Ukrayna’daki yeni gerçekler, Avrupa’daki eski zorlukları hortlattı

Moskova ve Kiev arasındaki savaş üç yılı geride bıraktı

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia
TT

Ukrayna’daki yeni gerçekler, Avrupa’daki eski zorlukları hortlattı

Görsel: Axel Rangel Garcia
Görsel: Axel Rangel Garcia

Christopher Phillips

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin üçüncü yıldönümü Avrupalı liderler arasında huzursuzluğun arttığı bir döneme denk geliyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupalılar ve Ukraynalılar olmadan Rusya ile Suudi Arabistan'da doğrudan görüşmelere başlama kararı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e verilen büyük bir taviz ve hem Brüksel hem de Kiev'e yapılan açık bir hakarettir. Trump'ın Vladimir Zelenskiy'e karşı açıkça görülen düşmanlığı ve seçim kampanyası sırasında vaat ettiği barış anlaşmasına ulaşma konusundaki ısrarı sadece Ukrayna’nın değil, uzun vadede Avrupa’nın güvenliği için de ciddi sonuçlar doğurabilir.

Yeni bir gerçeklik

ABD başkanı Donald Trump yönetiminin yeni yöneliminin bir sonucu olarak Avrupa, şubat ayında peş peşe siyasi şoklar yaşadı. Bunlardan ilki ABD’nin yeni savunma bakanı olan Pete Hegseth'in, ABD'nin artık ‘Avrupa'nın güvenliğinin birincil garantörü’ olmayacağını açıklamasıydı. Bu açıklamadan birkaç gün sonra ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Münih Güvenlik Konferansı sırasında Avrupa için ‘içerideki düşmanın Rusya ya da Çin'den daha büyük bir tehdit’ olduğunu söyledi. Vance daha da ileri giderek, Almanya’daki genel seçimler öncesinde aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideriyle görüşerek partiyi üstü kapalı olarak destekledi ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz'u kasıtlı olarak görmezden geldi.

Bundan sadece iki gün sonra Başkan Trump, eski Başkan Joe Biden yönetiminin Moskova'ya yönelik tecritçi politikasını tersine çevirerek, Putin ile uzun bir telefon görüşmesi yaptı. Bunu 18 Şubat'ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio liderliğindeki bir heyet ile Rus yetkililerin yer aldığı bir heyet arasında Ukrayna krizini görüşmek üzere Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'da yapılan toplantı izledi. Ukrayna ve Avrupa ülkeleri, tüm bu görüşmelerden dışlanmakla kalmadı, üstüne üstlük Trump bir de savaştan Moskova'yı değil, Kiev'i sorumlu tuttu. Hızını alamayan Trump, bununla da kalmayıp Ukrayna'da başkanlık seçimleri yapılması çağrısında bulundu. Trump’ın bu çağrısı, Putin'in uzun zamandır istediği bir senaryo olan Zelenskiy'nin görevden alınmasının önünü açabilir. Birkaç gün sonra Trump söylemini daha da sertleştirerek, Zelenskiy'i ‘diktatör’ olarak nitelendirdi.

ABD’nin politikasındaki bu sismik değişim karşısında Avrupa’nın önde gelen liderleri, Riyad'da dışlandıkları görüşmelerden bir gün önce Paris'te bir araya geldiler.

Bu gelişmeler birlikte ele alındığında, ABD-Avrupa ilişkilerinde temel bir değişime işaret ediyor. Trump, 2022 yılından bu yana birincisi Rusya'yı müzakerelerden dışlamak, ikincisi ise Ukrayna'nın geleceğine ilişkin her türlü karara Kiev'i de dahil etmek şeklindeki NATO stratejisinin iki ana dayanağını tersine çevirdi. Trump, Zelenskiy'i hedef alarak ve 2024 yılından beri ertelenen seçimler için bastırarak Kiev'in statüsünü zayıflatıyor. Riyad’daki toplantı, Washington'ın Ukrayna'nın kellesi üzerine bir anlaşma yapabileceği ve Kiev'i elverişsiz bir anlaşmayı kabul etmek ya da ABD'nin askeri desteğini tamamen kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmak arasında seçim yapmaya zorlayabileceği yönündeki endişe verici beklentiyi arttırdı. Daha da kötüsü, Trump'ın geçmişteki askeri yardımlara karşılık olarak Ukrayna'nın stratejik madenlerinden 500 milyar dolar elde etmek istemesi, Washington'ın Ukrayna'nın savunmasına olan derin bağlılığının geçmişte kaldığı hissini güçlendirdi.

Buna karşın Avrupa ülkelerinin çoğu, Ukrayna'yı Rusya'nın yayılmacı emellerine karşı ‘ön savunma hattı’ olarak görmeye devam ediyor. Onlara göre Putin tehlikesi Ukrayna ile sınırlı değil. Putin, Trump ile Ukrayna topraklarının büyük bölümünü elinde tutmak, Kiev'in NATO ya da Avrupa Birliği’ne (AB) üye olma olasılığını zayıflatmak ve Ukrayna'yı yeniden Rusya'nın nüfuz alanına sokmak için pazarlık yapmayı başarırsa bu, Moskova’yı Baltık bölgesinde ya da Doğu Avrupa'da benzeri adımlar atmaya cesaretlenebilir.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz ve Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 18 Şubat'ta Riyad'da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptıkları görüşmenin ardından bir toplantıya katıldılar (Reuters)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz ve Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 18 Şubat'ta Riyad'da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptıkları görüşmenin ardından bir toplantıya katıldılar (Reuters)

Avrupalıların Rusya ile Ukrayna arasında bir barış anlaşmasına varılmasını istediklerine şüphe yok, fakat bu sadece Ukrayna'nın kabul edeceği ve Avrupa'nın kapılarını Putin'e açmayacak olan bir anlaşma olabilir. Hegseth ve Vance'in yorumları işte bu nedenle endişe yaratıyor. Avrupalı güçler Ukrayna'yı desteklemelerine rağmen, ABD’nin desteğini çekmesi ve savaşın devam etmesi halinde, onun yerini alabilecek askeri imkanlara ve silahlara sahip değiller. ABD desteği olmadan Avrupa ülkelerinin asker konuşlandırılmasının, Rusya'yı gelecekteki saldırganlığından caydırmak için yeterli olup olmayacağı da sorgulanması gereken bir konu.

Eski zorluklar

ABD’nin politikasındaki bu sismik değişim karşısında Avrupa’nın önde gelen liderleri, Riyad'da dışlandıkları görüşmelerden bir gün önce Paris'te bir araya geldiler. Burada Kiev’i desteklemeye olan bağlılıklarını ve hem Ukrayna'nın hem de Avrupa'nın barış görüşmelerine katılma arzuları konusunda birlik içinde olduklarını gösterseler de eski bir mesele yeniden gündeme geldi.

Hem Trump’a hem de Putin'e sempati duyan sağcı popülistler tarafından yönetilen Macaristan ve Slovakya, Paris’teki toplantıdan dışlanmalarını kınarken, Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıyı, Trump'ın barış planını baltalamaya yönelik bir ‘loserlar (kaybedenler) toplantısı’ olarak nitelendirdi.

Rusya ve ABD’de sadece yönetimin karar verici olması, her ikisinin de nispeten net stratejiler ve politikalar geliştirmesine olanak tanırken, Avrupalılar bu avantaja sahip değiller. Çok sayıda karar vericiyle tek bir yol çizmeye çalışıyorlar. Öte yandan Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya savaş açması, İngiltere ile birlikte Avrupalı müttefiklerin Rusya’yı cezalandırmayı, Kiev'i askeri olarak desteklemeyi ve milyonlarca Ukraynalı mülteciye ev sahipliği yapmayı kabul etmesiyle, dikkate değer düzeyde bir yakın düşünmeye ve ortak stratejiye yol açtı. Almanya'nın savunma alanında harcamaları arttırma ve İngiltere'nin göçmen kabul etme konusundaki isteksizlikleri gibi eski alışkanlıkları kısa sürede terk edilirken, tüm kıta, yerel ekonomilerine olan yüksek maliyetine rağmen Rus gazına olan bağımlılığını azalttı.

Romanya'daki askeri tatbikatlar sırasında NATO birlikleri, 19 Şubat (AFP)Romanya'daki askeri tatbikatlar sırasında NATO birlikleri, 19 Şubat (AFP)

Ancak bölünme, Avrupa politika yapımının bir özelliği olmaya devam ediyor. Bu durum, Fransa'nın, Hegseth'in önerdiği gibi ABD'nin kendi birliklerini göndermekten kaçınması halinde, Kiev tarafından kabul edilecek herhangi bir barışı garanti altına almak üzere Ukrayna'ya Avrupa’dan askeri birlikler göndermeye istekli olduğu Paris’teki toplantıda açıkça görüldü.

Ancak bölünmüşlük hali bu tek politikadan daha derinlere kadar uzanıyor. Hem Trump’a hem de Putin'e sempati duyan sağcı popülistler tarafından yönetilen Macaristan ve Slovakya, Paris’teki toplantıdan dışlanmalarını kınarken, Macaristan Başbakanı Viktor Orban toplantıyı, Trump'ın barış planını baltalamaya yönelik bir ‘loserlar (kaybedenler) toplantısı’ olarak nitelendirdi. İtalya da benzer şekilde ikircikli bir tutum sergiledi. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre İtalya’nın popülist Başbakanı Giorgia Meloni, Putin'in hayranı olmasa da Trump'a yakınlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan nefreti ile biliniyor. Meloni, önceleri Ukrayna'yı desteklemiş olsa da Trump'ı planını diğer Avrupalı liderlerden daha fazla destekliyor olabilir. Slovenya gibi daha AB yanlısı ülkeler bile Paris’teki toplantıyı eleştirdiler. Çünkü toplantıda sadece AB üyesi büyük ülkeler ve İngiltere yer alırken, daha küçük ülkeler dışlandı.

İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana, Avrupa'daki NATO üyeleri savunmalarını ABD'nin varlığının devam edeceği ve ABD silah ve teknolojisine erişebilecekleri varsayımı üzerine inşa etmişlerdir.

Ukrayna konusundaki bu gerilimler birçok açıdan, Trump yönetiminin ABD'nin Avrupa kıtasındaki angajmanını azaltması halinde, Avrupa ülkelerinin yüzleşmek zorunda kalacağı daha büyük zorlukları yansıtıyor. Macaristan ve Slovakya dışında çoğu Avrupa ülkesi Rusya'ya karşı durmaya kararlı olsa da birçoğu kendi başlarına daha fazla sorumluluk almaktan kaçınıyor. Asker gönderme konusundaki isteksizliğin ötesinde, savunma harcamalarının arttırılmasına karşı da büyük bir direnç söz konusu. Portekiz, İspanya, İtalya, Belçika ve daha küçük devletler de dahil olmak üzere pek çok ülke, NATO'nun gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde ikisini savunmaya ayrılması hedefini karşılayamıyor. Almanya, Fransa ve İngiltere dahi savunmaya çok daha fazla harcama yapmıyorlar. Ancak İngiltere harcamalarını yüzde 2,5'ten yüzde 3'e çıkarma ihtimalini değerlendiriyor. Paris’teki toplantının en önemli sonuçlarından biri, AB üyelerinin AB mali kurallarını ihlal etmeden savunma harcamalarını arttırmalarına olanak tanıyacak yeni mekanizmalar yönünde ilerleme kaydedilmesiydi. Fakat bu, büyük çaplı yeniden silahlanma çabalarının ötesinde aşamalı değişikliklere yol açabilir.

ABD’siz Avrupa

Ne olursa olsun Avrupa hükümetlerinin karşı karşıya olduğu zorluğun küçümsenmemesi gerekiyor. Avrupa'daki NATO üyeleri, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana savunma stratejilerini, ABD'nin askeri varlığının ve onun silah ve askeri teknolojisine erişimin devam edeceği varsayımı üzerine inşa ettiler.

(AP)

Bunun sona ermesi halinde, yerine yenisini koymak yıllar alacak ve milyarlarca euroya mal olacak. Londra'da günlük yayımlanan Financial Times gazetesine göre eski ABD Başkanı Biden tarafından Baltık ülkeleri, Polonya ve Romanya'ya gönderilen 20 bin asker de dahil olmak üzere, Avrupa'da 90 bin ABD askeri bulunuyor. Hegseth'in öngörüleri gerçekleşir ve bu birlikler, silahlar ve teknoloji geri çekilirse, Avrupalıların bunların yerini doldurmak için GSYİH'lerinin yüzde ikisinden çok daha fazlasını harcamaları gerekecek. Trump'ın böylesine düzensiz bir şekilde çekilmesi Putin için cazip bir fırsat yaratacak. Bu da çekilmeyi önlemeyi ya da geciktirmeyi Avrupalı liderler için bir önceliğe dönüştürecek. Ukrayna konusunda Washington ile ilişkilerde hassas bir denge kurulması gerektiği ortada. Trump'ı Avrupa'dan hızlı bir şekilde çekilmekten alıkoymak için dikkatli olunması ve aynı zamanda, tercihen her ikisinin de masada yer aldığı herhangi bir çözümde, Avrupa’nın ve Ukrayna'nın hayati çıkarlarının korunması gerekiyor. Bunun etkili bir şekilde yapılabilmesi için de Avrupa'nın mümkün olduğunca birlik içinde olması gerekiyor. Bu ise Avrupa’nın Rusya tarafından 2022 yılında Ukrayna’ya savaş açılmasından ve hatta daha da öncesinden beri mücadele ettiği bir mesele.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.