Öcalan'ın mesajı Türk tarafında ihtiyat, Kürt tarafında beklenti ile karşılandı…Anlaşma henüz bitmedi

PKK silah bırakırsa SDG de silah bırakacak mı?

Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor
Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor
TT

Öcalan'ın mesajı Türk tarafında ihtiyat, Kürt tarafında beklenti ile karşılandı…Anlaşma henüz bitmedi

Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor
Bir protestocu, 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır’da düzenlenen bir mitingde Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşıyor

Ömer Önhon- Eski Suriye Büyükelçisi

Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi’nden (DEM) bir heyet 27 Şubat'ta İmralı Adası'nda tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ı ziyaret etti. Öcalan, Türk güvenlik güçleri tarafından Kenya'da yakalanıp Türkiye'ye iade edildiği Şubat 1999'dan bu yana hakkında verilen ömür boyu hapis cezasını bu adada çekiyor. Ziyaret, PKK'yı silah bırakmaya ve terörü bitirmeye ikna etmeyi amaçlayan ve haftalardır devam eden bir sürecin parçası olarak üst üste dördüncü kez gerçekleştirildi.

DEM heyeti Öcalan ile görüşmesinin ardından hemen İstanbul'a hareket etti. Orada Taksim Meydanı'ndaki bir otelde, çok sayıda medya kuruluşunun katılımıyla, Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı 3 sayfalık mektubu Türkçe ve Kürtçe olarak okundu.

Öcalan mektubunda, PKK'nin Türkiye'de Kürtlere yapılan muamele nedeniyle ortaya çıktığını söyledi. Ancak şunu da ekledi: “PKK artık amacını aşmış durumda.” Öcalan tüm örgütleri silah bırakmaya çağırdı ve PKK’dan kendisini feshetmesini istedi.

Öcalan'ın mesajında ​​dikkat çeken husus, Türkiye'nin artık Kürt kimliğini inkâr etmemesi ve ifade özgürlüğünün elle tutulur bir iyileşme kaydetmesi nedeniyle, PKK’nın varlık nedenini yitirdiğine inanmasıydı. Öcalan bu sözleri ile hükümetin bu alanda kaydettiği başarıları takdir etmiş ve övmüş oldu.

Öcalan, PKK'dan kongre düzenleyip, kendi direktifleri doğrultusunda resmi kararlar almasını istedi. Abdullah Öcalan'ın çağrısı Türkiye'de ve dünyada geniş yankı buldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ise Öcalan'ın çağrısını olumlu diye değerlendirdi ama biz sonuca bakarız dedi.

Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise daha tedbirli bir tutum benimsedi. Gelişmeler ile arasına tamamen mesafe koysa da onları tümüyle reddetmedi.

Buna karşılık hem milliyetçi İyi Parti hem de Zafer Partisi, Öcalan'ın çağrısını kesin bir dille reddettiler. Kendisinden ve PKK’dan olumlu hiçbir şey çıkmayacağını vurguladılar.

Süreci başlatan Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) ise henüz bir açıklama gelmedi. MHP'nin 77 yaşındaki Genel Başkanı Devlet Bahçeli, üç hafta önce ameliyat oldu. O zamandan beri kendisinden haber alınamazken, partisinin iyi olduğu ve iyileşmekte olduğu yönündeki açıklamalarına rağmen, yoğun bakımda olduğu yönünde yaygın spekülasyonlar yapılıyor.

Bu süreç, Türkiye'yi 40 yıldan fazla süredir tehdit eden PKK terörünün son bulması için gerçek bir fırsat. Ancak sürecin şeffaf olmayışı, kamuoyunda gerçekte ne olup bittiği ve sürece iyimserlikle mi yoksa ihtiyatla mı yaklaşılması gerektiği konusunda belirsizlik yaratıyor.

Aslında söz konusu müzakereler geçen ekim ayından bu yana sürüyor, ancak detayları henüz netlik kazanmadı. Her müzakerede olduğu gibi burada da temel prensip karşılıklı olarak bir şeyler alıp vermektir. Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Öcalan karşılık olarak ne bekliyor? Bu açıklama onun serbest kalmasının ya da tutukluluk süresinin azaltılmasının önünü açabilir mi?

Öcalan hakkında aslında idam cezası verilmişti ama ülkede idam cezasının kaldırılmasının ardından müebbet hapse çevrildi.

Öcalan'ın açıklamasının siyasi ve toplumsal yankılar yaratması bekleniyor, ancak etkisinin boyutu henüz bilinmiyor.

Hâlâ pek çok şey belirsiz. Silah bırakması beklenen PKK'lıların akıbeti ise halen meçhul. Mücadeleden vazgeçenler tutuklanma korkusu olmadan evlerine dönebilecek mi? Haklarında çıkarılan yakalama kararları kaldırılacak mı?

Öcalan'ın açıklamasının siyasi ve toplumsal sonuçları olması bekleniyor, ancak etkisinin boyutu henüz bilinmiyor. Örneğin, AK Parti'nin hazırladığı söylenen yeni anayasanın Kürtlere özel haklar tanıyıp tanımayacağı ya da Kürtçeyi resmi dil olarak tanıyıp tanımayacağı henüz bilinmiyor. Anadilde eğitim hakkının tanınıp tanınmayacağının yanı sıra, Türkiye'de bir tür yerel yönetim anlayışına dayalı bir yönetim şekline mi geçileceği soruları da gündemde.

 DEM Partisi’nden bir heyet, tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın açıklamasını okuyor, İstanbul, 27 Şubat 2025 (AP)DEM Partisi’nden bir heyet, tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın açıklamasını okuyor, İstanbul, 27 Şubat 2025 (AP)

Öte yandan, şu anda Irak'ta konuşlu olan ve Kandil yöneticileri olarak bilinen PKK liderleri, Öcalan'ın çağrısı konusunda sessizliklerini korudular ve şu ana kadar onlardan herhangi bir yanıt gelmedi.

Öcalan'ın destekçileri, Öcalan'ın tüm örgüt adına konuştuğuna ve hiç kimsenin onun söylediklerine karşı çıkamayacağına, PKK’nın Öcalan’ın talimatlarına uyacağına inanıyorlar. Ancak bazı PKK gözlemcileri, Kandil'deki kadroların Öcalan'ı liderleri olarak tanımalarına rağmen, tutukluluğu nedeniyle özgür iradesini kullanamayacak durumda olduğuna, sahadaki gerçeklikten uzak olduğuna, dolayısıyla sağlıklı bir görüş bildiremeyeceğine inandıklarını ileri sürüyor. Bu durumda PKK liderlerinin Öcalan'ın çağrısına karşılık vermemesi muhtemel ki, bu da PKK içinde bölünmelere yol açabilir.

Bir başka açıdan bu açıklamanın Suriye'de de yankıları olacak, zira Türkiye, Suriye Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) PKK’nın uzantısı olduğuna inanıyor ve yıllardır ona karşı mücadele ediyor. Bazıları PKK'nın silah bırakması halinde YPG'nin de aynısını yapacağını düşünürken, YPG’nin silah bırakmayacağını, Suriye dinamikleri içerisinde varlığını sürdüreceğini düşünenler de var. Nitekim YPG lideri Mazlum Abdi, “Öcalan'ın açıklamasında YPG yer almıyor” dedi.

Bununla birlikte Öcalan'ın çağrısının, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti ile Mazlum Abdi liderliğindeki YPG arasında yeni Suriye'de Kürtlerin statüsü konusunda sürdürülen müzakereleri etkilemesi bekleniyor.

Meselenin sınırları aşan başka boyutları da var. YPG ve PKK'yı Türkiye üzerinde baskı aracı olarak kullanmak isteyen bir İsrail var. Dolayısıyla Öcalan'ın açıklaması girişimi, Türkiye'nin, İsrail'in Kürtleri Türklere karşı kışkırtma emellerine karşı attığı bir adım olarak değerlendirilebilir.

Bahçeli'nin yaptığı çağrı sürecin ilk adımıydı, Öcalan'ın açıklaması ise ikinci adımdı. Üçüncü adım, PKK kongresinin toplanıp Öcalan'ın çağrısı doğrultusunda kendini feshetme kararı almasıdır.

Türkiye'de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine 3 yıl kaldı ve anayasaya göre Erdoğan, anayasa değişmediği sürece yeniden aday olamayacak. Bunu başarabilmesi için de DEM'in ve Kürtlerin desteğine ihtiyacı olacak

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen hükümete yakın yetkililer ve analistler, bu adımların tatmin edici bir şekilde tamamlanmasının ardından diğer tüm konuların ele alınacağını söylediler. Şarku’l Avsat’ın Majalla dergisinden aktardığı analize göre sürecin başarılı olması, ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan ve birçok kişi tarafından otoriter bir lider olarak görülen Cumhurbaşkanı Erdoğan için büyük bir zafer olacak.

Türkiye'de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine 3 yıl kaldı ve anayasaya göre Erdoğan, anayasa değişmediği sürece yeniden aday olamayacak. Bunu başarabilmesi için de DEM ve Kürtlerin desteğine ihtiyacı olacak ve birçok kişi bunun Erdoğan'ın Öcalan’ı sürece katmasının arkasındaki en büyük motivasyon olduğunu düşünüyor. Ama hemen acele etmeyelim, çünkü henüz elimizde nihai bir anlaşma yok ve böyle bir süreç ilk kez yaşanmıyor. PKK, Eylül 1999'da da ateşkes deklare etmişti, ancak 2004'te geri adım atmış ve çatışmalar yeniden başlamıştı.

 27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır şehrinde DEM Partisi’nin televizyonda yayınlanan basın toplantısını izlemek için toplanan insanlar zafer işareti yapıyor (Reuters)27 Şubat 2025'te Türkiye'nin Diyarbakır şehrinde DEM Partisi’nin televizyonda yayınlanan basın toplantısını izlemek için toplanan insanlar zafer işareti yapıyor (Reuters)

Yine Mart 2013'te, hükümetle aylarca süren görüşmelerin ardından Abdullah Öcalan'ın mesajı, Diyarbakır'daki Nevruz bayramında Türkçe ve Kürtçe okunmuştu. O zaman Öcalan, PKK’nın silahlı unsurlarının Türkiye topraklarından çekileceğini ve silahlı mücadelenin sona erdiğini açıklamıştı. PKK o dönemde Öcalan'ın direktiflerine uyacağını ve Türkiye'den çekileceğini açıklamıştı.

Daha sonra hükümet, siyasi, hukuki, sosyal, ekonomik, psikolojik, kültürel, insan hakları, güvenlik ve silahsızlanma konularını ele alan tedbirleri belirleyen “Terörizmin Sonlandırılması ve Toplumsal Entegrasyonun Geliştirilmesine Dair Kanun”u çıkarmıştı. Ancak bu süreç de DEAŞ’ın Ekim 2014'te Suriye'deki Kobani bölgesine saldırması ve bunun akabinde Türkiye'deki Kürtler arasında görülen şiddetli tepkilerin ardından hızla çöktü. Bunun üzerine Türk güvenlik güçleri ile PKK arasında çatışmalar yeniden başladı. Ancak bugün Türk liderler son derece dikkatli davranıyorlar; bir daha siyasi aldatmacalara veya açmazlara kurban gitmemeye kararlılar.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kırılgan anlaşmalar ve tırmanan şiddet... Doğu Kongo’da krizler hüküm sürüyor

Demokratik Kongo Cumhuriyeti ordusuna bağlı birlikler, Kuzey Kivu eyaletindeki Beni yakınlarında devriye geziyor. (Reuters)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti ordusuna bağlı birlikler, Kuzey Kivu eyaletindeki Beni yakınlarında devriye geziyor. (Reuters)
TT

Kırılgan anlaşmalar ve tırmanan şiddet... Doğu Kongo’da krizler hüküm sürüyor

Demokratik Kongo Cumhuriyeti ordusuna bağlı birlikler, Kuzey Kivu eyaletindeki Beni yakınlarında devriye geziyor. (Reuters)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti ordusuna bağlı birlikler, Kuzey Kivu eyaletindeki Beni yakınlarında devriye geziyor. (Reuters)

2026 yılının başından bu yana Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda şiddet olayları sürerken, hükümet ile aralarında 23 Mart Hareketi (M23) de bulunan ve Ruanda tarafından desteklenmekle suçlanan isyancı gruplar arasında ateşkes anlaşmalarını yeniden canlandırma çabaları sonuçsuz kalıyor.

Uzmanlara göre Doğu Kongo’daki mevcut tablo, tarafların üzerinde uzlaşabileceği bir çözüm yaklaşımının bulunmaması nedeniyle kısa vadede şiddet sarmalından çıkamayacak. Afrika uzmanları, bölgedeki anlaşmaların kırılganlığını koruduğunu ve çatışma döngüsünün devam ettiğini belirtiyor.

İsyancıların düzenlediği son saldırılarda en az 50 kişi hayatını kaybetti. Saldırıların, Demokratik İttifak Güçleri (ADF) ile bağlantılı militanlar tarafından gerçekleştirildiği değerlendiriliyor.

Radio Okapi, sivil toplum kaynaklarına dayandırdığı haberinde, 9-15 Mart tarihleri arasında gerçekleşen saldırılarda 35 sivilin Mutshatsha altın madeninde, 15 kişinin ise Babisea’da öldürüldüğünü aktardı. Saldırılarda çok sayıda evin yakıldığı, yağmalandığı ve büyük çaplı yıkım yaşandığı, yüzlerce ailenin yerinden edildiği bildirildi.

Yaklaşık bir hafta önce Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) yaptığı açıklamada, Doğu Kongo’daki şiddetin siviller üzerindeki etkisinden ‘derin endişe’ duyduğunu bildirdi. Açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu alanların giderek daha fazla kalabalıklaştığına dikkat çekildi.

Bölgede yalnızca M23 değil, aynı zamanda geçmişte ülke yönetimini ele geçirmeyi hedefleyen ancak 2019 yılında DEAŞ’a biat eden ADF’nin de etkinliği artmış durumda. Örgüt, ‘Orta Afrika Vilayeti’ olarak adlandırdığı bir yapı kurmayı hedefliyor.

Afrika uzmanı Muhammed Turşin, Doğu Kongo krizinin hem yerel hem uluslararası girişimlere rağmen karmaşıklığını koruduğunu belirterek, bu durumun anlaşmaları kırılgan kıldığını ve şiddet ile yerinden edilmenin arttığını ifade etti.

Çadlı siyaset analisti Salih İshak İsa ise şiddet sarmalının, çok sayıda silahlı aktörün varlığı, bölgesel çıkar çatışmaları ve Ruanda ile süregelen gerilim gibi yapısal nedenlerle devam ettiğini vurguladı. İsa, doğal kaynaklar üzerindeki yoğun rekabet ve devletin otorite kurma kapasitesindeki zayıflığın da krizi derinleştirdiğini, bu süreçte en büyük bedeli sivillerin ödediğini kaydetti.

dfvdf
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusundaki Kuzey Kivu eyaletinin Goma kentinde 23 Mart Hareketi üyeleri (Reuters)

Bu tırmanış, ABD ve Katar öncülüğünde yürütülen yeni diplomatik girişimlere rağmen yaşanıyor. ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu danışmanı Massad Boulos, iki gün önce X platformunda yaptığı paylaşımda, Ruanda ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Washington’da 17-18 Mart tarihlerinde gerçekleştirilen görüşmelerde gerilimi düşürme ve sivilleri koruma konusunda taahhütte bulunduğunu açıkladı. Boulos, bu çerçevede tarafların kademeli asker çekme ve yeni saldırıları durdurma yönünde söz verdiğini belirtti.

5 Mart’ta ise Katar, video konferans yöntemiyle, Demokratik Kongo Cumhuriyeti hükümeti ile M23 arasında Temmuz 2025’te Doha’da imzalanan prensipler bildirgesinden doğan Ateşkes Denetim ve Doğrulama Mekanizması toplantısına katıldı.

Ancak barışı yeniden tesis etmeye yönelik bu girişimler, 2025 yılı boyunca yapılan ve kalıcı olamayan anlaşmaların ardından geliyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda, geçen yıl sonunda ABD arabuluculuğunda Washington’da bir barış anlaşması imzalamış, bu anlaşma Birleşmiş Milletler Demokratik Kongo Cumhuriyeti İstikrar Misyonu (MONUSCO) desteğiyle kalıcı ateşkesin izlenmesini öngörmüştü.

İsa, mevcut anlaşmaların kapsamlarının dar olduğunu ve krizin temel nedenlerini ele almaktan uzak kaldığını belirterek, bu nedenle sahadaki ilk ciddi sınamada hızla etkisini yitirdiğini ifade etti. İsa, mevcut koşullar değişmediği sürece şiddet döngüsünün sona ermesinin zor olduğunu ve güç dengelerinin çatışmayı yeniden ürettiğini vurguladı.

İsa’ya göre Doğu Kongo’daki şiddet sarmalından çıkış teorik olarak mümkün olsa da, bunun için geçici çözümlerin ötesine geçen derin dönüşümlere ihtiyaç bulunuyor. Bu kapsamda, özellikle Ruanda ile gerilimi azaltacak güçlü bir bölgesel uzlaşı, bağlayıcı taahhütler ve etkili denetim mekanizmalarının oluşturulması gerektiğine dikkat çekti.

Turşin ise krizin çözümü için ciddi müzakereler ve kapsamlı uzlaşıların şart olduğunu belirterek, gerçek bir barış anlaşmasının mağdurların haklarını iade etmesi ve sürdürülebilir bir süreç oluşturması gerektiğini söyledi. Aksi takdirde mevcut tabloda olduğu gibi yerinden edilme, şiddet ve saldırıların devam edeceği uyarısında bulundu.


Devrim Muhafızları, İran'daki enerji santrallerinin hedef alınması halinde misilleme yapma tehdidinde bulundu

ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayınlanan, İran'a ait bir hedefe düzenlenen İHA saldırısı sonucu meydana gelen patlamanın görüntüsü (Reuters)
ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayınlanan, İran'a ait bir hedefe düzenlenen İHA saldırısı sonucu meydana gelen patlamanın görüntüsü (Reuters)
TT

Devrim Muhafızları, İran'daki enerji santrallerinin hedef alınması halinde misilleme yapma tehdidinde bulundu

ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayınlanan, İran'a ait bir hedefe düzenlenen İHA saldırısı sonucu meydana gelen patlamanın görüntüsü (Reuters)
ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayınlanan, İran'a ait bir hedefe düzenlenen İHA saldırısı sonucu meydana gelen patlamanın görüntüsü (Reuters)

İran Devrim Muhafızları bugün yaptığı açıklamada, elektrik sektörünü hedef alan herhangi bir saldırıya, İsrail'deki elektrik santrallerinin yanı sıra bölge ülkelerinde bulunan ABD üslerine elektrik sağlayan santralleri de hedef alarak karşılık vereceğini belirtti.

Açıklama, Körfez ülkelerine içme suyu sağlama açısından hayati önem taşıyan bölgedeki tuz arıtma tesislerine yönelik önceki tehditlerden geri adım atmış gibi görünüyor. Devlet medyası tarafından yayınlanan açıklamada, "Yalancı ABD Başkanı, Devrim Muhafızlarının tuz arıtma tesislerine saldırmayı ve bölge halkına zarar vermeyi planladığını iddia etti" denildi.

ABD Başkanı Donald Trump cumartesi günü, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı 48 saat içinde tüm gemi trafiğine tamamen açmaması halinde, İran'ın enerji santrallerini hedef alacağı tehdidinde bulundu. Devrim Muhafızları ise şu yanıtı verdi: "Herhangi bir tehdide aynı caydırıcılık seviyesiyle karşılık vermeye kararlıyız... Eğer elektrik şebekemizi bombalarsanız, biz de elektrik şebekemizi bombalayacağız."


Hürmüz Boğazı'ndaki çatışma enerji santrallerini tehdit ediyor

Netanyahu, İran füzesinin isabet ettiği bölgeyi incelerken
Netanyahu, İran füzesinin isabet ettiği bölgeyi incelerken
TT

Hürmüz Boğazı'ndaki çatışma enerji santrallerini tehdit ediyor

Netanyahu, İran füzesinin isabet ettiği bölgeyi incelerken
Netanyahu, İran füzesinin isabet ettiği bölgeyi incelerken

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması için verdiği sürenin sona ermek üzere olmasıyla birlikte, Hürmüz Boğazı ve enerji santralleri çevresinde çatışma riski artarken İran, elektrik tesisleri ve hayati altyapı tesislerine bir saldırı olması halinde anında misilleme yapacağı uyarısında bulundu. Bu gerginlik, İsrail'in güneyindeki Dimona’daki reaktörün çevresinin hedef alındığı sarsıntıyla aynı zamana denk gelirken enerji ve nükleer dosyalarını çatışmanın ön saflarına taşıdı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, Hürmüz Boğazı'nın 48 saat içinde tamamen açılmaması halinde ABD'nin İran'daki elektrik santrallerini ‘en büyüğünden başlayarak’ vurup yok edeceği tehdidinde bulundu. Buna karşın İranlı yetkililer, boğazın tamamen kapatılmadığını, ancak ‘akıllı kontrol’ altına alındığını ve İran’daki enerji tesislerine yönelik herhangi bir saldırının, Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapatılması ve bölgedeki ABD ve İsrail ile bağlantılı enerji, elektrik ve hayati altyapı tesislerinin hedef alınması gibi cezai önlemlerle karşılanacağını açıkladılar.

Tahran, Birleşmiş Milletlere (BM) gönderdiği mektuplarda nükleer tesislerin ve sivil altyapının hedef alınmaması konusunda uyararak, saldırıları durdurmak için uluslararası bir harekete geçilmesini talep etti. Bu uyarıların ardından İran’ın cumartesi akşamı Dimona ve Arad’a yönelik saldırıları, bölgenin hassasiyeti ve Dimona Nükleer Tesisi’nin varlığı nedeniyle İsrail’de büyük yankı uyandırdı.

Basında yer alan haberlere göre onlarcası Arad ve Dimona'dan olmak üzere saldırılarda 140'tan fazla kişi yaralandı. İsrail yetkilileri binalarda geniş çaplı hasar ve yangınların çıktığını bildirdi. Saldırılar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ordu komutanlarını bölgeye gitmeye sevk etti.

Öte yandan İran'a düzenlenen saldırıların kapsamı genişleyerek Tahran ve çevresini de kapsadı. ABD’li ve İsrailli kaynaklar, İran’da askeri üslerin ve füze tesislerinin hedef alındığını bildirdi.