Kürtler Türkiye ile Öcalan arasında “yakında varılması beklenen” anlaşma konusunda endişeli mi?

Suriye’de ve Irak'ta barışın olumlu yansımaları beklentisi, PKK'da bölünme korkusu hakim.

Fotoğraf: EPA
Fotoğraf: EPA
TT

Kürtler Türkiye ile Öcalan arasında “yakında varılması beklenen” anlaşma konusunda endişeli mi?

Fotoğraf: EPA
Fotoğraf: EPA

Independent Arabia

Türk basını, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın cumartesi günü tutuklanmasının 26’ncı yıldönümünde bir konuşma yapacağı haberini geçti. Öcalan'ın PKK’ya silah bırakması ve Türk devletine karşı kırk yılı aşkın süredir devam eden ve binlerce kişinin hayatına mal olan isyanı sona erdirmesi çağrısında bulunması bekleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre  bilgi veren Türk kaynaklar, son haftalarda İmralı Adası'nda tutuklu bulunan Abdullah Öcalan ve Edirne'de cezaevinde tutuklu bulunan Kürt lider Selahattin Demirtaş ile ‘çok zorlu’ dedikleri görüşmelerin yapıldığını belirttiler.

PKK lideri Öcalan'ı heyetlerin ziyaret ettiğini ifade eden kaynaklar, DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve Van Milletvekili Pervin Buldan'dan oluşan heyet, 22 Ocak'ta Öcalan'la ikinci görüşme gerçekleştirdiğini ifade ettiler. Kaynaklara göre Öcalan, PKK’nın feshedildiğini çoktan ilan etmiş olabilir.

Anlaşmanın önündeki engeller

Gözlemcilere göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Öcalan'ın çıkıp PKK'nın feshedildiğini ilan etmesini ve bu şekilde Türkiye'nin yeni askeri operasyonlar yapmak zorunda kalmamasını istiyor, ancak bu konuda Türkiye'nin önünde Kürt meselesiyle ilgili iki zorluk var. Bunlardan ilki, Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının PKK’nın bir kanadı tarafından reddedilmesi ihtimali. PKK liderlerinden birkaçının bu çağrıya kulak asmayarak Türkiye'ye karşı düşmanca eylemlerine devam edebilir.

İkincisi ise Türk aşırı milliyetçiler Öcalan ve PKK ile uzlaşmaya karşı çıkması. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli uzlaşmayı desteklese de aşırı milliyetçilerin buna karşı çıkması bekleniyor.

Siyasi ve askeri

Öte yandan, gerçekleşebilecek herhangi bir uzlaşı ya da anlaşmanın Suriye ve Irak'taki Kürtler üzerinde doğrudan yansımaları olacak. Bu da Kürt-Kürt bölünmesini artırabilir. Bu bölünme daha da genişlerse, bazıları bunu Kürtlerin hem Suriye hem de Irak için önemli bir derinlikten mahrum bırakılması olarak görebilir.

Suriyeli Kürt yazar ve siyasi analist Ali Temmi, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Türk hükümeti ile PKK arasında tarihi bir diyaloğun başlatılmasının Türkiye, Suriye ve Irak'ta yansımaları olacaktır” dedi. Temmi, böyle bir anlaşmanın ‘doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ve bölgeyi birçok karmaşık ve çetrefilli sorundan kurtaracağını’ söyledi.

Olası anlaşmanın halka güven vermeye ve gerginlik ve endişe halini ortadan kaldırmaya katkıda bulunacağını belirten Temmi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye, Kürt meselesini siyasi ve askeri olmak üzere iki açıdan ele aldı. Siyasi olarak Ankara, Kürtlerin durumunu iyileştirecek ve Kürtlerin taleplerini yerine getirecek adımlar atarak Kürt kartını PKK'nın elinden çekmeye çalıştı. Ankara, Kürtçe yayın yapılan bir uydu kanalının kurulmasına ve Kürtçe öğretilmesine izin verdi. Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde üniversiteler açarken kalkınma faaliyetlerine ve altyapıya önem verdi. Bu adımlar PKK'nın 'Kürt mağduriyeti' ve yoksulluk kartını artık kullanamamasına katkıda bulundu. PKK'nın Türkiye'deki Kürtleri hükümete karşı harekete geçirmesini engelledi.

PKK’nın ayağını kaydırma

Temmi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ankara, tüm bu adımların yanında diğer Kürt partilerinin ortaya çıkmasına ve seçimlere katılmasına izin verdi. Bu yüzden tüm Kürtler artık PKK'yı desteklemiyor. Bu, aynı zamanda onu zayıflatan nedenlerden biri oldu. Ancak Türkiye için asıl zorluk, PKK'nın bağlantılarının olduğu çeşitli uluslararası güçler.”

Bunun yanında Temmi, Türkiye ile Öcalan arasında varılacak olası bir anlaşmanın Suriye'de halkı rahatlatacağına ve Türk hükümetine karşı duyulan kızgınlığı azaltacağına inanıyor.

Sadece teoride bir anlaşma

Bu göreceli iyimserliğe rağmen Ali Temmi, sözlerine şöyle devam etti:

“Söz konusu anlaşma sahada önemli bir değişikliğe yol açmayacak. Çünkü Öcalan'ın Kürtler üzerinde artık fazla etkisi yok ve Suriye'deki Kürtlerin büyük bir kısmı PKK’yı sevmiyor. Bu yüzden Öcalan'ın herhangi bir anlaşmaya varmasının ya da çağrıda bulunmasının halkın durumuna olumlu yansıyacağına, ancak sahada herhangi bir değişikliğe yol açmayacağına inanıyorum. Dolayısıyla Türkiye ile PKK arasındaki çatışma devam edecek. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de bugün başta İsrail ve Fransa ile ilişkileri olması ve uluslararası tarafların desteğini alması sebebiyle hiçbir tarafa taviz vermeyecektir.”

Kürt-Türk meseleleri üzerine yazılar yazan Hoşeng Osi, Temmi'nin çizdiği pembe tabloya katılmıyor. PKK'nın sadece Abdullah Öcalan'dan ibaret olmadığını düşünen Osi, PKK içinde İran'dan etkilenen Cemil Bayık liderliğinde katı görüşlü bir kanat olduğunu söyledi. Bunun da Suriye’deki Kürtlerin Irak, Türkiye ya da İran’daki Kürtlere kıyasla en zayıf halka olduğu anlamına geldiğini belirten Osi, “Iraklı Kürtler bir yönetime ve otoriteye sahip ve askeri güçleri, bayrağı, parlamentosu, hükümeti, kurumları ve seçimleri olan federal bir devletin parçasıyken, Suriyeli Kürtler mütevazı bir öz yönetime sahipler ve şu anda PKK’nın çekici ile Şam'daki mevcut hükümet ve bu yönetimi bir şekilde kontrol eden Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) örsü arasında kalmış durumdalar” değerlendirmesinde bulundu.

Osi, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“PKK ile bir çözüm ya da Abdullah Öcalan ile bir anlaşma Kürtlerin tamamıyla bir anlaşmaya varılması anlamına gelmiyor. Çünkü Abdullah Öcalan, genişleyen PKK içinde sadece kendisine sadık bir kesime sahip. PKK Türkiye, Suriye ve diğer ülkelerde, hatta Avrupa'da da varlık gösteriyor.”

Oyun kurucu olarak İran

Cemil Bayık'ın Kandil Dağları'nda bulunduğunu ve İran rejiminin yapıcı desteğine sahip olduğunu belirten Osi’ye göre bundan dolayı Abdullah Öcalan ile Türk hükümeti arasında varılacak herhangi bir anlaşmanın Türkiye ile PKK arasında nihai bir anlaşma olduğunu söylemek için henüz çok erken. Çünkü PKK şu anda tek bir kişinin tekelinde değil.

SDG ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSÖY), PKK'nın hegemonyasına ve gücüne karşı çıktıklarını, fakat güçsüz olduklarını söyleyen Kürt yazar, “Dolayısıyla Türkiye ile Öcalan arasında varılacak bir anlaşma SDG'nin lehine olacaktır. Çünkü Hizbullah'ın Suriyeli Kürtler üzerindeki hegemonyasının kırılmasına katkıda bulunacaktır. Ancak Cemil Bayık'ın kontrolünde bir kanadının olması büyük bir engel olmaya devam ediyor” şeklinde konuştu.

Kürtlerin kesinlikle ‘Öcalancı’ ve kesinlikle Öcalan yanlısı olduğu yönünde yaygın bir yanılgı ve medya abartısı olduğuna dikkati çeken Osi, “Nihayetinde barış bir gerekliliktir ve böyle bir anlaşmanın Türkiye'ye olduğu kadar Suriye’ye ve Irak'a da olumlu yansımaları olabilir” dedi.



Putin, Rus ordusundaki personel sayısının artırılması talimatını verdi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
TT

Putin, Rus ordusundaki personel sayısının artırılması talimatını verdi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün imzaladığı kararnameyle Rus ordusunun aktif görevdeki asker sayısının 1 milyon 550 bine çıkarılmasına karar verdi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığı habere göre ağustos ayında alınan benzer bir artış kararının ardından gelen bu düzenlemeyle Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin toplam personel sayısı 2 milyon 441 bin 630 kişiye yükselecek. Bu sayının 1 milyon 550 binini aktif görevdeki askerler oluşturacak.

Aktif görevdeki asker sayısında böylece 15 bin 500 kişi artış olacak.


Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
TT

Sevilen korku serisine üçüncü film geliyor

Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)
Nefesini Tut, soygun amacıyla gözleri görmeyen bir savaş gazisinin evine giren hırsız çetesinin, tuzaklarla dolu evde kapana kısılmasını konu alıyordu (Sony Pictures Releasing)

Nefesinizi bir kez daha tutmaya hazır olun! Fede Álvarez, Nefesini Tut (Don't Breathe) serisinin üçüncü filmi için hazırlıkların başladığını açıkladı.

Uruguaylı yönetmen, Santa Monica'daki Beyond Fest'te, ilk filmin 10. yıl gösterimini izleyen soru-cevap bölümünde haberi hayranlarıyla paylaştı.

Sahnede Álvarez'e, ilk filmin başrol oyuncuları Stephen Lang, Jane Levy ve Dylan Minnette eşlik etti.

Soru-cevap bölümünden paylaşılan videolarda Álvarez'in, yanındaki oyuncuları işaret ederek "Nefesini Tut 3 için bir senaryo var. Jane ve Stephen Lang geri dönecek" dediği görülüyor.

Açıklamanın ardından salondan şaşkınlık sesleri ve alkışlar yükseldi.

Álvarez'in ve Sony Pictures Releasing'in temsilcileri, konuyla ilgili ek açıklama talebine henüz yanıt vermedi.

2016'da gösterime giren ilk filmde, Jane Levy ve Dylan Minnette'in canlandırdığı karakterlerin de aralarında bulunduğu üç hırsız, kör bir Körfez Savaşı gazisinin evine soygun için giriyor. Ancak Stephen Lang'in canlandırdığı ev sahibi onları öldürmeye kararlı. Hırsızlar çok geçmeden evden çıkmanın düşündüklerinden çok daha zor olduğunu anlıyor.

Yaz sezonunun sonlarında vizyona giren Nefesini Tut, ABD'de 89 milyon, dünya çapında 157 milyon dolar hasılat elde etmişti.

Lang'in canlandırdığı karaktere odaklanan ikinci filmin yönetmen koltuğunda, Álvarez'in birlikte senaryo yazdığı Rodo Sayagues oturmuştu.

Pandemi kısıtlamalarının ardından sinema salonlarının toparlanmaya çalıştığı Ağustos 2021'de gösterime giren ikinci film, ABD'de 32 milyon, dünya çapında toplam 53 milyon dolar hasılat elde edebilmişti.

Independent Türkçe, TheWrap, iHorror


Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
TT

Tahran’dan Washington’a ateşkes mesajı: Önerimiz oldukça makul

İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)
İranlı bir kadın, pazar günü Tahran'ın merkezindeki Baharistan Meydanı'nda Zülfikar füzeleri ve İran Dini Lideri Mücteba Hamaney'in fotoğrafının yer aldığı bir panonun önünden bisikletiyle geçiyor (EPA)

Arabulucular, ABD ile İran arasındaki çatışmaları sona erdirecek ve Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak bir anlaşma için revize edilmiş bir plan üzerinde çalışıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise New York'tan ayrılmadan önce Katarlı arabulucuyla görüşerek Washington ile arabulucular üzerinden karşılıklı iletilen mesajları ele alacak. Washington ise Tahran'dan nükleer program konusunda taviz vermesini istiyor.

İran televizyonu, Arakçi'nin pazartesi günü yerel saatle öğle saatlerinden önce New York'ta Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyurdu. Bu açıklama, arabulucuların taraflarla ayrı ayrı temaslar yürüttüğüne ilişkin haberlerin ardından geldi.

Televizyon, görüşmede arabulucular üzerinden Washington'a iletilen mesajlarla ilgili son gelişmelerin, özellikle de İran'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için öne sürdüğü yedi şartın ele alınmasının beklendiğini bildirdi. Söz konusu şartlar, geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına iletilmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Arakçi'nin New York'taki programının görüşmeler nedeniyle uzatılmadığını ve daha önce belirlenen takvim doğrultusunda Tahran'a döneceğini söyledi. Resmi IRNA ajansı da heyete yakın bir kaynağın Arakçi'nin dönüşünün salı günü planlandığını aktarmıştı.

Reuters, konu hakkında bilgi sahibi bir yetkilinin, Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapmasının beklendiğini söylediğini bildirdi. Görüşmelerin, İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş bir versiyonu üzerinde yoğunlaşacağı belirtildi.

Associated Press'e konuşan yetkililerde de pazartesi günü Katarlı arabulucuların çatışmaları sona erdirecek ve boğazı yeniden açacak bir anlaşma üzerinde taraflarla çalışmayı sürdürdüğünü ve dolaylı görüşmelerin pazartesi yeniden başlamasının beklendiğini söyledi.

Yetkililerden biri her iki taraftan da olumlu sinyaller geldiğini belirtirken ikinci yetkili hafta sonu boyunca “küçük ilerleme” kaydedildiğini söyledi. Üçüncü yetkili ise arabulucuların tarafların tutumlarını “yumuşatmaya” çalıştığını ifade etti.

Yetkililer, üzerinde çalışılan teklifin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, ardından ABD ablukasının kaldırılmasını ve daha sonra yaptırımların kaldırılmasını içerdiğini doğruladı.

Yetkililer ayrıca Trump'ın kamuoyuna yaptığı açıklamalara rağmen ABD'nin mevcut teklifi resmen reddetmediğini ve açıklamalarının bir müzakere taktiği olabileceğini belirtti.

Görüşülen taslağa göre boğaz, İran ile Umman arasında deniz trafiğinin geçici olarak düzenlenmesi amacıyla müzakere edilen ayrı bir anlaşma doğrultusunda yeniden açılacak. Anlaşmada Tahran'ın talep ettiği geçiş ücreti uygulamasına yer verilmeyecek.

Üçüncü yetkili, Washington'ın İran'ın nükleer programı konusunda, müfettişlerin ülkeye girişine izin verilmesi de dahil olmak üzere tavizler istediğini söyledi.

Haziran ayında Pakistan'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında imzalanan ve birkaç gün içinde çöken mutabakat zaptı uyarınca İran'ın nükleer programının 60 gün boyunca müzakere edilmesi planlanmıştı.

Taraflarla ayrı ayrı temaslar

Reuters'ın konu hakkında bilgi sahibi bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre Katarlı arabulucuların pazartesi veya salı günü New York'ta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve ABD tarafıyla ayrı ayrı görüşmeler yapması bekleniyor.

Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, görüşmelerin İran'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sunduğu yedi günlük teklifin revize edilmiş versiyonu üzerinde yoğunlaşmasının beklendiğini söyledi.

dfvghyjukı
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan, Arakçi’nin “NBC News” kanalına verdiği röportajdan bir görüntü.

Genel Kurul çalışmalarına katılmasının ardından hâlâ New York'ta bulunan Arakçi'nin, arabulucularla görüşmelerde ABD tarafını kimin temsil edeceği ise netlik kazanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığı habere göre İran'ın planı, İran, Lübnan ve diğer bölgelerdeki tüm çatışmaların sona erdirilmesini, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin İran limanları üzerindeki ablukasının sona erdirilmesini öngörüyor. Tahran bunun ardından Hürmüz Boğazı'nı yeniden açacak ve iki taraf İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelere yeniden başlayacak.

Trump cumartesi günü İran'ın teklifini reddettiğini söylemiş ve Tahran'ın maruz kaldığı ağır ekonomik baskı nedeniyle hızlı bir anlaşmaya varmak istediğini belirtmişti. Ancak Trump pazar günü Axios'a yaptığı açıklamada, ABD'li müzakerecilerin bu hafta daha fazla görüşme yapmasını beklediğini söyledi.

Arakçi ise arabulucuların ABD'nin teklifi reddettiğini Tahran'a resmen iletmediğini belirterek İran'ın Washington'ın nihai tutumunu beklediğini ve ardından atacağı adımlara karar vereceğini söyledi.

Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yönelik herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlıdır” dedi. İranlı bakan, müzakere yoluyla çözümün bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu olduğunu ifade etti.

İran'ın son teklifi, uygulamaya geçiş hızı bakımından haziran ayındaki mutabakattan farklılık gösteriyor.

Arakçi, geçen hafta Genel Kurul toplantıları kapsamında siyasi aktivistlerle gerçekleştirdiği kapalı toplantıda Tahran'ın anlaşmayı Trump'ın ara seçimlerde işine yarayacağı düşüncesiyle sunduğunu söyledi. Arakçi daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yedi günlük süre ABD bu planı kabul ettiği anda başlayacak” dedi.

Tahran yeni turu yalanlıyor

Tahran, Arakçi'nin Katarlı arabulucuyla görüşeceğini duyururken resmi IRNA ajansı İran heyetine yakın bir kaynağın, “İran heyetinin gündeminde ABD tarafıyla yeni bir müzakere turu bulunmuyor” dediğini aktardı.

Kaynak, Tahran'ın tutumlarının geçen salı Katarlı arabulucu aracılığıyla ABD tarafına “açık ve net biçimde” iletildiğini ve İran'ın ABD'nin yanıtını beklediğini söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı da İran müzakere ekibine yakın bir kaynağın, Tahran ile Washington arasında yeni bir dolaylı müzakere turunun başladığı yönündeki haberleri yalanladığını bildirdi.

Fars, kimliklerini açıklamadığı ve “medya ve iletişim uzmanları” olarak nitelendirdiği kişilere dayandırdığı haberinde, müzakerelere ilişkin doğrulanmamış haberlerin yayımlanmasının Trump'ın ABD seçimleri öncesinde petrol fiyatlarının yükselmesini engellemeyi amaçladığını öne sürdü.

cvfjukı
Kargo gemileri, bugün (Pazartesi) Bender Abbas açıklarındaki Hürmüz Boğazı'na yanaştı (AP)

Wall Street Journal ise görüşmelere katılan arabuluculara dayandırdığı haberinde, ateşkes görüşmelerinin yeniden canlandırılması amacıyla İran'ı nükleer programı konusunda taviz vermeye ikna etmeye yönelik çabalar yürütüldüğünü bildirdi.

Arabulucular girişimi “başarı ihtimali düşük” bir çaba olarak nitelendirirken İran'ın nükleer programını görüşmeye hazır olduğuna ilişkin çok az işaret verdiğini söyledi.

Gazeteye konuşan arabulucular, Trump'ın planı reddettiğini açıklamasından bu yana Tahran'ın herhangi bir taviz vermediğini belirtirken bölgesel yetkililer, İran'ın müzakerelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle Washington'ın taviz vermesini istediğini söyledi.

ABD'li yetkililer gazeteye, Tahran'ın haziran ayındaki mutabakata geri dönmek istediğini söyledi. Söz konusu mutabakat Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve ardından nükleer müzakerelerin başlatılmasını, bunun karşılığında bazı yaptırımların kaldırılmasını, milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran varlığının serbest bırakılmasını ve ABD ablukasının sona erdirilmesini öngörüyordu. Yetkililer, Trump'ın artık bu mutabakata dönmek istemediğini belirtti.

Ancak barış görüşmelerine katılan bir Orta Doğu ülkesinin üst düzey hükümet yetkilisi gazeteye, İran'ın nükleer programı konusunda taviz vermeye hazır olduğunu ve yılın başlarında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yürütülen görüşmelerde bu noktaya oldukça yaklaşıldığını söyledi.

Yetkili, Tahran'ın Washington ile anlaşmaya varılmasının ardından İsrail'in yeni bir saldırı düzenlemeyeceğine ilişkin açık güvencelere ihtiyaç duyacağını belirtti.

Tahran'da ise 30'dan fazla eski İranlı yetkili, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilmesini talep etti. Yetkililer, antlaşmaya üyeliğin sürdürülmesinin “ülkenin çıkarına olmadığını” savundu.

İmzacılar açık mektuplarında İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, hükümet ve parlamentoya, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğinin durdurulması için gerekli koşulların oluşturulması ve antlaşmadan çekilmek üzere “en kısa sürede” hukuki sürecin başlatılması çağrısında bulundu.

İmzacılar arasında eski İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi'nin yanı sıra Mahmud Ahmedinejad ve İbrahim Reisi dönemlerinde görev yapmış eski cumhurbaşkanı yardımcıları ve eski milletvekilleri de bulunuyor.

Deniz ablukası

Wall Street Journal, Tahran'la düzenli temas halinde olan Orta Doğu hükümetlerindeki yetkililere dayandırdığı haberinde, İran yönetiminin uzun süreli bir ABD ablukasına veya yenilenen bir ABD bombardımanına dayanabileceğine inandığını bildirdi. Gazeteye göre İran'da yönetim giderek Devrim Muhafızları'nın kontrolünde yoğunlaşıyor. Devrim Muhafızları ise uzun süredir Batı'ya taviz verilmesine karşı sert bir tutum sergiliyor.

ABD'li ve Körfez ülkelerinden yetkililer gazeteye, milyonlarca varil petrolün bu su yolundan geçmesi nedeniyle İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kaybettiğini söyledi. Gazeteye göre Washington, deniz ablukasının İran ekonomisine ağır zarar verdiğine giderek daha fazla inanıyor.

İran'ın boğazdaki gemilere yönelik saldırıları petrol fiyatlarının yükselmesine neden olurken ABD ekonomisi de bundan zarar gördü. Tahran ise deniz ablukası ve petrol satışlarını kısıtlayan artan ABD yaptırımlarından etkileniyor. Brent petrolünün varil fiyatı 108 doların üzerinde seyrediyor.

Taraflar aylardır birbirinden daha uzun süre dayanabilmeye çalışırken bölge ülkeleri de füze ve İHA saldırılarına maruz kaldı. Tahran ise saldırılarında bölgedeki ABD askeri unsurlarını hedef aldığını söylüyor.

Bu gelişmelere paralel olarak Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, Hürmüz Boğazı'nın “sadece kapalı olmadığını”, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu söyledi.

IRNA'nın Muhibbi'den aktardığına göre pazartesi sabaha karşı yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızları'na bağlı deniz birliklerinin ABD'ye ait bir insansız denizaltıyı ele geçirdiğini söyledi. Mohabbi, bunun ele geçirilen ikinci araç olduğunu ve söz konusu aracın “MK18 Mod 2 Kingfish” tipi bir denizaltı olduğunu belirtti.

Muhibbi, aracı gelişmiş, otonom bir denizaltı olarak tanımlarken aracın sonar cihazları ve hassas navigasyon sistemiyle donatıldığını ve değerinin milyonlarca dolar olduğunu söyledi.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney de pazartesi günü kendisine atfedilen ve yayımlanan mesajında, “düşman” güçlerinin Hürmüz Boğazı yakınlarında “acı verici darbeler” aldığını söyledi. Hamaney, “Yakında Umman Denizi de onlardan temizlenecek” ifadelerini kullandı.