Yeni diktatörlüğün önderi Elon Musk

Felsefe, müzik, edebiyat ve bilim ülkesi Almanya, kendisi ve siyasi seçkinleriyle alay eden tweetleri karşısında sessiz kalıyor

Musk liderliğindeki modernist diktatörlük, paranın diğer tüm otoriteler üzerindeki otoritesidir (Reuters)
Musk liderliğindeki modernist diktatörlük, paranın diğer tüm otoriteler üzerindeki otoritesidir (Reuters)
TT

Yeni diktatörlüğün önderi Elon Musk

Musk liderliğindeki modernist diktatörlük, paranın diğer tüm otoriteler üzerindeki otoritesidir (Reuters)
Musk liderliğindeki modernist diktatörlük, paranın diğer tüm otoriteler üzerindeki otoritesidir (Reuters)

Emin Zavi

“Bu toprak üzerinde her şey müşterektir, her şey satın alınır veya müsadere edilir.” Üçüncü binyılın ikinci çeyreğindeki ABD'nin, Elon Musk ABD’sinin yeni diktatörlüğünün dayandığı teori budur.

Kıtalararası ve dahası gezegenler arası yeni bir diktatörlüğün kuruluşuna tanık oluyoruz. Bu diktatörlüğün önderi belki de Donald Trump değil, paraya ve finansal sembollere ek olarak tuhaf bir mizaca sahip olan Elon Musk'tır.

Eğer diktatörlük, siyaset ve ekonomi derslerinde öğrendiğimiz gibi bir kişinin iktidara, bir halkın ya da ülkenin kaderine hakim olması ise Musk bu teoriyi değiştirmeye ve müjdelediği modernist diktatörlüğün sınırları olmayan bir diktatörlük olduğunu söylemeye geldi. Bu, baskısının her yerde hissedilebileceği, hangi siyasi sınıftan, coğrafyadan, ülkeden, dilden, kültürden ve dinden olursa olsun tüm insanların hayatlarında onun varlığını hissedebilecekleri bir diktatörlüktür.

Musk'ın liderliğini yaptığı modernist diktatörlük, paranın diğer tüm güçler üzerindeki otoritesidir. Burada dinin otoritesi yoktur, vatanseverliğin ya da coğrafyanın da otoritesi yoktur. Para herkesi ezip geçmektedir. Hiç kimse ona karşı çıkamaz, itiraz edemez.

Modernist diktatörlüğü, medyayı ve iletişimi kontrol eden yönetmektedir ve o cennet ile cehennemi yaratma gücüne sahiptir. İnsanların cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğini seçen Tanrı değil, şunu buna, bunu şuna gönderen yalnızca Musk'tır.

Modernist diktatörlük, paranın ve tüm çılgın olasılıklara açık yapay zekayla donanmış dijital medyanın gücü aracılığıyla, ulusların geleceğini Musk'ın “ruh halinin” arzuladığı şekilde oluşturma kudretini kendisine bahşediyor. Dünyanın yarın ihtiyaç duyacağı partileri belirleyen odur. Dünyanın her yerindeki partilere başarılı ya da başarısız damgasını vuran, dünyanın yarın ve öbür gün sahip olacağı coğrafi sınırları belirleyen de odur.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Modernist diktatörlüğün önderi, insanlığın gelecek ufuklarını, ekonomik, bilimsel, politik, dilsel ve kültürel ufuklarını kendi arzularına göre çizen kişidir.

Musk’ın dininden başka din yoktur, teknolojik diktatörlük buna inanır!

Elon Musk'ın önderliği, taşıdığı kaos, şiddet, adaletsizlik, yok oluş ve yok etme işaretlerine rağmen gerçek anlamda bir direnişle karşılaşmıyor. Aydınlanma, yapısöküm, doğum, varoluş ve hiçlik felsefelerini müjdelemeye devam eden Batı, Musk'ın kendi mizacına, genele muhalif düşüncelerine ve aşırı hırslarına göre kendisine çizdiği kaderine sessiz bir şekilde teslim olmuş durumda.

Felsefe ülkesi, müzik, edebiyat ve bilim ülkesi Almanya, Musk'ın kendisiyle ve siyasi seçkinleriyle alay eden tweetleri karşısında sessiz kalıyor. Modernist diktatörlüğün önderi Musk'ın gözünde eski Avrupa, doğal, askeri ve ekonomik yok oluşa açık, küçük bir “köy”den başka bir şey değil. ABD'nin mandası olmaktan ibaret ve eğer Musk'ın medyatik ve mali otoritesinin onayıyla ABD onun üzerinden elini çekerse, bir kartopu gibi küçülecek ve eriyecektir.

Büyük bir orduyla sefere çıkıp bir kabileye, mahalleye, köye, hatta şehre saldıran Arap veya üçüncü dünya diktatörlerinin dönemi sona erdi. Bunlar, Güney'in bazı ülkelerinde, Afrika'da, Ortadoğu'da ve Uzakdoğu'da hâlâ var olsa da artık geçmişte kalan, tarih olmuş uygulamalardır. Diktatörce baskı yöntemleri değişti.

Kuzey Kore liderinin askeri diktatörlüğü, teokratik Taliban diktatörlüğü ya da Saddam'ın kimyasal diktatörlüğü, dünyayı kan dökmeden boyunduruk altına alan Musk diktatörlüğü karşısında bölgesel bir oyun gibi görünüyor. Musk diktatörlüğü insan kanı değil, erdemlerin, onurun ve bağımsızlığın, insan özgürlüğünün kanı dökülerek kuruldu. Herkesin direnmeden teslim olmasıyla ve 21. yüzyıla ait halkların ve siyasi sınıfların klasik savaşlar olmadan boyun eğdirilmesiyle inşa edildi.

Modernist diktatörlüğün önderi Musk’ın hırsları, dünyayı tek başına kontrol etme ile sınırlı değil. Aksine dünya gezegeninin ötesinde, Mars gibi diğer gezegenlere de el atmayı düşünüyor. Gökyüzüne bakıyor ve krallığı ile asasını hayal gücünün en uzak noktasına kadar genişletmenin hayalini kuruyor. Hiçbir caydırıcılık ve engelle karşılaşmadan Uzayı Keşfetme Vakfı’nı kurdu. Burada keşif ile kastedilen elbette uzay bilimlerinin geçmişte hayal ettiği gibi insanlığın mutluluğu için yapılan keşifler değil. Aksine, uzaya sahip olmak ve küresel ısınma ve kirlilikten ölmekte olan bu dünyada insanı kuşatmak.

Musk, uzay araştırmaları için özel bir üs kuruyor ve buradan araçlarını denetime tabi olmadan Mars'a gönderiyor. Kendini evrenin küçük bir tanrısına dönüştürdü, orada istediği gibi davranıyor ve parası ile hayallerinin kendisini götürebileceği yere kadar gitmek istiyor.

Bir Arap, Latin Amerikalı veya Afrikalı diktatörün imajı, iktidarı tekeline alan, kılıcı, kurşunları ve yasaları ile yerel muhaliflerini ve halkını kontrolü altına alan askeri bir kişiliğin özelliklerini taşıyordu. Bu askeri diktatöre karşı çıkan, kimi zaman bastırılan, kimi zaman da onu uzaklaştırmayı ya da devirmeyi başaran direnişler vardı. Bazen de onun yerine başka bir kılıkta başka bir diktatör gelir ve durum pek değişmezdi. Zaman geçtikçe ve içi boş, ahlâk ve insani değerlerden yoksun bilimin gelişmesiyle birlikte diktatör bir kuruma dönüştü. Kurumlar artık bireysel diktatörün gücünü temsil eden bir dizi baskıcı değere sahip.

Şimdi ise artık diktatörlüğün sınırları yok, tek bir halkı yok ve tek bir gökyüzü altında değil. Diktatör, Musk'ın kişiliğinde somutlaştığı şekliyle artık evrensel bir diktatör. Gücünü coğrafya, dil ve din değil, para, iletişim gücü ve yapay zeka belirliyor. Bireyden ve kurumdan daha büyük hale geldi, sınırları olmayan küresel bir olguya dönüştü.

Dünya ahlâkı kaybetti, felsefe para karşısında gücünü yitirdi, dinler de para karşısında mağlup oldu. Müminlere vaat edilen cennet, Musk’ın cennetleri ve yeni bir ahlâk yaratan medyası önünde yandı. Musk kontrolsüz yapay zeka ve vahşi teknolojinin ustası olduğu yeni sömürgeleştirmeye ve liderliğe boyun eğmeye hazır içi boş bir insan üretiyor.

Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanında insanların uğruna sık sık mücadele ettiği demokrasinin ölümüne tanık oluyoruz. Teknolojinin güçlendiği, insanı yavaş yavaş köleleştiren yapay zekanın yaygınlaştığı bir dönemde demokrasinin ölümüne tanık oluyoruz. Tarihin başlangıcında tanık olunan ilk ve belki de ondan daha vahşi bir köleliğe geri dönüş ile ​​karşı karşıyayız.



Arakçi’den ABD’ye sert uyarı: İran’a saldırı bölgesel savaşı tetikler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
TT

Arakçi’den ABD’ye sert uyarı: İran’a saldırı bölgesel savaşı tetikler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çarşamba günü ABD’ye yönelik şimdiye kadarki en sert ve doğrudan uyarısını yaparak, İslam Cumhuriyeti’nin “yeniden bir saldırıya uğraması halinde elindeki tüm imkânlarla karşılık vereceğini” söyledi.

Uluslararası bağlam ve ABD’nin askerî hareketliliği

Arakçi’nin açıklamaları, ülkesindeki protestoların bastırılması nedeniyle Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na davetinin geri çekildiği bir dönemde geldi. Aynı zamanda, Asya’dan Ortadoğu’ya doğru ilerleyen bir ABD uçak gemisi taarruz grubunun bölgeye yöneldiği belirtiliyor. Buna paralel olarak, Karayipler’deki geniş çaplı bir ABD askerî konuşlanmasının ardından Venezuela’da Nicolas Maduro’nun ABD güçlerince gözaltına alınmasıyla eş zamanlı şekilde, Ortadoğu’da da Amerikan savaş uçakları ve askerî teçhizatının hareketliliği dikkat çekiyor.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığı analizde Arakçi, “şiddetli kargaşa evresinin 72 saatten kısa sürdüğünü” savunarak, yaşanan şiddetin sorumluluğunu yeniden “silahlı göstericilere” yükledi. Ancak internet kesintisine rağmen İran’dan sızan görüntülerde, güvenlik güçlerinin çoğu silahsız görünen göstericilere defalarca gerçek mermi kullandığı görülüyor; Arakçi bu iddialara değinmedi.

Haziran ayında İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunan Arakçi, “İran’ın Haziran 2025’te gösterdiği itidalin aksine, güçlü silahlı kuvvetlerimizin yeni bir saldırı halinde sahip olduğumuz her şeyle karşılık verme konusunda en küçük bir tereddüdü yoktur. Bu bir tehdit değil; bir diplomat ve eski bir savaşçı olarak savaştan nefret ettiğim için, açıkça iletmem gerektiğini hissettiğim bir gerçektir” ifadelerini kullandı.

Arakçi, “Herhangi bir kapsamlı çatışma kesinlikle sert olacak ve İsrail ile onun vekillerinin Beyaz Saray’a pazarlamaya çalıştığı hayali zaman çizelgelerinden çok daha uzun sürecektir. Böyle bir çatışma, bölge geneline yayılacak ve dünyanın dört bir yanındaki sıradan insanlar üzerinde etkiler yaratacaktır” değerlendirmesinde bulundu.


Uluslararası baskı artarken İran gözaltı kampanyasını yoğunlaştırıyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
TT

Uluslararası baskı artarken İran gözaltı kampanyasını yoğunlaştırıyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)

İran’da son protesto dalgasının ardından gözaltı kampanyası yoğunlaştırıldı. Ülke, insan hakları örgütlerinin binlerce kişinin hayatını kaybettiğini söylediği baskı politikaları nedeniyle ciddi uluslararası baskılarla karşı karşıya bulunurken, internet erişiminin kesilmesi de sürüyor.

Bu gelişmeler, Tahran yönetiminin söz konusu olayları ‘isyancı eylemler ve terör’ olarak nitelendirerek ABD ve İsrail’i sorumlu tuttuğu bir dönemde yaşanıyor. İnsan hakları örgütleri ise güvenlik güçlerinin müdahaleleri sonucu binlerce kişinin öldüğünü savunuyor.

İran medyası dün hükümet yetkililerine dayandırdığı haberlerde, güvenlik birimlerinin resmî söyleme göre ABD ve İsrail tarafından yönlendirilen ‘terör eylemlerine’ karıştıkları iddiasıyla bazı kişileri gözaltına aldığını aktardı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre protesto gösterileri büyük ölçüde gerilerken, Tahran merkezindeki Büyük Çarşı’da bulunan çok sayıda dükkân dün yoğun güvenlik önlemleri altında yeniden açıldı.

Sosyal medyada paylaşılan yeni görüntülerde ise askerî kıyafet ve teçhizat giyen kişilerin İran’daki bir sokakta halkı korkutmaya yönelik eylemler gerçekleştirdiği, ‘Lebbeyk ya Hamaney’ ve ‘Ya Haydar’ sloganları attığı ve silah seslerinin duyulduğu görüldü.

zxcdfg
Tahran'daki halk protestoları sırasında yakılan bir binanın yanındaki köprüden geçen İranlı bir kadın (AFP)

İran devlet televizyonu dün, ülkenin orta kesimindeki İsfahan’da ‘ABD-Siyonist fitnesi’ suçlamasıyla 73 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Açıklamada, ülke genelindeki toplam gözaltı sayısına ilişkin bilgi verilmedi.

Tahran’da ise yargıya bağlı Mizan Online internet sitesi, savcılığın aralarında sporcular ve oyuncuların da bulunduğu 25 kişi ile 60 kafe hakkında dava açtığını bildirdi. Söz konusu kişi ve işletmeler, ‘terör çağrılarına doğrudan ya da dolaylı destek’ ile suçlanırken, bazı sanıklara ait mal varlıklarına el konuldu. Açıklamada, mahkûm edilen kişilerin kamuya ve özel mülkiyete verilen zararları tazmin etmekle yükümlü olacağına işaret edildi.

Bu gelişmeler, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei’nin protestolarla bağlantılı tutukluların dosyalarının hızla ele alınması gerektiğini vurgulamasının ardından yaşandı. Yargı yetkilileri, gözaltı sayısının soruşturmaların tamamlanmasının ardından açıklanacağını bildirdi.

Polis ise pazartesi günü, ‘isyan eylemlerine karıştığı’ belirtilen kişilere üç gün içinde teslim olmaları çağrısında bulunarak, teslim olanlara yönelik ‘esneklik’ gösterileceği vaadinde bulundu.

Resmî ve kapsamlı bir istatistiğin bulunmadığı ülkede, Tesnim Haber Ajansı geçen hafta yaklaşık 3 bin kişinin gözaltına alındığını bildirdi. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise protestoların başlamasından bu yana 26 bin 127 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, ülkede ‘idam cezasının sistematik biçimde bir korkutma aracı olarak kullanıldığına’ dikkat çekerek, protestocuların idam edilme ihtimaline ilişkin endişelerin arttığını söyledi.

İnsan hakları örgütleri ayrıca, ülkenin kuzeyindeki Reşt kentinde 19 yaşındaki bir futbolcunun protestolara katıldığı gerekçesiyle idama mahkûm edildiğini bildirdi. Gencin, sivil giyimli güvenlik görevlilerinin üst araması sırasında vücudunda saçma izleri tespit edilmesinin ardından gözaltına alındığı belirtildi.

Ölü sayısında olası artış

Merkezi Oslo’da bulunan İran İnsan Hakları Örgütü (IHR), iletişim kısıtlamaları nedeniyle ölü sayısının doğrulanmasının halen son derece güç olduğunu bildirdi. Örgüt, mevcut bilgilerin protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının, medyada yer alan ve 20 bine kadar çıkan en yüksek tahminleri dahi aşabileceğine işaret etti.

Aktarılan raporlara göre, şu ana kadar 4 bin 29 ölüm teyit edildi. IHR ise son verilerinin en az 3 bin 428 protestocunun öldürüldüğünü gösterdiğini ve bu rakamların BM tarafından da referans alındığını açıkladı.

IHR Direktörü Mahmud Emiri Mukaddem, protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının ‘medyadaki en yüksek tahminleri aşabileceğini’ belirterek, yaşananları ‘çağımızın en büyük protestocu katliamlarından biri’ olarak nitelendirdi.

HRANA ise dün yaptığı açıklamada, protestolar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının en az 4 bin 484’e ulaştığını duyurdu. Bu rakamın, İran’da son on yıllarda yaşanan herhangi bir protesto dalgası ya da toplumsal karışıklıkta kaydedilen can kayıplarından daha yüksek olduğu belirtildi.

dfghy
9 Ocak'ta Tahran'da düzenlenen rejim karşıtı gösterilerden (AP)

IHR, bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı açıklamasında, Şiraz’daki tutukluların büyük bölümünün, saçma mermileriyle yaralandığını, cezaevinde ise bazı kişilerin yaraları nedeniyle hayatını kaybettiğini bildirdi. Kaynak, yaralıları tedavi etmekte ısrar ettiği için Caferzade adlı bir doktorun, yaralıların tedavi edilmemesi yönündeki talimatlara uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındığını aktardı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, yabancı medya kuruluşlarının yayımladığı rakamları ‘yalan’ olarak nitelendirdi. Kesin bir sayı vermeyen Azizi, 3 bin 709 güvenlik görevlisinin yaralandığını söyledi.

Azizi, hayatını kaybedenler arasında olaylarla ilgisi olmayan kişilerin de bulunduğunu ifade ederek, güvenlik birimlerinin ölü sayısına ilişkin kesin rakamları açıklamasının inceleme ve analiz gerektirdiğini savundu. Açıklanan rakamların, yabancı basında yer alan sayılardan çok daha düşük olduğunu öne sürdü.

Başta İran Dini Lideri Ali Hamaney olmak üzere bazı yetkililer ise ölü sayısının ‘birkaç bin’ olduğunu dile getirmişti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Danışmanı Hamid Rıza Mukaddemfer, devlet televizyonuna verdiği röportajda, ‘çatışmaların benzeri görülmemiş düzeyde olduğunu’ belirterek, güvenlik güçlerinin şiddetli saldırılara maruz kaldığını ve bazı mensuplarının ‘vahşi yöntemlerle’ öldürüldüğünü söyledi. Mukaddemfer, şiddet olaylarını İsrail’e bağlayarak, şiddetin bazı yönleriyle DEAŞ’ı dahi aştığını iddia etti.

Meşhed’deki olaylara da değinen Mukaddemfer, son iki haftadaki protestolar sırasında bir aşamada İmam Rıza Türbesi’ni neredeyse tamamen çevreleyen bir kalabalığın oluştuğunu ileri sürdü. Karşıt unsurların dinî mekânları ateşe verdiğini öne süren Mukaddemfer, bu kişilerin Meşhed’de İmam Rıza Türbesi’ni adeta kuşattığını savunarak, bunun sokaklardaki yoğun katılımı gösterdiğini ifade etti.

Mukaddemfer, ‘fitnenin ana senaryosunun ölüler yaratmak üzerine kurulu olduğu anlaşıldıktan sonra polis ve Besic güçlerine hiçbir şekilde silah ya da gerçek mermi kullanma izni verilmediğini’ iddia etti.

İnternet ve iletişim

İranlı yetkililerin geniş çaplı internet kesintisi uygulamasının üzerinden 12 gün geçmesine rağmen, iletişim üzerindeki sıkı kısıtlamalar sürüyor. Bağımsız izleme kuruluşlarının rapor ve güncellemelerine göre, küresel ağlara erişim hâlâ büyük ölçüde sınırlı durumda.

İnternet izleme kuruluşu NetBlocks, verilerin ‘beyaz liste’ politikasının uygulandığını gösterdiğini belirterek, bu yöntemle yalnızca belirli kurum ve kesimlerin kısıtlamaları aşabildiğini bildirdi.

Tesnim Haber Ajansı ise bazı yerel mesajlaşma uygulamalarının yeniden devreye alındığını, yurt dışına arama yapılabildiğini ve kısa mesaj gönderilebildiğini, ancak gelen arama ve mesajların alınamadığını aktardı.

NetBlocks, internet kesintisinin 280 saati aşkın süredir devam ettiğini ve bunun İran’da iletişimin kısıtlandığı en uzun dönemlerden biri olduğunu açıkladı. Resmî kaynaklar, dijital ekonominin günlük kaybının yaklaşık 3,8 trilyon tümen olduğunu tahmin ediyor.

Artan uluslararası baskı

İran genelindeki protestolara yönelik sert baskıların ardından Tahran ile Washington arasındaki gerilim tırmanırken, ABD Başkanı, baskı olaylarının Washington’dan bir karşılık gerektirebileceği uyarısında bulundu.

Donald Trump, cumartesi günü İran Dini Lideri Ali Hamaney’in yaklaşık 40 yıldır süren iktidarının sona ermesi çağrısında bulundu. Politico’ya verdiği röportajda Trump, Hamaney’i ‘ülkesini doğru şekilde yönetmesi ve insanları öldürmeyi bırakması gereken hasta bir adam’ olarak nitelendirerek, “İran’da yeni bir liderlik arayışının zamanı geldi” dedi.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı (ISNA) ise İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’na dayandırdığı haberinde, Dini Lider Ali Hamaney’i hedef alan herhangi bir saldırının ‘tüm İslam dünyasıyla savaş ilanı anlamına geleceğini’ bildirdi. Haberde, böyle bir durumda din âlimlerinden cihat fetvası çıkmasının ve ‘Müslüman askerlerin’ dünyanın dört bir yanında karşılık vermesinin bekleneceği ifade edildi.

Daha sonra İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Ebu’l-Fazl Şekarçi yazılı bir açıklama yaparak, “Trump, liderimize uzanacak herhangi bir saldırgan elin yalnızca kesilmeyeceğini, onların dünyasının da ateşe verileceğini çok iyi biliyor” ifadesini kullandı.

Washington’dan açıklama yapan İran’ın son şahının oğlu Rıza Pehlevi ise İran halkını ‘hazırlıklı olmaya’ çağırdı. Pehlevi, dini lideri ‘İran karşıtı bir suçlu’ olarak nitelendirerek, mevcut yönetimin ‘dökülen her damla kanın hesabını vereceğini’ söyledi.

Rıza Pehlevi, kendisini muhalefetin lideri olarak tanıtırken, protestoların 8 Ocak’ta ailesinin adının atıldığı kalabalıkları gösteren videoların yayılmasıyla büyük ölçüde tırmanmasından önce de gösteri çağrısında bulunmuştu.

Pehlevi, geçen hafta sonu için protesto çağrısını yineledi. Hafta sonunda yer yer gösteriler düzenlendiğine dair haberler çıkarken, Pehlevi dün X platformunda yaptığı paylaşımda İranlılara ‘hazırlıklı olmaları’ çağrısında bulunarak, “Sokaklara dönüş anı gelecek” ifadesini kullandı.

Dış cephede ise Tahran, söz konusu baskı politikaları nedeniyle ciddi bir uluslararası yalnızlıkla karşı karşıya bulunuyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin dün İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenmesi planlanan zirveye katılımını, zamanın ‘uygun olmadığı’ gerekçesiyle iptal etti.

Arakçi, karara tepki olarak yaptığı açıklamada, kararın ‘İsrail ve ABD kaynaklı yalanlar ile siyasi baskılara’ dayandığını söyledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de Birleşik Krallık ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu bazı Avrupa ülkelerinin talebi üzerine, İran’daki insan hakları durumunun kötüleşmesini ele almak üzere cuma günü acil bir toplantı yapılacağını duyurdu. Komiserlik, ülke genelinde endişe verici şiddet olayları, protestoculara yönelik baskılar ve uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine dair güvenilir raporlar bulunduğunu belirtti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Avrupa Birliği’nin (AB), ‘süregelen vahşi baskılara’ yanıt olarak İran’a yönelik yaptırımların sertleştirilmesini ve insansız hava araçları (İHA) ile füze teknolojilerine ilişkin ilave ihracat yasakları getirilmesini önerdiğini açıkladı.

Moskova’da konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin yaptırım tehditlerine rağmen Rusya’nın İran ile ticari faaliyetleri durdurmak için herhangi bir neden görmediğini ve bu faaliyetleri uygun gördüğü şekilde sürdürmeye devam edeceğini söyledi.

Bu açıklamalar, ABD Başkanı Donald Trump’ın 12 Ocak’ta yaptığı ve İran ile ticari faaliyette bulunan her ülkenin, ABD ile olan ticaretinde yüzde 25 gümrük vergisiyle karşı karşıya kalacağını duyurmasının ardından geldi.


İran, dini liderin hedef alınması halinde cihat ilan etmekle tehdit ediyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)
TT

İran, dini liderin hedef alınması halinde cihat ilan etmekle tehdit ediyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)

Uluslararası baskının artmasıyla birlikte yetkililer protestoculara yönelik baskıyı genişletirken, İran parlamentosu, Yüksek Lider Ali Hamaney'e saldırılması halinde "cihat" fetvası yayınlamakla tehdit etti.

Devlet medyası, parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi'nin, Yüksek Lideri hedef almanın "savaş ilanı" olarak değerlendirileceğini ve "dünya çapındaki din alimlerinden cihat fetvasına ve İslam askerlerinden karşılık gelmesine" yol açacağını söylediğini belirtti.

Bu uyarı, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da yeni bir liderlik arayışı olasılığına işaret ettiği açıklamalarının ardından geldi.

Sahada yetkililer, İsfahan'da onlarca kişinin gözaltına alındığını ve Tahran'da 25 oyuncu ve sporcu ile 60 kafeye karşı "ayaklanmaya ve terörizme teşvik" suçlamasıyla dava açıldığını ve mallarına el konulduğunu açıkladı. BM İnsan Hakları Konseyi, İran'daki kötüleşen insan hakları durumunu görüşmek üzere cuma günü acil bir toplantı düzenleyeceğini duyurdu.