Hamas içinde 7 Ekim saldırısı ve bunun yansımaları konusunda yaşanan “açık” anlaşmazlıklar

Hamas liderleri saldırıyla ilgili kararını saklı tutarken Hamas Sözcüsü 'direnme hakkını’ vurguladı

Hamas Siyasi Büro Üyesi Musa Ebu Merzuk (Reuters)
Hamas Siyasi Büro Üyesi Musa Ebu Merzuk (Reuters)
TT

Hamas içinde 7 Ekim saldırısı ve bunun yansımaları konusunda yaşanan “açık” anlaşmazlıklar

Hamas Siyasi Büro Üyesi Musa Ebu Merzuk (Reuters)
Hamas Siyasi Büro Üyesi Musa Ebu Merzuk (Reuters)

Amerikan gazetesi New York Times (NYT), Hamas Uluslararası İlişkiler Ofisi Başkanı Musa Ebu Merzuk’un cuma günü telefonla verdiği demeçte, Gazze Şeridi’nde yaratacağı yıkımı bilseydi 7 Ekim 2023'te İsrail'e yönelik böyle bir saldırıyı desteklemeyeceğini ve Hamas içinde Gazze'deki silahlarının geleceğini müzakere etme niyeti olduğunu söylediğini aktardı.

Hamas Hareketi tarafından yapılan açıklamada ise Ebu Merzuk'un sözleri reddedilirken Hamas’ın direnişin silahlarının meşru olduğundan emin olduğunu ve Filistin topraklarında işgal devam ettiği sürece bu konunun tartışmaya kapalı olduğu belirtildi. Hamas, Ebu Merzuk'un açıklamalarının hareketin tutumunu temsil etmediğini vurguladı.

Hamas liderleri, İsrail’in Gazze Şeridi’nde on binlerce Filistinlinin ölümüne ve bölgenin harabeye dönmesine neden olan yıkıcı saldırısını tetiklemesine rağmen aylarca 7 Ekim’deki saldırı kararını savundu.

İsrail'e karşı ‘zafer’ ilan eden Hamas’ta bazı üst düzey isimler, gelecekte daha fazla 7 Ekim tarzı saldırı düzenleneceğini söyledi.

Ancak Hamas'ın üst düzey yetkililerinden Musa Ebu Merzuk, yaklaşık iki milyon kişiyi yerinden eden, gıda ve sağlık alanlarında ciddi sıkıntılara yol açan bir insani krize neden olan saldırıya ilişkin çekincelerini açıkça dile getirdi.

scdvfgb
Hamas Siyasi Büro Üyesi Musa Ebu Merzuk (Arşiv-Reuters)

Şarku'l Avsat'ın NYT’den aktardığı habere göre Ebu Merzuk yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde yol açacağı yıkımı bilseydi saldırıyı desteklemeyeceğini söylerken sonuçlarını bilmesi halinde saldırıyı desteklemesinin ‘imkansız’ olacağını da sözlerine ekledi.

Saldırıya ilişkin özel planlardan haberdar olmadığını belirten Ebu Merzuk, ancak kendisinin ve Hamas’ın diğer siyasi liderlerinin İsrail'e askeri olarak saldırma yönündeki genel stratejiyi desteklediklerini belirterek “Yaşananların olması tahmin edilseydi 7 Ekim olmazdı” dedi.

Ayrıca Hamas içinde Gazze'deki silahların geleceğinin müzakere edilmesi konusunda bir isteklilik olduğunu da bildirdi. Bu konu İsrail'le müzakerelerde tartışma konusu olmuş ve diğer Hamas yetkilileri tarafından reddedilmişti.

Hamas’ın diğer liderlerinin Ebu Merzuk'un saldırıya ilişkin görüşlerini ne ölçüde paylaştığı ya da bu açıklamaların İsrail ile müzakereleri etkileme yahut Hamas liderleri üzerinde baskı kurma çabası olup olmadığı bilinmiyor.

dc
Cumartesi günü Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta İsrailli rehineleri Kızılhaç temsilcilerine teslim etmeye hazırlanan Hamas üyeleri (Reuters)

Hamas’ın diğer liderleri, özellikle de İran ve Hizbullah ile yakın bağları olanlar, daha katı bir çizgi izleme eğilimindeydi.

Bu açıklamalar, Hamas yetkilileri arasında 7 Ekim saldırısı ve sonuçları konusunda görüş ayrılıkları olduğunu ve saldırının kendilerine olağanüstü acılar yaşattığını söyleyen Gazze'deki Filistinlilerin hayal kırıklığının Hamas içinde bir etkisi olduğunu gösterdi.

Ebu Merzuk'un yorumları, Hizbullah'ın merhum lideri Hasan Nasrallah'ın 2006 yılında İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan savaşın ardından yaptığı açıklamaları hatırlattı.

O savaştaki yıkımın boyutu Nasrallah'ı, bu kadar güçlü bir tepkiye yol açacağını bilseydi Hizbullah’ın o dönemde bu kadar çok İsrail askerini yakalayıp öldürmeyeceğini itiraf etmeye itti.

Hamas'ın İsrail'e karşı savaşta hayatta kalmasının başlı başına ‘bir zafer’ olduğunu söyleyen Ebu Merzuk, Hamas'ı eski ağır siklet boks şampiyonu Mike Tyson ile dövüşen sıradan bir insana benzeterek “Eğer eğitimsiz bir acemi Tyson'ın yumruklarından kurtulursa, insanlar onun zafer elde ettiğini söyleyecektir” ifadelerini kullandı.

Özellikle İsrail'in Gazze'ye verdiği zararın boyutu göz önünde bulundurulduğunda Hamas'ın kazandığını iddia etmenin kabul edilemez olduğunu belirtti.

İsrail ile ilgili olarak ise Ebu Merzuk, “Kendine hakim olamayan ve her şeyden intikam alan bir taraftan bahsediyoruz. Bu hiçbir koşulda bir zafer değildir” diye konuştu.

Ayrıca Hamas liderliği içinde, diğer Hamas yetkililerinin tartışma dışı olduğunu söylediği çetrefilli bir konu olan, Hamas’ın Gazze'deki silahlı unsurlarının geleceğini müzakere etmeye açık olduğunu belirten Ebu Merzuk, bu konuyla ilgili bir soruya “Biz her konuyu konuşmaya hazırız. Masaya yatırılan her konu hakkında konuşmamız gerekir” yanıtını verdi.

Ebu Merzuk'un açıklamaları, bu ayın ortalarında Doha'da düzenlenen bir konferansta ‘direniş silahlarının’ tartışmaya açık olmadığını söyleyerek uzlaşmayı dışlamış görünen bir başka Hamas Hareketi Siyasi Büro Üyesi Usame el-Hamdan’ın açıklamalarıyla çelişiyor gibi görünüyor.

Ebu Merzuk, Hamdan'ın sözleri sorulduğunda hiçbir liderin gündemi tek başına belirleyemeyeceğini söyledi.

Ebu Merzuk, Hamas'ın silahlarını uluslararası denetim altındaki tesislerde depolaması, tünel ağını ve roket cephaneliğini yeniden inşa etmekten vazgeçmeyi kabul etmesi ya da üye toplamayı durdurması gibi Hamas'ın silahları konusundaki olası uzlaşmalarla ilgili özel soruları yanıtlamaktan kaçındı.

İsrail’in, hapishanelerindeki binlerce Filistinliyi serbest bırakması, savaşı sona erdirmesi ve Gazze'den çekilmesi halinde Hamas'ın da tüm rehineleri aynı anda serbest bırakmaya açık olduğunu söyleyen Ebu Merzuk, “Kapsamlı bir anlaşmaya hazırız” dedi.

xscdvfgt
İsrail Başbakanı Netanyahu ülkesinin Hamas'a karşı mücadeleye devam etmeye hazır olduğunu söyledi (AFP)

NYT’nin Ebu Merzuk’un açıklamalarını yayınlamasının ardından Hamas tarafından yapılan açıklamada, direniş silahının meşru bir silah olduğu ve Filistin topraklarında işgal devam ettiği sürece bu konunun tartışmaya kapalı olduğu belirtildi. Açıklamada, Dr. Musa Ebu Merzuk'un açıklamalarının Hamas'ın tutumunu temsil etmediği ifade edildi.

Hamas Hareketi Sözcüsü Hazım Kasım, Gazze Şeridi'nin yıkımının nedeninin işgalci İsrail’in bölge halklarına karşı yürüttüğü tüm savaşlardaki saldırgan ve yıkıcı tutumu olduğunu, yıkıcı politikasını şimdi de Batı Şeria'da uyguladığını söyledi. Kasım, Dr. Musa Ebu Merzuk'un açıklamalarıyla ilgili değerlendirmesinde bu açıklamaların ‘Hamas'ın tutumunu temsil etmediğini’ söyledi.

Kasım, açıklamasında şunları söyledi:

“Her türlü direniş, kurtuluşa ve geri dönüşe kadar halkımızın meşru hakkı olmaya devam edecektir. 7 Ekim destanı, işgal altındaki tüm halkların tarihinde bir kilometre taşı ve Filistin ulusal mücadelesinin seyrinde stratejik bir dönüm noktası olarak kalacaktır.”

Rusya haber ajansı Sputnik'e konuşan bir Hamas kaynağı, Hamas'ın işgal devam ettiği sürece direnmeye devam edeceğini söyledi. Musa Ebu Merzuk’un açıklamalarının yanlış olduğunu ve Hamas içinde 7 Ekim'e ilişkin net tutumlar bulunduğunu belirten kaynak, “Hamas'ın silahları konusu tartışmaya kapalı” diye vurguladı.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.