Trump İran'a karşı sert oynuyor

ABD Dışişleri Bakanı Rubio Batı Şeria'daki istikrarsızlık için İran'ı suçladı

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Trump İran'a karşı sert oynuyor

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Arash Azizi

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran konusundaki tutumu her zaman tutarlıydı. Ülkenin yöneticilerini değiştirmek istemiyor ama davranışlarını değiştirmek, özellikle de nükleer silah edinmelerini engellemek istiyordu. Bu hedefe ulaşmak için de ilk döneminde izlediği azami baskı politikasına, yani Biden döneminde tamamen durdurulmamış olsa da daha az sertlikle uygulanan katı yaptırımlara geri dönmeye kararlı. Trump'ın ikinci dönemini farklı kılan ise İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını destekleme ya da en azından Tahran'ı müzakere masasına oturtmak için tehdit etme konusunda daha hevesli olması.

Trump’ın İran’a yaklaşımı her zaman havuç ve sopa formülüne dayalıydı. Bu durum ikinci döneminin başlangıcında da açıkça görüldü. Trump 4 Şubat 2025'te, İran’a yönelik ‘azami baskı’ politikasını yeniden uygulamaya koyan bir Ulusal Güvenlik Başkanlık Muhtırası (NSPM) imzalarken, diplomatik çözümü tercih ettiğini de ifade etti. Bu önlemleri almak zorunda kalmamış olmayı dilediğini vurgulayan Trump, İranlı liderlerle müzakere masasına oturma isteğini yineledi.

Ertesi gün kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda da bu görüşünü bir kez daha ifade eden Trump, İran'ın bölgedeki milislere verdiği desteğe ve balistik füze programlarına atıfla, İran'ın nükleer silahlara sahip olmadığı sürece ‘büyük ve başarılı bir ülke’ olmasını istediğini yazdı. Trump, İran'ın ‘barışçıl bir şekilde büyümesine ve gelişmesine’ olanak tanıyacak ‘güvenilir bir nükleer barış anlaşması’ yapılması ve iki ülkenin ‘bu konuda derhal çalışmaya başlaması’ çağrısında bulundu.

Ancak Trump’ın bu açıklamalarına İran yönetiminden gelen ilk tepki hızlı bir ret oldu. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, 7 Şubat'ta yaptığı açıklamada, ABD ile müzakere masasına oturmanın ‘ne akıllıca ne de onurlu’ olacağını söyleyerek bu tür görüşmelerin geçmişte başarısız olduğunu ve yine başarısız olacağını vurguladı.

Netanhyahu, Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturunca nihayet istediğini elde etmek için gereken desteğe sahip olduğunu hissetmiş olabilir ama bu tehdidi, İran'dan istediği tavizleri almak için de kullanmaya çalışabilir.

Ancak bugün uzun bir sürecin sadece ilk adımlarına tanık oluyoruz. İran'ın güvenlik kurumlarındaki neredeyse tüm ciddi sesler, ülkenin bir noktada ABD ile müzakere etmekten başka seçeneği olmadığını kabul ediyor. ABD tarafından İran’a uygulanan yaptırımlar ülkenin belini kırıyor. Hamaney'in konuşmasından sonra 1 ABD doları bir milyon İran riyalinden işlem gördü. Bu da İran'ın para biriminin dünyanın en değersiz para birimlerinden biri olduğunu gösteriyor. Son iki yılda İran'ın ‘direniş eksenine’ vurulan ağır darbeler, ülkenin kırılgan toplumsal barışı ile birlikte düşünüldüğünde, ekonomik iyileşmeye duyulan acil ihtiyaç daha da belirginleşiyor.

Ancak ekonomik baskı İran'ı müzakere masasına oturtmaya yetmese bile, Trump yönetimi, başka bir araç olarak İsrail’in yıkıcı saldırıları tehdidini kullanabilir.

Son günlerde ABD medyasında yer alan haberlerde İsrail'in bu yıl İran'ın nükleer tesislerine saldırı düzenlemeye hazırlandığı öne sürüldü. Trump'ın 5 Şubat'ta yaptığı barış yanlısı paylaşım bile, ilgili tarafların bir anlaşmaya varamaması halinde ABD'nin İran'a yönelik saldırılarda İsrail'e katılabileceği yönünde üstü kapalı bir tehdit içeriyordu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu uzun zamandır İran’a saldırma niyetini dile getiriyordu. Netanyahu, Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturunca nihayet istediğini elde etmek için gereken desteğe sahip olduğunu hissetmiş olabilir ama bu tehdidi, İran'dan istediği tavizleri almak için de kullanmaya çalışabilir.

sxdvfgrt
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Trump yönetiminin Dışişleri Bakanı Marco Rubio Ortadoğu'ya yaptığı ilk seyahatin ilk durağı olarak İsrail'i ziyaret etti. İsrail Başbakanı Netanyahu, 16 Şubat'ta Rubio ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada, görüşmenin başlıca gündem maddelerinin başında İran’ın geldiğini söyledi. Netanyahu, ABD ve İsrail'in ‘İran tehdidi karşısında omuz omuza durduğunu’ belitti.

ABD Dışişleri Bakanı ise Batı Şeria, Lübnan, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlıktan İran'ı sorumlu tuttu. Rubio, ABD Senatosu'daki güven oyu oturumunda yaptığı gibi İran rejimini, ‘rejimin kurbanları’ olarak tanımladığı İran halkından destek görmediğini söyleyerek eleştirdi.

Rubio, patronu Trump’tan daha da ileri giderek İran’ın, İranlıların meşru temsilcisi olmadığını söyledi. Bu yaklaşım, İran halkına birkaç mesaj göndererek rejimi devirmelerini isteyen Netanyahu'nun yaklaşımına benziyordu. ABD istihbarat raporlarına göre İsrail, İran'da rejim değişikliği istiyor ama bunu söylemek yapmaktan daha kolay.

KİK üyesi ülkeler, bugün İran ile 2015 yılında olduğundan daha iyi ilişkilere sahipler ve bir anlaşmaya karşı çıkmazlar.

Ancak Trump'ın kendisinin rejim değişikliğinden yana olması pek olası değil. İran'la daha iyi bir anlaşma yapmaya çalışmak, belirttiği gündem ve dış ilişkilere yaklaşımıyla tutarlı. Ancak İsrail'in tehditlerini desteklemeyi faydalı bir müzakere taktiği olarak görüyor olabilir. Obama döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın müzakere edilmesine yardımcı olan üst düzey yetkililer bile, artık ABD'nin askeri güç kullanmaya hazır olması gerektiğini düşünüyor. Trump, İran'ı çileden çıkaracağı kesin olan bir hamleyle Biden yönetimi tarafından İsrail'e MK-84 bombalarının teslimatına uygulanan kısıtlamayı kaldırdı. Yaklaşık bir tonluk MK-84 bombaları İsrail'in planlarının hayata geçirilmesinde kritik öneme sahip olabilir.

Ekonomik baskı ve askeri tehditlerin bir araya gelmesi İranlı müzakerecileri müzakere masasına oturtmaya yetebilir. Eğer görüşmeler gerçekleşirse, birkaç ülke arabulucu rolü oynayabilir. CNN'in aktardığına göre hem ABD hem de İran ile mükemmel ilişkilere sahip olan Suudi Arabistan bu fikre açık olduğunu ifade etti. Katar'ın da benzer bir rol oynamaya istekli olduğuna dair haberler basında yer alıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre savaş ihtimalini ortadan kaldıran ve İran'ın nükleer programını ve yıkıcı bölgesel faaliyetlerini engelleyen bir anlaşma tüm bölgenin yararına olacaktır. Ülke ekonomisi üzerindeki yaptırımların kaldırılması, Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer ekonomilerle ticaret yapmanın zorluklarını da azaltacaktır. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkeler, bugün İran ile 2015 yılında olduğundan daha iyi ilişkilere sahipler ve bir anlaşmaya karşı çıkmazlar.

Ancak yakın gelecekte yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın önüne çıkabilecek bazı büyük engeller söz konusu.

Her şeyden önce, önümüzdeki nisan ayında 86 yaşına basacak olan Hamaney, taviz vermekten yana olmayabilir. Ülkesini uzun süre ideolojisinin rehinesi olarak tutmuş bir devrimci olan Hamaney, Trump ile yapılacak büyük bir pazarlığın İran İslam Cumhuriyeti'nin tamamen teslim olması olarak görüleceğinden korkabilir. 1979 yılında kurulmasına yardım ettiği devrimci rejim, böyle bir anlaşmada özünü koruyamayabilir.

İkinci olarak, herhangi bir anlaşma Trump kampı içinde incelemeye ve şüpheciliğe tabi olacaktır. İran ile yapılacak bir anlaşma, halk desteğinin aşınması ve bölgesel müttefiklerinin çöküşü nedeniyle büyük ölçüde zayıflamış olan ABD yönetimi için bir can simidi olarak görülebilir. Bunun yerine Trump'ın çevresinde İran'ı yutmak isteyen şahinler alternatif bir yaklaşım olarak İran'ı vurmaya devam etmeyi ve onu zayıf tutmayı, aynı zamanda kendisini yeniden inşa etmesine yardımcı olabilecek bir anlaşma olmadan nükleer silah peşinde koşmaktan çekinmesini sağlamayı önerebilir.

Geleceği tahmin etmek özellikle Ortadoğu'da ve Trump yönetimi döneminde hiçbir zaman kolay değildir.

Üçüncüsü, İsrail Trump ile İran arasında varılacak bir anlaşmayı kabul ederse, Filistinlilerle olan çatışmasında olduğu gibi başka yerlerde de büyük talepleri olabilir. Trump'ın, Netanyahu'nun bugün tamamen onayladığı Gazze'nin etnik temizliğine yönelik hain planları, bu oyunun sadece ilk aşaması olabilir. Ancak güçlü bir ülke olarak Suudi Arabistan da dahil olmak üzere Arap devletleri bu tür planlara şiddetle karşı çıktılar ve muhtemelen karşı çıkmaya da devam edecekler. ABD, bölge ülkelerinin desteği olmadan bölgesel anlaşmaları hayata geçiremez.

Dördüncüsü ise direniş ekseni ve İran'ın füze programı gibi ABD'nin diğer endişeleri bir yana, İran'la nükleer anlaşmanın ortaya çıkardığı tüm teknik zorlukları kapsayan herhangi bir anlaşma çok sabırlı olunmasını ve detaylı müzakereler yapılmasını gerektiriyor. Trump yönetimi, eski Başkan Barack Obama döneminde 2015’te İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmanın önünü açan yoğun temasları yürütecek insan gücüne, cesarete ve kararlılığa sahip mi? Eğer görüşmeler uzarsa, İsrail sabırla bekleyecek ve saldırılar lehine görüşmeleri engellemeyi başarabilecek mi? Trump'ın Tahran'la katı müzakere tarzı işe yarayacak mı, yoksa görüşmeleri bir yere varmadan bitirecek mi? Tüm bu soruların her türlü müzakere sürecine ciddi bir gölge düşüreceğine şüphe yok.

sdfvgrth
Bir yeraltı deniz üssünün açılışından iki hafta sonra İran devlet televizyonu tarafından 1 Şubat'ta yayınlanan görüntülerde, DMO tarafından güney sahilinde yeni bir yeraltı füze tesisi tanıtımı yapıldı

Tüm bu engellerin büyüklüğüne rağmen aşılmaları imkânsız değil. İçeriden yapılan baskı Hamaney’i anlaşmayı kabul etmeye zorlayabilir. Bunun yanında Trump yönetminde Başkan Yardımcısı JD Vance gibi rejim değişikliği politikalarına şiddetle karşı çıkan birçok üst düzey isim bulunuyor. Bu isimler anlaşmaya şüpheyle yaklaşanlar karşısında teraziyi dengeleyebilir. Suudi Arabistan ya da diğer Arap devletleri, Trump'ın Filistin'le ilgili kötü şöhretli planlarını yumuşatmak ve Filistin meselesini İran'dan ayırmasını sağlamak için arabuluculuk yapabilir. Son olarak Trump, belki de Ortadoğu Temsilcisi Steve Witkoff'un himayesinde görüşmeleri yürütmek için yaratıcı yollar bulabilir.

Geleceği tahmin etmek özellikle Ortadoğu'da ve Trump yönetimi döneminde hiçbir zaman kolay değildir. Ancak yakın gelecekte İran'a yönelik askeri saldırı tehdidinin artmasına rağmen, Trump’ın Tahran’la bir anlaşmadan yana olduğu kesin.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.