Trump'ın etrafındaki adamlar: Teknoloji devleri Beyaz Saray’a kur yapıyor

Büyük şirketlerin liderlerinin kazanacakları çok şey olsa da özerkliklerini kaybetme riskiyle de karşı karşıyalar

Teknoloji devleri Trump'ın yemin töreninde adeta şov yaptı (Reuters)
Teknoloji devleri Trump'ın yemin töreninde adeta şov yaptı (Reuters)
TT

Trump'ın etrafındaki adamlar: Teknoloji devleri Beyaz Saray’a kur yapıyor

Teknoloji devleri Trump'ın yemin töreninde adeta şov yaptı (Reuters)
Teknoloji devleri Trump'ın yemin töreninde adeta şov yaptı (Reuters)

Tarık eş-Şami

Donald Trump ikinci kez ABD başkanı olarak göreve başladığında, 47’nci Başkan'ın Oval Ofis'e dönüşünü destekleyen ülkenin teknoloji sektörünün en büyük isimlerinden bazıları arka planda yer aldı. Ancak bu dev teknoloji şirketlerinin liderleri seçimi kazanmasından bu yana Trump'a daha da yakınlaştıkça, bu yakınlığın ABD'ye sağlayabileceği yararlar ve zararlar konusunda ‘Teknoloji sektörü Washington yönetiminin siyasi baskısı karşısında dayanabilir mi? Bu devler hızla değişen bir dünyada ekonomik çıkarlarını ve bağımsızlıklarını nasıl dengeleyebilir?’ gibi sorular da ortaya çıkmaya başladı.

Beyaz Saray'a geri dönen Başkan Trump’ın yemin töreninin Apple CEO'su Tim Cook ve Tesla CEO'su Elon Musk gibi uzun süredir kendisine yakın olan ya da Amazon'un kurucusu Jeff Bezos ve Meta CEO'su Mark Zuckerberg’in yanı sıra Trump'ın ABD’deki faaliyetleri ABD'li bir şirket tarafından satın alınana kadar fiili olarak tamamen kapatılmadan önce 75 gün süre TikTok’un CEO'su Shou Zi Chew gibi kendisiyle geçmişte gerginlik yaşayan, ancak dramatik bir şekilde değişen teknoloji sektörünün en ünlü ve en zengin isimleriyle dolu olması hiç şaşırtıcı değildi.

Trump bu durumu birkaç gün önce özel bir kutlamanın yapıldığı Mar-a-Lago'daki tatil köyünde, teknoloji devlerinin daha göreve gelmeden önce ABD’nin seçilmiş Başkanıyla aralarını düzeltmeye çalışan diğer iş dünyasının önde gelen isimlerinin katılmasını sağlayan ziyaretler, yemekler, mali vaatler ve girişimler silsilesine atıfla söylediği “İlk dönemimde herkes benimle savaşıyordu, ama bu dönemimde herkes arkadaşım olmak istiyor” sözleriyle açıkladı.

Olağandışı artış

CEO’lar sadece yemin töreninde yer almakla kalmadılar, Trump’ı 2024 yılındaki seçim zaferinden bu yana milyonlarca dolarla desteklemek için birbirleriyle adeta yarıştılar, ancak bunların hiçbiri ABD başkanlarının yemin törenleri için sıra dışı şeyler değil. Teknoloji şirketleri ve yöneticileri de dahil olmak üzere, eski Başkan Joe Biden'ın yemin töreninde de bağışta bulunmuşlardı. Fakat burada ilginç olan teknoloji şirketlerinin Trump'ın açılış fonuna milyonlarca dolar akıtarak, daha önceki başkanlara yaptıkları bağışlara kıyasla yüzde 25'e varan bariz bir artış göstermeleri oldu. Trump geçmişte Bezos ve Zuckerberg gibi bazı dev teknoloji şirketlerinin CEO’larıyla kamuoyu önünde tartıştı. Hatta Zuckerberg’i hapse atmakla tehdit edecek kadar ileri gitti. Peki teknoloji endüstrisi Trump ile yenilenen ilişkilerden ne bekliyor?

fgrthyju
Trump yemin töreni sırasında bir katılımcıya bakarken (AFP)

Birinci neden teknoloji şirketleri son beş yılda Washington'ın gelecekleri için kritik öneme sahip olduğunun farkına vardılar. Bu yüzden doğal olarak ABD yönetimiyle daha yakın çalışmayı istemeye başladılar. İkinci neden ise Trump'ın sadakate değer vermesi ve insanların sadakatlerini ifade etme yollarından birinin ona para vermek olması. Yani Deepwater Asset Management'ın yönetici ortağı Gene Munster’ın dediği gibi Trump’ın sizi ciddiye alması için bunun bedelini ödemeniz gerekiyor.

Gerginlikten memnuniyete

Trump'la olan ilişkilerindeki değişimden en çok yararlananlar, Bezos ve Zuckerberg olabilir. Bezos'un yeni başkanla olan ilişkisi, Amazon CEO’sunun aynı zamanda Washington Post'un da sahibi olması nedeniyle ilk döneminde oldukça çalkantılıydı. Bezos ile sosyal medya platformları üzerinden tartışan Trump, seçim öncesinde Washington Post'un kendisiyle ilgili haberlerini Bezos'la ilişkilendirdi. Bu yüzden Bezos, prestijli gazetenin yayın kurulunun son başkanlık seçimlerinde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'i desteklemesini engellemek için bir adım attı. Bu desteğin bir önyargı algısı yarattığını söyleyen Bezos'un bu kararı, büyük bir öfkeyle karşılandı. Gazetenin önde gelen bazı gazetecileri istifa ederken yüz binlerce Washington Post abonesi aboneliklerini iptal etti.

Elon Musk'ın SpaceX Şirketi’nin rakibi Blue Origin'in sahibi olan Bezos için Trump'ın gözüne girmek, önümüzdeki yıllarda devlet ihalelerini kazanmak için daha iyi fırsatlar anlamına geliyor olabilir.

xscdvfgr
Bezos ve Zuckerberg, Trump'ın yemin törenine katıldı (AFP)

Zuckerberg yıllardır Trump'ın kötü tarafındaydı ve Başkan ilk döneminde onu eleştirerek META CEO'sunun şirketine bağlı sosyal medya platformlarında muhafazakâr sesleri kasıtlı olarak sansürlediğini iddia etti. İşler Zuckerberg'in 2020 ocağında Kongre Binası'na yapılan saldırının ardından Trump'ın Facebook hesabını askıya almasıyla daha da kötüleşti.

Trump'ın seçimi kazanma ihtimali arttıkça, Zuckerberg, durumu değiştirmek ve seçilmiş Başkanı kazanmak için kendisini ve şirketini kademeli olarak dönüştürmeye başladı. Öyle ki X platformu tarzı bir topluluk geri bildirim yaklaşımı çerçevesinde kimlik doğrulama kontrol programını kaldırmak gibi tartışmalı adımlar attı. Zuckerberg, şirketin çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık çabalarına son vererek benzer adımlar atan diğer CEO’lara katıldı.

Beklenen avantajlar

Öte yandan, Salesforce CEO'su Marc Benioff'un da söylediği gibi, Trump yönetiminin Biden yönetimine kıyasla sektör için önemli konuları dinlemeye daha ilgili görünmesinden cesaret alan büyük teknoloji şirketleri, Trump'ın ikinci döneminde çeşitli avantajlar elde etmeyi bekliyor.

ABD yönetimiyle ilişkilerini güçlendirebilen şirketlerin, daha düşük vergiler ve inovasyon için artan hükümet desteği gibi somut ekonomik avantajlar elde ettiği daha önce de görülmüştü. Washington'daki Brookings Enstitüsü tarafından hazırlanan bir rapora göre Trump'ın ilk döneminde teknoloji şirketlerinin kârlarında ortalama yüzde 15'lik bir artış görüldü.

Söz konusu CEO’lar Başkan Trump'ı nakit bağışlarla desteklerken, ABD yönetiminin iş dünyasına verdiği desteğin 2017 yılında olduğundan daha da artacağını ve yaptıkları büyük bağışlar sayesinde, politikalar belirlenirken masada söz sahibi olacaklarını düşünüyorlar. Bu durum, göreve başlamasının arifesinde dünyanın en değerli şirketi olan Apple'ın CEO'su Tim Cook ile görüşen Trump'ın attığı adımlarla açıkça görüldü. Dünyanın en değerli şirketi olan Apple, yapay zeka (YZ), gelişmekte olan teknolojiler ve diğer endüstrilerin ABD'de inşa edilmesini sağlamaya yardımcı olacak büyük yatırımlar yapacak.

Yapay zeka geliştirme

YZ, hızlı değişimlerin ve yeteneklerinin muazzam gelişimi nedeniyle yeni yönetimin özellikle ilgisini çekecek gibi görünüyor. Bu yüzden Microsoft yöneticileri Trump'ın yakın müttefiki olan yatırımcı Marc Andreessen'i YZ politikasına yaklaşımlarını geliştirmeye ve Trump yönetimini ise teknoloji şirketlerinin YZ sistemlerini eğitmek için kamuya açık verileri kullanmasını zorlaştıracak telif hakkı yasalarını güçlendirme girişimlerinden geri adım atmaya çağırdı.

Trump, eski Başkan Joe Biden'ın YZ ile ilgili olarak bu teknolojinin geliştirilmesini engellemeden insanların haklarını ve güvenliğini korumayı amaçlayan kapsamlı kararnamesini iptal etti, ancak bunun yerine ne yapacağını belirtmedi. Trump, seçim kampanyası sırasında YZ teknolojisi geliştirilirken bunun ifade özgürlüğü ve insan refahının önemli bir parçası olması gerektiğini söyledi.

Teknoloji şirketleri, YZ’nin gelecekteki olası yasal ve düzenleyici düzenlemeleri söz konusu olduğunda Trump'ın desteğini almak için onu dinlemeye istekli olduklarından, Sam Altman'ın OpenAI şirketi Trump'ın seçim kampanyasına büyük bir bağışta bulundu. ABD’nin 47’nci Başkanı’na yakınlığıyla bilinen Musk, şirketi dağıtmaya çalışsa da Altman'ın bağışları Trump ile iyi ilişkiler kurulmasını sağlıyor.

Trump'ın İçişleri Bakanlığı'na aday gösterdiği Doug Burgum’un veri merkezlerinden ve YZ geliştiricilerinden gelen artan talebi karşılamak için elektrik üretimini artırma ihtiyacından bahsetmesi, Beyaz Saray yönetiminden teknoloji şirketleri yöneticilerine verilen umut verici bir karşılık olarak görüldü. YZ savaşının, savunmadan sağlığa, eğitimden üretkenliğe kadar her şeyi etkilediğini ve önümüzdeki 18 ay içinde YZ alanında devrim niteliğinde olacağını belirtti. Dolayısıyla Trump yönetiminde bununla uygun bir şekilde bu savaş için bir acil durum hali ve anlayış olduğu söylenebilir.

Birleşme ve rekabet

Teknoloji şirketleri ayrıca yeni yönetimin antitröst (ticaret engellerini ve piyasa rekabetini önlemek için hükümetlerce izlenen politikalar) uygulamalarına yaklaşımının büyük teknoloji platformlarının denetimini kolaylaştırmak ve daha geniş bir birleşme ve satın alma ortamını daha elverişli hale getirmek için önemli ölçüde değişeceğini umuyor. Bu, özellikle orta ölçekli teknoloji şirketleri için konsolidasyon fırsatlarının artmasına yol açacak olsa da büyük teknoloji platformları soruşturmalarla karşı karşıya kalmaya devam edebilir.

sdvfgrthy
Trump'ın yemin töreni sırasında cep telefonları teknoloji devlerinin elinden düşmedi (AFP)

Hem Microsoft’un hem de Google’ın birleşme ve satın almalar konusunda mercek altında oldukları bir dönemde antitröst sorunlarıyla karşılaştıklarında yardım isteyebilecekleri bir dönemde Trump ile olumlu bir ilişkiye sahip oldukları için muhtemelen buna minnettar olacaklar.

Ticaret ve tedarik zincirleri

Uluslararası ticaret politikalarının, özellikle Çin ile ilişkiler çerçevesinde teknoloji sektörü üzerinde önemli bir etkiye sahip olması bekleniyor. Trump, özellikle Çin'den gelen mallara odaklanarak, teknoloji şirketlerinin küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirebilecek büyük gümrük vergileri önerdi. Bu vergiler, bileşenlerin ve bitmiş ürünlerin maliyetlerini artırabilir ve şirketleri üretim ve kaynak bulma stratejilerini yeniden yapılandırmaya itebilir.

Şirketlerin olası gümrük vergileri ve ticari kısıtlamalar nedeniyle zarar görmelerini en aza indirmek için şirket içinde üretim yapmayı ya da tedarik zincirlerini çeşitlendirmeyi düşünmeleri gerekebilir. ABD yönetiminin yerli üretimi ve uluslararası ticaret ilişkilerini desteklemeye yönelik mevcut politikaları yeniden değerlendirmesi nedeniyle yarı iletken endüstrisi önemli değişikliklerle karşılaşabilir.

Apple CEO’su Tim Cook, Trump'ın planladığı gümrük tarifelerini ve bunların şirketin gelirleri üzerindeki etkilerinin yanı sıra şirketinin karşı karşıya kalmaya devam ettiği antitröst sorunlarını tartışmayı isteyebileceğini umuyor.  

Göç ve yetenekler

Başkan Trump tarafından uygulanması beklenen göç politikası değişikliklerinin, teknoloji sektörünün uluslararası yetenekleri çekme ve elinde tutma becerisini etkileyebilir. Sektör, özellikle Trump tarafından hükümetin verimliliğini yönetmek üzere Elon Musk ile birlikte atanan Vivek Ramaswamy tarafından uygulamaya konulan H1B vizesinin yarattığı kargaşanın ardından, teknoloji alanındaki işgücünün gelişimi için geleneksel olarak kritik öneme sahip olan H1B vize programlarında ve diğer göçmenlik politikalarında yapılacak olası düzenlemelerden çekiniyor. Ramaswamy, Trump yönetiminden ayrılmasına neden olabilecek ırkçı yorumlara maruz kalmıştı.

Şirketlerin yetenek stratejilerini uyarlamaları ve beceri eksikliklerini gidermek için yerel eğitim programlarına yatırımı artırmaları ya da göçmenlik kısıtlamalarını aşarken küresel yetenek havuzlarına erişmek için uzaktan çalışma seçenekleri geliştirmeyi içerebilecek alternatif yaklaşımları değerlendirmeleri gerekebilir.

Yönetime yakın olmanın zararları

Teknoloji analisti Dr. James Harris, vergi indirimleri edinmek, büyümeyi teşvik etmek ve kısıtlayıcı düzenlemeleri azaltmak için ABD yönetimiyle yakınlaşmanı avantajları olmasına rağmen bu yakınlaşmanın siyasi olarak aşırı güvene yol açabileceğine, çünkü şirketlerin değerleriyle veya uzun vadeli stratejileriyle çelişen tavizler vermek zorunda kalabileceğine dikkati çekti.

sxcdfvgh
Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünden en çok faydalanan kişi Musk gibi görünüyor (AFP)

Bir başka endişe kaynağı da bu ilişkinin şirketleri siyasi baskıya daha açık hale getirerek özgürce yenilik yapma kabiliyetlerini sınırlaması. Yale Üniversitesi’nden siyaset bilimci Dr. Robert Miller, yönetime yakın olmayı ‘iki ucu keskin bir bıçak’ olarak değerlendirdi. Miller’e göre bu yakınlık bazı ekonomik fırsatlar sağlarken, şirketleri stratejik kararlarını etkileyebilecek önemli bir siyasi baskı altına da sokacaktır.

Bağımsızlığını yitirme riski

Ancak şirketlerin bağımsızlıklarını kaybettiklerini söyleyebilir miyiz? Columbia Üniversitesi'nden ekonomist Dr. Carlos Rodriguez, ABD’li büyük şirketlerin halen kendi kararlarını alma konusunda önemli bir kabiliyete sahip olduklarını ve bu kararlar üzerinde hükümet politikalarının açıkça etkili olduğunu söyledi. Rodriguez'e göre gerçek özerklik, dış baskılar olmaksızın karar verebilme yeteneği anlamına geliyor. Şirketler büyük ölçüde özgürlüğe sahip olsalar da iktidarla yakın bağları olması bir karmaşıklığa neden olabiliyor.

Ancak Harvard Üniversitesi’nden yönetim uzmanı Laura Martinez, iktidarla yakınlaşmanın bağımsızlığın yitirilmesine yol açabileceği konusunda uyardı. Çünkü Martinez’e göre şirketler kendilerini, diğer paydaşların çıkarlarıyla çatışsa bile, iktidarın taleplerine uymak zorunluluğuyla karşı karşıya bulabilir.



İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
TT

İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)

Alex Vatanka

İran, mevcut çatışmaya yapısal olarak zayıflamış bir halde girdi. Yıllarca süren yaptırımlar ekonomisine ciddi zarar verdi, bir zamanlar en önemli nüfuz araçlarından biri olarak kabul edilen bölgesel vekil güçler ağının etkinliği ise 7 Ekim 2023 saldırılarını takip eden İsrail saldırısından bu yana İsrail ve ABD ile ardı ardına yaşanan çatışmalar nedeniyle azaldı. İçeride, yıllarca süren baskı ve ekonomik gerilemenin ardından İslam Cumhuriyeti'ne karşı halkın hoşnutsuzluğu yoğunlaştı ve bu durum, Ali Hamaney'in reform taleplerini görmezden gelme konusundaki ısrarıyla daha da kötüleşti. Bu nedenle, birçok gözlemciye göre bu faktörler tek bir sonuca götürüyor; uzun süren bir savaş rejimin çöküşüne yol açabilir.

Ancak yapısal zayıflık, rejimin mutlaka çökeceği anlamına gelmiyor. Tarih genellikle bunun tam aksini gösterir: Dış baskı altında siyasi rejimler gücü, baskı uygulama ve hayatta kalmayı sağlama konusunda en kudretli olan tarafların elinde yoğunlaştırma eğilimindedir. Bunun örnekleri çoktur; Rus güvenlik servisleri, 1990'lar ile 2000'lerin başlarındaki Çeçen savaşları sırasında ve sonrasında önemli ölçüde nüfuz kazanarak Vladimir Putin'in yükselişinin önünü açmıştı. Benzer şekilde, Çin Komünist Partisi Kore Savaşı sırasında güvenlik aygıtını güçlendirerek, toplumu yabancı kuşatma olarak algıladığı şeye karşı seferber etmişti. İran örneğinde, savaş zamanında bu güç yoğunlaşmasından en iyi şekilde yararlanabilecek kurum İslam Devrim Muhafızları gibi görünüyor.

Savaşın İran içindeki güç dengesini nasıl yeniden şekillendirebileceğini anlamak için yalnızca görünen zayıflıklara odaklanmak yeterli değil, İslam Cumhuriyeti'nin üzerine kurulduğu kurumsal yapıyı da incelemek gerekir. Yaygın inanışın aksine, bu rejim Dini Lider Ali Hamaney kadar güçlü biri bile olsa hiçbir zaman tek bir kişiye dayanmamıştır. İran'da otorite, öncelikle Dini Liderlik Ofisi, dini kurum, güvenlik servisleri ve İslam Devrim Muhafızları gibi birbiriyle iç içe girmiş kurumlar arasında dağıtılmıştır. Bu yapı kısmen, liderlik geçiş dönemleri de dahil olmak üzere kriz zamanlarında rejimin sürekliliğini sağlamak için tasarlanmıştır.

Devrim Muhafızları’nın kökenleri bu mantığı açıkça somutlaştırmaktadır. Devrim Muhafızları, İslamcıların devrimden sonra iktidarı ele geçirmesinden sadece birkaç hafta sonra, Mart 1979'da, yeni siyasi rejimi iç ve dış düşmanlarından koruyacak bir araç olarak kuruldu. Sonraki on yıllar boyunca, ideolojik bir milis gücünden, önemli askeri yeteneklere sahip ve etkisini ekonomi, istihbarat ve bölgesel siyaseti kapsayacak biçimde genişleten en güçlü devlet kurumlarından birine dönüştü.

Hatta şimdi bile, Hamaney'in yokluğundaki geçici liderlik düzenlemeleri, rejimin direncini bir dereceye kadar ortaya koyuyor. İran Anayasası, iktidar boşluğunu önlemek için tasarlanmış mekanizmalar içerir. Geçici bir liderlik yapısı ve yeni bir Dini Liderin seçilmesinde Uzmanlar Meclisi'nin rolü de bu mekanizmalardandır. En önemlisi, ulusal güvenlik konularında gerçek otorite tek bir kişinin elinde değil, liderliği istikrarsızlık yaşadığı dönemlerde bile etkili kalan kurumlarda yoğunlaşmıştır. Devrim Muhafızları ile Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ve yakın zamanda kurulan Savunma Konseyi, istihbarat servisleriyle birlikte, devletin planlama ile baskı kapasitesinin omurgasını oluşturmaktadır.

Bu kurumsal çerçeve, rejimin ani çöküşüne dair herhangi bir tahmini zorlaştırıyor. Haberler ayrıca, ABD istihbaratının değerlendirmelerinin de benzer sonuçlara ulaştığına ve çok sayıda etki merkezi arasındaki güç dağılımı göz önüne alındığında, büyük ölçekli bir askeri harekatın bile İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüne yol açmayabileceği konusunda uyardığına işaret ediyor. Dolayısıyla temel soru sadece rejimin zayıflayıp zayıflamadığı değil, savaş ilerledikçe rejim içindeki güç dengesinin nasıl yeniden şekilleneceğidir.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın konumu öne çıkıyor. İran'da komşu ülkelere yönelik diplomatik söylemiyle ilgili son tartışmalar, savaş zamanında sivil otoritenin alanının ne kadar sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Pezeşkiyan, kendisini eleştirenlerin uzlaşmacı olarak değerlendirdiği bir dil kullandığında, siyasi kurum içindeki sertlik yanlıları ve milletvekilleri hızla tepki gösterdi. Bu, sadece konuşmasının tonuna itiraz değil, aynı zamanda cumhurbaşkanlığının İran'da stratejik karar alma yetkisinin olmadığının açık bir hatırlatıcısıydı. Bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik.

dfvgrt
Tahran'daki İslam Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Müzesi'nde sergilenen füzeler, 15 Kasım 2024 (Reuters)

Şimdiye kadar, Hamaney'in siyasi sahneden ani ayrılışı, cumhurbaşkanlığının somut bir şekilde güçlenmesine yol açmadı. Uygulamada, bu makamın ağırlığı büyük ölçüde sahibinin kişiliğine ve siyasi hırslarına bağlı olmayı sürdürüyor. Pezeşkiyan da diğer güç merkezlerine meydan okumaya veya karar almada daha bağımsız bir rol üstlenmeye pek istekli görünmüyor. Bu çekingenlik, bir dereceye kadar siyasi ihtiyatlılık içeriyor olabilir; çünkü Hamaney'in mirasından uzaklaşmaya yönelik aceleci bir girişim, merhum liderin dönemini karakterize eden ideolojik çerçeveye halen son derece sadık olan sertlik yanlılarını kışkırtabilir.

Savaş zamanlarında sivil otoritenin sınırları daha belirgin hale gelir. Cumhurbaşkanlığı kamuoyuna yönelik söylemi ve iletişim yöntemlerini etkileyebilir, ancak savaş, caydırma ve karşılık verme ile ilgili kararlar askeri ve güvenlik kurumlarının elinde kalır. Bu, diplomatik manevralar için mevcut siyasi alanı önemli ölçüde daraltır. Washington veya İsrail'e karşı daha uzlaşmacı olarak algılanan İranlı yetkililer, yalnızca siyasi marjinalleşme riskiyle değil, aynı zamanda direniş söylemine hâlâ bağlı güçlü kurumlardan sert bir tepkiyle de karşı karşıya kalma riskiyle yüzleşiyorlar.

Bu perspektiften bakıldığında, Devrim Muhafızları, çatışma ne kadar uzun sürerse etkisini o kadar genişletmek için iyi bir konumda görünüyor. Bu kısmen kurumsal konumundan kaynaklanıyor; zira o İran'ın füze gücünü denetliyor, asimetrik savaş stratejisinin önemli bir bölümünü yönetiyor ve Lübnan'daki Hizbullah gibi kalan bölgesel vekil ağlarıyla yakın bağları sürdürüyor. Ek olarak, Devrim Muhafızları, İran içinde geniş bir ekonomik ve siyasi altyapıya sahip. On yıllardır inşaat, enerji, telekomünikasyon ve finans sektörlerindeki varlığını pekiştirmiş ve artık askeri alanın çok ötesine uzanan paralel bir etki sistemi oluşturmuş bulunuyor.

İran'da cumhurbaşkanlığının stratejik karar alma yetkisi yok ve bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik

Savaşlar bu tür yapıları güçlendirme ve genişletme eğilimindedir. Devletler sürekli dış baskıya maruz kaldığında, karar alma merkezi yavaş yavaş kaynakları seferber etme, disiplini uygulama ve askeri müdahaleyi koordine etme konusunda en donanımlı kurumlara kayar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'da bu işlevlerin çoğunu Devrim Muhafızları yerine getiriyor. Çatışma devletin ekonomik ve askeri yeteneklerine daha fazla zarar verse bile, Devrim Muhafızları bu krizden daha da büyük bir iç etki ile çıkabilir. Bu durum büyük ölçüde savaşın süresine ve ABD ile İsrail'in, Devrim Muhafızları'nın tüm seviyelerdeki ve tüm operasyon alanlarındaki kapasitesini sistematik olarak hedef alma derecesine bağlı olacaktır.

Bununla birlikte, Devrim Muhafızları'nın artan nüfuzu, rejimin mutlaka temelden yeniden yapılandırılması anlamına gelmiyor, aksine daha ziyade İslam Cumhuriyeti'nin kendi içinde yapısal bir dönüşüm anlamına geliyor. Gündemde olan olası senaryolar arasında, rejimin kontrollü bir şekilde devam etmesi ve Hamaney'in yerine nispeten düşük profilli bir dini halefin atanması, gerçek karar alma gücünün ise kademeli olarak güvenlik odaklı bir liderlik koalisyonuna kayması da yer alıyor. Başka bir olasılık ise Devrim Muhafızları'nın hem ulusal güvenlik hem de ekonomi politikası üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu, daha militarize bir rejime kademeli geçiştir.

rtgtr
İsrail ordusu tarafından yayınlanan ve 28 Şubat'ta İran Dini Lideri'nin konutunda meydana gelen patlamayı gösteren videodan bir kare (AFP)

Bu sonuçlar, mevcut gidişattan tamamen kopmayı değil, son yirmi yıldır gelişen eğilimlerin hızlandırılışını temsil edecektir. İran İslam Cumhuriyeti, adım adım, din adamlarına olan bağımlılığını azaltıp güvenlik kurumlarına daha fazla bağımlı hale geldi. Ayrıca Devrim Muhafızları Ordusu'nun ekonomik genişlemesi, bölgesel siyasetteki artan rolü ve kilit devlet kurumları içindeki artan nüfuzu, İran siyasi sahnesini yeniden şekillendirdi. Uzun süreli bir savaş da bu eğilimi hızlandırabilir.

Bununla birlikte, bunların hiçbiri rejimin çöküşe karşı bağışık olduğu anlamına gelmiyor. Otoriter rejimler, iktidardaki elit içinde çatlaklar ortaya çıkmaya başlayana kadar genellikle birleşik görünürler. Bu tür rejimlerin karşı karşıya kalabileceği en büyük tehlike, yalnızca dış baskılarda değil, aynı zamanda rejimi korumakla görevli kurumlar arasındaki iç bölünmelerde de gizlidir. İran örneğinde, bilhassa Devrim Muhafızları içindeki gruplar arasında veya Muhafızlar ile derin devletin diğer baskıcı kurumları arasında gerçek bir güç boşluğu, güvenlik aygıtının kendi içinde bölünmeler gerektirecektir.

Lakin bu tür bölünmelerin yokluğunda, İslam Cumhuriyeti halen önemli bir direnme gücüne sahip olmayı sürdürüyor. Rejim, tam da bu tür bir meydan okumaya hazırlanmak için on yıllarını harcadı. Silahlı kuvvetler içindeki çoklu komuta yapısı, üst düzey komutanların ölümü durumunda bile operasyonların sürekliliğini sağlamak üzere tasarlanmış yardımcı rütbeler ve paralel komuta zincirleri, çok katmanlı istihbarat ağları ve askeri liderlik için önceden belirlenmiş halef planları, devletin saldırı altında bile işleyişinin devamını garanti altına almaya yönelik sistematik bir çabayı ortaya koyuyor.

de
1 Mart'ta bombardımandan sonra başkent Tahran’ın mahalleleri üzerinde yükselen dumanlar (AFP)

İronik bir şekilde, rejimi zayıflatmayı amaçlayan dış askeri baskı, en sert unsurlarını güçlendirebilir. İranlı liderler, savaşın sadece davranışlarını değiştirmeyi değil, devletin kendisini ortadan kaldırmayı amaçladığı sonucuna varırlarsa, herhangi bir uzlaşma çağrısı siyasi olarak maliyetli hale gelecektir. Bu koşullar altında, Devrim Muhafızları'nın İran'ın içsel birlik, direniş ve sıkılaştırılmış bir güvenlik kontrolü gerektiren varoluşsal bir mücadele içinde olduğu yönündeki anlatısı daha da güç kazanacaktır.

Bu nedenle, savaş İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüyle ​​sonuçlanmayabilir, aksine onu daha militarize bir biçime doğru itebilir. Zayıflamış bir İran, yaptırımlar altında etkili bir şekilde işleyebilen kurumlara dayanan, daha güvenlik odaklı, daha yoksul, daha izole ve daha bağımlı bir devlete dönüşebilir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

TT

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail hava saldırısıyla bugün (Çarşamba) Beyrut’un merkezinde bulunan bir apartman dairesini hedef aldı. Söz konusu saldırı, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da dahil olduğu savaşın başlamasından bu yana, başkentin merkezine yönelik ikinci saldırı oldu.

İran Emniyet Gücü Genel Müdürü Tuğgeneral Ahmed Rıza Radan  hükümet karşıtı gösterilere ilişkin açıklamasında, düşman ülkelerin tutumlarını desteklediği değerlendirilen kişilere karşı sert tedbirler alınacağını söyledi. Radan, “Eğer biri düşmanın istekleri doğrultusunda hareket ederse artık ona yalnızca bir protestocu olarak bakmayacağız; onu düşman olarak değerlendireceğiz. Güçlerimiz tam hazırlık halinde ve tetikte bekliyor; devrimi savunmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı’nın oğlu, savaş sırasında yaralandığına dair çıkan haberlere rağmen yeni dini lider Mücteba Hamaney’in “iyi durumda” olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar ise Mücteba Hamaney’in yeni dini lider olarak seçilmesinin İran Devrim Muhafızları’nın etkisiyle gerçekleştiğini ifade etti.

 


İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
TT

İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı savaşın yakında sona erebileceğini ima etti. Trump, ABD'nin planlanandan çok daha ileride olduğunu ve ABD-İsrail ortak askeri operasyonlarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Ancak ABD Savaş Başakanlığı (Pentagon) aynı gün, sosyal medya üzerinden ‘Merhamet yok’ ve ‘Savaş daha yeni başladı’ başlıklı iki güçlü açıklama yayınlayarak tamamen farklı bir mesaj verdi.

Trump yönetiminin İran ile savaş hakkındaki mesajları belirsiz ve kafa karıştırıcı görünüyorsa, bunun kasıtlı olarak yapıldığını aklımızdan çıkarmamalıyız. Karışık mesajlar ve çelişkili üslup, sadece kafa karışıklığı veya yetersizliğin sonucu değil, kasıtlı bir tutumdur.

Herkesi, tüm dünyayı, müttefikleri ve düşmanları da dahil olmak üzere, tahminlerde bulunmaya zorlayarak, çelişkili mesajlarla herkesi kafa karıştırıp, tüm dikkatleri sadece kendisine çekerek avantaj elde etmek Trump tarzı stratejik iletişimin temel bir özelliğidir.

Bu yaklaşım, hesaplanmış bir kaos gibi görünse de Trump'ın ekibinin savaş öncesindeki haftalarda benimsediği modelle uyumlu. Ekip, rejim değişikliği, İran halkını koruma, nükleer programla başa çıkma ve balistik füze tehdidine karşı koyma gibi çok çeşitli gerekçeler öne sürmüştü. Ancak bu yaklaşımın birikimli bir maliyeti vardı. Çünkü operasyonun birleştirici bir hedefi ve net bir merkezi mesajı olmadığından yönetimin askeri harekat için sağlam bir Amerikan desteği oluşturması zorlaştı. Kamuoyunun desteği, Washington'ın bu çatışmada tüketilen silahları yenilemesi için ihtiyaç duyduğu ek fonu elde etmesi için Kongre'nin onayını almasında gerekiyor.

İran'a karşı savaşın ilk günlerinde ABD halkının zayıf desteği

Savaş ikinci haftasına girerken, Amerikalıların çoğu Trump'ın savaşı yönetme şeklini eleştiriyor. NPR, PBS News ve Marist tarafından yapılan son ankete göre Amerikalıların yüzde 56'sı İran'a karşı savaşa karşı çıkarken, yüzde 44'ü savaşı destekliyor. Amerikalıların sadece yüzde 36'sı Trump'ın İran'a karşı tutumunu onaylıyor.

Bu rakamlar, askeri operasyonların başlangıcında Amerikan kamuoyunun görüşleri ile karşılaştırıldığında geçmişe kıyasla oldukça düşük. 2000’lerin ilk on yılında Irak ve Afganistan'da yürütülen savaşlar ile ikinci on yılda DEAŞ’a karşı yürütülen savaş, başlangıçta Amerikalıların çoğunluğunun desteğini almıştı. Ancak bu savaşların Amerikalıların hayatları ve vergi mükelleflerinin parası açısından maliyeti arttıkça bu destek zamanla azaldı.

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor. Geçtiğimiz ay ‘Birliğin Durumu’ konuşmasını gerçekleştiren Trump, uzun konuşmasının sonunda İran'dan sadece kısaca bahsederken bunu çok çeşitli iç ve dış politika konularında ülke içindeki bölünmeleri derinleştirmek için kullandı.

gthy
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor.

Bunun yanında ABD’nin herhangi bir çatışmaya ilk günlerinde girmesi, her zaman ‘tek bayrak etrafında toplanma’ olarak bilinen bir eğilim yaratmıştır. Bu eğilim, Amerikalıların ABD ordusu tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında onları desteklemeleri şeklinde olur.

Ancak İran ile savaşın ilk günlerinde böyle bir durum yaşanmadı. Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri bu olabilir. Ara seçimlere dokuz aydan kısa bir süre kala, Trump yönetiminin en son istediği şey, bu popüler olmayan savaş başlamadan önce bile en düşük seviyelere gerileyen Başkanın popülaritesinin daha da azalması olacaktır. On Amerikalıdan altısı, başkanın genel performansından memnun olmadığını belirtiyor.

Bu savaşın Trump’a yükleyebileceği potansiyel bir siyasi yük, İran'a karşı savaşın neden olduğu yakıt fiyatlarındaki artışın, Amerikalıların onun ekonomi ve enflasyonu kontrol altına alma konusundaki tutumuna ilişkin görüşlerini daha da zayıflatma riski. Bu iki konu, Amerikan seçmenlerin en çok önem verdiği konular arasında yer alıyor. Reuters ve Ipsos tarafından geçtiğimiz hafta yapılan bir ortak anket, Amerikalıların yüzde 67'sinin İran'a yönelik saldırıların ardından yakıt fiyatlarının artmasını beklediğini gösterdi. Bu savaşın bir başka zayıf noktası da daha fazla Amerikan askerinin çatışmalarda hayatını kaybetme olasılığı.

Ancak Trump'ın İran'ı çevreleyen iç siyasi denklemde lehine çalışan bir faktör var. O da sağlam siyasi tabanı savaşa girme kararını destekliyor. Savaşın ilk haftasında yayınlanan bir başka ankette, Trump seçmenlerinin yüzde 84'ü, kendilerini ‘MAGA’ (Make America Great Again/Amerikayı Yeniden Harika Yap) destekçisi olarak tanımlayan muhafazakarların yüzde 94'ü dahil olmak üzere, Başkan Trump'ın İran'a karşı ABD saldırısı emri verme kararını desteklediğini belirtti.

vgrt
İran'ın başkenti Tahran'daki bir petrol deposunda çıkan yangın (AFP)

Savaşa girme kararının halkın desteğini alamaması, Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri olabilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere Trump'ın siyasi tabanındaki bu sadakat, destekçilerinin diğer çoğu konuda da onu destekleme şeklini yansıtıyor. Ancak, daha geniş bir bakış açısıyla, bu desteğin yoğunluğu, Amerikalıların çoğunluğunun İran'a yönelik yaklaşımını ve diğer birçok konuyu reddettiği daha kapsamlı bir görüşü gölgelediği için, zıt bir gerçeklik üzerinde durmak gerekir. Demokratlara gelince bu savaşa karşı büyük ölçüde birleşmiş olsalar da çoğunlukla açık stratejik alternatifler sunmadan eleştirmekle yetindiler.

Bu iç siyasi bağlamda, Trump'ın geniş bir kamuoyu konsensüsü oluşturmak için önemli bir çaba sarf etmeden İsrail ile birlikte İran'a savaş açma kararı riskli bir kumar gibi görünüyor. Bu karar, diğer bölgesel ortaklarla, özellikle de Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Ürdün gibi Washington'ın önemli Arap müttefikleriyle yakın iş birliği veya yeterli destek olmadan İsrail ile koordineli olarak savaşı başlatma kararının bir uzantısıdır. Nihayetinde, İran'a karşı savaş konusunda Amerikan kamuoyunun görüşü, sahada yaşananlara göre şekillenecek.

İlk gün İran rejiminin üst düzey liderlerinin ortadan kaldırılmasıyla savaş alanında elde edilen taktiksel başarılar, Trump yönetimi Amerikalılara bu savaşın nihai hedefi konusunda daha net bir bilgi vermedikçe, elde edilebilecek en büyük başarı olarak kalabilir. Savaş ne kadar uzun sürerse, Trump için siyasi maliyeti de ve riskleri de bir o kadar artacak.