Bölgedeki nüfuzu yeniden şekillendirme fırsatları

Riyad, on yıl boyunca tüm siyasi, askeri ve kalkınma cephelerdeki mücadelesinin ardından Suriye, Lübnan ve Irak'ı geri alarak bazı stratejik kazanımlar edindi mi?

Suudi Arabistan diplomasisi bölgede art arda yaşanan krizler karşısında ender görülen bir ivme yakaladı (X platformu)
Suudi Arabistan diplomasisi bölgede art arda yaşanan krizler karşısında ender görülen bir ivme yakaladı (X platformu)
TT

Bölgedeki nüfuzu yeniden şekillendirme fırsatları

Suudi Arabistan diplomasisi bölgede art arda yaşanan krizler karşısında ender görülen bir ivme yakaladı (X platformu)
Suudi Arabistan diplomasisi bölgede art arda yaşanan krizler karşısında ender görülen bir ivme yakaladı (X platformu)

Mustafa el-Ensari

Hamas Hareketi ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinli silahlı gruplar tarafından İsrail’e karşı gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu, bölgede, tufanı başlatanların yanı sıra bunu hem Filistin’in hem de Lübnan ve Suriye'de vekilleri olan İran’ın varlığını ezmek için yeri doldurulamaz bir fırsat olarak gören İsraillilerin de aralarında olduğu birçok gücün arzularına ters düşen daha büyük bir tufanın fitilini ateşledi.

İsrail, istediğini elde ettiğini düşünse de bölgedeki diğer aktörler de bunu uygun bir fırsat olarak görüp rüzgârı İsrail yelkenlilerinden uzaklaştırdı. Şam'ın devrik lider Beşşar Esed rejiminden kurtarılması, bölgedeki nüfuzu sonsuza dek yeniden şekillendirebilecek bir dönüm noktası oldu. Bu gelişme aynı zamanda Lübnan'da yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesine de olanak sağladı. Lübnan ve ordusu, ülkedeki karmaşık gerçeklere göre sınırları belirleyerek ve Hizbullah'ı silahsızlandırarak savaşın durdurulması anlaşmasının şartlarını uygulayacağının sözünü verdi.

Bazı güçler bu büyük değişimlerde, ortaya çıkan nüfuz alanlarının kendi çıkarlarına göre yeniden şekillenmesi için bir fırsat olduğunu gördüler. Bu yüzden Türkiye, Körfez ülkeleri ve müttefiklerinin, gerileyen eksenin dayattığı çatışma politikalarından etkilenen taraf olarak ortaya çıkması bekleniyordu.

Suudi Arabistan bu güçlerin başında yer alırken, ister Filistin’de ister Suriye’de isterse Lübnan’da ya da Irak'ta olsun Arap ulusal güvenliğini korumakla ilgilendiği için ilk krize (7 Ekim) en çok tepki veren ülke oldu. Bugün Washington, Pekin ve Moskova gibi başlıca bölgesel ve uluslararası müttefikleriyle koordinasyon içerisinde olan Riyad, bölgenin istikrarı ve güvenliği lehine yeni kurallar oluşturmak gibi büyük bir zorlukla karşı karşıya. Bu da kalkınma planı ve Tahran’ın ya da Tel Aviv'in tercih ettiği değil, yeni bir Ortadoğu'ya yönelik gelecek vizyonu için bir ihtiyaç.

Riyad, 2030 Vizyonu lansmanı ve dış politikasındaki stratejik değişimlerle birlikte bölgesel ve uluslararası arenada önemli bir oyuncu olarak konumunu yeniden şekillendirmeyi başardı. Bölge ülkelerinin istikrarını desteklemek için küresel güçlerle ekonomik ortaklıklarını genişletebildi. Diplomasisi, çetrefilli dosyaları yönetebileceğini ve bölgenin geleceğinin şekillenmesinde etkili olabileceğini kanıtladı.

Batılı bir yetkili, Suudi Arabistan'ın temel çıkarlarından ödün vermeden büyük güçleri dengeleme konusunda eşsiz bir yetenek sergilediğini belirtti. Aynı yetkiliye göre bu dinamik, Suudi Arabistan’ın Doğu ile Batı arasında köprü olma rolüne ilişkin sofistike bir anlayışı da yansıtıyor.

Suudi Arabistan, İsrail ile normalleşmeye yönelik ivme kazanan adımlara rağmen Filistin davasına verdiği desteği dış politikasının temel önceliği haline getirmekten vazgeçmiş değil. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Davos 2023 Zirvesi sırasında yaptığı açıklamalarda, Filistin meselesi çözülmeden ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan adil ve kapsamlı bir barışa ulaşılamayacağını vurguladı.

Suudi Arabistan Suriye'de öncü bir rol üstleniyor

Suudi Arabistan diplomasisinin kazandığı ivmenin en belirgin özelliklerinden biri, on yıl boyunca savaşın yansımalarından zarar gören Suriye'ye yönelik hamle oldu. Suriye'nin Arap Birliği (AL) üyeliğine geri döndürme çabalarını destekleyen Suudi Arabistan, ardından İran'ın nüfuzunu azaltmaya ve Suriye'yi ulusal ve sürdürülebilir bir temelde yeniden inşa etmeye çalıştı. Esed rejiminin düşmesinin ardından Suriye'deki yeni geçiş yönetiminin arkasında durarak inisiyatif alan Suudi Arabistan, Suriye halkının özlemlerini gerçekleştirmek için sanki kendisini onun savunucusu olarak atamışçasına insani ve uluslararası desteği Suriye’deki bu yeni yönetim için seferber etti.

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, ülkesinin Suriye'yi desteklemekteki kararlılığını ender görülen bir şekilde ifade etti. Prens Halid bin Selman, 8 Aralık'ta Şam'ın kontrolünü ele geçiren Suriye’deki geçici yönetimin ilk yurtdışı ziyareti kapsamında Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani başkanlığındaki yeni yönetimden bir heyeti kabulü sırasında yaptığı açıklamada “Suriye'deki kardeşlerimiz yıllarca savaş, yıkım ve zor yaşam koşullarına maruz kaldılar. Suriye'nin istikrara kavuşması, yükselmesi ve en önemlisi kardeş Suriye halkının kendilerinin olan kaynaklardan faydalanmasının zamanı geldi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Suriyeli siyasi analist Yahya el-Aridi, “Suudi Arabistan, Suriye'de siyasi bir çözüme ulaşılması ve devletin tiranlık ve yolsuzluktan uzak, yasal temeller üzerinde yeniden kurulması için çok önemli bir rol oynuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Suudi Arabistan, siyasi ve ekonomik krizlerin iç içe geçtiği Lübnan'da yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesi için yapılan baskılarda kilit bir rol oynadı ve bu adımın istikrarı sağlamanın anahtarı olduğunu savundu. Siyasi analist Visam Haddad, Şarku’l Avsat’ta, Suudi Arabistan’ın Lübnan'ı izole bir ülke olarak değil, bölgesel istikrarın bir parçası olarak gördüğünü ve ekonomik yardımı devlet kurumlarına güveni yeniden inşa edecek köklü reformlarla ilişkilendirdiğini yazdı. Bu süreç, ilk yurt dışı durağı Riyad olan yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesiyle başladı.

Suudi Arabistan Irak'ta, Bağdat ve Riyad arasındaki ekonomik ortaklıkları güçlendirmek amacıyla enerji ve kalkınma projelerine yatırım yaptı. Bu ortaklıklar, İran'ın nüfuzunu azaltmayı ve Irak'ın bağımsız bir Arap devleti olarak rolünü yeniden kazanmasını sağlamayı amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçasıydı.

Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından hazırlanan bir rapora göre Suudi Arabistan Irak'ta ‘nüfuza karşı kalkınma’ politikasını benimsedi ve kendisini siyasi ya da askeri destekle sınırlamak yerine Irak halkına doğrudan hizmet eden ekonomik projeleri desteklemeye yöneldi.

Suudi Arabistan’ın dış politikasındaki değişimler, reaktif politika yerine doğrudan etkiye yönelik niteliksel bir dönüşümü yansıttı. Böylece Suudi Arabistan artık olayların sadece bir gözlemcisi değil, bölgesel politikaların şekillendirilmesinde kilit bir oyuncu haline geldi. Bu, insani yardım ve kültürel diplomasi gibi yumuşak güç araçlarını, stratejik ittifaklar kurmak ve siyasi baskı uygulamak gibi sert güç araçlarıyla birleştiren bir yaklaşım.

İran'ın denklemdeki rolü

Suudi Arabistan diplomasisindeki ivme, Suriye'den Lübnan’a ve de Irak'a, Filistin meselesinden Çin ile stratejik ortaklıklara kadar bölgesel ve uluslararası rolünü geliştirmeye yönelik kapsamlı bir vizyona sahip olduğunu gösteriyor. Riyad, bölgedeki güç denklemlerini yeniden şekillendiren, istikrarına hizmet eden ve büyük bir güç olarak konumunu güçlendiren yeni bir nüfuzun hatlarını çizebildi.

Suudi Arabistan’ın tüm bölge için çatışma yerine kalkınma ve istikrarı destekleyen yaklaşımının netliği, Mart 2023'te Pekin’in arabuluculuğunda İran'la yaptığı anlaşmadan sonra İran’ın bölgeyle bütünleşme şansı arttığından, birçok gözlemcinin Şam'daki müttefiki Esed rejiminin düşmesinden sonra bile devrimci ve yayılmacı politikalarını değiştirme konusundaki ciddiyetine dair kuşkularını dile getirmelerine rağmen İran rejiminin bile denklemde olumlu bir rol oynamaya aday hale getirdi.

Krizler başka krizleri doğurur

Bölgedeki nüfuz alanlarının yeniden şekillendirilmesi aşamasında özellikle yılların deneyiminin bölgedeki çatışmanın çekirdeği olduğunu kanıtladığı Filistin sorunuyla ilgili olanlar başta olmak üzere bazı fırsatların beklenmesine rağmen, radikal örgütlerin ve siyasal İslamcıların yeniden ortaya çıkması gibi birtakım zorluklar da var.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Enstitüsü tarafından yayınlanan bir araştırmaya göre dönüşümlerin ve krizlerin birikimi Suudi karar alıcıları ve kabiliyetleri üzerinde daha önce eşi benzeri görülmemiş bir yük oluşturdu. Bu dönüşümler yerel, bölgesel ve uluslararası karmaşıklıkları nedeniyle her geçen gün daha etkili hale geliyor. Bu da Suudi Arabistan’ın dış politikasının bölgesel krizden kaynaklanan büyük zorluklarla her zamankinden daha fazla karşı karşıya olduğu anlamına geliyor.

Rapor, İran rejiminin kurulduğu 1979 yılından bu yana bölgenin tanık olduğu krizlerden yıkıcı Körfez savaşlarını takiben ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan olaylara ve İran'ın Arap ülkelerini iç işlerine müdahalesine kadar geniş kapsamlı bir içeriğe sahip.



İnsan hakları örgütleri, resmi makamların inkârlarına rağmen İran'daki protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısını artırdı

Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'da düzenlenen rejim karşıtı gösteri sırasında İran polisi göz yaşartıcı gaz kullandı. (AP)
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'da düzenlenen rejim karşıtı gösteri sırasında İran polisi göz yaşartıcı gaz kullandı. (AP)
TT

İnsan hakları örgütleri, resmi makamların inkârlarına rağmen İran'daki protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısını artırdı

Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'da düzenlenen rejim karşıtı gösteri sırasında İran polisi göz yaşartıcı gaz kullandı. (AP)
Geçtiğimiz perşembe günü Tahran'da düzenlenen rejim karşıtı gösteri sırasında İran polisi göz yaşartıcı gaz kullandı. (AP)

ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) bugün yaptığı açıklamada, İran’daki yoğun baskı altında gerçekleşen protesto dalgasında 5 bin 848 kişinin hayatını kaybettiğini doğruladığını duyurdu. HRANA ayrıca, binlerce potansiyel kurbanla ilgili bilgileri halen teyit etmekte olduğunu belirtti.

Protestolar, ekonomik krizin derinleşmesi üzerine Aralık 2025’in sonlarında başlamış, kısa sürede hükümete karşı geniş katılımlı bir hareket halini almıştı. Gösteriler, özellikle 8-9 Ocak tarihlerinde gerçekleşen kitlesel yürüyüşlerle doruk noktasına ulaştı.

İnsan hakları kuruluşları, yetkilileri eşi görülmemiş bir baskı kampanyası yürütmekle suçladı; bu kampanya kapsamında protestoculara doğrudan ateş açıldığı belirtiliyor. Son dönemde ise yoğun güvenlik operasyonları nedeniyle gösterilerin ivmesi azalmış durumda.

HRANA ve diğer gözlemciler, internetin 18 gündür kesik olmasının doğrulama sürecini ciddi şekilde engellediğini ve gerçek ölü sayısının şu ana kadar belgelenen rakamların çok üzerinde olabileceğini kaydetti.

HRANA, 5 bin 848 kişinin öldüğünü doğruladı; bunların 5 bin 520’si gösterici, 77’si 18 yaş altı, 209’u güvenlik güçleri mensubu ve 42’si sivil. HRANA ayrıca halen 17 bin 91 vakayı araştırdıklarını ve en az 41 bin 283 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Veriler, tanıklar, kurban aileleri, yerel kayıtlar vee İran’daki resmi olmayan adli ve tıbbi kaynaklardan toplanıyor ve çok aşamalı iç doğrulama süreçlerinden geçiriliyor.

HRANA’nın geçmişteki protesto dalgalarında sağladığı doğruluk oranı, onu uluslararası medya için güvenilir bir referans haline getirmişti. Mevcut ölü sayısının, İran’da son on yıllarda görülen herhangi bir protesto veya karışıklıktan daha yüksek olduğu ve kaos açısından 1979’daki İslam Devrimi dönemini anımsattığı ifade ediliyor.

Öte yandan internet özgürlüğünü izleyen NetBlocks, İran’da kesintinin devam etmesinin, ‘sivil halka yönelik kanlı baskı kampanyasının boyutunu doğrulamayı’ zorlaştırdığını belirtti. NetBlocks, iletişim üzerindeki kısıtlamaların sıkı tutulduğunu ve hükümet hesaplarının resmi otoritenin anlatısını yaymaya devam ettiğini kaydetti.

İranlı yetkililer geçtiğimiz hafta, ilk resmi bilanço olarak 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. İran Şehitler ve Gaziler Vakfı, ölenleri ‘şehitler’ ve ‘isyancılar’ olarak ayırdı; şehitler, güvenlik güçleri mensupları veya sivillerden oluşurken, isyancıların ABD bağlantılı oldukları iddia edildi. Vakıf, ölenlerin 2 bin 427’sinin ‘şehit’ kategorisinde olduğunu belirtti.

ABD’nin Time dergisi dün İran’daki tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberinde, özellikle 8-9 Ocak tarihlerinde ölenlerin sayısının yaklaşık 30 bin kişi olabileceğini aktardı; bu rakam hem resmi hem de insan hakları kuruluşlarının açıklamalarını önemli ölçüde aşıyor.

Buna ek olarak, İran dışında yayın yapan Iran International televizyonu, 8-9 Ocak tarihlerinde güvenlik güçleri tarafından öldürülen İranlı sayısını 36 bin 500’den fazla olarak verdi. Kanal bu bilgiyi raporlar, belgeler ve kaynaklarıyla doğruladığını iddia etti, ancak bağımsız teyit sağlanamadı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, bu yüksek tahminlere yanıt vererek, açıklamaları ‘Hitler tarzı büyük bir yalan’ olarak nitelendirdi.

Bekayi dün X platformunda yaptığı paylaşımda söz konusu iddiaları reddederek, “Bu, İran sokaklarında öldürmeyi planladıkları sayı değil mi? Başarısız oldular, şimdi medyada bunu çarpıtıyorlar” dedi ve dolaşıma giren rakamları ‘kötü niyetli bir medya dezenformasyonu kampanyası’ olarak nitelendirdi.

Bu arada Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü (IHR), güvenlik güçleri tarafından öldürülen en az 3 bin 428 göstericiyi belgelediğini açıkladı. Örgüt, nihai ölü sayısının 25 bine kadar çıkabileceği uyarısında bulundu.


Kremlin: İran'a yapılacak herhangi bir saldırı Ortadoğu'da "ciddi" istikrarsızlığa yol açacaktır

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)
Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)
TT

Kremlin: İran'a yapılacak herhangi bir saldırı Ortadoğu'da "ciddi" istikrarsızlığa yol açacaktır

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)
Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov (Reuters)

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov bugün yaptığı açıklamada, İran'a yönelik herhangi bir olası saldırının Ortadoğu'da “ciddi” istikrarsızlığa yol açacağı uyarısında bulundu.

RT televizyonunda yayınlanan açıklamaya göre Peskov, Moskova'nın “tüm tarafların itidalini korumalarını ve barışçıl bir çözüme odaklanmalarını beklediğini” söyledi.

Ukrayna ile savaşla ilgili olarak Peskov, Başkan Vladimir Putin'in gündeminde Amerikalı mevkidaşı Donald Trump ile herhangi bir görüşme bulunmadığını, ancak böyle bir görüşmenin “çok hızlı” olarak gerçekleşebileceğini ifade etti.

Trump geçen perşembe günü, “büyük bir güç”ün şu anda İran'a doğru ilerlediğini ve ABD'nin oradaki durumu yakından izlediğini söyledi.


Amerika: İçinde 8 kişi bulunan özel uçak düştü ve alev aldı

Olayla ilgili videodan (ABD medyası)
Olayla ilgili videodan (ABD medyası)
TT

Amerika: İçinde 8 kişi bulunan özel uçak düştü ve alev aldı

Olayla ilgili videodan (ABD medyası)
Olayla ilgili videodan (ABD medyası)

ABD Federal Havacılık İdaresi (FAA), Maine'deki bir havalimanından kalkan ve içinde sekiz kişi bulunan özel bir uçağın düştüğünü ve alev aldığını, ancak yolcuların durumlarının ve kimliklerinin henüz bilinmediğini açıkladı.

FAA, yaptığı açıklamada, çift motorlu Bombardier Challenger 600 uçak kazasının dün saat 19:45 civarında Bangor Uluslararası Havaalanında meydana geldiğini belirtti.

Ayrıntılar resmi olarak açıklanmadı, ancak konuyla ilgili bir hükümet yetkilisi Reuters'e, kazadan sonra büyük bir yangın çıktığını söyledi. Hükümet yetkilisi, uçağın Teksas'tan Maine'e uçtuğunu belirtti.

Federal Havacılık İdaresi kayıtlarına göre, uçak Nisan 2020'de hizmete girmişti.

FAA, Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu ile iş birliği içinde kazayı soruşturacağını duyurdu.