Batı'nın korktuğu Rus askeri istihbarat birimi: Birim 29155 hakkında ne biliyoruz?

Birimin bilgisayar korsanları 2022 yılından bu yana, “WhisperGate” olarak bilinen veri yok edici kötü amaçlı yazılım da dahil olmak üzere siber saldırılarda başı çekiyor

Rusya'nın askeri istihbarat teşkilatı sık sık gerçekleştirdiği sabotajlar, suikastlar ve dünyanın en saldırgan siber savaş uygulayıcılarından biri olarak biliniyor (Reuters)
Rusya'nın askeri istihbarat teşkilatı sık sık gerçekleştirdiği sabotajlar, suikastlar ve dünyanın en saldırgan siber savaş uygulayıcılarından biri olarak biliniyor (Reuters)
TT

Batı'nın korktuğu Rus askeri istihbarat birimi: Birim 29155 hakkında ne biliyoruz?

Rusya'nın askeri istihbarat teşkilatı sık sık gerçekleştirdiği sabotajlar, suikastlar ve dünyanın en saldırgan siber savaş uygulayıcılarından biri olarak biliniyor (Reuters)
Rusya'nın askeri istihbarat teşkilatı sık sık gerçekleştirdiği sabotajlar, suikastlar ve dünyanın en saldırgan siber savaş uygulayıcılarından biri olarak biliniyor (Reuters)

Sami Halife

Rusya'nın askeri istihbarat teşkilatı sık sık gerçekleştirdiği sabotajlar, suikastlar ve dünyanın en saldırgan siber savaş uygulayıcılarından biri olarak ün yapsa da geçtiğimiz yılın son aylarında teşkilat içinde yeni bir birim ön plana çıktı. Söz konusu birim, Batılı ülkelerdeki zehirlenmeler, darbe girişimleri ve bombalamalarla o kadar yakından ilişkilendirildi ki bazıları tarafından Batı'ya yönelik en büyük tehditlerden biri olarak nitelendirildi.

ABD, İngiltere, Ukrayna, Avustralya, Kanada ve beş Avrupa ülkesinin de aralarında bulunduğu çok sayıda Batılı ülke, geçtiğimiz yıl Ukrayna, ABD ve Avrupa, Asya ve Latin Amerika'daki diğer ülkeleri hedef alan çok sayıda siber saldırı başlatan “29155” adıyla bilinen birimin, askeri istihbarat teşkilatının fiziksel sabotaj ve siyasi amaçlı cinayetlerle tanınan bölümü olduğunu açıkladı.

dfergthyu
CISA geçtiğimiz yıl, birimin hack yöntemlerini ve bunları tespit etme ve azaltma yollarını detaylandıran bir bildiri yayınladı (Freepik)

Birim, 2018 yılında İngiltere'de Rus çifte ajan Sergey Skripal’in Noviçok maddesiyle zehirlenmesi girişiminin yanı sıra Bulgaristan'da bir başka suikast planı, Çek Cumhuriyeti'nde bir silah deposunun havaya uçması ve Karadağ'da başarısız bir darbe girişimiyle de ilişkilendirilmişti.

En korkunç eylemler

Birim 29155 de dahil olmak üzere bilgisayar korsanları (hacker), 2022 yılından bu yana, Rusya'nın Şubat 2022'de Ukrayna'ya saldırmasının arifesinde Ukrayna’nın en az 20 resmi kurumuna ‘WhisperGate’ adlı kötü amaçlı yazılımla gerçekleştirilen siber saldırının yanı sıra ‘Free Civilian’ adıyla bilinen sahte bir kimlik altında Ukrayna hükümeti resmi internet sitelerini sabote etmenin yanında bilgi çalmak ve sızdırmak gibi siber eylemlerde başı çekti.

Batılı ülkelerden yetkililere göre Kremlin tarafından gerçekleştirilmesi talimatı verilen en çirkin işlerle görevlendirilen fiziki bir operasyonel birim olan Birim 29155, Rus askeri istihbaratının hibrid savaşa yaklaşımında fiziksel ve siber taktikler arasındaki çizgiyi nasıl bulanıklaştırdığını gösteriyor.

ABD'nin suçlamaları

ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA) geçtiğimiz yıl, birimin hack yöntemlerini ve bunları tespit etme ve azaltma yollarını detaylandıran bir bildiri yayınladı. Bu yazın başlarında ABD Adalet Bakanlığı grubun beş üyesini isim vererek gıyaben suçladı. Ayrıca altıncı bir kişi de Birim 29155'ten kamuoyu önünde hiç bahsedilmeden suçlandı.

Adalet Bakanlığı Ulusal Güvenlik Birimi'nden Başsavcı Yardımcısı Matthew Olsen yaptığı açıklamada, Rus askeri istihbaratının Ukrayna'nın kritik öneme sahip altyapısını ve askeri değeri olmayan hükümet sistemlerini hedef alan WhisperGate saldırısının, Rusya'nın haksız işgalini sürdürürken masum sivilleri ‘iğrenç bir şekilde’ göz ardı etmesinin bir göstergesi olduğunu belirtti.

Olsen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İddianame, Adalet Bakanlığı'nın bu tür kötü niyetli siber saldırıları engellemek ve ABD ile müttefiklerini ayrım gözetmeksizin ve yıkıcı bir şekilde hedef alan failleri sorumlu tutmak için mevcut her aracı kullanacağını vurguluyor.”

Şarku’l Avsat’ın ABD Dışişleri Bakanlığı da resmi internet sitesinden aktardığı bilgilere göre Birim 29155 üyelerinin kimliklerinin ya da yerlerinin tespit edilmesini sağlayacak bilgiler için fotoğraflarıyla birlikte 10 milyon dolar ödül koydu.

Geniş çaplı saldırılar

Batılı istihbarat teşkilatlarından yetkililere göre Birim 29155, daha önce Ukrayna'ya gerçekleştirdiği bilinen saldırıların yanı sıra Kuzey Amerika, Doğu ve Orta Avrupa, Orta Asya ve Latin Amerika'da ulaşım ve sağlık sektörleri, devlet kurumları ve enerji altyapısı da dahil olmak üzere kritik öneme sahip altyapılar gibi çok çeşitli kuruluşları da hedef aldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz yıl haziran ayında Birim 29155’de görevli bilgisayar korsanlarının ABD’nin özellikle hükümet kurumları ile enerji ve havacılık sektörlerindeki kritik öneme sahip altyapılarına saldırabileceği güvenlik açıkları bulmaya çalıştıklarını açıkladı. Adalet Bakanlığı'nın Birim 29155’in bilgisayar korsanlarına yönelik son iddianamesinde, Maryland'deki bir devlet kurumunun ağını 63 kez taradıkları ve en az 26 NATO üyesi ülkede güvenlik açıkları aradıkları belirtildi.

Birçok durumda Birim 29155’in bilgisayar korsanlarının amacının askeri casusluk olduğu ortaya çıktı. Batılı istihbarat kurumlarının raporlarına göre bu birim, Ukrayna'ya malzeme taşıyan tren sevkiyatlarını izlemek için bir Orta Avrupa demiryolu şirketini hackledi. Ukrayna'da da bilgisayar korsanlarının, belki de Ukrayna birliklerinin ya da silahlarının hareketleri hakkında bilgi edinmek için tüketici güvenlik kameralarını hackledikleri bildirildi. Ukraynalı yetkililer, daha önce Rusya'nın bu taktiği füze saldırılarını yönlendirmek için kullandığı konusunda uyarıda bulunmuşlardı.

Almanya Federal Haber Alma Servisi (BND) geçtiğimiz yıl Birim 29155'i en az 2020 yılından bu yana casusluk, sabotaj ve itibara zarar verme amacıyla dünyanın dört bir yanındaki hedeflere yönelik siber saldırılardan sorumlu olmakla suçladı.

Ukraynalı yetkililerin uyarısından hemen önce Berlin, Moskova'ya iktidardaki Sosyal Demokrat Parti'ye (SPD) ve bilişim, lojistik ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren bazı Alman şirketine karşı hassas verilerin çalınması ve yayınlanması da dahil olmak üzere çeşitli siber saldırılar düzenlediği suçlamasında bulunmuştu.

Birim 29155’in oluşumu

Batılı istihbarat teşkilatlarından kaynaklar, Birim 29155'in bilgisayar korsanlarının henüz 2020 yılı gibi yakın bir tarihte kurulduğunu ve başlarda siber saldırılar yerine casusluk görevleri üstlendiğini söylediler. Kaynaklara göre Birim 29155, Rusya'nın askeri istihbarat teşkilatı içindeki iç rekabetin yanı sıra, aslında çifte ajan Skripal’e yönelik başarısız suikast girişimine kadar ki başarılı olan faaliyetlerinin ardından grubun artan etkisi nedeniyle kendi uzman hacker ekibini aramaya itildi.

Birim 29155, birçoğu Rus istihbaratına katılmadan önce Capture The Flag (CTF) bilgisayar korsanlığı yarışmalarına katılmış, hepsi de nispeten genç istihbarat görevlileri olan 10 kadar üyeden oluşuyor. Bu küçük ekibin bazı durumlarda Rus hackerlarla ortaklık kurduğu ve kaynaklarını ticari siber kötü amaçlı yazılım kullanımına kadar genişleterek faaliyetlerinin Rus devletiyle ilişkilendirilmesini zorlaştırdığı bildiriliyor. Ukrayna hükümetine yönelik kötü amaçlı yazılım WhisperGate ile gerçekleştirilen saldırılara yardım ettiği gerekçesiyle geçtiğimiz yıl haziran ayında ABD tarafından gıyabında suçlamalar yapılan Rus hacker Amin Timovich Stigal bu tür ortaklıklara bir örnektir.

“Havana sendromu”

Geçtiğimiz yıl ABD merkezli televizyon kanalı CBS, Almanya merkezli Der Spiegel dergisi ve bağımsız Rus gazetesi The Insider tarafından yayınlanan bir araştırma, ‘Havana Sendromu’ olarak bilinen gizemli sağlık sorununu aynı Birim 29155 üyeleriyle ilişkilendiren kanıtları ortaya çıkardı.

Havana Sendromu ilk kez 2017 yılında, Küba'da görevli 20'den fazla ABD'li yetkilinin başkent Havana'da garip bir sağlık sorunundan şikayet etmesiyle ortaya çıktı. O tarihten bu yana, Çin'den Washington DC'ye kadar yayılan vakalarla birlikte Havana Sendromu’na yakalananların sayısı 100'ü aştı. Hastalıktan mustarip olanlar arasında ABD'li diplomatlar, casuslar, askeri görevliler ve yükleniciler de bulunuyor. Sovyetler Birliği dönemi askeri istihbarat programlamasına kadar uzanan bilimsel araştırmalarla oluşturulan yönlendirilmiş enerji silahlarıyla gerçekleştirilen saldırılardan kaynaklanan semptomlar kronik baş ağrısı, baş dönmesi, kulak çınlaması, uykusuzluk, mide bulantısı, kalıcı psikofizyolojik bozukluklar ve hatta körlük veya işitme kaybına kadar uzanıyor. Birçok kurbana travmatik beyin hasarı teşhisi konarken bu durum onları tıbben emekli olmaya itti.

Kurbanları arasında ABD’nin Gürcistan'ın başkenti Tiflis'teki büyükelçiliğinden bir yetkilinin eşi olan ve hemşire olarak görev yapan bir kadın da yer alıyor. ABD’li kadın, 2021 yılında evinin önünde Birim 29155 tarafından saldırıya uğradı. Saldırı sonrası başlatılan soruşturmaya göre o tarihten bu yana her gün baş ağrısı çeken kadın, iki ameliyat geçirdi ve temporal kemiğindeki hızlı bozulmayı gidermek için üçüncü bir ameliyata daha ihtiyaç duyuyor.

Birim 29155 üst düzey üyelerinin, Rus istihbaratı ve Rus ordusu tarafından ses ve radyofrekans tabanlı yönlendirilmiş enerji cihazlarını tanımlamak için kullanılan bir terim olan ‘öldürücü olmayan akustik silahlar’ geliştirme çalışmaları nedeniyle ödüller ve terfiler aldığını ortaya koyan başka kanıtlar da var.



Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.