Kan, döneklerin kulaklarını sağır ettiğinde

13 yıldan fazla bir süredir Esed'in, İran, Rusya ve onlara bağlı milislerin birlikte işlediği her suçu meşrulaştırdılar

Beşşar Esad'ın 7 Aralık 2024'te Suriye'nin Hama kentinin dışında çerçevesi kırılmış bir portresi / Fotoğraf: AFP
Beşşar Esad'ın 7 Aralık 2024'te Suriye'nin Hama kentinin dışında çerçevesi kırılmış bir portresi / Fotoğraf: AFP
TT

Kan, döneklerin kulaklarını sağır ettiğinde

Beşşar Esad'ın 7 Aralık 2024'te Suriye'nin Hama kentinin dışında çerçevesi kırılmış bir portresi / Fotoğraf: AFP
Beşşar Esad'ın 7 Aralık 2024'te Suriye'nin Hama kentinin dışında çerçevesi kırılmış bir portresi / Fotoğraf: AFP

Aliya Mansur

Beşşar Esed'in kaçmasından ve rejiminin düşmesinden bu yana, birçok Suriyelinin içine düştüğü yarın ve bugün ile ilgili kaygı hali hiçbir gözlemci için sır değil. Beşşar Esed, ekonomik, kentsel, mali ve sosyal olsun her açıdan yıkılmış bir ülke bıraktı. İstediği “homojen toplum”u elde etmek için Suriye’yi yakıp yıktı, yüz binlerce Suriyeliyi öldürdü, milyonlarcasını yerinden etti.

Esed, Suriye'nin babasının eliyle devrilmesinden on yıllar sonra devrildi. İkisi de Suriye'yi, medeniyetini ve tarihini ortadan kaldırmaya çalıştılar, öyle ki ismi Esed Suriyesi oldu. Bugün Suriye geri döndü, ancak dönüşü Suriyelilerin acıları ve fedakarlıklarıyla taçlandı. Geri döndü, ancak Baas ve Esed rejimlerinin yıktığını yeniden inşa etmenin önünde birçok meydan okuma ve güçlük bulunuyor.

Güvenliği sağlama meydan okuması, halkın yaşam mücadelesiyle birincilik için yarışıyor, ama bilhassa devrimin destekçilerinin çoğunu meşgul eden ve herkesi ilgilendiren ahlaki bir meydan okuma daha var.

Beşşar Esed'in kaçmasının üzerinden birkaç saat geçmeden, bir mükevvi’in (dönekler) topluluğuyla tanıştık. Mükevvi, devrik rejimi destekleyen ve hatta onunla ortak olan kişileri tanımlamak için kullanılan Suriyeli bir kelimedir. Bunlar 8 Aralık 2024'ten sonra aniden çıkıp bize rejimin suçlarından haberleri olmadığını, devrimi desteklediklerini ama bu pozisyonlarını açıklamaktan korktuklarını söylemeye başladılar. Öyle ki devrik cumhurbaşkanının yardımcısı Necah el-Attar bile söylediğine göre Esed kaçtıktan sonra rejimin suçlarını keşfetmiş. Bu keşfiyle ilgili açıklamasında; “Güvenlik güçlerinin giderek halka karşı daha saldırgan hale gelmesi ne kadar da talihsiz bir durumdu. Örneğin Sednaya Cezaevi ile diğer cezaevlerinde sadistçe suçlarda ne kadar ileri gidildiğini keşfetmek hepimiz için dehşet vericiydi” dedi.

Attar yıllardır nasıl baba ve oğul Esed’in ortağı olduğunu ya unuttu ya da unutmuş gibi yapıyor. Muhalifler onu 1981 yılında Almanya'nın Aachen kentine, Müslüman Kardeşler üyesi bir vaiz ve muhalif olan kardeşi Isam el-Attar ile eşi Banan el-Tantavi'yi öldürmek için bir ekip gönderenlere karşı sessiz kalmakla suçluyorlar. Attar, rejimin suçlarını ancak rejim devrildikten sonra “keşfettiğine” inanmamızı istiyor. Eski kültür bakanı olan bir bayan ise Tedmur Cezaevi'ni hiç duymamış, “Kavka’a” (Kabuk) romanını okumamış ve Sednaya Hapishanesi’ni de bugün keşfetmiş.

Eski rejimin muhalifleri Necah Attar'ı, katili alkışlayan ya da Hula çocukları bıçakla katledilirken sessiz kalanların açık ve net bir örneği olarak görüyorlar.

Esed'in kimyasal silahla boğarak öldürdüğü Gutalı çocuklar için “oyuncu ve yalancı” diyenler, sessiz kalmadılar ki korktuklarını söyleyip onları haklı görelim, aksine bunu alkışlayıp Suriyelilerin cesetleri üzerinde dans ettiler.

13 yıldan fazla bir süredir Esed'in, İran, Rusya ve onlara bağlı milislerin birlikte işlediği her suçu meşrulaştırdılar. Dahası bazıları bu suçların finansmanında ortaktı. Onlar için devrim, Beşşar Esed'e karşı küresel bir komplo idi. İşadamı kelimesini çarpıttılar, Esma el-Ahras'ın, Mahir Esed'in, ondan önce de Rami Mahluf'un ve Şaliş ailesinin paravanı olmayı kabul ettiler. Gelen yardımları alıp sattılar, tutukluların organlarını sattılar, Suriye'yi dünyanın en büyük Captagon üreticisi ve ihracatçısı haline getirdiler, yerinden edilen insanların evlerinin çatıları bile ellerinden kurtulamadı, demir ve çelikleri söküp sattılar. Bugün, yeniden inşa ve ekonomiyi canlandırma planlarını sunmak üzere Halk Sarayı'nda Ahmed el-Şara ile buluşmak için acele ediyorlar, ama hangi ekonomiyi canlandıracaklar? Suriye halkının kanıyla ve acısıyla yoğrulmuş bir parayla yönetilen bir ekonomiyi mi?

Yazıları ve makaleleri saygı duyabileceğimiz bir karşıt görüş olmayıp, bir kısmı Beşşar rejiminin güvenlik birimlerinde yazılan güvenlik raporları olan yazarlar ve gazeteciler vardı. Suriyelileri öldürmenin meşru, hatta bir görev olduğunu söyleyen sanatçılar vardı. Çünkü onlara göre Suriye halkı sadece ajan ve teröristti.

Şimdi bazı “dönekler” ekranları işgal edip Beşşar Esed'i işlediği suçlardan dolayı yargılıyorlar. Onlar ise sadece saray, emniyet, bakanlık ve medyada çalışan “personel”diler. Sanki katil Beşşar Esed, yaptıklarını tek başına, ya da en iyi ihtimalle bir avuç suçlunun yardımıyla yapmıştı.

Katili bunca yıldır desteklediği için birisi bile çıkıp özür dilemedi. Tekrar ediyorum: Burada Suriye katliamı sırasında sessiz kalanları kastetmiyoruz. Hiçbiri Esed tarafından öldürülenlerin ruhları için bir dakikalık saygı duruşunda bulunma cesareti göstermedi. Aksine çıkıp Suriyelilerin acılarını ve sevinçlerini istismar etme çalışmalarını sürdürdüler. Bunlardan hiçbiri, katilin imajını parlatmak veya onunla iş birliği yapmakla harcadığı 13 yıl boyunca, ne türde olursa olsun, oynadığı rol için hesap vermeye ve kanunlara göre yargılanmaya hazır olduğunu söylemedi.

Öte yandan bazıları hâlâ Esed'in hapishanelerinde buldukları kağıt parçalarında evlatlarına dair bir bilgi arıyorlar; ne zaman ve nasıl şehit edildiler? Eğer gömüldülerse nereye gömüldüler? Suriyeliler, adalet, kendilerine uygulanan bu soykırıma katılan herkese karşı adalet talep etme hakkına sahipler. Adalet, her türlü medeni barışın temel kapısıdır. İntikamın önünü kesendir. Allah geçmişi affeder ifadesine gelince, gürültü yüzünden iki komşu arasında çıkan bir anlaşmazlık için geçerli olabilir, milyonlarca insanın kanı ve acısı söz konusu olduğunda geçerli olamaz.

Batılılar bize affetmek ile ilgili demagoji yapmasın diye, Fransız Devrimi'nin yaptığı gibi meydanlarda darağaçları kurmak istemediğimizi söyleyelim. Biz sadece herkesin anavatanın ve hukukun çatısı altında hesap vermesini istiyoruz. Esedizmin, Nazizmin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra suç sayıldığı gibi suç sayılmasını talep ediyoruz.

Toplu mezarlar hâlâ ortaya çıkarılıyor, yüz binden fazla tutuklu geri dönmedi. Milyonlarca yerinden edilmiş insan ve yüz binlerce şehit var. Esed rejiminin ebeveynlerinden kaçırdıkları çocukları yetimhanelerde arayan aileleri ve akrabaları var. Tüm bunlar ve daha fazlası için, hayatlarını kaybedenler için biraz susabilecek misiniz? İçinizden herhangi biri geride kalanlardan özür dileyecek mi? Çünkü son 13 yıldaki rolünüz olmasaydı, bu ölüm makinesinin bu kadar uzun süre varlığını sürdürmesi mümkün olmazdı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
TT

İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026

Ömer Önhon

İranlılar, 1979 devriminden sonra iktidarı ele geçiren rejimi protesto etmek için sayısız kez sokaklara döküldüler; bu, İslam Cumhuriyeti tarihinde çok tanıdık bir sahne haline geldi. Ancak bu kez, protestolar daha derin ve daha tehlikeli anlamlar taşıyor.

Protestoların itici gücü artık rejimin ideolojik ve baskıcı doğasıyla sınırlı değil; günlük yaşamın her yönünü etkileyen boğucu bir ekonomik krizi de içerecek şekilde genişledi. Öfke yayılırken, dikkat çekici bir gelişme yaşandı; geleneksel olarak rejimin destekçileri olarak kabul edilen ve daha önce protestolardan uzak duran Tahran Kapalı Çarşı tüccarlarının da protestolara dahil olması. Onların dahil olması, rejim için endişe verici bir değişimi temsil ediyor, ancak bu, rejimin yakın zamanda yıkılacağının kesin bir göstergesi değil.

Bu harekete karşılık olarak, İran makamları protestoları bastırmak için rejim güvenlik güçlerini, Devrim Muhafızlarını ve Besic olarak bilinen sadık milisleri büyük sayılarda sokaklarda konuşlandırdı. Tahminler, yaklaşık üç bin kişinin öldürüldüğüne, binlerce kişinin de yaralandığına ve tutuklandığına, gerçek can kaybının ise resmi rakamlardan üç veya dört kat daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

Krizi açıklarken, İran rejimi yaşananları ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan yabancı müdahaleye ve ekonomiye olan ciddi etkisinden dolayı uluslararası yaptırımlara bağlıyor. Bu iddialar bir miktar doğruluk payı içerse de, krizin kökenleri çok daha derine iniyor ve esas olarak rejimin kendi içindeki yapısal dengesizliklerden kaynaklanıyor gibi görünüyor.

Enflasyon yüzde 45 ile 50 arasında seyrediyor, İran tümeni yabancı para birimleri karşısında değerinin önemli bir kısmını kaybetti, emekli maaşlarını ödeme sorunu kötüleşiyor ve İranlılar genel bir tükenmişlik ve bitkinlik duygusu yaşıyor. Halk her geçen gün daha da fakirleşirken, rejimin elitleri ve fırsatçıları, adaletsizlik duygusunu daha da artıran yaygın yolsuzluk ortamında servet biriktirmeye devam ediyor.

Ekonomik krizin yanı sıra, İran makamları yıllardır Tahran'daki hava kirliliği de dahil olmak üzere kronik sorunlarla başa çıkmayı başaramadı; bu sorunlara şimdi kuraklık krizi de eklendi. Bu arada, ülkenin kıt kaynakları, çoğu ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarla büyük ölçüde yok edilen çok sayıda silahlanma programına yönlendirildi.

İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor.

Suriye krizinin yankıları bölge ve dünya genelinde hâlâ tazeyken, nüfus ve doğal kaynaklar açısından Suriye'den çok daha büyük bir ülke olan İran'ın çöküşünün potansiyel etkileri düşünüldüğünde endişe daha da artıyor. Bu olasılık, bölgenin çok ötesine uzanan sarsıntılara neden oluyor. Dolayısıyla ilk soru şu: Rejim gerçekten devrilecek mi ve böyle bir değişimin maliyeti ne olacak? Bunu daha ağır bir soru izliyor: Eğer böyle bir durum yaşanırsa, sonrasında sahne nasıl görünecek?

Bu bağlamda, ABD ve İsrail, İranlı protestoculara açık desteklerini açıkladılar. Doğu ve Batı arasındaki ticaret ve enerji yollarında stratejik bir konuma ve yine dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olan İran, ABD Başkanı Donald Trump için Gazze, Venezuela ve Grönland'a benzer bir başka cazip yatırım fırsatı olarak öne çıkıyor.

Trump, rejim protestocuları öldürürse müdahale tehdidinde bulundu ve İranlılara gösterilerinin ivmesini artırma çağrısı yaptı. Ancak, ölümlerin durduğuna ve rejimin protestocuları infaz etme planlarının olmadığına dair bilgilere sahip olduğuna dair son açıklamaları, gerçek niyetleri konusunda bazı belirsizlikler yarattı.

cdfgthy
İran'ın Tahran şehrinde bir kadın sokakta yürüyor, 15 Ocak 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, arka kapı diplomasisi yoluyla İran'ın bazı ABD talepleri karşısında geri adım attığına dair iddialar dolaşıyor. ABD kaynakları ve bilgi sahibi medya kuruluşları, ABD Başkanı’nın hâlâ seçeneklerini değerlendirdiğini ve olası bir askeri müdahalenin tam ölçekli bir işgalden ziyade sınırlı ve belirli olacağını bildiriyor.

Ancak, Venezuela ve başka yerlerde zaten yük altında olan ABD, herhangi bir çatışmanın kontrolden çıkabileceğini kabul ediyor. İran direnir ve karşı saldırı başlatırsa, Washington, bölgeye ve ötesine yayılacak öngörülemeyen sonuçları olan uzun süreli bir çatışmaya sürüklenebilir.

Bu bağlamda, üst düzey bir İranlı yetkilinin, ABD tarafından saldırıya uğramaları durumunda ülkelerinin Suudi Arabistan, BAE ve Türkiye'deki ABD üslerine saldırı düzenleyeceğini söylediği aktarıldı. Önlem olarak, ABD, Ortadoğu'daki en büyük ABD askeri üssü olan Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nden bazı askeri personelini geri çekti.

İsrail ise, İran'da açıkça rejim değişikliği arayışında olup, yerine Şah dönemini anımsatan dost bir yönetimin gelmesini umuyor. Buna karşılık, Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman ve bölgedeki diğer ülkeler, askeri müdahale veya savaşın olumsuz sonuçları korkusuyla itidal çağrısında bulundular, topraklarının herhangi bir askeri operasyon için kullanılmasına izin vermeyeceklerini vurguladılar.

En çok endişe duyan ülkeler arasında Türkiye öne çıkıyor. İran ile ekonomik ve sosyal bağlarına rağmen, iki ülke Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'da bölgesel rakiplerdir; bu rekabet, Suriye'deki kriz ve iç savaş sırasında özellikle belirgin hale geldi.

Ankara, diğer bölgesel güçler gibi, askeri müdahalenin olumsuz sonuçlar doğuracağına inanıyor. Yeni bir kitlesel göç dalgası, Irak ve Suriye'dekine benzer bir Kürt sorununun ortaya çıkması ve enerji arzında aksamalardan korkuyor. Buna ek olarak, İsrail ile dost yeni bir İran yönetiminin kurulması endişesi de var; bu durum Türkiye için son derece rahatsız edici bir olasılık.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor

Bu bağlamda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, özellikle İsrail'i işaret ederek, bir dış müdahale olduğunu belirtti. İsrail’in İran'daki protestolardan istediği sonucu alamayacağını varsayması, rejimin çökmesi olasılığından şüphe duyduğu şeklinde yorumlanabilir.

Fidan, 24 saat içinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile iki telefon görüşmesi yaptı ve ayrıca ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile de temasa geçti. Bu, Türkiye'nin gerilimi kontrol altına alma ve durumu yatıştırma yönündeki diplomatik çabaları olarak görülebilir.

sdvfd
Lahey'de düzenlenen ve İran'daki kitlesel protestoları destekleyen bir mitingde göstericiler İran bayrakları ve pankartlar taşıdı, 10 Ocak 2026 (AFP)

Bu Türk yaklaşımı, Ankara'nın 2011'deki Suriye'ye yönelik tutumunu hatırlatıyor; o zaman da komşu ülke olarak Esed rejimini reformları uygulamaya, protestocuların taleplerini dinlemeye ve güç kullanmayı bırakmaya çağırmıştı. Ancak rejim o dönemde oyalamayı tercih etmişti.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor.

Buna karşılık, İran muhalefeti cesur ve kararlı görünüyor, ancak birleşik bir siyasi cephe ve tek bir birleştirici lider yokluğundan muzdarip. Bu boşlukta, bazı göstericiler, İran'ın son Şahı'nın oğlu ve ABD'de ikamet eden, son zamanlarda kendisini lider ve kurtarıcı olarak göstermeye çalışan Rıza Pehlevi'nin geri dönmesini talep ettiler.

Rıza Pehlevi’nin bir rolü olabilir, ama İranlıların çoğunluğunun, hatta rejime karşı olanların bile, Mollalar yönetimini 46 yıl önce devirdikleri ve nefret ettikleri bir monarşi sistemi ile değiştirmek isteyeceğine inanmak zor. Bununla birlikte, iç ve uluslararası güç mücadelelerinin karmaşık ağı göz önüne alındığında, tüm senaryolar muhtemel olmayı sürdürüyor.


Netanyahu, Gazze'deki Yürütme Kurulu’nun yapısına itirazının ardından iktidar koalisyonuyla bir araya geldi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
TT

Netanyahu, Gazze'deki Yürütme Kurulu’nun yapısına itirazının ardından iktidar koalisyonuyla bir araya geldi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bugün iktidardaki koalisyon ortaklarını toplantıya çağırdı. Bu adım, Netanyahu’nun Beyaz Saray tarafından Gazze Şeridi’nin yönetimini denetleyecek Barış Konseyi kapsamında ilan edilen Yürütme Kurulu’nun yapısına itiraz etmesinin ertesi günü geldi.

Beyaz Saray dün, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde savaşı sona erdirmeyi hedefleyen 20 maddelik planı çerçevesinde, başkanlığını Trump’ın üstleneceği Barış Konseyi’nin çatısı altında faaliyet gösterecek Yürütme Kurulu’nun kurulduğunu duyurmuştu.

Danışma niteliğinde olduğu belirtilen Yürütme Kurulu’nda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Katarlı diplomat Ali ez-Zavadi’nin yanı sıra çeşitli bölgesel ve uluslararası yetkililerin yer aldığı kaydedildi.

Netanyahu’nun ofisi cumartesi gecesi geç saatlerde, Yürütme Kurulu’nun yapısına itiraz etti. İsrail Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, “Trump tarafından kurulan ve başkanlığını bizzat üstlendiği Barış Konseyi’ne bağlı Yürütme Kurulu’nun yapısının ilanı, İsrail ile herhangi bir koordinasyon sağlanmadan yapılmış olup, İsrail’in politikalarıyla çelişmektedir” ifadesi kullanıldı. Açıklamada, Başbakan Netanyahu’nun, İsrail’in çekincelerini ele almak üzere Dışişleri Bakanı’na ABD Dışişleri Bakanı ile temasa geçmesi talimatını verdiği belirtildi.

Açıklamada itirazın gerekçeleri ayrıntılandırılmadı. Ancak Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre İsrail, Ekim 2023’te savaşın başlamasından bu yana iki ülke arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde bozulması nedeniyle, savaş sonrası Gazze Şeridi’nde Türkiye’nin herhangi bir rol üstlenmesine daha önce de sert biçimde karşı çıkmıştı.

Trump’ın, Hakan Fidan’ı Yürütme Kurulu’na dahil etmenin yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da Barış Konseyi’ne katılmaya davet ettiği bildirildi. İsrail medyasında yer alan haberlere göre, iktidar koalisyonu liderleri bugün Yürütme Kurulu’nun yapısını görüşmek üzere bir araya geldi.

Netanyahu’nun liderliğini yaptığı Likud Partisi’nin Sözcüsü, “Koalisyonun saat 10.00’da bir toplantısı planlanıyor” açıklamasını yaptı, ancak toplantının içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.


İranlı yetkili: Protestolarda 500 güvenlik görevlisi dahil 5 bin kişi hayatını kaybetti

 ‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
TT

İranlı yetkili: Protestolarda 500 güvenlik görevlisi dahil 5 bin kişi hayatını kaybetti

 ‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)

İranlı bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, ülkede yaşanan protestolarda en az 5 bin kişinin hayatını kaybettiğinin tespit edildiğini, yaşamını yitirenler arasında yaklaşık 500 güvenlik görevlisinin de bulunduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre yetkili, ‘teröristler ve silahlı kışkırtıcıların’ masum İranlıların ölümünden sorumlu olduğunu ileri sürdü.

Konuya ilişkin hassasiyet nedeniyle adının açıklanmasını istemeyen yetkili, en şiddetli çatışmaların ve en yüksek can kaybının, ayrılıkçı Kürt grupların faaliyet gösterdiği ülkenin kuzeybatısındaki bölgelerde yaşandığını ifade etti.

Yetkili, nihai can kaybı sayısının keskin biçimde artmasının beklenmediğini belirterek, ‘İsrail ve yurt dışındaki silahlı grupların’ sokaklara çıkanlara destek ve silah sağladığını iddia etti.

Aynı bağlamda, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai de bugün yaptığı açıklamada, Avrupa Troykası’nın büyükelçilerinin doğrudan ‘terör unsurlarının’ yanında yer aldığını ve olayların yönlendirilmesinde etkin rol oynadığını savundu.

Rızai, İran’daki ilgili kurumların, bazı Batılı ülkelerin İran içinde cinayetler işlemek üzere terör gruplarını organize etmek amacıyla dolar ve yabancı para transferleri yaptığını gösteren belgelere sahip olduğunu öne sürdü.

Diğer yandan İran Yargı Erki Sözcüsü Asgar Cihangir ise ülkede yaşanan son olayların sıradan karışıklıklar olmadığını, Batılı ülkeler tarafından yönlendirilen terör eylemleri olduğunu söyledi. Cihangir, içerideki terör hücrelerinin liderleri ve yurt dışındaki bağlantılarının ortaya çıkarıldığını belirterek, yargı sürecinde şiddet olaylarına kandırılarak katılan kişiler ile yabancı istihbaratlara çalışan teröristler arasında ayrım yapılacağını kaydetti.