İran'ın “direniş eksenindeki” son domino taşı: Irak

İran, Arap ülkelerine yönelik stratejisini bir ‘direniş ekseni’ oluşturma ilkesi çerçevesinde ‘devrimi ihraç etmek’ üzerine yürüttü

Beşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Şam'ın Eski Şehir bölgesinde yer alan Emevi Camii'nde kılınan ilk Cuma namazı sırasında muhalif gruplardan bir savaşçının taşıdığı tüfeğin namlusunun ucuna yerleştirdiği bir gül, 13 Aralık 2024 (AFP)
Beşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Şam'ın Eski Şehir bölgesinde yer alan Emevi Camii'nde kılınan ilk Cuma namazı sırasında muhalif gruplardan bir savaşçının taşıdığı tüfeğin namlusunun ucuna yerleştirdiği bir gül, 13 Aralık 2024 (AFP)
TT

İran'ın “direniş eksenindeki” son domino taşı: Irak

Beşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Şam'ın Eski Şehir bölgesinde yer alan Emevi Camii'nde kılınan ilk Cuma namazı sırasında muhalif gruplardan bir savaşçının taşıdığı tüfeğin namlusunun ucuna yerleştirdiği bir gül, 13 Aralık 2024 (AFP)
Beşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Şam'ın Eski Şehir bölgesinde yer alan Emevi Camii'nde kılınan ilk Cuma namazı sırasında muhalif gruplardan bir savaşçının taşıdığı tüfeğin namlusunun ucuna yerleştirdiği bir gül, 13 Aralık 2024 (AFP)

İyad el-Anber

İranlı bir siyasetçinin bir halıcı satıcısına benzetildiği deyimi her zaman duyarız. Bu benzetme işçiliğin yüksek ustalığına, ipliklerin dokunmasındaki hassasiyete ve halı bir tablo gibi ortaya çıkana kadar gösterilen uzun sabra işaret eder. Bu benzetme, İranlı siyasetçilerin İran dış politikasını planlama ve uygulamadaki üst düzey siyasi profesyonelliğini tahayyül etmemizi kolaylaştırır.

İran, Arap ülkelerine yönelik stratejisini bir ‘direniş ekseni’ oluşturma ilkesi çerçevesinde ‘devrimi ihraç etmek’ üzerine yürüttü. İran'ın ‘Şii hilali’ adı altındaki nüfuzu Irak'tan Suriye üzerinden Lübnan'a uzanırken, Filistin'deki İslami direniş gruplarını etkisi altına alıyor ve güneyde Yemen'e doğru ilerliyor. Tahran'ın düşman olarak sınıflandırdığı taraflarla doğrudan çatışmaya girmemesini sağlamayı amaçlıyor.

Otuz yıl boyunca İran bu ülkeler üzerindeki nüfuzunu kabul ettirmeyi başardı. İran, tıpkı eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad döneminde İstihbarat Bakanı olarak görev yapan Haydar Muslihi'nin 2015 yılında yaptığı bir açıklamada söylediği gibi dört Arap ülkesinin başkentini kontrol ettiğini açıkça ilan etmeye başladı. Muslihi, söz konusu açıklamasında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya cevaben “İran zaten dört Arap ülkesinin başkentini kontrol ediyor” demişti. İran’ın eski cumhurbaşkanlarından Hasan Ruhani döneminde Etnik ve Dini Azınlıklar İşleri Özel Temsilci olarak gören yapan Ali Yunusi ise Irak'ın ‘İran'ın yeni imparatorluğunun başkenti’ olduğunu söyleyecek kadar ileri gitti. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney ise 2022 yılındaki bir konuşmasında “Lübnan, Irak ve Suriye'deki aktif politikamız Amerika'nın planını bozmayı başardı” diye övündü.

İranlı karar alıcı, 7 Ekim 2023’ü hayal dahi etmemişti. Ancak bunu memnuniyetle karşılayıp İsrail'e karşı savaşta niteliksel bir sıçrama olarak nitelendirdi. Hamaney'in ifadesiyle o gün yaşananlar ‘Siyonist varlıkla normalleşme girişimlerini ve onun bölge üzerindeki kontrolünü engellediğinden’ bölge için gerekliydi. Fakat Aksa Tufanı Operasyonu İsrail'in İran'ın bölgedeki nüfuzuna karşı savaş ilanının başlangıcı oldu. Ardından Hizbullah ve İsrail arasında bir ateşkes anlaşmasına varılması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 1701 sayılı kararının yeniden uygulanmasıyla sona erdi.

“İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son BM toplantısında elinde tuttuğu harita İran ve desteklediği direniş eksenine açık bir mesajdı. Haritada İsrail’i tehdit eden ülkeleri ‘lanetli ülkeler’ olarak nitelendirdi.

İsrail ile Hizbullah arasında ateşkese varılmasının ardından İran rahat bir nefes almıştı ki Suriyeli silahlı muhalif grupların Suriye ordusunun kontrolündeki şehirlere saldırdığı haberleri yayılmaya başladı. İran, daha önce 2011 yılında yaptığı gibi bu saldırıları püskürtmek için askeri olarak harekete geçmeyi bu kez başaramadı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin diplomatik çabaları da işe yaramadı. Olaylar 11 gün sonra Beşşar Esed'in ülkesinden kaçması ve muhalif grupların Şam'ın kontrolünü ele geçirmesiyle son buldu.

Otuz yıldır İran'ın liderleri bölgesel nüfuz için bir halı dokuyorlardı. Ancak bir yıldan kısa bir süre içinde bu halı parçalandı. Lübnan'daki Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, yardımcısı Haşim Safiyuddin ve önde gelen askeri komutanlar başta olmak üzere bölgesel projesindeki önemli isimleri birer birer kaybetti.

Bir sonraki karşılaşma

İranlı liderler, Suriye'deki nüfuzlarının çökmesi nedeniyle derin bir travma yaşıyor. Her ne kadar Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah'ın öldürülmesiyle en üst seviyeye ulaşmış olsa da İsrail'in Hizbullah'a karşı savaşının sonucu tahmin edilebilir düzeydi. Fakat Suriye'nin kaybedilmesi, İran'ın nüfuz alanındaki domino taşlarının birer birer düşmesi anlamına geliyor ve Irak son taş olabilir.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son BM toplantısında elinde tuttuğu harita İran ve desteklediği direniş eksenine açık bir mesajdı. Haritada İsrail’i tehdit eden ülkeleri, yani İran, Suriye, Irak, Yemen, Lübnan ve Suriye’yi ‘lanetli ülkeler’ olarak nitelendirdi. İran bu mesajı, İran’a ve Ortadoğu’daki nüfuzuna karşı bir savaş ilanı olarak gördü. Savaşın misyonu bu kez İran’ı kendi sınırları içine çekmek ve bölgedeki gücünü ve nüfuzunu azaltmaktı.

“Irak'taki durum, Ortadoğu haritasını değiştirecek savaşta bir sonraki rolünün ne olacağına dair bir beklenti olmaya devam ediyor. Irak hükümeti ve birçok siyasetçi, İsrail'in İran’ın bölgesel nüfuzuyla savaşacağı bir sonraki istasyonun Irak olduğunu biliyor.

İranlılar bu tehditlerin farkında. İran'ın bazı dış politika elitlerine bağlı bir siyasi analiz sitesi olan Iranian Diplomacy, ‘nihai hedefin İran ve İsrail'in güvenliği için direniş ekseninden arınmış yeni bir Ortadoğu yaratmak olduğunu’ yazdı. İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’nın haberine göre İran Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi Muhsin Rızai, “Irak'a saldırmaya hazırlanıyorlar. Bir sonraki planın hedefi, İran'a saldırmak olacak” açıklamasında bulundu.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İran’ın Irak'taki nüfuzunun iki yüzü var. Bunlardan birincisi, Cumhurbaşkanından Dışişleri Bakanına ve iktidardaki diğer yetkililere kadar resmi kurumlar tarafından temsil edilen resmi yüz. Tahran'daki yetkililer her zaman Irak ve İran arasındaki stratejik ilişkinin derinliğini vurgulamaya çalışıyor. Suriye'deki gelişmeler sırasında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Bağdat’ı ziyareti, Irak ve İran'ın Suriye konusunda tutumlarını birleştirecekleri mesajı verdi.

Gayri resmi olan ikinci yüzü ise Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Kudüs Gücü, İstihbarat Bakanlığı ve İslam İnkılabı Rehberi Bürosu tarafından temsil ediliyor. Resmi kurumlara paralel bir şekilde hareket eden bu kurumlar, silahlı gruplar, siyasi liderler, medya, dini kurumlar ve hatta ekonomik dosyalar konusunda belki de daha etkili ve belirleyici bir statüye sahip.

En karmaşık olan yüz de Irak ve İran arasındaki bu gayri resmi ilişki. İran, son 20 yılda bu adresler aracılığıyla tüm siyasi, güvenlik ve ekonomik bağlantı noktalarına nüfuz etmeyi başardı. İşte tam da bu noktada İran’ın tüm nüfuz alanları üzerindeki hakimiyetini sıkılaştırmaya çalışacağına şüphe yok. İran, Irak'taki nüfuzuna ya da kendisiyle bağlantılı gruplara yönelik tehditler arttıkça, nüfuz gücünü korumak için manevra yapmasına olanak tanıyacak alternatifleri değerlendirebilir.

İran, Irak üzerindeki nüfuzunu ve gücünü kaybetmeyi kolay kolay kabullenemez. Herhangi bir tehdit altında küçülmeyi de kabullenmez. Bu yüzden İranlılar, tıpkı Suriye'yi kaybettiklerinde olduğu gibi, bir sonraki çatışmada silahlı grupların kurban edilmesini bir oldu-bitti olarak kabul edebilirler. Ancak bu, Irak’taki nüfuzunu tamamen sona erdirmek ve ekonomik menfezlerini kaybetmekten ziyade nüfuzunun azalmasını kabul etmeye yönelik bir kayıp olacak.

Güvenlik ve ekonomi

Irak'taki durum, Ortadoğu haritasını değiştirecek savaşta bir sonraki rolünün ne olacağına dair bir beklenti olmaya devam ediyor. Irak hükümeti ve birçok siyasetçi, İsrail'in İran’ın bölgesel nüfuzuyla savaşacağı bir sonraki istasyonun Irak olduğunu biliyor. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, BMGK’ya gönderdiği ve İsrail'in ‘meşru müdafaa hakkından’ bahsettiği mektupta saldırılardan Irak hükümeti sorumlu tutuldu. Mektup ayrıca BMGK’yı harekete geçmeye ve Irak hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamaya çağırıyordu.

“İran’ın direniş eksenine ağır darbe indiren fırtınanın yansımaları Irak’ı da vuracaktır, ancak Irak'ın bir arka bahçe değil, yüksek çıkarlarına göre hareket eden bir ülke olarak normal statüsünü yeniden kazanması için gerçek bir fırsat olabilir.

Dolayısıyla Irak'a yönelik bir sonraki tehdidin iki düzeyi olacak. Bunlardan birincisi, İsrail'in Irak'ı doğrudan hedef alacağı güvenlik düzeyi. Fakat bu düzey, silahlı grupların mevzilerinin yoğunlaştığı bölgelerle, özellikle de İsrail'i tehdit edebilecek grupların silahlarıyla sınırlı olabilir. İran’ın Irak'taki nüfuzunun cephelerini temsil ettikleri için silahlı grupların üst düzey liderleri hedef alınabilir.

İkincisi ise Irak ekonomisinin can damarı olan petrole, yani ekonomiye yönelik tehdit. S&P Global Ratings tarafından hazırlanan bir rapora göre ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı yeniden uygulamayı planladığı azami baskı politikası, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) ikinci büyük petrol üreticisi olan ve petrol kaçakçılığının kalesi olarak bilinen Irak'a kadar uzanabilir.

ABD'nin İran'a uyguladığına benzer ikincil yaptırımların Irak’a da uygulanabileceğine işaret eden rapora göre bu da Irak'ın günlük 4 milyon varilden fazla olan petrol üretimini ve günlük yaklaşık 3,6 milyon varil olan petrol ihracatını tehdit edecek. Trump, Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO) de dâhil olmak üzere İran'la bağlantılı bazı kurumları ve kişileri kapsayan yaptırımlar uygulayabilir.

asxcdfvgth
İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran'da cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında yaptığı konuşmanın ardından basına hitap etmek üzere kürsüye giderken, 28 Haziran 2024 (AFP)

İsrail'in güvenlik tehdidi ve ABD'nin İran'ın Irak'taki nüfuzunu hedef alan ekonomik tehdidi tüm açıklığıyla ortada olmasına rağmen ne Bağdat hükümeti ve siyasi liderlerin bunlarla yüzleşmek için bir vizyonu ya da planlaması var ne de İran'ın bunlarla başa çıkabilir. Silahlı grupları hedef alarak İran'ın askeri nüfuzunu azaltmanın İsrail'e yönelik tehdidini durdurmakla sonuçlanmayacağı, aksine mevcut tablo ve olaylar üzerindeki nüfuzunu azaltmakla sonuçlanacağı için bu ikisi arasındaki bağlantı açıkça görülüyor. Irak’ın petrol üretimine ve ihracatına uygulanacak yaptırımlar, hükümeti ve ona bağlı siyasi güçleri zayıflatacaktır. Çünkü vatandaşlarına karşı yükümlülüklerini, özellikle de devlet bütçesinin büyük kısmının aktarıldığı memur ve emekli maaşlarını ödeyemez olacaktır.

İran’ın direniş eksenine ağır darbe indiren fırtınanın yansımaları Irak’ı da vuracaktır, ancak Irak'ın bir arka bahçe değil, yüksek çıkarlarına göre hareket eden bir ülke olarak normal statüsünü yeniden kazanması için gerçek bir fırsat olabilir. Irak’ta bu fırsattan yararlanabilecek ve bunu devletin çıkarları doğrultusunda kullanabilecek devlet adamlarına ihtiyaç var. Belki de İsrail ve ABD tehdidinden bile daha büyük bir tehlike, Irak'ta böyle devlet adamlarının olmamasıdır. İran'ın Irak’taki nüfuzunun bu kadar güçlü olmasının başlıca nedeni de bu olabilir.



İran'da bir askeri eğitim uçağı düştü bir pilot hayatını kaybetti

İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)
İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)
TT

İran'da bir askeri eğitim uçağı düştü bir pilot hayatını kaybetti

İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)
İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)

İran Radyo ve Televizyon Kurumu'nun bildirdiğine göre, İran'a ait bir savaş uçağı dün gece geç saatlerde batı İran'da bir eğitim görevi sırasında düştü ve pilotlardan biri hayatını kaybetti.

Kurumun açıklamasına göre uçak Hemedan vilayetinde gece eğitim görevi sırasında düştü. İran Hava Kuvvetleri Halkla İlişkiler Ofisi, resmi IRNA haber ajansı tarafından yayınlanan açıklamada, "Hava Kuvvetlerine ait bir uçak bu akşam Hemedan vilayetinde (batı İran) gece eğitim görevi sırasında düştü" denildi.

Haberde, "Kazada pilotlardan biri hayatını kaybetti, diğeri ise kurtuldu. Kazanın nedenini belirlemek için soruşturmaların devam ettiği" ifadeleri yer aldı.


Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN