Trump İran'a karşı sert oynuyor

ABD Dışişleri Bakanı Rubio Batı Şeria'daki istikrarsızlık için İran'ı suçladı

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Trump İran'a karşı sert oynuyor

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Arash Azizi

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran konusundaki tutumu her zaman tutarlıydı. Ülkenin yöneticilerini değiştirmek istemiyor ama davranışlarını değiştirmek, özellikle de nükleer silah edinmelerini engellemek istiyordu. Bu hedefe ulaşmak için de ilk döneminde izlediği azami baskı politikasına, yani Biden döneminde tamamen durdurulmamış olsa da daha az sertlikle uygulanan katı yaptırımlara geri dönmeye kararlı. Trump'ın ikinci dönemini farklı kılan ise İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını destekleme ya da en azından Tahran'ı müzakere masasına oturtmak için tehdit etme konusunda daha hevesli olması.

Trump’ın İran’a yaklaşımı her zaman havuç ve sopa formülüne dayalıydı. Bu durum ikinci döneminin başlangıcında da açıkça görüldü. Trump 4 Şubat 2025'te, İran’a yönelik ‘azami baskı’ politikasını yeniden uygulamaya koyan bir Ulusal Güvenlik Başkanlık Muhtırası (NSPM) imzalarken, diplomatik çözümü tercih ettiğini de ifade etti. Bu önlemleri almak zorunda kalmamış olmayı dilediğini vurgulayan Trump, İranlı liderlerle müzakere masasına oturma isteğini yineledi.

Ertesi gün kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda da bu görüşünü bir kez daha ifade eden Trump, İran'ın bölgedeki milislere verdiği desteğe ve balistik füze programlarına atıfla, İran'ın nükleer silahlara sahip olmadığı sürece ‘büyük ve başarılı bir ülke’ olmasını istediğini yazdı. Trump, İran'ın ‘barışçıl bir şekilde büyümesine ve gelişmesine’ olanak tanıyacak ‘güvenilir bir nükleer barış anlaşması’ yapılması ve iki ülkenin ‘bu konuda derhal çalışmaya başlaması’ çağrısında bulundu.

Ancak Trump’ın bu açıklamalarına İran yönetiminden gelen ilk tepki hızlı bir ret oldu. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, 7 Şubat'ta yaptığı açıklamada, ABD ile müzakere masasına oturmanın ‘ne akıllıca ne de onurlu’ olacağını söyleyerek bu tür görüşmelerin geçmişte başarısız olduğunu ve yine başarısız olacağını vurguladı.

Netanhyahu, Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturunca nihayet istediğini elde etmek için gereken desteğe sahip olduğunu hissetmiş olabilir ama bu tehdidi, İran'dan istediği tavizleri almak için de kullanmaya çalışabilir.

Ancak bugün uzun bir sürecin sadece ilk adımlarına tanık oluyoruz. İran'ın güvenlik kurumlarındaki neredeyse tüm ciddi sesler, ülkenin bir noktada ABD ile müzakere etmekten başka seçeneği olmadığını kabul ediyor. ABD tarafından İran’a uygulanan yaptırımlar ülkenin belini kırıyor. Hamaney'in konuşmasından sonra 1 ABD doları bir milyon İran riyalinden işlem gördü. Bu da İran'ın para biriminin dünyanın en değersiz para birimlerinden biri olduğunu gösteriyor. Son iki yılda İran'ın ‘direniş eksenine’ vurulan ağır darbeler, ülkenin kırılgan toplumsal barışı ile birlikte düşünüldüğünde, ekonomik iyileşmeye duyulan acil ihtiyaç daha da belirginleşiyor.

Ancak ekonomik baskı İran'ı müzakere masasına oturtmaya yetmese bile, Trump yönetimi, başka bir araç olarak İsrail’in yıkıcı saldırıları tehdidini kullanabilir.

Son günlerde ABD medyasında yer alan haberlerde İsrail'in bu yıl İran'ın nükleer tesislerine saldırı düzenlemeye hazırlandığı öne sürüldü. Trump'ın 5 Şubat'ta yaptığı barış yanlısı paylaşım bile, ilgili tarafların bir anlaşmaya varamaması halinde ABD'nin İran'a yönelik saldırılarda İsrail'e katılabileceği yönünde üstü kapalı bir tehdit içeriyordu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu uzun zamandır İran’a saldırma niyetini dile getiriyordu. Netanyahu, Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturunca nihayet istediğini elde etmek için gereken desteğe sahip olduğunu hissetmiş olabilir ama bu tehdidi, İran'dan istediği tavizleri almak için de kullanmaya çalışabilir.

sxdvfgrt
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Trump yönetiminin Dışişleri Bakanı Marco Rubio Ortadoğu'ya yaptığı ilk seyahatin ilk durağı olarak İsrail'i ziyaret etti. İsrail Başbakanı Netanyahu, 16 Şubat'ta Rubio ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada, görüşmenin başlıca gündem maddelerinin başında İran’ın geldiğini söyledi. Netanyahu, ABD ve İsrail'in ‘İran tehdidi karşısında omuz omuza durduğunu’ belitti.

ABD Dışişleri Bakanı ise Batı Şeria, Lübnan, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlıktan İran'ı sorumlu tuttu. Rubio, ABD Senatosu'daki güven oyu oturumunda yaptığı gibi İran rejimini, ‘rejimin kurbanları’ olarak tanımladığı İran halkından destek görmediğini söyleyerek eleştirdi.

Rubio, patronu Trump’tan daha da ileri giderek İran’ın, İranlıların meşru temsilcisi olmadığını söyledi. Bu yaklaşım, İran halkına birkaç mesaj göndererek rejimi devirmelerini isteyen Netanyahu'nun yaklaşımına benziyordu. ABD istihbarat raporlarına göre İsrail, İran'da rejim değişikliği istiyor ama bunu söylemek yapmaktan daha kolay.

KİK üyesi ülkeler, bugün İran ile 2015 yılında olduğundan daha iyi ilişkilere sahipler ve bir anlaşmaya karşı çıkmazlar.

Ancak Trump'ın kendisinin rejim değişikliğinden yana olması pek olası değil. İran'la daha iyi bir anlaşma yapmaya çalışmak, belirttiği gündem ve dış ilişkilere yaklaşımıyla tutarlı. Ancak İsrail'in tehditlerini desteklemeyi faydalı bir müzakere taktiği olarak görüyor olabilir. Obama döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın müzakere edilmesine yardımcı olan üst düzey yetkililer bile, artık ABD'nin askeri güç kullanmaya hazır olması gerektiğini düşünüyor. Trump, İran'ı çileden çıkaracağı kesin olan bir hamleyle Biden yönetimi tarafından İsrail'e MK-84 bombalarının teslimatına uygulanan kısıtlamayı kaldırdı. Yaklaşık bir tonluk MK-84 bombaları İsrail'in planlarının hayata geçirilmesinde kritik öneme sahip olabilir.

Ekonomik baskı ve askeri tehditlerin bir araya gelmesi İranlı müzakerecileri müzakere masasına oturtmaya yetebilir. Eğer görüşmeler gerçekleşirse, birkaç ülke arabulucu rolü oynayabilir. CNN'in aktardığına göre hem ABD hem de İran ile mükemmel ilişkilere sahip olan Suudi Arabistan bu fikre açık olduğunu ifade etti. Katar'ın da benzer bir rol oynamaya istekli olduğuna dair haberler basında yer alıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre savaş ihtimalini ortadan kaldıran ve İran'ın nükleer programını ve yıkıcı bölgesel faaliyetlerini engelleyen bir anlaşma tüm bölgenin yararına olacaktır. Ülke ekonomisi üzerindeki yaptırımların kaldırılması, Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer ekonomilerle ticaret yapmanın zorluklarını da azaltacaktır. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkeler, bugün İran ile 2015 yılında olduğundan daha iyi ilişkilere sahipler ve bir anlaşmaya karşı çıkmazlar.

Ancak yakın gelecekte yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın önüne çıkabilecek bazı büyük engeller söz konusu.

Her şeyden önce, önümüzdeki nisan ayında 86 yaşına basacak olan Hamaney, taviz vermekten yana olmayabilir. Ülkesini uzun süre ideolojisinin rehinesi olarak tutmuş bir devrimci olan Hamaney, Trump ile yapılacak büyük bir pazarlığın İran İslam Cumhuriyeti'nin tamamen teslim olması olarak görüleceğinden korkabilir. 1979 yılında kurulmasına yardım ettiği devrimci rejim, böyle bir anlaşmada özünü koruyamayabilir.

İkinci olarak, herhangi bir anlaşma Trump kampı içinde incelemeye ve şüpheciliğe tabi olacaktır. İran ile yapılacak bir anlaşma, halk desteğinin aşınması ve bölgesel müttefiklerinin çöküşü nedeniyle büyük ölçüde zayıflamış olan ABD yönetimi için bir can simidi olarak görülebilir. Bunun yerine Trump'ın çevresinde İran'ı yutmak isteyen şahinler alternatif bir yaklaşım olarak İran'ı vurmaya devam etmeyi ve onu zayıf tutmayı, aynı zamanda kendisini yeniden inşa etmesine yardımcı olabilecek bir anlaşma olmadan nükleer silah peşinde koşmaktan çekinmesini sağlamayı önerebilir.

Geleceği tahmin etmek özellikle Ortadoğu'da ve Trump yönetimi döneminde hiçbir zaman kolay değildir.

Üçüncüsü, İsrail Trump ile İran arasında varılacak bir anlaşmayı kabul ederse, Filistinlilerle olan çatışmasında olduğu gibi başka yerlerde de büyük talepleri olabilir. Trump'ın, Netanyahu'nun bugün tamamen onayladığı Gazze'nin etnik temizliğine yönelik hain planları, bu oyunun sadece ilk aşaması olabilir. Ancak güçlü bir ülke olarak Suudi Arabistan da dahil olmak üzere Arap devletleri bu tür planlara şiddetle karşı çıktılar ve muhtemelen karşı çıkmaya da devam edecekler. ABD, bölge ülkelerinin desteği olmadan bölgesel anlaşmaları hayata geçiremez.

Dördüncüsü ise direniş ekseni ve İran'ın füze programı gibi ABD'nin diğer endişeleri bir yana, İran'la nükleer anlaşmanın ortaya çıkardığı tüm teknik zorlukları kapsayan herhangi bir anlaşma çok sabırlı olunmasını ve detaylı müzakereler yapılmasını gerektiriyor. Trump yönetimi, eski Başkan Barack Obama döneminde 2015’te İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmanın önünü açan yoğun temasları yürütecek insan gücüne, cesarete ve kararlılığa sahip mi? Eğer görüşmeler uzarsa, İsrail sabırla bekleyecek ve saldırılar lehine görüşmeleri engellemeyi başarabilecek mi? Trump'ın Tahran'la katı müzakere tarzı işe yarayacak mı, yoksa görüşmeleri bir yere varmadan bitirecek mi? Tüm bu soruların her türlü müzakere sürecine ciddi bir gölge düşüreceğine şüphe yok.

sdfvgrth
Bir yeraltı deniz üssünün açılışından iki hafta sonra İran devlet televizyonu tarafından 1 Şubat'ta yayınlanan görüntülerde, DMO tarafından güney sahilinde yeni bir yeraltı füze tesisi tanıtımı yapıldı

Tüm bu engellerin büyüklüğüne rağmen aşılmaları imkânsız değil. İçeriden yapılan baskı Hamaney’i anlaşmayı kabul etmeye zorlayabilir. Bunun yanında Trump yönetminde Başkan Yardımcısı JD Vance gibi rejim değişikliği politikalarına şiddetle karşı çıkan birçok üst düzey isim bulunuyor. Bu isimler anlaşmaya şüpheyle yaklaşanlar karşısında teraziyi dengeleyebilir. Suudi Arabistan ya da diğer Arap devletleri, Trump'ın Filistin'le ilgili kötü şöhretli planlarını yumuşatmak ve Filistin meselesini İran'dan ayırmasını sağlamak için arabuluculuk yapabilir. Son olarak Trump, belki de Ortadoğu Temsilcisi Steve Witkoff'un himayesinde görüşmeleri yürütmek için yaratıcı yollar bulabilir.

Geleceği tahmin etmek özellikle Ortadoğu'da ve Trump yönetimi döneminde hiçbir zaman kolay değildir. Ancak yakın gelecekte İran'a yönelik askeri saldırı tehdidinin artmasına rağmen, Trump’ın Tahran’la bir anlaşmadan yana olduğu kesin.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.


Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
TT

Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)

Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.

43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.

Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.

Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.

Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”

Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.

Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.

Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.

Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.

Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.