Çin, Hindistan-Bangladeş gerginliğini fırsata çevirmek istiyor

Birleşmiş Milletler’in verilerine göre geçen yılki kitlesel protestolarda yaklaşık 1400 kişi hayatını kaybetti (Reuters)
Birleşmiş Milletler’in verilerine göre geçen yılki kitlesel protestolarda yaklaşık 1400 kişi hayatını kaybetti (Reuters)
TT

Çin, Hindistan-Bangladeş gerginliğini fırsata çevirmek istiyor

Birleşmiş Milletler’in verilerine göre geçen yılki kitlesel protestolarda yaklaşık 1400 kişi hayatını kaybetti (Reuters)
Birleşmiş Milletler’in verilerine göre geçen yılki kitlesel protestolarda yaklaşık 1400 kişi hayatını kaybetti (Reuters)

Birleşik Krallık’ın kamu yayıncısı BBC, Çin’in son dönemde Hindistan'la ilişkileri bozulan Bangladeş'i yanına çekmek istediğini yazıyor.

Aralarında siyasetçilerin, sivil toplum aktivistlerinin, akademisyenlerin ve gazetecilerin yer aldığı 22 kişilik bir heyet, dün Bangladeş’ten Çin’e gitti.

Gruba, ana muhalefetteki Bangladeş Milliyetçi Partisi’nden (BNP) Abdul Moyen Han liderlik ediyor. Siyasetçi, 10 gün sürecek ziyarette Çin Komünist Partisi’nden (ÇKP) üst düzey yetkililerle görüşeceklerini belirterek şunları söylüyor: 

Bu, Pekin’in davetiyle başlatılan bir iyi niyet ziyareti. Bu ziyareti benzersiz kılan şeyse Çin’in, Bangladeş'teki çeşitli grupları temsil eden bir ekibi davet etmesi.

BBC’nin aktardığına göre grupta, geçen yıl Başbakan Şeyh Hasina’nın ülkeden kaçmasıyla sonuçlanan kitlesel öğrenci protestolarını örgütleyen gruplardan temsilciler de yer alıyor. Hasina, gösterilerin ardından 5 Ağustos’ta Hindistan’a kaçmıştı. Yerineyse geçici lider olarak Muhammed Yunus gelmişti. 

Bangladeş ve Hindistan arasında stratejik ortaklık seviyesinde bir işbirliği var. Şeyh Hasina'nın partisi Avami Birliği, 2009'da iktidara geldikten sonra Yeni Delhi'ye ekonomik ilişkileri de kuvvetlendirmişti. Diğer yandan 15 yıllık iktidarı boyunca Hasina, Çin’le ilişkileri de koparmamıştı. 

Ancak Hasina’nın Yeni Delhi’ye sığınması ve Bangladeş’in tüm taleplerine rağmen Hindistan’ın devrik lideri sınır dışı etmemesi, iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginlik yaratıyor. Bangladeş, Şeyh Hasina’nın insanlığa karşı suç ve kara para aklama dahil birçok suçtan yargılanmasını istiyor. 

Analizde, Hindistan’ın etkisini kaybetmesiyle Çin’in Bangladeş üzerindeki nüfuzunu artırmak istediği yorumu yapılıyor. 

Bangladeş’teki geçiş hükümetinin Dışişleri Bakanlığı Temsilcisi Tevhid Hüseyin, Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi’nin davetiyle geçen ay Çin’e 5 günlük ziyaret düzenlemişti. ÇKP’ye bağlı Global Times’da yayımlanan analizde, bu hamlenin iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendireceği yazılmıştı.

Çin, Bangladeş'in en büyük ticaret ortağı. İki ülke arasında yaklaşık 24 milyar dolarlık ticaret yapılıyor ve bunun çoğunu, Çin’in Güney Asya ülkesine gerçekleştirdiği ihracat oluşturuyor. 

Bangladeş ordusu da büyük ölçüde Çin’den satın alınan teçhizat ve mühimmata bağımlı; bu malzemelerin yüzde 70’inden fazlası Çin’den tedarik ediliyor. 

Pekin'deki Tsinghua Üniversitesi'nden Zhou Bo, şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Hindistan'ın, tüm ülkeyi kendi etki alanı altında görmemesi gerekiyor. Böyle bir tutum Hindistan’ın başını ağrıtır.

Independent Türkçe, BBC, Global Times 



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.