Bölgedeki nüfuzu yeniden şekillendirme fırsatları

Riyad, on yıl boyunca tüm siyasi, askeri ve kalkınma cephelerdeki mücadelesinin ardından Suriye, Lübnan ve Irak'ı geri alarak bazı stratejik kazanımlar edindi mi?

Suudi Arabistan diplomasisi bölgede art arda yaşanan krizler karşısında ender görülen bir ivme yakaladı (X platformu)
Suudi Arabistan diplomasisi bölgede art arda yaşanan krizler karşısında ender görülen bir ivme yakaladı (X platformu)
TT

Bölgedeki nüfuzu yeniden şekillendirme fırsatları

Suudi Arabistan diplomasisi bölgede art arda yaşanan krizler karşısında ender görülen bir ivme yakaladı (X platformu)
Suudi Arabistan diplomasisi bölgede art arda yaşanan krizler karşısında ender görülen bir ivme yakaladı (X platformu)

Mustafa el-Ensari

Hamas Hareketi ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinli silahlı gruplar tarafından İsrail’e karşı gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu, bölgede, tufanı başlatanların yanı sıra bunu hem Filistin’in hem de Lübnan ve Suriye'de vekilleri olan İran’ın varlığını ezmek için yeri doldurulamaz bir fırsat olarak gören İsraillilerin de aralarında olduğu birçok gücün arzularına ters düşen daha büyük bir tufanın fitilini ateşledi.

İsrail, istediğini elde ettiğini düşünse de bölgedeki diğer aktörler de bunu uygun bir fırsat olarak görüp rüzgârı İsrail yelkenlilerinden uzaklaştırdı. Şam'ın devrik lider Beşşar Esed rejiminden kurtarılması, bölgedeki nüfuzu sonsuza dek yeniden şekillendirebilecek bir dönüm noktası oldu. Bu gelişme aynı zamanda Lübnan'da yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesine de olanak sağladı. Lübnan ve ordusu, ülkedeki karmaşık gerçeklere göre sınırları belirleyerek ve Hizbullah'ı silahsızlandırarak savaşın durdurulması anlaşmasının şartlarını uygulayacağının sözünü verdi.

Bazı güçler bu büyük değişimlerde, ortaya çıkan nüfuz alanlarının kendi çıkarlarına göre yeniden şekillenmesi için bir fırsat olduğunu gördüler. Bu yüzden Türkiye, Körfez ülkeleri ve müttefiklerinin, gerileyen eksenin dayattığı çatışma politikalarından etkilenen taraf olarak ortaya çıkması bekleniyordu.

Suudi Arabistan bu güçlerin başında yer alırken, ister Filistin’de ister Suriye’de isterse Lübnan’da ya da Irak'ta olsun Arap ulusal güvenliğini korumakla ilgilendiği için ilk krize (7 Ekim) en çok tepki veren ülke oldu. Bugün Washington, Pekin ve Moskova gibi başlıca bölgesel ve uluslararası müttefikleriyle koordinasyon içerisinde olan Riyad, bölgenin istikrarı ve güvenliği lehine yeni kurallar oluşturmak gibi büyük bir zorlukla karşı karşıya. Bu da kalkınma planı ve Tahran’ın ya da Tel Aviv'in tercih ettiği değil, yeni bir Ortadoğu'ya yönelik gelecek vizyonu için bir ihtiyaç.

Riyad, 2030 Vizyonu lansmanı ve dış politikasındaki stratejik değişimlerle birlikte bölgesel ve uluslararası arenada önemli bir oyuncu olarak konumunu yeniden şekillendirmeyi başardı. Bölge ülkelerinin istikrarını desteklemek için küresel güçlerle ekonomik ortaklıklarını genişletebildi. Diplomasisi, çetrefilli dosyaları yönetebileceğini ve bölgenin geleceğinin şekillenmesinde etkili olabileceğini kanıtladı.

Batılı bir yetkili, Suudi Arabistan'ın temel çıkarlarından ödün vermeden büyük güçleri dengeleme konusunda eşsiz bir yetenek sergilediğini belirtti. Aynı yetkiliye göre bu dinamik, Suudi Arabistan’ın Doğu ile Batı arasında köprü olma rolüne ilişkin sofistike bir anlayışı da yansıtıyor.

Suudi Arabistan, İsrail ile normalleşmeye yönelik ivme kazanan adımlara rağmen Filistin davasına verdiği desteği dış politikasının temel önceliği haline getirmekten vazgeçmiş değil. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Davos 2023 Zirvesi sırasında yaptığı açıklamalarda, Filistin meselesi çözülmeden ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan adil ve kapsamlı bir barışa ulaşılamayacağını vurguladı.

Suudi Arabistan Suriye'de öncü bir rol üstleniyor

Suudi Arabistan diplomasisinin kazandığı ivmenin en belirgin özelliklerinden biri, on yıl boyunca savaşın yansımalarından zarar gören Suriye'ye yönelik hamle oldu. Suriye'nin Arap Birliği (AL) üyeliğine geri döndürme çabalarını destekleyen Suudi Arabistan, ardından İran'ın nüfuzunu azaltmaya ve Suriye'yi ulusal ve sürdürülebilir bir temelde yeniden inşa etmeye çalıştı. Esed rejiminin düşmesinin ardından Suriye'deki yeni geçiş yönetiminin arkasında durarak inisiyatif alan Suudi Arabistan, Suriye halkının özlemlerini gerçekleştirmek için sanki kendisini onun savunucusu olarak atamışçasına insani ve uluslararası desteği Suriye’deki bu yeni yönetim için seferber etti.

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, ülkesinin Suriye'yi desteklemekteki kararlılığını ender görülen bir şekilde ifade etti. Prens Halid bin Selman, 8 Aralık'ta Şam'ın kontrolünü ele geçiren Suriye’deki geçici yönetimin ilk yurtdışı ziyareti kapsamında Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani başkanlığındaki yeni yönetimden bir heyeti kabulü sırasında yaptığı açıklamada “Suriye'deki kardeşlerimiz yıllarca savaş, yıkım ve zor yaşam koşullarına maruz kaldılar. Suriye'nin istikrara kavuşması, yükselmesi ve en önemlisi kardeş Suriye halkının kendilerinin olan kaynaklardan faydalanmasının zamanı geldi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Suriyeli siyasi analist Yahya el-Aridi, “Suudi Arabistan, Suriye'de siyasi bir çözüme ulaşılması ve devletin tiranlık ve yolsuzluktan uzak, yasal temeller üzerinde yeniden kurulması için çok önemli bir rol oynuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Suudi Arabistan, siyasi ve ekonomik krizlerin iç içe geçtiği Lübnan'da yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesi için yapılan baskılarda kilit bir rol oynadı ve bu adımın istikrarı sağlamanın anahtarı olduğunu savundu. Siyasi analist Visam Haddad, Şarku’l Avsat’ta, Suudi Arabistan’ın Lübnan'ı izole bir ülke olarak değil, bölgesel istikrarın bir parçası olarak gördüğünü ve ekonomik yardımı devlet kurumlarına güveni yeniden inşa edecek köklü reformlarla ilişkilendirdiğini yazdı. Bu süreç, ilk yurt dışı durağı Riyad olan yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesiyle başladı.

Suudi Arabistan Irak'ta, Bağdat ve Riyad arasındaki ekonomik ortaklıkları güçlendirmek amacıyla enerji ve kalkınma projelerine yatırım yaptı. Bu ortaklıklar, İran'ın nüfuzunu azaltmayı ve Irak'ın bağımsız bir Arap devleti olarak rolünü yeniden kazanmasını sağlamayı amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçasıydı.

Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından hazırlanan bir rapora göre Suudi Arabistan Irak'ta ‘nüfuza karşı kalkınma’ politikasını benimsedi ve kendisini siyasi ya da askeri destekle sınırlamak yerine Irak halkına doğrudan hizmet eden ekonomik projeleri desteklemeye yöneldi.

Suudi Arabistan’ın dış politikasındaki değişimler, reaktif politika yerine doğrudan etkiye yönelik niteliksel bir dönüşümü yansıttı. Böylece Suudi Arabistan artık olayların sadece bir gözlemcisi değil, bölgesel politikaların şekillendirilmesinde kilit bir oyuncu haline geldi. Bu, insani yardım ve kültürel diplomasi gibi yumuşak güç araçlarını, stratejik ittifaklar kurmak ve siyasi baskı uygulamak gibi sert güç araçlarıyla birleştiren bir yaklaşım.

İran'ın denklemdeki rolü

Suudi Arabistan diplomasisindeki ivme, Suriye'den Lübnan’a ve de Irak'a, Filistin meselesinden Çin ile stratejik ortaklıklara kadar bölgesel ve uluslararası rolünü geliştirmeye yönelik kapsamlı bir vizyona sahip olduğunu gösteriyor. Riyad, bölgedeki güç denklemlerini yeniden şekillendiren, istikrarına hizmet eden ve büyük bir güç olarak konumunu güçlendiren yeni bir nüfuzun hatlarını çizebildi.

Suudi Arabistan’ın tüm bölge için çatışma yerine kalkınma ve istikrarı destekleyen yaklaşımının netliği, Mart 2023'te Pekin’in arabuluculuğunda İran'la yaptığı anlaşmadan sonra İran’ın bölgeyle bütünleşme şansı arttığından, birçok gözlemcinin Şam'daki müttefiki Esed rejiminin düşmesinden sonra bile devrimci ve yayılmacı politikalarını değiştirme konusundaki ciddiyetine dair kuşkularını dile getirmelerine rağmen İran rejiminin bile denklemde olumlu bir rol oynamaya aday hale getirdi.

Krizler başka krizleri doğurur

Bölgedeki nüfuz alanlarının yeniden şekillendirilmesi aşamasında özellikle yılların deneyiminin bölgedeki çatışmanın çekirdeği olduğunu kanıtladığı Filistin sorunuyla ilgili olanlar başta olmak üzere bazı fırsatların beklenmesine rağmen, radikal örgütlerin ve siyasal İslamcıların yeniden ortaya çıkması gibi birtakım zorluklar da var.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Enstitüsü tarafından yayınlanan bir araştırmaya göre dönüşümlerin ve krizlerin birikimi Suudi karar alıcıları ve kabiliyetleri üzerinde daha önce eşi benzeri görülmemiş bir yük oluşturdu. Bu dönüşümler yerel, bölgesel ve uluslararası karmaşıklıkları nedeniyle her geçen gün daha etkili hale geliyor. Bu da Suudi Arabistan’ın dış politikasının bölgesel krizden kaynaklanan büyük zorluklarla her zamankinden daha fazla karşı karşıya olduğu anlamına geliyor.

Rapor, İran rejiminin kurulduğu 1979 yılından bu yana bölgenin tanık olduğu krizlerden yıkıcı Körfez savaşlarını takiben ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan olaylara ve İran'ın Arap ülkelerini iç işlerine müdahalesine kadar geniş kapsamlı bir içeriğe sahip.



CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
TT

CENTCOM, USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir taarruz grubunun bölgeye konuşlandırıldığını doğruladı

ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)
ABD 9. Hava Kuvvetleri'ne ait bir savaş uçağı filosu, 8 Ocak 2026'da Pasifik Okyanusu'ndaki Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln'ün üzerinde uçuyor. (ABD ordusu)

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve ona eşlik eden üç savaş gemisi Ortadoğu’ya ulaştı. Bu adım, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın protestoları bastırmasına tepki olarak hava saldırıları düzenleme ihtimalini yeniden gündeme getirdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, uçak gemisinin üç muhriple birlikte ‘bölgesel güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla halihazırda Ortadoğu’da konuşlandırıldığını’ bildirdi.

CENTCOM, taarruz grubunun İran’a komşu Arap Denizi’nde değil, Hint Okyanusu’nda bulunduğunu kaydetti. Bu konuşlanmanın, bölgeye binlerce ek askerin sevk edilmesi anlamına geldiği belirtilirken, bölgede en son ABD uçak gemisi varlığının, ekim ayında Gerald R. Ford uçak gemisinin, dönemin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik baskı kampanyası kapsamında Karayipler’e gönderilmesiyle gerçekleştiği hatırlatıldı.

ABD’li bir yetkili, CBS News’e yaptığı açıklamada, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun CENTCOM’un Ortadoğu’daki sorumluluk sahasına girdiğini, ancak dün sabah itibarıyla henüz nihai operasyonel konuşlanma noktasına ulaşmadığını doğruladı. Bu hareketliliğin, İran’dan gelen yeni uyarılarla eş zamanlı gerçekleştiği belirtildi.

Önceki haberlerde, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun pazar akşamı İran’a yakın bir bölgede konuşlandığı ifade edilmişti. Bu gelişme, Tahran’ın merkezindeki İnkılap (Devrim) Meydanı’na asılan ve ABD filosunu hedef almakla tehdit eden büyük bir pankartın görüntülerinin dolaşıma girmesinden saatler sonra yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz hafta gazetecilere yaptığı açıklamada, gemilerin bölgeye ‘herhangi bir olasılığa karşı’ gönderildiğini söylemiş, “Bu yöne doğru ilerleyen çok büyük bir filomuz var ve belki de onu kullanmak zorunda kalmayacağız” demişti.

Trump daha önce, İran’ın tutuklulara yönelik toplu idamlar gerçekleştirmesi ya da aralık ayı sonlarında başlayan protestoların bastırılması sırasında barışçıl göstericilerin öldürülmesi halinde askeri adım atmakla tehdit etmişti. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na (HRANA) göre, olaylarda en az 5 bin 973 kişi hayatını kaybetti, 41 bin 800’den fazla kişi gözaltına alındı. İran’ın resmi verileri ise çok daha düşük bir rakama işaret ederek ölü sayısını 3 bin 117 olarak açıklıyor.

Son dönemde Trump’ın askeri müdahale ihtimalinden geri adım attığı yönünde işaretler de ortaya çıktı. Trump, İran’ın gözaltındaki 800 göstericinin idamını durdurduğunu öne sürdü; ancak bu iddiasının kaynağını açıklamadı. İran Başsavcısı ise söz konusu iddiayı “tamamen yalan” olarak nitelendirdi.

Buna rağmen Trump’ın tüm seçenekleri masada tutmaya devam ettiği görülüyor. Trump, perşembe günü başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, İran hükümetinin bazı protestoculara yönelik planlanan idamları hayata geçirmesi halinde, daha önce İran’ın nükleer tesislerine düzenlenen ABD saldırılarının ‘hiçbir şey gibi görüneceğini’ söyledi.

SDFRG
ABD Donanması tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Boeing F/A-18E/F Super Hornet savaş uçağının 22 Ocak'ta USS Abraham Lincoln uçak gemisine inişi görülüyor.

Uçak gemisi, F-35 Lightning II ve F/A-18 Super Hornet savaş uçakları da dahil olmak üzere birden fazla hava filosuna ev sahipliği yapıyor. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, gemiye eşlik eden muhripler ise yüzlerce füze taşıyor; bunlar arasında kara hedeflerine yönelik onlarca Tomahawk seyir füzesinin de bulunabileceği belirtiliyor.

Uçak gemisi ve donanımına ek olarak, ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı F-15E Strike Eagle savaş uçaklarının da bölgede konuşlandırıldığı duyuruldu.

Uçuş takip verilerini izleyen analistler, onlarca ABD askeri nakliye uçağının Ortadoğu’ya doğru hareket ettiğini tespit etti.

Söz konusu askeri hareketlilik, geçen yıl ABD’nin, üç ana nükleer tesise yönelik saldırıların ardından olası bir İran misillemesine karşı hava savunma ekipmanlarını bölgeye sevk ettiği dönemi hatırlatıyor. İran, bu saldırılardan birkaç gün sonra el-Udeyd Hava Üssü’nü ondan fazla füzeyle hedef almıştı.


Lola ve Trump, Barış Konseyi’ni ve Washington'da yapılacak bir toplantıyı görüştü

Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Lola ve Trump, Barış Konseyi’ni ve Washington'da yapılacak bir toplantıyı görüştü

Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva ve ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva dün ABD Başkanı Donald Trump'a, Gazze Şeridi için kuruluşuna öncülük ettiği Barış Konseyi’nin çalışmalarını sınırlandırmasını istedi. Brezilya Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre iki lider Washington'da bir araya gelmeyi kararlaştırdılar.

Açıklamada, diğer liderler gibi Trump tarafından kurulan Barış Konseyi’ne davet edilen Lula'nın, bu konseyin çalışmalarının ‘Gazze meselesiyle sınırlandırılması ve Filistin'e bir koltuk ayrılması’ önerisinde bulunduğunu belirtti.

Brezilya Cumhurbaşkanı, ‘Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üye sayısının artırılması meselesi de dahil olmak üzere BM’nin kapsamlı bir reformdan geçirilmesinin önemini’ vurguladı. Lula, Trump’ı Barış Konseyi’ni kurarak ve rolünü uluslararası çatışmaları da kapsayacak şekilde genişleterek ‘yeni BM’nin efendisi’ olmaya çalışmakla suçlamıştı.

Beyaz Saray, Gazze Şeridi'nde İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sona erdirmek için Trump başkanlığındaki Barış Konseyi’nin kurulduğunu duyurdu, ancak konsey iç tüzüğü, Trump'a geniş bir rol verdiğinden BM ile rekabet edecek bir organ haline geleceğine dair endişeleri artırdı.

fgrty
Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva (Reuters)

Lula ve Trump, aylar süren gerginliğin ardından geçtiğimiz ekim ayında ilk resmi görüşmelerinden bu yana birkaç kez temas kurdu. Bu yakınlaşmanın ardından, ABD yönetimi, eski sağcı cumhurbaşkanı ve Trump'ın müttefiki Jair Bolsonaro'nun yargılanmasına tepki olarak uyguladığı yüzde 40'lık gümrük vergisinden Brezilya'nın önemli ihraç ürünlerini muaf tuttu.

Brezilya Cumhurbaşkanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Lula'nın Trump ile Venezuela'daki durumu görüştüğü aktarıldı.

Lula, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklandığı ABD’nin askeri operasyonunun ardından ‘bölgede barış ve istikrarın korunması’ çağrısında bulundu.

Brezilya Cumhurbaşkanı daha önce yaptığı bir açıklamada, bu operasyonu ‘kabul edilebilir sınırların ötesinde’ olarak değerlendirmişti.

Brezilya Cumhurbaşkanlığı, görüşme sırasında Lula ve Trump arasında Lula'nın şubat ayında Hindistan ve Güney Kore'ye yapacağı gezilerin ardından Washington'ı ziyaret etmesini konusunda fikir birliğine varıldığını açıkladı.


Washington, Minneapolis olaylarının ardından Sınır Devriyesi şefini görevden aldığı iddialarını yalanladı

ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
TT

Washington, Minneapolis olaylarının ardından Sınır Devriyesi şefini görevden aldığı iddialarını yalanladı

ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)
ABD Sınır Devriyesi Komutanı Gregory Bovino, Minneapolis ziyaretinde (Reuters)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı dün, Minneapolis'te federal güvenlik güçleri tarafından iki Amerikalının öldürülmesinin ardından Başkan Donald Trump'ın göçmenlik politikalarını yeniden değerlendirmesine rağmen, Sınır Devriye Şefi Gregory Bovenio'nun görevinden alındığına dair basında çıkan haberleri yalanladı.

İç Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Tricia McLaughlin, X'te yaptığı paylaşımda “Komutan Gregory Bovenio görevinden alınmadı” diyerek, Bovenio'nun “başkanın ekibinin önemli bir parçası ve büyük bir Amerikan vatandaşı” olduğu yönündeki Beyaz Saray'ın mesajını doğruladı.

Bu açıklamalar, The Atlantic dergisinin Bovenio'nun sınır devriye komutanlığı görevinden alınması ve Kaliforniya'daki önceki işine geri dönmesi hakkında yayınladığı bir haberin ardından geldi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre dergi haberini, İç Güvenlik Bakanlığı'ndan bir yetkili ve onun görevden alınmasıyla ilgili bilgi sahibi iki kişiye dayandırdı.

Eğer onaylanırsa, Boffino'nun görevden alınması, Trump'ın Minneapolis'teki kolluk kuvvetlerinin kullandığı agresif taktiklere ilişkin görüşünde radikal bir değişiklik anlamına gelecektir. Cumartesi günü, sınır devriye görevlileri 37 yaşındaki hemşire Alex Breite'yi vurarak öldürdü.

Bovino, ocak ayı boyunca Minnesota'nın en büyük şehrindeydi ve burada askeri üniforma ve kask giyerken, sakinlere karşı agresif davranırken ve hatta protestoculara sis bombası atarken görüldü.

Trump, dün Truth Social platformunda yaptığı bir dizi paylaşımda, eyaletteki seçilmiş Demokrat yetkililerle verimli telefon görüşmeleri yaptığını belirterek, tavrını yumuşatmış gibi göründü.

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, Trump ile yaptığı görüşmenin ardından Twitter'da, ayrıntılara girmeden ve Boffino'nun adını anmadan, “bazı federal ajanların” salı günü (bugün) şehri terk etmeye başlayacağını duyurdu.

7 Ocak'ta 37 yaşındaki Amerikan vatandaşı ve üç çocuk annesi protestocu Renee Goode'un ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ajansı ajanları tarafından öldürülmesinden bu yana Minneapolis sakinleri arasında öfke yaygınlaşıyor.

Cumartesi günü Breonna'nın öldürülmesinin ardından, hafta sonu Minneapolis, New York ve diğer büyük şehirlerde daha fazla protesto gösterisi yapıldı.

Trump, sınır yetkilisi Tom Homan'ı Minnesota'ya göndereceğini ve Homan'ın doğrudan başkana rapor vereceğini açıkladı.

Belediye Başkanı Frey, “sonraki adımları görüşmeye devam etmek” için bugün Homan ile görüşeceğini duyurdu.