Trump daha organize bir şekilde kaotik bir dünya düzeni kuruyor

Trump'ın Grönland ve Panama Kanalı'na yönelik tehditleri, ulusal egemenliğe yönelik diğer tehdit türlerini meşrulaştırırken, devletlerin egemenliğine tecavüzü açık bir teklif haline getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump daha organize bir şekilde kaotik bir dünya düzeni kuruyor

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

İnci Mecdi

ABD Başkanı Donald Trump, yeni 'altın çağında' ABD'nin yalnızca kendi ulusal çıkarlarını gözeteceğini söyledi. Defalarca kez ülkesinden ‘egemen’ bir devlet olarak bahsetti.

Trump’ın ikinci başkanlık dönemi, Washington'ın İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra herkes için refahı teşvik etmek ve dünyayı demokrasiye yönlendirmek için kurulmasına yardımcı olduğu uluslararası örgütlerden tek başına uzaklaşmasıyla ön plana çıkıyor. Trump'ın görevdeki ilk altı gününde güçlü bir şekilde belirginleşen bir diğer işaret de devletlerin ‘ulusal egemenliğine’ yönelik tecavüzler oldu.

Küreselleşme, iş birliği ve bazı kurallar aracılığıyla sınırları gönüllü olarak açma ve aşma çabası iken Trump, süper güçlerin ‘yalnızca tek taraflı ulusal çıkarlar’ elde etmek için daha küçük devletlerin egemenliğini geçersiz kılabileceği, daha doğrusu ‘ihlal edebileceği’ yeni bir sistem kurmak istiyor. Trump’ın Danimarka'nın egemenliği altında olan Atlantik adası Grönland'ı satın alma çağrısı, Kanada'yı ilhak etme önerisi, Çin’in hegemonyasını bahane ederek Panama Kanalı'nı ele geçirmekle tehdit etmesi ve pazar günü Gazze Şeridi'nde yaşayan 1,5 milyon Filistinliyi Mısır ve Ürdün'e gönderme fikrini ortaya atması, bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Bunun yanında Trump, yasadışı göçmenleri Kolombiya'ya gönderme kararına Kolombiya karşı çıkınca, her zamanki tehdit ve misilleme dilini kullandı ve ABD'ye gelen tüm Kolombiya mallarına yüzde 25 acil gümrük vergisi uygulanacağını açıkladı.

Egemenliğin İhlali

Trump'ın jeopolitik manevraları farklı büyüklükte korkulara yol açıyor. Washington ve diğer Batı başkentlerindeki gözlemciler, Trump'ın Grönland'ı satın almak ve Kanada'yı ilhak etmekten söz etmesinin, egemenliğe tecavüzü açık uçlu bir önerme haline getirme tehdidinde bulunduğunu ve devlet egemenliğini açıkça göz ardı etmesinin uluslararası normların temelinden yeniden düzenlenmesine yol açabileceğine dair korkuları artırdığını söylüyor.

Trump'ın Grönland hakkında söyledikleri sadece jeopolitik kazanımlar elde etmek için yüksek sesle söylenmiş sözlerden ibaret değil. İş adamı olan Trump’ın buzullar eridikçe ve yeni nakliye yolları açıldıkça okyanusun stratejik bir bölümünü işgal eden bu devasa ve bağımsız adayı kontrol etmeye kararlı olduğu görülüyor. ABD gazetesi New York Times’a (NYT) göre Trump, 20 Ocak'ta göreve başlamasından beş gün önce Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile gergin bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Trump görüşmede, ABD'nin Danimarka’nın egemenliğindeki Grönland Adası’nın kontrolünü istediği konusunda ısrar etti.

Meselenin hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen ve 45 dakika süren telefon görüşmesi hakkında bilgi sahibi olan iki Avrupalı yetkili, görüşmenin gergin geçtiğini söylediler.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi Başkanı Fredrik Kempe, kuruluşun internet sitesinde yer alan bir makalede, görüşmenin tehditkâr ve sert bir tonda yapıldığını, Danimarka Başbakanı Frederiksen'in askeri ve mali alanlarda daha fazla iş birliği için çeşitli önerilerde bulunurken, halihazırda ABD için önemli bir askeri üsse ev sahipliği yapan Grönland'ın satılık olmadığını vurguladığını yazdı.

Geçtiğimiz hafta İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu (WEF) çerçevesinde Fredrik Kempe'ye konuşan eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, Trump'ın ilk uluslararası hamlelerini ‘tehlikeli ve istikrarsızlaştırıcı’ olarak nitelendirerek, “Ben biraz endişeli olan kalabalığın içindeyim” ifadelerini kullandı. Bildt’e göre Trump'ın Grönland ve Panama Kanalı'na yönelik tehditleri, Putin'in Ukrayna'yı işgalinin ardında yatan ulusal egemenliğe yönelik diğer tehdit türlerini meşrulaştırıyor.

Bildt, sözlerini şöyle sürdürdü:

“(Trump) söylediklerinin sonuçlarını biliyor mu? Bu çok tehlikeli. İlkelere dayalı dünya düzeninin altını oyuyor, sınırların kutsallığı bir kural değil, normdur.”

Avrupa hazırlık yapıyor

Eski Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in danışmanı Siyaset Bilimci Zaki Laïdi, Trump'ın Danimarka'ya gümrük vergileri uygulayarak ekonomik yollarla baskı yapmaya karar vermesi halinde, AB'nin karşı gümrük vergileriyle yanıt vermesinin beklendiğini ifade etti. Danimarka'nın Trump'ın tehditlerinden duyduğu endişeyi dile getiren Laïdi, Danimarkalıların “sakin olmaları gerektiğini ama korktuklarını” söyledi.

Hem Laïdi hem de Frederiksen-Trump görüşmesi hakkında bilgi sahibi olan yetkililer, Trump'ın niyetinin belirsiz olduğunu belirttiler. Trump’ın, Grönlandlıları bir referandumda bağımsızlık yönünde oy kullanmaya ve ardından ABD'ye katılmaya teşvik etmek için harekete geçirebileceğini ya da Danimarka ve AB'ye gümrük vergileriyle baskı yapmak isteyebileceğini söylediler. Bir yetkili, Brüksel'in doğru tonu belirlemek ve Trump'ın gerçekten ne istediğini öğrenmek için Danimarkalılarla birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Panama Kanalı konusunda kazı çalışmaları sırasında 38 bin kadar Amerikalının öldüğünü iddia ederek, kanalın kontrolünü ele geçirmek için askeri bir müdahale seçeneğini de göz ardı etmiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu tehditler, 1989 yılında ABD'nin ülkelerini işgalini hatırlayan Panamalılar arasında korkuya neden oldu. ABD’nin Panama’yı işgali o dönemde BM tarafından ‘uluslararası hukukun ve devletlerin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali’ olarak kınandı.

Caydırıcılık üzerindeki baskı

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un ABD ve Amerika Kıtası Programı Direktörü Dr Leslie Vinjamuri, Trump dünyada tek taraflı ulusal çıkarlara dayalı yeni kurallar oluştururken, bunun, ABD'nin için de ciddi riskler taşıyacağını söylüyor.

Egemenlik üzerindeki normatif ve yasal kısıtlamalar zayıflarsa, bu durumun ABD'nin kendisi üzerinde de daha fazla baskı yaratacağı kesin. Bu da diğer büyük güçlerin sınırları değiştirmek için bir dayatmada bulunasını ya da doğrudan askeri güç kullanmasını engellemek için caydırıcılık (ve aynı zamanda caydırıcılığın inandırıcılığı) üzerinde daha fazla baskı oluşturacak. Bu baskı, Çin ile herhangi bir çatışma durumunda, özellikle de Tayvan konusunda tehlikeli bir duruma dönüşecek.

Ukrayna konusunda Trump'ın Rusya ile anlaşmaya varma sözü Avrupa için en az üç soruyu gündeme getirdi. Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ukrayna ile ilgili (varsa) kırmızı çizgileri neler? Eğer Trump Ukrayna'yı terk ederse, iş burada biter mi, yoksa ABD’nin Avrupa'ya olan güvenlik taahhüdünü de terk mi eder? Eğer ABD Ukrayna'nın toprak egemenliğini kabul etmeye ve hatta terk etmeye istekliyse, bu dünyanın diğer bölgelerindeki diğer (küçük) devletler için de aynısını yapacağı anlamına mı geliyor?

Düşündürücü ifadeler

Ancak gözlemciler Trump'ın yeni dönemindeki hamlelerini, ilk dönemine kıyasla çok daha organize ve bilinçli olarak nitelendiriyor.

BBC'nin aktardığına göre ABD'nin Ulusal Uyuşturucu Kontrol Politikası Ofisi (ONDCP) eski yetkilisi Lawrence Muir, Trump'ın görevdeki ilk gününde ‘daha disiplinli ve konulara odaklanmış olduğunu’ söyledi.

Vinjamuri’ye göre Avrupa'daki ve dünyanın diğer bölgelerindeki liderler, Trump'ın niyetini nasıl anlayacaklarıyla ilgili zorlukla karşı karşıyalar. Belki de Trump esasen ABD’nin uluslararası ilişkilerdeki mevcut konumunu korumayı planlıyor ve sadece daha iyi pazar erişimi ve daha güçlü, daha dengeli ittifaklar elde etmek için alışılmadık taktikler kullanıyor. Bu durumda uzlaşı, diplomasi, ziyaretler, hediyeler ve Trump'ın isteklerini yerine getirecek adımlar akıllıca bir karşılık olabilir. Ancak Trump Kanada, Grönland ve Panama konusunda gerçekten kararlıysa ve yeni bir küresel düzen için büyük bir tasarımın parçası olarak Tayvan ve Ukrayna'yı terk etmeyi planlıyorsa, ABD'nin ortakları ve müttefikleri buna daha stratejik, fakat aynı zamanda daha katı ve daha uzun soluklu bir karşılık vermeli.

Gözlemciler, Avrupa’daki yetkililerin ve diğerlerinin asıl istediğinin, ABD'nin yeni gerçekliğinin en iyi nasıl yönetilebileceğine dair tavsiyeler olduğunu söylüyor. Atlantik Konseyi Başkanı Frederick Kempe, Davos'taki en yaygın tepkinin, PayPal'ın kurucu ortağı ve girişimci Peter Thiel'in Trump’ın ilk döneminde seçilmesinden önce Ulusal Basın Kulübü'nde gazetecilere söylediklerinin başka bir biçimde ifade edilmesi olduğunu söyledi. Thiel, “Amerikalı seçmenler onu (Trump’ı) seçtiler ama gerçek anlamda ciddiye almadılar. Sekiz yıl sonra, Trump dünya sahnesinde her zamankinden daha fazla öne çıkarken, herkes onun değişen zamanımızın bir işareti ve mimarı olarak her zamankinden daha fazla, belki de gerçek anlamda ciddiye alınması gerektiğini biliyor” ifadelerini kullanmıştı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.