri tatbikatlarına ilişkin bir haber gösteriliyor. (Reuters)
Pekin'deki bir meydanda bulunan dev ekranda, Tayvan çevresindeki Çin askeri tatbikatlarına ilişkin bir haber gösteriliyor. (Reuters)

Pekin bugün, Tayvan çevresindeki askeri tatbikatlarını eleştiren ülkeleri ‘sorumsuz’ olmakla suçladı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, düzenlediği basın toplantısında, “Bu ülkeler ve kurumlar, Tayvan’daki ayrılıkçı güçlerin askeri yollarla bağımsızlık sağlamaya çalışmasına göz yumuyor” dedi.

Lin, “Buna rağmen, Çin’in ulusal egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak için yaptığı gerekli ve adil faaliyetleri sorumsuzca eleştiriyorlar. Gerçekleri çarpıtıyor ve doğru ile yanlışı karıştırıyorlar; bu tam bir ikiyüzlülük örneğidir” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Avustralya Dışişleri Bakanlığı, Çin’in Tayvan çevresindeki askeri tatbikatlarını ‘istikrarsızlaştırıcı’ olarak nitelendirerek kınadı ve Pekin’e endişelerini ilettiklerini açıkladı. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, “Avustralya, herhangi bir eylemin kazara çatışma, yanlış hesaplamalar veya tırmanma riskini artırmasını şiddetle karşı çıkmaktadır” denildi. Ayrıca, “Uyuşmazlıklar diyalog yoluyla çözülmeli, güç veya zorlama ile değil” uyarısında bulunuldu ve tatbikatların ‘bölgesel gerginliği artırma riski taşıdığı’ vurgulandı. Çin, pazartesi ve salı günleri Tayvan çevresinde füze fırlatmaları yapmış, onlarca savaş uçağı ve gemiyi sevk ederek adanın limanlarını abluka altına alan tatbikatlar düzenlemişti. Pekin, Tayvan’ı kendi topraklarının bir parçası olarak görüyor ve gerekirse zorla ilhak edebileceğini belirtiyor. Tayvan Sahil Güvenlik yetkilileri bugün, Çin savaş gemileri ve sahil güvenlik gemilerinin ada çevresinden çekilmeye başladığını ve askeri tatbikatların sona erdiğine dair işaretler alındığını açıkladı.


Trump-Netanyahu görüşmesi: ABD Başkanı’nın müttefikleriyle arası ne durumda?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
TT

Trump-Netanyahu görüşmesi: ABD Başkanı’nın müttefikleriyle arası ne durumda?

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Elie el-Kuseyfi

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında geçtiğimiz eylül ayında gerçekleşen ve Netanyahu’nun Gazze ile ilgili ABD'nin 20 maddelik barış planını onaylamasıyla iki aşama arasında bir dönüm noktası oluşturan toplantı ile pazartesi günü Florida'da gerçekleşen toplantı aynı değildi. Bu son görüşme, iki tamamen farklı aşama arasında net bir kırılma noktası oluşturmazken bölgede yeni bir aşama için teorik ve pratik temeller atmadı. Aksine özellikle Trump’ın yaptığı açıklamalara göre son görüşme, daha ziyade Suriye ve Türkiye ile ilgili, daha az ölçüde de Gazze ile ilgili daha önce açıklanan tutumları yinelemek ve İran'ın nükleer ve füze programları ile ilgili diğer pozisyonları güncellemek için bir fırsat oldu.

Bu yüzden görüşme, özellikle İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaş ve bunun son iki yıldır bölgede yarattığı etkiler sonrasında, bölgesel ve uluslararası değişikliklerden ciddi şekilde etkilenmemiş gibi görünen iki tarihi müttefik arasındaki toplantı geleneğinden sapmadı. Bu durum ne toplantı öncesinde ne de sonrasında bir sorun oluşturdu. Ancak Gazze'deki ateşkesin ardından Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkinin geleceği ve bölgedeki gelişmeleri ve bölgesel çıkarlarını yorumlamalarında görünen farklılıklar sorusu gündeme geldi. Görüşme sırasında, iki lider arasında ve ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir model oluşturabilecek gerçek bir ayrılık belirtisi olup olmadığına dikkat çekildi.

Trump ve Netanyahu’nun eylül ve aralık aylarında gerçekleştirdikleri görüşmeler arasındaki temel fark, Trump'ın bölgedeki müttefiklerine karşı tutumunda yatıyordu.

Florida'daki görüşme, bu soruya ne bir cevap ne de cevabına dair bir ipucu barındırıyordu. Ki bu da bekleniyordu, ancak bu durum, sorunun artık geride kaldığı ve iki ülke arasındaki ilişkilerin önümüzdeki dönemde birçok sorunun ve belki de bazı ‘durumsal’ değişikliklerin konusu olmayacağı anlamına gelmiyor. Toplantı, Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkinin niteliği konusunu büyük ölçüde çözmüş olsa da bu ilişki, eylül ayındaki son toplantılarından bu yana geçtiğimiz üç ay içindeki gelişmelerden olumsuz etkilenmiş gibi görünmüyor. Buna karşın Trump gibi bir başkan için çifte öneme sahip olabilecek şahsi düzeydeki ilişki, Gazze'den Suriye ve Türkiye'ye, belki de Lübnan'a ve daha az ölçüde İran'a kadar, iki liderin mevcut sorunlara yaklaşımlarında farklılıklar olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Gazze'de ateşkesin ilan edilmesinin ardından gündeme gelen Netanyahu'nun ‘yerine geçecek kişi’ sorunu, özellikle ABD yönetiminin şu anda onun yerine geçecek halihazırda bir aday olmaması ve Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın açıkça ifade ettiği üzere ‘Bibi’ye (Binyamin Netanyahu’nun lakabı) yönelik bölgesel hassasiyetin en azından şu aşamada Trump'ın ona verdiği desteği yeniden gözden geçirmesine neden olacak bir aşamaya gelmiş gibi görünmemesi sebebiyle ertelenmiş veya gündemden düşmüş gibi görünüyor. Onun varlığı Washington’ın bölgesel stratejisini etkilemediği ve bölgedeki nüfuz ve çıkarların belirlenmesi sürecinin son aşamasına henüz gelinmediği sürece bunun olması beklenmiyor. Dolayısıyla Netanyahu'nun sahneden çekilmesi talebi, yeni bir aşamaya geçiş için acil veya gerekli hale gelmiş değil. Bu da aynı zamanda bölgesel tarafların Washington üzerinde manevra yapma ve baskı uygulama kabiliyetine ve Washington'ın bölgesel müttefiklerinin taleplerini dengeleme ve çıkarlarına göre önceliklerini düzenleme kabiliyetine de bağlı.

sdfrgt
ABD Başkanı Donald Trump ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD'nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da bir araya geldi, 25 Eylül 2025 (Reuters)

Diğer bir deyişle, Trump Netanyahu'yu övüp İsrail'in ateşkes anlaşmasına yüzde 100 bağlı olduğunu söylerken, diğer tarafların bağlılığını sorgulasa da, görüşme Gazze ve bölge genelinde İsrail ve ABD’nin önceliklerindeki farklılıklar hakkındaki önceki sızıntıları yalanlamadı. Ancak aynı zamanda, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşmesinde Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın rolünü öven Trump, İsrail'in Suriye'den başlayıp Doğu Akdeniz'den geçerek Afrika Boynuzu'na uzanan stratejik bir çatışmaya girdiği bir dönemde, Türkiye'nin Gazze'deki rolünü desteklemeye devam ediyor gibi göründü. Bu da ne iki liderin görüşmesinde ne de ABD ve İsrail'in bölgesel meselelere ilişkin politika ve önceliklerinde önemsiz bir ayrıntı değil. Trump ve Netanyahu’nun eylül ve aralık aylarında gerçekleştirdikleri görüşmeler arasındaki temel fark, Trump'ın bölgedeki müttefiklerine karşı tutumunda yatıyordu. Suriye'den Yemen'e, Akdeniz'den Kızıldeniz kıyılarına kadar bölge ülkeleri arasında eşi ve benzeri görülmemiş bir jeopolitik rekabet varken, Trump bölgedeki müttefiklerine karşı ne tür bir tutum sergiliyor?

Florida

Florida’daki görüşmeyi, Gazze'deki ateşkesin ardından geçtiğimiz üç ayı Amerika ve İsrail'in değerlendirmesi olarak görecek olursak özellikle de Trump, İran'ın nükleer kapasitesini yeniden inşa ettiği ‘kanıtlanırsa’ yeni saldırılarla tehdit ettikten sonra ABD ve İsrail'in şu anda en az anlaşmazlık yaşadığı konunun İran olduğu söylenebilir. İran’ın füze programına gelince Trump, İran'ın nükleer programını kontrol altına almakla aynı önceliği vermeye Netanyahu kadar hevesli görünmüyordu. Trump'ın İran'la ilgili tehditler ve anlaşma arayışları arasındaki tüm açıklamaları, ABD’nin İran sorununa yaklaşımındaki belirsizliği teyit ediyor. Trump, İran'daki ‘başarılarından’ bir kez daha gurur duyduğunu gösterirken, daha da önemlisi, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını ‘Ortadoğu barışı’ ile ilişkilendirdi. Bu, Trump'ın kendisi ve yönetimi için bölgedeki ‘barışın’ önemini vurgulamak ve daha da önemlisi, Nobel Barış Ödülü yolunda şahsi bir başarı olarak görmek için kullandığı yöntemlerden biri.

Daha önce sızdırılan bilgilerde olduğu gibi, özellikle Trump'ın ‘yakında başlaması planlanan’ yeniden inşa sürecinin Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olmadığı yönündeki açıklamasından sonra, ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında bir anlaşmazlık var gibi görünüyor.

Başka bir deyişle, ABD Başkanı Gazze'deki savaşı sona erdirmeye kararlı ve savaşı yeniden başlatmak ya da İsrail'in çatışmayı tırmandırmasına ‘izin vermek’ konusunda hiçbir heves ya da istek göstermiyor. Ancak, anlaşmanın çökmesine yol açmamak kaydıyla, İsrail'in mevcut bombardıman ve saldırılarının hızına da karşı çıkmıyor. Peki ya ikinci aşamaya geçmek? Burada da, daha önce sızdırılan bilgilerde olduğu gibi, özellikle Trump'ın ‘yakında başlaması planlanan’ yeniden inşa sürecinin Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olmadığı yönündeki açıklamasından sonra, ABD yönetimi ile İsrail hükümeti arasında bir anlaşmazlık var gibi görünüyor.

Bu, Netanyahu için çok hassas bir konu, çünkü sağ kanattan ABD yönetimine hiçbir taviz vermemesi yönünde baskı görüyor. Bu baskı, son iki gün içinde anlaşmanın ikinci aşamasının maddelerinden biri olan Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması meselesinde de açıkça görüldü.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Netanyahu, sınır kapısının açılabileceğini ima ettikten sonra, İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in baskısıyla geri adım attı, ancak bu, özellikle de toplantı öncesinde İsrail ordusuna Gazze'deki durumu sakinleştirmesi talimatı verilmiş olması nedeniyle Florida’daki görüşme öncesinde yapılan bir manevranın parçası olabilir. Ancak Trump, şu anda ABD'nin pozisyonunu iyi yöneten Hamas'a karşı bir şekilde ‘olumlu’ görünse de, net bir takvim belirlemeden ve konuyu yoruma açık bırakarak, Netanyahu ve hükümetini bir dereceye kadar tatmin edebilecek şekilde, Hamas'a silahsızlanması için zaman tanıdı.

frgthy
ABD Başkanı Donald Trump ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Washington'daki Beyaz Saray'da, 10 Kasım 2025 (AFP)

Bölgede devam eden sert rekabete geri dönecek olursak bu rekabetin eksenleri henüz tam olarak oluşmamış olsa da, özellikle potansiyel ittifaklar açısından, Abraham (İbrahim) Anlaşmaları ve Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail arasındaki ittifak çerçevesinde İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki kesişimlerinden giderek daha fazla söz edilmeye başladı. Bu durum, Pakistan'ın birden fazla tarafla ortak çıkarları olması nedeniyle konumunun zorlu olduğu bir dönemde, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır da dahil olmak üzere bu kesişimlerden ve ittifaklardan etkilenen ülkelerin, karşı kesişimler ve ittifaklar kurma girişiminde bulunup bulunmayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Ne olursa olsun, Yemen ve Afrika Boynuzu'ndaki gelişmeler, daha geniş bölgesel manzara ve rekabet haritasının önemli bir parçası haline gelmiştir. Bunları Ortadoğu'da, daha spesifik olarak Arap Levant'ta, özellikle de Türkiye-İsrail rekabetinin zirveye ulaştığı Suriye'de yaşananlardan ayırmak artık mümkün değil. Bu da hem Netanyahu hem de Erdoğan ile dostluğuyla övünen ABD yönetimi ve Trump için can sıkıcı bir konu. Trump'ın, Türkiye ile İsrail arasında Suriye'de işlerin yolunda gideceğini defalarca kez iddia etmesi, bunun gerçekten gerçekleşmesi için yeterli mi? ABD'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi temsilcisinin pazartesi günü İsrail'in Somaliland’i tanıma kararını desteklemesi, ABD'nin Afrika Boynuzu'nda ve belki de Yemen'de İsrail'e karşı taraflı bir tutum sergilediğini gösteriyor. Bu durumda, iki ülke arasındaki çatışmanın Somali, Somaliland ve genel olarak Afrika Boynuzu'na yayılması konusunda ABD'nin nasıl bir tutum sergiliyor?

Washington ve İsrail'in bölgesel meselelerde uzlaşıya varıp varmayacaklarını, yani Washington'ın İsrail'e Suriye'de ateşkes karşılığında Lübnan'da gerginliğin tırmanmasını kabul edip etmeyeceğini tahmin etmek zor.

Trump, Türkiye ve İsrail hakkında söylediklerini, Suriye ve İsrail hakkında da söyledi. Netanyahu'nun Florida'daki açıklamalarından İsrail'in Suriye ve Lübnan meselelerine yaklaşımının tamamen güvenlik temelli olduğu açıkça anlaşılırken, Trump iki ülke arasındaki ilişkilerin ABD'nin planladığı şekilde ilerleyeceğini belirtti. ABD Başkanı, yönetiminin her iki konuyu da ağırlıklı olarak siyasi bir perspektiften ele aldığı bir dönemde, sınır güvenliği ve azınlıkların, özellikle de Dürziler ve Hıristiyanların korunmasının önemini bir kez daha yineledi. Washington, Suriye'de Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yönetimini desteklemeye devam ediyor. Trump, pazartesi günü yaptığı açıklamada, elbette kendisinin bölgeye ilişkin hesaplamalarında göz ardı edemeyeceği Arap ülkeleri-Türkiye çatışmasında kilit bir figür olduğunu göz önünde bulundurarak, Şara'yı övdü. Washington, Lübnan'da özellikle İsrail ve Lübnan'dan siyasi müzakerecilerle güçlendirildikten sonra, Lübnan'ın güneyindeki ateşkesi izleyen ‘mekanizma’ komitesini artık daha fazla destekliyor. Ancak Lübnan, Suriye ve hatta Gazze'ye göre daha az bölgesel ve uluslararası koruma altında olduğu için ‘zayıf bir nokta’ olmaya devam ediyor. Öte yandan bu, İsrail'in Hizbullah'a daha fazla saldırmayı planlaması halinde bunun ABD'de anlayışla karşılanacağı anlamına gelmiyor. Çünkü ABD'nin Lübnan'daki hesaplamaları, Washington'ın desteğiyle seçilen mevcut cumhurbaşkanı ve hükümeti desteklemeyi gerektiriyor. Şimdiye kadar, bu desteği özellikle de Trump'ın da tekrarladığı gibi, Washington, Lübnan hükümetinin ve desteklediği Lübnan ordusunun Hizbullah'ın silahları sorununu ‘çözme’ konusundaki sınırlarını anlayışla karşıladığını gösterdiğinden sonlandırması için bir neden görünmüyor. Ancak Trump'ın Hizbullah'ın kötü davranışlarına ilişkin yorumları, ABD'nin İsrail'in Hizbullah'a karşı tırmanışına yeşil ışık yakmaya devam edeceğine işaret ediyor.

Burada, Washington ile İsrail arasında bölgesel meselelerde bir takas olacağını, yani Washington'ın Suriye'deki sükunet ve Lübnan'daki gerginlik karşılığında İsrail'i feda edeceğini öngörmenin kolay olmadığını belirtmek gerekir. Bu yaygın bir görüş olmakla birlikte, her bir konunun kendine özgü niteliği ve ABD’nin bölgesel çıkarları bağlamında bu konulara olan ilgisi göz önüne alındığında, birbirinden ayrılamayacak bu iki unsurun bir arada ele alındığı bu görüş tam olarak doğru değil. İsrail'in manevra alanı ve Tel Aviv'in, ABD yönetiminin kesin bir politikası olmayan kırılgan bölgelerde fiili durumu dayatma kabiliyeti küçümsenemez, ancak genel olarak, ‘bir dönüm noktası’ veya ‘tarihi’ olarak nitelendirilemeyecek olan Florida’daki görüşme, bölgedeki mevcut durumun değişmeyeceğini ilan ediyor. Bu durum, ABD yönetimi ile zaman kazanmaya devam eden Netanyahu'yu tatmin edebilir ve aynı zamanda Gazze Şeridi ve bölge ile ilgili tüm vaatlerini tek başına yerine getiremeyen Trump'ı da tatmin eder. Dolayısıyla, savaşın ve barışın olmadığı mevcut durum, Trump için bir nebze rahatlatıcı olmakla birlikte onu verdiği aşırı vaatlerden de kurtarıyor!