Trump Gazze’deki savaşı sona erdirdikten sonra İsrailli yerleşimcileri destekleyen adımlar atıyor

Washington Filistinlilere yönelik şiddet olaylarına karışan İsrailli yerleşimcilere uygulanan yaptırımları kaldırırken Tel Aviv'e saldırı tüfeği tedarik etme niyetinde

İsrailli yerleşimciler 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da 23 Filistinliyi öldürdü, onlarca evi ve aracı yaktı (AFP)
İsrailli yerleşimciler 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da 23 Filistinliyi öldürdü, onlarca evi ve aracı yaktı (AFP)
TT

Trump Gazze’deki savaşı sona erdirdikten sonra İsrailli yerleşimcileri destekleyen adımlar atıyor

İsrailli yerleşimciler 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da 23 Filistinliyi öldürdü, onlarca evi ve aracı yaktı (AFP)
İsrailli yerleşimciler 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da 23 Filistinliyi öldürdü, onlarca evi ve aracı yaktı (AFP)

Halil Musa

Donald Trump, ikinci döneminin başlamasına saatler kala selefi Joe Biden yönetiminin Filistinlilere yönelik şiddet olaylarına karışan bir grup İsrailli yerleşimciye uyguladığı yaptırımları iptal eden bir başkanlık emri imzalayarak Filistin-İsrail çatışmasına yönelik farklı bir politika izleyeceğinin sinyalini verdi.

Eski ABD Başkanı Joe Biden yönetimi her ne kadar İsrail’e ‘Gazze Şeridi'ndeki savaş sırasında siyasi, askeri ve uluslararası koruma’ sağlamış olsa da İsrail aşırı sağı, ‘Batı Şeria'daki yerleşimcilere yönelik ahlaksız tutumu’ nedeniyle İsrail'e saldırıyor.

Biden yönetiminin İsrailli yerleşimcilere ulaşmasından korktuğu için İsrail'e saldırı tüfeği tedarikini askıya alması Tel Aviv ile Washington arasında bir anlaşmazlığa sebep olmuştu.

Ancak Trump yönetimi bu kararı tersine çevirmeyi ve İsrail'e, geçtiğimiz aylarda ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Anthony Blinken tarafından dondurulan 34 milyon dolar değerinde 24 binden fazla saldırı tüfek sağlamayı düşünüyor.

Taraflı politika

ABD Dışişleri Bakanlığı, The Independent Arabia’nın Washington'ın Tel Aviv'e söz konusu saldırı tüfeklerini sağlamasına yönelik yasağın kaldırılma ihtimaline ilişkin sorusunu yanıtlamayı reddederek, şu anda bu konuda paylaşabilecekleri herhangi bir gelişme olmadığını belirtti.

Eski Bakan Blinken bu silahların tedarikini dondurma kararını, ABD Kongresi'ndeki Demokrat Partili temsilcileri, saldırı tüfeklerinin Filistinlilere karşı kullanılmak üzere İsrailli yerleşimcilerin eline geçebileceği yönündeki endişelerinin ardından almıştı.

Biden yönetimi, aşırılık yanlısı yerleşimciler tarafından uygulanan yüksek düzeydeki şiddetin, Filistinlilerin köylerinden zorla tahliye edilmesinin ve mülklerin tahrip edilmesinin kabul edilemez boyutlara ulaştığını savundu.

Itamar Ben-Gvir, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı olarak görev yaptığı dönemde İsraillilere ve yerleşimcilere ‘Filistin terörizmine karşı kendilerini savunmaları’ için on binlerce tüfek dağıttı.

Sivillere toplu silah dağıtımının İsraillilere yönelik saldırıların tekrarlanmasını önlemek için gerekli olduğunu söyledi.

Ancak 7 Ekim 2023 yılından bu yana yerleşimciler Batı Şeria'da 23 Filistinliyi öldürdü ve onlarca ev, araç ve camiyi yaktı.

Ben-Gvir, Trump’ın Filistinlilere yönelik şiddet olaylarına karışan İsrailli yerleşimcilere uygulanan yaptırımları kaldırma kararını ‘tarihi bir adaletsizliğin ve yıllarca süren önyargılı bir politikanın düzeltilmesi’ olarak değerlendirdi.

ABD'nin İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımlarını, ‘demokrasi ilkelerine ve iki dost ülke arasındaki karşılıklı ilişkilere zarar veren, İsrail'in içişlerine açık bir dış müdahale niteliğinde tehlikeli bir adım’ olarak tanımlayan İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise “Washington ve Tel Aviv arasındaki stratejik ortaklığın güçlendirilmesi, adalet, özgürlük ve güvenliğe olan ortak inanç değerlerine dayanmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

“En iyi dost”

Yeni Trump yönetimi ekibi İsrail yanlısı ve hatta dinci Siyonist partiler tarafından temsil edilen aşırı sağcı olarak görülüyor.

Trump'ın ABD'nin İsrail Büyükelçiliğine aday gösterdiği Mike Huckabee, Biden ve Kongre üyelerinin İsrail'e silah tedarikini dondurma kararını ABD’nin ‘sadece Ortadoğu'daki değil, tüm dünyadaki en iyi dostuna sırtını dönme girişimleri’ diye nitelendirerek reddetti.

Smotrich ve Ben-Gvir'in görüşlerine katılan Huckabee, Batı Şeria'nın tamamının İsrail'e ait olduğuna ve Filistin diye bir halkın olmadığına inanıyor.

ABD Kongresi’nin Demokrat Partili üyeleri, 2023 yılı sonlarında İsrail'in ‘tüfeklerin kullanımına ilişkin uygun güvenceler’ sağlaması koşuluyla kararı gayri resmi olarak onaylasalar da silahların İsrailli yerleşimcilerin eline geçmesine ilişkin endişelerini dile getirmişlerdi. Bunun üzerine dönemin ABD Dışişleri Bakanı Blinken, bu silahların Tel Aviv'e sevkiyatını dondurdu.

İsrail, söz konusu saldırı tüfeklerini ABD'li bir silah üreticisinden satın aldı, ancak İsrail'e tedarik edilmesi için ABD Dışişleri Bakanlığı'nın onaylanması ve Kongre'ye bildirilmesi gerekiyor.

Ayrım Duvarı (Utanç Duvarı) ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi Başkanı Müeyyed Şaban'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail'e yönelik politikası, İsrailli yerleşimcileri bölgelerini boşaltmaya ve ilhak planını uygulamaya zorlamak için Filistinlilere karşı daha fazla suç işlemeye teşvik ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Şaban, yerleşimcilere yönelik yaptırımları iptal eden ve İsrail'e özel saldırı tüfekleri sağlamayı düşünen Trump yönetiminin Filistinlilere karşı talihsiz bir başlangıç yaptığını söyledi.

Batı Şeria'da faaliyet gösteren iki kurum olduğuna dikkati çeken Şaban, bunlardan birincisinin İsrail ordusu ve İsrail İç Güvenlik Servisi Şin Bet, ikincisinin ise Batı Şeria'daki yerleşimciler ve onların kurumları olduğunu söyledi.

Filistin ile ABD arasındaki görüşmeler

Geçtiğimiz hafta Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Konseyi Genel Sekreterliği görevine Hüseyin eş-Şeyh, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Riyad'da bir araya geldi.

Şeyh, FKÖ'nün Witkoff'a büyük saygı duyduğunu, çabalarını takdir ettiğini ve barışı ilerletmek için kendisiyle ve Trump yönetimiyle birlikte çalışmayı sabırsızlıkla beklediğini söyledi.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, göreve başlaması vesilesiyle tebriklerini ifade ettiği mesajında Trump’a uluslararası meşru kararlar çerçevesinde iki devletli çözüm doğrultusunda, görev süresi boyunca barışın sağlanması için kendisiyle birlikte çalışmaya hazır olduklarını ifade etti.

Abbas, çözümün ‘Filistin Devleti ile İsrail Devleti'nin barış ve güvenlik içinde yan yana yaşamasından geçtiğini’ vurguladı.

Ancak Abbas, basın tarafından ‘Yüzyılın Anlaşması’ olarak bilinen ve Filistinlilerin ‘Filistin davasını tasfiye etme girişimi’ olarak gördükleri barış planı nedeniyle Trump’ı ilk başkanlık döneminde (2017-2021) eleştirmişti.

Trump tarafından 2020 yılında önerilen plan, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin bazı bölümlerini içinde yer alan bir Filistin devletinin kurulmasını öngörüyor ve İsrail'e Ürdün Vadisi ve sınır kapıları üzerinde egemenlik veriyor.

Plan, Filistinlilerin geri dönüş hakkı gibi her türlü tarihi ve insan hakları taleplerinin rafa kaldırılmasını da içeriyor.

İsrail aşırı sağı tarafından da reddedilen bu planın akıbeti şu an için bilinmiyor. Plan, bağımsız olmasa ve 1967 sınırlarına dayanmasa da bir Filistin devletinin kurulmasını öngörüyor.

Peki İsrailli aşırı sağcılar ne istiyor?

İsrailli siyasi analist Yoav Stern, Trump'ın ABD'nin bir grup İsrailli yerleşimciye uyguladığı yaptırımları kaldırarak ve ağır silahlardan saldırı tüfeklerine kadar İsrail'e silah ihracatı üzerindeki kısıtlamaları kaldırmaya başlayarak selefi Biden'dan farklı ve alışılmışında dışında bir politika izlediğini düşünüyor.

Stern'e göre Trump yönetimi, Trump'ın müttefikleri olduğunu ve aşırılık yanlısı ideolojileriyle dayanışma içinde olduğunu düşünen İsrailli aşırı sağcıları güçlendirmeye dayalı farklı bir görüşe sahip.

Ancak Trump'ın planladıkları ile İsrailli aşırı sağcıların istedikleri arasında birtakım farklar olduğuna dikkati çeken Stern’e göre Trump’ın barış planı çerçevesinde bir Filistin devleti kurmak istiyor, ama aşırı sağcılar buna şiddetle karşı çıkıyor.

Stern, Trump'ın kurulmasını istediği Filistin devletinin 4 Haziran 1967 sınırlarında olmayacağını, ancak İsrailli yerleşimcilerin yine de buna karşı çıktığını açıkladı.

Washington merkezli Wilson Center araştırmacılarından Joe Macaron, Trump'ın Batı Şeria'da İsraillilere bazı tavizler vermeye istekli olabileceğini, ancak bu tavizlerin Trump’ın bölge ülkeleri ile İsrail arasında arabuluculuk yaptığı normalleşme anlaşmalarının sayısını artırma çabalarını riske atmayacağını söyledi.

Macaron'a göre Washington İsrail'e Batı Şeria'da hareket alanı bırakacak, çünkü buradaki durum Gazze'dekinden farklı olarak yerleşimlerin varlığı nedeniyle daha karmaşık.

Trump'ın Netanyahu'dan bölgeyle ilgili vizyonunun bir parçası olmasını beklediğini söyleyen Macaron, aralarındaki ilişkinin bir test aşamasına gireceğini ve salı günü Washington'da yapılacak görüşmenin bu testin duraklarından biri olacağını da sözlerine ekledi.

Netanyahu Washington’da

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Washington ziyareti öncesinde yaptığı açıklamada, mevcut savaş sırasında aldığı kararların Ortadoğu'nun çehresini değiştirdiğini söyledi. İsrail Başbakanı, ABD Başkanı ile yakın çalışmanın İsrail'in Ortadoğu'yu daha iyi bir şekilde yeniden şekillendirmesini sağlayacağını da sözlerine ekledi.

Netanyahu, Washington ile yakın bir ilişkinin güvenliğin artmasına, barışın genişlemesine ve güç yoluyla büyük bir barış döneminin gerçekleşmesinin önünü açacağını belirtti.

Joe Macaron ise Trump’ın bölgede yeni savaşlar istemediğini ve selefi Biden'dan farkını ortaya koymak için Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmeye çalıştığını vurguladı.

Öte yandan Filistinli siyaset uzmanı Cihad Harb, Trump'ın kararlarının Filistinlilerin ulusal hakları pahasına İsrail aşırı sağına verdiği desteğin bir parçası olduğunu düşünüyor.

Harb'a göre Trump'ın İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımları kaldırma kararı, Filistinlilerin Gazze Şeridi'nden çıkarılması önerisi ve yönetiminin İsrail'e saldırı tüfekleri tedarik etme niyetiyle aynı zamana denk gelmesi tesadüf değil.

Bunun aşırılık yanlısı İsrail hükümetiyle özdeşleşme çabası olduğunu düşünen Harb, Trump'ın anlaşmaya varma konusunda bir işadamı gibi düşündüğü ve hareket ettiği yönündeki söylemleri ise reddetti.

Harb, Trump'ın ilk başkanlık döneminde, Yahudi lobisinin teşvikiyle Kudüs ve yerleşim birimleri konusunda İsrail'i destekleyen önemli kararlar aldığının altını çizdi.



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.