Trump'ın etrafındaki adamlar: Teknoloji devleri Beyaz Saray’a kur yapıyor

Büyük şirketlerin liderlerinin kazanacakları çok şey olsa da özerkliklerini kaybetme riskiyle de karşı karşıyalar

Teknoloji devleri Trump'ın yemin töreninde adeta şov yaptı (Reuters)
Teknoloji devleri Trump'ın yemin töreninde adeta şov yaptı (Reuters)
TT

Trump'ın etrafındaki adamlar: Teknoloji devleri Beyaz Saray’a kur yapıyor

Teknoloji devleri Trump'ın yemin töreninde adeta şov yaptı (Reuters)
Teknoloji devleri Trump'ın yemin töreninde adeta şov yaptı (Reuters)

Tarık eş-Şami

Donald Trump ikinci kez ABD başkanı olarak göreve başladığında, 47’nci Başkan'ın Oval Ofis'e dönüşünü destekleyen ülkenin teknoloji sektörünün en büyük isimlerinden bazıları arka planda yer aldı. Ancak bu dev teknoloji şirketlerinin liderleri seçimi kazanmasından bu yana Trump'a daha da yakınlaştıkça, bu yakınlığın ABD'ye sağlayabileceği yararlar ve zararlar konusunda ‘Teknoloji sektörü Washington yönetiminin siyasi baskısı karşısında dayanabilir mi? Bu devler hızla değişen bir dünyada ekonomik çıkarlarını ve bağımsızlıklarını nasıl dengeleyebilir?’ gibi sorular da ortaya çıkmaya başladı.

Beyaz Saray'a geri dönen Başkan Trump’ın yemin töreninin Apple CEO'su Tim Cook ve Tesla CEO'su Elon Musk gibi uzun süredir kendisine yakın olan ya da Amazon'un kurucusu Jeff Bezos ve Meta CEO'su Mark Zuckerberg’in yanı sıra Trump'ın ABD’deki faaliyetleri ABD'li bir şirket tarafından satın alınana kadar fiili olarak tamamen kapatılmadan önce 75 gün süre TikTok’un CEO'su Shou Zi Chew gibi kendisiyle geçmişte gerginlik yaşayan, ancak dramatik bir şekilde değişen teknoloji sektörünün en ünlü ve en zengin isimleriyle dolu olması hiç şaşırtıcı değildi.

Trump bu durumu birkaç gün önce özel bir kutlamanın yapıldığı Mar-a-Lago'daki tatil köyünde, teknoloji devlerinin daha göreve gelmeden önce ABD’nin seçilmiş Başkanıyla aralarını düzeltmeye çalışan diğer iş dünyasının önde gelen isimlerinin katılmasını sağlayan ziyaretler, yemekler, mali vaatler ve girişimler silsilesine atıfla söylediği “İlk dönemimde herkes benimle savaşıyordu, ama bu dönemimde herkes arkadaşım olmak istiyor” sözleriyle açıkladı.

Olağandışı artış

CEO’lar sadece yemin töreninde yer almakla kalmadılar, Trump’ı 2024 yılındaki seçim zaferinden bu yana milyonlarca dolarla desteklemek için birbirleriyle adeta yarıştılar, ancak bunların hiçbiri ABD başkanlarının yemin törenleri için sıra dışı şeyler değil. Teknoloji şirketleri ve yöneticileri de dahil olmak üzere, eski Başkan Joe Biden'ın yemin töreninde de bağışta bulunmuşlardı. Fakat burada ilginç olan teknoloji şirketlerinin Trump'ın açılış fonuna milyonlarca dolar akıtarak, daha önceki başkanlara yaptıkları bağışlara kıyasla yüzde 25'e varan bariz bir artış göstermeleri oldu. Trump geçmişte Bezos ve Zuckerberg gibi bazı dev teknoloji şirketlerinin CEO’larıyla kamuoyu önünde tartıştı. Hatta Zuckerberg’i hapse atmakla tehdit edecek kadar ileri gitti. Peki teknoloji endüstrisi Trump ile yenilenen ilişkilerden ne bekliyor?

fgrthyju
Trump yemin töreni sırasında bir katılımcıya bakarken (AFP)

Birinci neden teknoloji şirketleri son beş yılda Washington'ın gelecekleri için kritik öneme sahip olduğunun farkına vardılar. Bu yüzden doğal olarak ABD yönetimiyle daha yakın çalışmayı istemeye başladılar. İkinci neden ise Trump'ın sadakate değer vermesi ve insanların sadakatlerini ifade etme yollarından birinin ona para vermek olması. Yani Deepwater Asset Management'ın yönetici ortağı Gene Munster’ın dediği gibi Trump’ın sizi ciddiye alması için bunun bedelini ödemeniz gerekiyor.

Gerginlikten memnuniyete

Trump'la olan ilişkilerindeki değişimden en çok yararlananlar, Bezos ve Zuckerberg olabilir. Bezos'un yeni başkanla olan ilişkisi, Amazon CEO’sunun aynı zamanda Washington Post'un da sahibi olması nedeniyle ilk döneminde oldukça çalkantılıydı. Bezos ile sosyal medya platformları üzerinden tartışan Trump, seçim öncesinde Washington Post'un kendisiyle ilgili haberlerini Bezos'la ilişkilendirdi. Bu yüzden Bezos, prestijli gazetenin yayın kurulunun son başkanlık seçimlerinde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'i desteklemesini engellemek için bir adım attı. Bu desteğin bir önyargı algısı yarattığını söyleyen Bezos'un bu kararı, büyük bir öfkeyle karşılandı. Gazetenin önde gelen bazı gazetecileri istifa ederken yüz binlerce Washington Post abonesi aboneliklerini iptal etti.

Elon Musk'ın SpaceX Şirketi’nin rakibi Blue Origin'in sahibi olan Bezos için Trump'ın gözüne girmek, önümüzdeki yıllarda devlet ihalelerini kazanmak için daha iyi fırsatlar anlamına geliyor olabilir.

xscdvfgr
Bezos ve Zuckerberg, Trump'ın yemin törenine katıldı (AFP)

Zuckerberg yıllardır Trump'ın kötü tarafındaydı ve Başkan ilk döneminde onu eleştirerek META CEO'sunun şirketine bağlı sosyal medya platformlarında muhafazakâr sesleri kasıtlı olarak sansürlediğini iddia etti. İşler Zuckerberg'in 2020 ocağında Kongre Binası'na yapılan saldırının ardından Trump'ın Facebook hesabını askıya almasıyla daha da kötüleşti.

Trump'ın seçimi kazanma ihtimali arttıkça, Zuckerberg, durumu değiştirmek ve seçilmiş Başkanı kazanmak için kendisini ve şirketini kademeli olarak dönüştürmeye başladı. Öyle ki X platformu tarzı bir topluluk geri bildirim yaklaşımı çerçevesinde kimlik doğrulama kontrol programını kaldırmak gibi tartışmalı adımlar attı. Zuckerberg, şirketin çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık çabalarına son vererek benzer adımlar atan diğer CEO’lara katıldı.

Beklenen avantajlar

Öte yandan, Salesforce CEO'su Marc Benioff'un da söylediği gibi, Trump yönetiminin Biden yönetimine kıyasla sektör için önemli konuları dinlemeye daha ilgili görünmesinden cesaret alan büyük teknoloji şirketleri, Trump'ın ikinci döneminde çeşitli avantajlar elde etmeyi bekliyor.

ABD yönetimiyle ilişkilerini güçlendirebilen şirketlerin, daha düşük vergiler ve inovasyon için artan hükümet desteği gibi somut ekonomik avantajlar elde ettiği daha önce de görülmüştü. Washington'daki Brookings Enstitüsü tarafından hazırlanan bir rapora göre Trump'ın ilk döneminde teknoloji şirketlerinin kârlarında ortalama yüzde 15'lik bir artış görüldü.

Söz konusu CEO’lar Başkan Trump'ı nakit bağışlarla desteklerken, ABD yönetiminin iş dünyasına verdiği desteğin 2017 yılında olduğundan daha da artacağını ve yaptıkları büyük bağışlar sayesinde, politikalar belirlenirken masada söz sahibi olacaklarını düşünüyorlar. Bu durum, göreve başlamasının arifesinde dünyanın en değerli şirketi olan Apple'ın CEO'su Tim Cook ile görüşen Trump'ın attığı adımlarla açıkça görüldü. Dünyanın en değerli şirketi olan Apple, yapay zeka (YZ), gelişmekte olan teknolojiler ve diğer endüstrilerin ABD'de inşa edilmesini sağlamaya yardımcı olacak büyük yatırımlar yapacak.

Yapay zeka geliştirme

YZ, hızlı değişimlerin ve yeteneklerinin muazzam gelişimi nedeniyle yeni yönetimin özellikle ilgisini çekecek gibi görünüyor. Bu yüzden Microsoft yöneticileri Trump'ın yakın müttefiki olan yatırımcı Marc Andreessen'i YZ politikasına yaklaşımlarını geliştirmeye ve Trump yönetimini ise teknoloji şirketlerinin YZ sistemlerini eğitmek için kamuya açık verileri kullanmasını zorlaştıracak telif hakkı yasalarını güçlendirme girişimlerinden geri adım atmaya çağırdı.

Trump, eski Başkan Joe Biden'ın YZ ile ilgili olarak bu teknolojinin geliştirilmesini engellemeden insanların haklarını ve güvenliğini korumayı amaçlayan kapsamlı kararnamesini iptal etti, ancak bunun yerine ne yapacağını belirtmedi. Trump, seçim kampanyası sırasında YZ teknolojisi geliştirilirken bunun ifade özgürlüğü ve insan refahının önemli bir parçası olması gerektiğini söyledi.

Teknoloji şirketleri, YZ’nin gelecekteki olası yasal ve düzenleyici düzenlemeleri söz konusu olduğunda Trump'ın desteğini almak için onu dinlemeye istekli olduklarından, Sam Altman'ın OpenAI şirketi Trump'ın seçim kampanyasına büyük bir bağışta bulundu. ABD’nin 47’nci Başkanı’na yakınlığıyla bilinen Musk, şirketi dağıtmaya çalışsa da Altman'ın bağışları Trump ile iyi ilişkiler kurulmasını sağlıyor.

Trump'ın İçişleri Bakanlığı'na aday gösterdiği Doug Burgum’un veri merkezlerinden ve YZ geliştiricilerinden gelen artan talebi karşılamak için elektrik üretimini artırma ihtiyacından bahsetmesi, Beyaz Saray yönetiminden teknoloji şirketleri yöneticilerine verilen umut verici bir karşılık olarak görüldü. YZ savaşının, savunmadan sağlığa, eğitimden üretkenliğe kadar her şeyi etkilediğini ve önümüzdeki 18 ay içinde YZ alanında devrim niteliğinde olacağını belirtti. Dolayısıyla Trump yönetiminde bununla uygun bir şekilde bu savaş için bir acil durum hali ve anlayış olduğu söylenebilir.

Birleşme ve rekabet

Teknoloji şirketleri ayrıca yeni yönetimin antitröst (ticaret engellerini ve piyasa rekabetini önlemek için hükümetlerce izlenen politikalar) uygulamalarına yaklaşımının büyük teknoloji platformlarının denetimini kolaylaştırmak ve daha geniş bir birleşme ve satın alma ortamını daha elverişli hale getirmek için önemli ölçüde değişeceğini umuyor. Bu, özellikle orta ölçekli teknoloji şirketleri için konsolidasyon fırsatlarının artmasına yol açacak olsa da büyük teknoloji platformları soruşturmalarla karşı karşıya kalmaya devam edebilir.

sdvfgrthy
Trump'ın yemin töreni sırasında cep telefonları teknoloji devlerinin elinden düşmedi (AFP)

Hem Microsoft’un hem de Google’ın birleşme ve satın almalar konusunda mercek altında oldukları bir dönemde antitröst sorunlarıyla karşılaştıklarında yardım isteyebilecekleri bir dönemde Trump ile olumlu bir ilişkiye sahip oldukları için muhtemelen buna minnettar olacaklar.

Ticaret ve tedarik zincirleri

Uluslararası ticaret politikalarının, özellikle Çin ile ilişkiler çerçevesinde teknoloji sektörü üzerinde önemli bir etkiye sahip olması bekleniyor. Trump, özellikle Çin'den gelen mallara odaklanarak, teknoloji şirketlerinin küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirebilecek büyük gümrük vergileri önerdi. Bu vergiler, bileşenlerin ve bitmiş ürünlerin maliyetlerini artırabilir ve şirketleri üretim ve kaynak bulma stratejilerini yeniden yapılandırmaya itebilir.

Şirketlerin olası gümrük vergileri ve ticari kısıtlamalar nedeniyle zarar görmelerini en aza indirmek için şirket içinde üretim yapmayı ya da tedarik zincirlerini çeşitlendirmeyi düşünmeleri gerekebilir. ABD yönetiminin yerli üretimi ve uluslararası ticaret ilişkilerini desteklemeye yönelik mevcut politikaları yeniden değerlendirmesi nedeniyle yarı iletken endüstrisi önemli değişikliklerle karşılaşabilir.

Apple CEO’su Tim Cook, Trump'ın planladığı gümrük tarifelerini ve bunların şirketin gelirleri üzerindeki etkilerinin yanı sıra şirketinin karşı karşıya kalmaya devam ettiği antitröst sorunlarını tartışmayı isteyebileceğini umuyor.  

Göç ve yetenekler

Başkan Trump tarafından uygulanması beklenen göç politikası değişikliklerinin, teknoloji sektörünün uluslararası yetenekleri çekme ve elinde tutma becerisini etkileyebilir. Sektör, özellikle Trump tarafından hükümetin verimliliğini yönetmek üzere Elon Musk ile birlikte atanan Vivek Ramaswamy tarafından uygulamaya konulan H1B vizesinin yarattığı kargaşanın ardından, teknoloji alanındaki işgücünün gelişimi için geleneksel olarak kritik öneme sahip olan H1B vize programlarında ve diğer göçmenlik politikalarında yapılacak olası düzenlemelerden çekiniyor. Ramaswamy, Trump yönetiminden ayrılmasına neden olabilecek ırkçı yorumlara maruz kalmıştı.

Şirketlerin yetenek stratejilerini uyarlamaları ve beceri eksikliklerini gidermek için yerel eğitim programlarına yatırımı artırmaları ya da göçmenlik kısıtlamalarını aşarken küresel yetenek havuzlarına erişmek için uzaktan çalışma seçenekleri geliştirmeyi içerebilecek alternatif yaklaşımları değerlendirmeleri gerekebilir.

Yönetime yakın olmanın zararları

Teknoloji analisti Dr. James Harris, vergi indirimleri edinmek, büyümeyi teşvik etmek ve kısıtlayıcı düzenlemeleri azaltmak için ABD yönetimiyle yakınlaşmanı avantajları olmasına rağmen bu yakınlaşmanın siyasi olarak aşırı güvene yol açabileceğine, çünkü şirketlerin değerleriyle veya uzun vadeli stratejileriyle çelişen tavizler vermek zorunda kalabileceğine dikkati çekti.

sxcdfvgh
Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünden en çok faydalanan kişi Musk gibi görünüyor (AFP)

Bir başka endişe kaynağı da bu ilişkinin şirketleri siyasi baskıya daha açık hale getirerek özgürce yenilik yapma kabiliyetlerini sınırlaması. Yale Üniversitesi’nden siyaset bilimci Dr. Robert Miller, yönetime yakın olmayı ‘iki ucu keskin bir bıçak’ olarak değerlendirdi. Miller’e göre bu yakınlık bazı ekonomik fırsatlar sağlarken, şirketleri stratejik kararlarını etkileyebilecek önemli bir siyasi baskı altına da sokacaktır.

Bağımsızlığını yitirme riski

Ancak şirketlerin bağımsızlıklarını kaybettiklerini söyleyebilir miyiz? Columbia Üniversitesi'nden ekonomist Dr. Carlos Rodriguez, ABD’li büyük şirketlerin halen kendi kararlarını alma konusunda önemli bir kabiliyete sahip olduklarını ve bu kararlar üzerinde hükümet politikalarının açıkça etkili olduğunu söyledi. Rodriguez'e göre gerçek özerklik, dış baskılar olmaksızın karar verebilme yeteneği anlamına geliyor. Şirketler büyük ölçüde özgürlüğe sahip olsalar da iktidarla yakın bağları olması bir karmaşıklığa neden olabiliyor.

Ancak Harvard Üniversitesi’nden yönetim uzmanı Laura Martinez, iktidarla yakınlaşmanın bağımsızlığın yitirilmesine yol açabileceği konusunda uyardı. Çünkü Martinez’e göre şirketler kendilerini, diğer paydaşların çıkarlarıyla çatışsa bile, iktidarın taleplerine uymak zorunluluğuyla karşı karşıya bulabilir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.