Moskova-Tahran anlaşmasının İranlılar arasındaki “kötü şöhretli” yankısı

Gözlemciler bu durumu, Dini Lider’in adamları tarafından daha önce verilen ve ülkenin Kafkasya'da geniş topraklar kaybetmesine neden olan tavizlere benzetiyor

Pezeşkiyan ve Putin Kremlin'de aralarında imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması’nın birer kopyasını tutarken (AFP)
Pezeşkiyan ve Putin Kremlin'de aralarında imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması’nın birer kopyasını tutarken (AFP)
TT

Moskova-Tahran anlaşmasının İranlılar arasındaki “kötü şöhretli” yankısı

Pezeşkiyan ve Putin Kremlin'de aralarında imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması’nın birer kopyasını tutarken (AFP)
Pezeşkiyan ve Putin Kremlin'de aralarında imzalanan Stratejik Ortaklık Anlaşması’nın birer kopyasını tutarken (AFP)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD’nin seçilmiş Başkanı Donald Trump'ın yemin ederek göreve başlamasına birkaç gün kala Moskova'ya yaptığı ziyaret sırasında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile stratejik ortaklık anlaşması imzaladı.

Ekonomik, ticari, askeri, savunma ve güvenlik alanlarının yer aldığı geniş bir yelpazeyi kapsayan anlaşma, Moskova ve Tahran'ın uluslararası tecritten kurtulma ve kendilerine uygulanan yaptırımların şiddetini en aza indirme çabalarının da bir göstergesi oldu.

Pezeşkiyan, Putin ile görüşmesi sırasında İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in, bölge hükümetlerinin kendi işlerini yönetmeleri gerektiğini ve politikalarını uygulamak için uzak bölgelerden güç getirmeye gerek olmadığını, çünkü bunun bölgede kaosa yol açacağını söylediğini aktardı. Putin ise buna, İran ve Rusya arasındaki ikili ilişkilerin Hamaney'in gözlemleri ve yönetimi temelinde yürütüldüğünü vurgulayarak karşılık verdi.

Çok taraflı sistem

İki lider, Stratejik Ortaklık Anlaşması’nı imzaladıkları sırada Tahran ve Moskova arasındaki ilişkileri güçlendirmeye çalıştıklarını belirtti. Pezeşkiyan Putin'e, hükümetinin, böyle bir anlaşmanın uygulanmasının önündeki tüm engelleri kaldıracağı güvencesini verirken Putin, anlaşmanın Buşehr Nükleer Santrali’nin genişletilmesi ile enerji, ulaştırma ve ulaşım altyapısı alanlarını kapsadığını açıkladı.

Pezeşkiyan, Rusya'ya gelmeden önce Tacikistan'ı ziyaret etmişti. Bu ziyaret sırasında Hamaney, X hesabından yaptığı açıklamada, “Küresel gelişmelerin geleceği, Amerika'nın tecridine yol açacak çok taraflı bir sistemin yaratılmasını ve Asya'nın bilim, ekonomi, siyasi ve askeri yeteneklerin merkezi haline gelmesini vaat ediyor” ifadelerini kullandı. Hamaney, “Şiddet ve adaletsizliğe karşı direniş fikri genişleyecek” iddiasında bulundu.

Pezeşkiyan ve Putin Kremlin'de uzun basın toplantısı düzenlediler (AFP)Pezeşkiyan ve Putin Kremlin'de uzun basın toplantısı düzenlediler (AFP)

Aralarında İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi'nin de bulunduğu İranlı yetkililer, Rusya ile imzalanan stratejik ortaklık anlaşmasının aslında iki ülkenin 2010 yılında imzaladığı anlaşmanın güncellenmiş bir versiyonu olduğunu söylüyor.

Merhum İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, İran'da iktidara geldikten birkaç gün sonra Moskova'ya giderek Putin'le İran rejiminin Rusya için stratejik bir ortak olduğu konusunda güvence veren anlaşmayı bazı değişikliklerle canlandırmaya çalışmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, anlaşmanın yeni halinin 2024 yılından beri hazır olduğunu ve iki tarafın anlaşmayı imzalamak için doğru zamanı beklediğini söyledi.

Savunma angajmanları

Her iki taraf da anlaşmanın ‘ikili iş birliğini ve ilişkileri güçlendirmeyi’ amaçladığını iddia ederken gözlemciler, Moskova ve Tahran'ın mevcut siyasi konumlarını, uluslararası yaptırımlarla maruz kaldıkları izolasyonu ve anlaşmanın Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle aynı zamana denk gelmesini dikkate aldıklarını düşünüyor.

Anlaşmanın imzalanmasına eşlik eden tutumlar ve özellikle İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in sosyal medyada paylaştığı mesajlar, anlaşmanın ticari ve ekonomik olmaktan çok güvenlik ve savunma amaçlı olduğunu gösteriyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova ve Tahran arasında yapılan yeni anlaşmanın, iki ülkenin savunma angajmanlarını resmileştirdiğini açıkladı.

İran'ın Moskova Büyükelçisi Kazım Celali'ye göre anlaşma teknoloji, bilgi ve siber güvenlik, nükleer enerji alanında iş birliği, terörle mücadele, Hazar Denizi'nde bölgesel ve çevresel iş birliği, kara para aklama ve organize suçlar gibi çeşitli alanları kapsayan 47 madde içeriyor. Anlaşmada ayrıca askeri alanda eğitim ve ortak yenilikler de yer alıyor.

İranlı kaynaklar, anlaşmanın iki ülkenin kendilerine saldıranlara destek ya da yardım etmesini engelleyen ve topraklarının herhangi birine karşı düşmanca eylemlerde bulunmak için kullanılmasına izin vermelerini önleyen bir maddenin de olduğunu söyledi.

İki taraf, ABD de dahil olmak üzere yasadışı yaptırımlara karşı koyma ve uluslararası çevrelerde birbirlerini destekleme sözü verdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu madde, İran'a yönelik yaptırımların yeniden yürürlüğe girmesi halinde Rusya'yı zora sokabilir. Çünkü Moskova, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimî üyesi ve BMGK’nın kararlarını uygulamakla yükümlü.

Bu zorlu durum, Avrupa ülkeleri İran'a daha fazla yaptırım uygulayarak baskı yapma konusunda ‘tetiği çekme’ politikasına başladığında ortaya çıkabilir.

İran kamuoyu, Rusya ile İran arasındaki stratejik anlaşmanın Trump'ın yakında yemin ederek başkanlık görevine başlamasıyla eşzamanlı imzalanmasının, İran rejiminin devamlılığını ve ABD'nin seçilmiş Başkanı Trump’ın Tahran'a karşı uygulayabileceği artan baskı karşısında ayakta kalmasını amaçladığını düşünüyor.

Gözlemciler, İran rejiminin Batı'ya karşı düşmanlığı çerçevesinde Rusya’ya ve Çin'e özel imtiyazlar tanıdığını ve bu imtiyazların ‘yeni bir dünya düzeni kurma’ bahanesiyle yapıldığını söylüyor. Hamaney'in Rusça hesabından yaptığı paylaşım da bu iddiaları doğrular nitelikte.

İran ve Rusya arasında yapılan 20 yıllık anlaşma, özellikle de kamuoyu Kremlin ile ilişkilerde geçmişteki kötü deneyimleri hatırladığından, Tahran'ın Moskova'ya büyük tavizler verdiğine inanan İranlar tarafından yoğun şekilde eleştiriliyor. Bazı vatandaşlar bu anlaşmayı, İran'ın Kafkasya bölgesinde geniş topraklar kaybettiği Türkmençay Antlaşması ve Gülistan Anlaşması gibi anlaşmalara benzetiyor.



Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
TT

Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)

ABD, dün İran üzerinde düşürüldüğü bildirilen uçağı kullanana Amerikalı pilotu İran güçleri ona ulaşmadan önce bulmak için zamana karşı yarışırken, emekli bir Amerikalı pilot AFP'ye, düşman topraklarına paraşütle atladıktan sonra hayatta kalmak için bir pilotun atması gereken adımları açıkladı.

İran silahlı kuvvetleri, bir F-15E savaş uçağını düşürdüklerini açıkladı. Bu arada, ABD medyası, pilotlardan birinin fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrıldığını ve ülkenin güneybatısında özel kuvvetler tarafından düzenlenen operasyonla İran'dan çıkarıldığını, diğer pilotun, yani uçağın silah sistemlerinden sorumlu navigatörün ise aranmaya devam ettiğini bildirdi.

Emekli pilot Houston Cantwell, şu anda Mitchell Havacılık ve Uzay Çalışmaları Enstitüsü'nde çalışıyor ve bir pilotun ilk tepkisinin genellikle "Aman Tanrım, iki dakika önce saatte 800 kilometre hızla uçan bir savaş uçağındaydım ve bir füze kafamın sadece 4,5 metre uzağında patladı" olduğunu söyledi.

Bir savaş uçağının, onu imha etmeyen hasar alması veya kaçınılmaz olarak düşmesine yol açacak teknik bir arıza yaşaması durumunda, pilot, koltuğunu yüksek hızda kokpitten dışarı fırlatan sistemi devreye sokarak kaçmasını ve paraşütle iniş yapmasını sağlayabilir.

Pilot daha sonra, yakalanmaktan kaçınmak için pratik yaptığı, hayatta kalma, düşmandan gizlenme, direnme ve kaçmaya odaklanan SERE (Survival Retention and Rescape - Hayatta Kalma, Düşmandan Gizlenme, Direnme ve Kaçış) eğitimini hızla uygulamaya başlar.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Cantwell telefon görüşmesinde bu prosedürün pilot iniş yapmadan önce başladığını belirtti.

Şöyle açıkladı: “En iyi bilgiyi paraşütle inerken elde edersiniz… Nereye gitmek isteyebileceğiniz veya nereden kaçınmak isteyebileceğiniz konusunda en iyi görüş açısına paraşütle inerken sahip olursunuz, çünkü yukarıdan bakıldığında görüş alanı geniştir.”

Cantwell'in askeri sicili, Irak ve Afganistan üzerindeki görevler de dahil olmak üzere yaklaşık 400 saatlik muharebe uçuşunu içeriyor ve zorlu paraşüt inişlerinde kapsamlı eğitim aldı.

Eski pilot, paraşütle bile olsa yere çarpmanın pilotu ayak, ayak bileği veya bacak yaralanması riskiyle karşı karşıya bıraktığı konusunda uyardı.

Şöyle devam etti: "Vietnam Savaşı'ndan kurtulan ve uçaktan atlayarak ağır yaralanan birçok insanın hikayesi var..." Bir pilotun yere indiğinde, "hareket edebilecek durumda olup olmadığını belirlemek için" durumunu değerlendirmesi gerektiğini belirterek, "Hareket edebiliyor muyum?" diye sordu.

Pilot daha sonra durumu değerlendirmeye ve konumunu belirlemeye başlar: düşman hatlarının gerisinde olup olmadığını, nerede saklanabileceğini ve komutasıyla nasıl iletişim kurabileceğini belirler.

Cantwell, pilotun mümkün olduğunca uzun süre düşman tarafından yakalanmaktan kaçınmaya çalışması gerektiğini vurguladı. "Eğer çöl ortamındaysam, su bulmaya çalışırım" dedi.

Mensubu olduğu kuvvetler, derhal muharebe arama ve kurtarma (CSAR) ekiplerini, yüksek eğitimli askerleri ve havacıları yüksek alarma geçirecektir.

Cantwell, bunun, "sizi kurtarmak için ellerinden gelen haer şeyi yapacaklarını bilmek büyük bir iç huzuru sağlıyor" dedi, ancak "intihar görevine çıkmayacaklarını" da kabul etti.

Kurtarma görevi

Bu durumda, kayıp mürettebatın güvenli bir kurtarma operasyonunun imkanlarını artırma konusunda ek bir sorumluluğu vardır.

Cantwell bunu, "En büyük önceliğim yakalanmamak" ve "beni kurtarabilecekleri bir yere ulaşmak" diye açıkladı.

Şehirlerde bu yer bir çatı olabilir; kırsal alanlarda ise helikopterlerin inebildiği bir alan olabilir. İdeal olarak, kurtarma operasyonu ilave koruma sağlamak için gece yapılmalıdır.

Amerikalı pilotlar, Cantwell'e göre fırlatma koltuklarında veya uçuş kıyafetlerinde "bazı temel gıda malzemeleri, su, bazı hayatta kalma ekipmanları ve iletişim cihazları" içeren küçük bir çanta taşırlar; "bunlar, mümkün olan en kısa sürede kurtarılmanızı sağlayacak şeylerdir."

Eski pilot, F-16'yı kullanırken yanında bir tabanca da taşıdığını belirtti.

Bu arada, arama kurtarma personeli yüksek alarmda ve sürekli teyakkuz halinde bulunuyor; örneğin, 1993'te Somali'nin başkenti Mogadişu'da bir Amerikan helikopterinin düşürüldüğü "Kara Şahin Düşürme Operasyonu"na katılan emekli Başçavuş Scott Waltz gibi.

Waltz, “Herhangi bir operasyon gerçekleştirilmeden önce… her zaman bir muharebe arama ve kurtarma planı vardır,” diye vurguladı.

Buna paralel olarak, kayıp pilotun yeri ve durumuyla ilgili olarak, “insan istihbaratından görüntülere… ve arama ve sinyal istihbaratında kullandığımız tüm farklı insansız hava araçlarına kadar her şeyden” elde edilen çok miktarda istihbarat toplanıyor ve analiz ediliyor… tüm bunlar bu kişiyi bulmaya çalışmak için kullanılıyor.

Konum belirlendikten sonra, ekip üyeleri onları olay yerine taşıyan helikopterlerde acil bir kurtarma planı hazırlarlar.

Waltz, "Nişancılar tehditleri tespit edip arar, pilotlar iniş yeri arar ve biz de düşen pilotla temas kurarız" dedi. Ona ulaştıklarında, aradıkları kişi olup olmadığını teyit ederler ve tıbbi ihtiyaçlarını değerlendirirler.

Ekip, öncelikle "karşı karşıya olduğumuz acil tehlikenin niteliğini, onu kurtarmak için ne kadar zamanımız olduğunu ne tür yaralanmaları olduğunu" hızlı bir şekilde değerlendiriyor ve ardından olay yerinde gerekli tedavi türüne ve miktarına karar veriyor veya tehdidin büyüklüğüne bağlı olarak hemen ayrılmamız gerekip gerekmediğine karar veriyor.


ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
TT

ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)

ABD ve İran, savaşın başlamasından bu yana ilk kez yaşanan bir olay kapsamında, İran topraklarına düşen Amerikan uçağının pilotlarından birini bulma yarışına girdi.

Arama ve kurtarma operasyonları, ABD ordusu için zaman faktörü açısından en karmaşık ve hassas görevlerden biri olarak kabul ediliyor. Şarku’l Avsat’ın BBC’den aktardığına göre bu tür görevler için özel olarak eğitilen hava kuvvetlerinin seçkin birimleri, genellikle uçakların kaybolabileceği çatışma bölgelerine önceden konuşlandırılıyor.

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları nedir?

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları, düşen uçak pilotları veya izole askerler gibi yardıma muhtaç kişileri bulmayı ve onlara yardım sağlamayı amaçlayan askeri görevlerdir.

Geleneksel arama-kurtarma operasyonlarının aksine -ki bunlar genellikle bir felaket sonrası gerçekleşir- savaş ortamında arama ve kurtarma, düşman bölgelerinde veya çatışma alanlarında yürütülür.

Bu operasyonlar genellikle helikopterler aracılığıyla gerçekleştirilir; hava ikmal uçakları ve diğer askeri uçaklar da alanı bombardıman veya devriye ile güvence altına almak için destek sağlar.

ABD’nin CBS kanalına konuşan eski bir paraşütle kurtarma birimi komutanı, İran’da bildirilen operasyonun en az 24 paraşütle kurtarma personelini kapsayacağını, Black Hawk helikopterleri ile bölgenin taranacağını söyledi. Komutan, ekibin gerektiğinde uçaktan atlamaya hazır olacağını ve yere ulaştıklarında önceliklerinin kayıp mürettebatla temas kurmak olacağını ifade etti.

Kayıp pilota ulaşıldığında, kurtarma ekibi gerekli ise tıbbi müdahalede bulunur, düşmandan kaçınır ve güvenli bir tahliye noktasına ulaşmayı hedefler.

İran’dan dün paylaşılan görüntüler, en az bir Amerikan askeri helikopteri ve bir hava ikmal uçağının Huzistan eyaleti üzerinde faaliyet gösterdiğini ortaya koydu.

Zaman faktörünün önemi

Bu görevler, zaman açısından son derece hassas kabul ediliyor; çünkü düşman güçlerin de aynı bölgeye gönderilerek, kurtarma ekiplerinin bulmaya çalıştığı Amerikalıları ele geçirmeye çalışması muhtemel.

Eski bir ABD Deniz Piyadeleri özel operasyon uzmanı olan Jonathan Hackett, BBC kanalının The World Tonight programına yaptığı açıklamada, kurtarma ekibinin önceliğinin, kişinin hâlâ hayatta olduğuna dair herhangi bir işaret bulmak olduğunu söyledi.

Hackett, “Ekip, o kişinin en son bilinen konumundan başlayarak tersine çalışıyor ve ardından bu zorlu arazi koşullarında kişinin ne kadar hızlı hareket edebileceğine göre arama alanını genişletiyor” ifadesini kullandı.

Arama ve kurtarma operasyonlarının tarihi

Hava destekli savaşlarda arama ve kurtarma operasyonlarının uzun bir geçmişi bulunuyor. Bu uygulama, Birinci Dünya Savaşı sırasında pilotların düşen meslektaşlarını kurtarmak için Fransa’da rastgele inişler yapmasıyla başladı.

Amerikan ordusundaki paraşütle kurtarma birimlerinin kökeni, 1943 yılında iki askeri cerrahın Burma’ya (günümüzde Myanmar) paraşütle atlayarak yaralı askerleri kurtarmaya çalıştığı göreve kadar uzanıyor.

Dünya çapında ilk helikopterle kurtarma operasyonu ise bundan bir yıl sonra gerçekleşti; US Lieutenant, Japon hatlarının gerisinde dört askeri kurtardı. Şarku’l Avsat’ın Air & Space Magazine’den aktardığına göre bu olay, aynı zamanda helikopterin savaşta ilk pratik kullanımını temsil ediyor.

ABD, savaş sonrasında resmi arama-kurtarma birimleri kurdu; ancak modern savaşta arama-kurtarma operasyonlarının bugünkü formu, Vietnam Savaşı sırasında şekillendi. Bu dönemde ‘Bat 21’ adlı görev sırasında, Kuzey Vietnam hattının gerisinde düşen bir pilotu kurtarma çabaları esnasında birçok uçak kaybedildi ve Amerikalı askerler hayatını kaybetti.

Vietnam Savaşı, savaşta arama-kurtarma operasyonlarının kapsam ve karmaşıklık açısından genişletilmesini gerektirdi. Bu deneyim, Amerikan ordusunun modern kurtarma operasyonlarının temelini oluşturan taktik ve prosedürleri geliştirmesine katkı sağladı.

ABD Hava Kuvvetleri’nin paraşütlü kurtarma ekipleri

ABD Hava Kuvvetleri, askerleri bulma ve kurtarma görevlerinin temel sorumluluğunu üstleniyor. Bu operasyonlar, esas olarak ‘paraşütle kurtarma ekipleri’ olarak bilinen birimler tarafından yürütülüyor; bu birimler, daha geniş özel harekât topluluğunun bir parçası olarak faaliyet gösteriyor. Birliğin mottosu: “Biz bunları, başkalarının yaşaması için yapıyoruz.”

Paraşütle kurtarma personeli, hem savaşçı hem de sağlık görevlisi olarak yüksek düzeyde eğitim alıyor ve Amerikan ordusunun en zorlu eğitim programlarından birine tabi tutuluyor.

Seçme ve eğitim süreci baştan sona yaklaşık iki yıl sürüyor. Program, paraşütle atlama, dalış, su altı eğitimleri, hayatta kalma, direnç ve kaçış tekniklerinin yanı sıra tam kapsamlı bir sağlık görevlisi eğitimi içeriyor. Ayrıca savaş alanı tıbbı, karmaşık kurtarma operasyonları ve silah kullanımı gibi özel eğitimler de veriliyor.

Sahada bu ekipleri, savaş ortamında kurtarma operasyonlarında uzmanlaşmış subaylar yönetiyor; bu subaylar, kurtarma görevlerinin planlanması, koordinasyonu ve yürütülmesinden sorumlu.

Son dönemdeki ABD kurtarma operasyonları

Paraşütle kurtarma ekipleri, Irak ve Afganistan savaşları sırasında geniş çapta görevler üstlendi; binlerce operasyonda yaralanmış veya tahliye edilmesi gereken Amerikalı askerler ve müttefiklerini kurtardı.

2005 yılında, ABD Hava Kuvvetleri kurtarma ekipleri, bir devriye sırasında pusuya düşen ve üç takım arkadaşını kaybeden bir ABD Özel Deniz Kuvvetleri (Navy SEAL) askerini bir Afgan köyünde yaralı halde bulup kurtardı. Bu olay daha sonra Lone Survivor filmine konu oldu.

Öte yandan, düşürülen Amerikan pilotlarının kurtarılması operasyonları son yıllarda nadirdi. 1999’da Sırbistan üzerinde düşürülen F-117 Nighthawk uçağının pilotu paraşütle kurtarma ekipleri tarafından bulundu ve güvenli bir şekilde kurtarıldı.

1995’te Bosna’da gerçekleşen ve geniş medya kapsamı bulan bir diğer olayda ise Amerikan pilotu Scott O’Grady, uçağı düşürüldükten sonra altı gün boyunca düşman tarafından esir alınmaktan kaçtı ve Hava Kuvvetleri ile Deniz Piyadeleri iş birliğiyle gerçekleştirilen operasyonla güvenli şekilde kurtarıldı.


Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
TT

Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)

İran'ın Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği'ne düzenlediği saldırıda açıklanandan daha fazla hasar oluştuğu aktarılıyor.

Adlarının paylaşmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan ABD'li yetkililer, 3 Mart'taki saldırıda İran ordusuna ait drone'ların, Riyad'daki hava savunma sistemlerine yakalanmadan binayı vurduğunu söylüyor.

İlk gönderilen drone'un binada büyük bir delik oluşturduğu, ikinci insansız hava aracının (İHA) da buradan girerek patlamaya yol açtığını belirtiyorlar.

Birkaç dakika arayla binaya isabet eden İHA'ların 100'den fazla kişinin çalıştığı üç kata hasar verdiği aktarılıyor.

Vurulan binalar arasında CIA tarafından kullanılan bir yapının da yer aldığı ifade ediliyor.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, saldırının binada hafif hasara ve küçük bir yangına yol açtığını bildirmişti.

Ancak yetkililer, yapının vurulan kısmının ağır hasar aldığını ve çıkan yangının söndürülmesinin yarım gün sürdüğünü söylüyor.

Kaynaklar, saldırının gece yerel saatle 01.30'da gerçekleştirildiğine, mesai saatleri içinde düzenlenmiş olsa birçok kişinin yaşamını yitirebileceğine işaret ediyor. Bu saldırıyla İran'ın "Amerikalıları kendilerini güvende hissettikleri yerlerde vurabileceği mesajını verdiğini" vurguluyorlar.

Birkaç saat sonra başka drone'ların da bölgeye girdiği fakat hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu aktarılıyor. Bir İHA'nın enkaz parçaları bölgedeki anaokulunun yakınına düşmüş.

Yetkililer, İHA'lardan birinin Suudi Arabistan'daki en üst düzey ABD'li diplomatın, büyükelçilikten birkaç yüz metre uzaktaki konutunu hedef aldığını öne sürüyor.

Suudi Arabistan dahil Basra Körfezi ülkeleri hakkında deneyimli eski CIA terörle mücadele şefi Bernard Hudson şunları söylüyor:

Kendi imkanlarıyla ürettikleri bir silahı yüzlerce kilometre öteye ateşleyip en büyük rakiplerinin büyükelçiliğine isabet ettirdiler, bu da şehirdeki istedikleri her hedefi vurabilecekleri anlamına geliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, büyükelçilik binasına düzenlenen saldırıyla ilgili detay paylaşmayı reddederken, geçen hafta yaptığı açıklamada Suudi Arabistan'daki ABD vatandaşlarına otellere, Amerikan işletmelerine ve eğitim kurumlarına gitmeme uyarısında bulunmuştu.

İran ordusu, Suudi Arabistan'da ABD'ye ait Prens Sultan Hava Üssü'ne de geçen hafta saldırı düzenlemişti.

Operasyonda, ABD Hava Kuvvetleri'nin erken uyarı ve gözetleme uçağı E-3 Sentry'nin imha edildiği aktarılmıştı. 375 kilometrenin üzerinde radar menziline sahip uçağın maliyeti yaklaşık 550 milyon dolardı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN