Hayatta kalmanın önemi: Yerinden edilen Gazzeliler, sürekli yerinden edilme hikayelerini anlattı

İşgal, engelleme ve baskı altında zorlu bir yaşam

İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)
İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)
TT

Hayatta kalmanın önemi: Yerinden edilen Gazzeliler, sürekli yerinden edilme hikayelerini anlattı

İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)
İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)

Salim er-Reyyis

Binlerce yerinden edilmiş insanın, Gazze Şeridi'nin güneyinden kuzeye doğru akın etmesinin üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Yıkıma uğramış bölgelerine geri dönen Gazzelilerin barınma, su, elektrik ve altyapı gibi en temel yaşam ihtiyaçlarından yoksun olmaları buradaki yaşamı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Mesela ben, doğduğum günden evimin ve ailemin tamamen yıkıldığı 7 Ekim 2023 öncesine kadar Gazze şehrinin güneybatısında yaşadım. Bir yılı aşkın bir süre boyunca yerinden edildikten sonra geri dönenlerden biri olarak, moloz yığınları nedeniyle evimizin enkazı yanına çadır koyacak küçük bir alan bile bulamadık. Bu yüzden geri dönene kadar Gazze Şeridi'nin merkezinde yerinden edilmiş bir kişi olarak yaşamaya devam etme kararı aldım.

İsrail ordusu, 26 Ocak'ta İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü soykırım savaşı sırasında oluşturduğu, ‘Netzarim Koridoru’ olarak adlandırılan ve yaklaşık 8 kilometre genişliğindeki bölgeden askerlerini ve askeri araçlarını geri çekmesinin ardından, yerinden edilmiş kişilerin er-Raşid Caddesi ve el-Bahr Caddesi üzerinden yaya olarak geri dönmelerine izin verdi. Ordu batı bölgelerinden doğuya ve merkeze doğru çekildi. Aynı gün, yerinden edilmiş kişilerin araçlarıyla Netzarim Koridoru’nun doğusundaki Selahaddin Caddesi'ne paralel bir yoldan ve ’ABD’li güvenlik şirketleri ve Mısır-Katar güçlerinden’ oluşan uluslararası güçlerin konuşlandırıldığı bir kontrol noktasının kurulmasından sonra askeri araçlarla geri dönmelerine izin verildi. Araçlar, Gazze Şeridi'nin güneyinden kuzeyine her türlü silahın geçişini engellemek amacıyla arandı.

Ailesiyle birlikte yürüyerek geri dönmeye karar veren Said Abdulal (47), Gazze Vadisi Köprüsü'nden sonra kuzeye doğru er-Raşid Caddesi'nde yürümeye başlar başlamaz bölgenin görüntüsünü büyük ölçüde değiştiren yıkılmış binaları ve yolları gördüğünü söyledi.

Abdulal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Neredeyse her gün el-Bahr Caddesi'nde yürürdüm. Mal dağıtımı yaptığım için sokakları, binaları ve hatta yollardaki reklam tabelalarını bile ezbere bilirim. Tüm yol değişmiş, tüm özellikleri kaybolmuş. Gazze'nin güneybatısındaki Şeyh İclin bölgesine ulaşana kadar tüm yolu yürüdüm, ama bir yandan nerede olduğumu anlamaya çalıştım.”

Gördükleri karşısında şaşıran tek kişi Abdulal değildi. Al-Majalla, aralarında kadınların ve yaşlıların da bulunduğu 10'dan fazla geri dönen Gazzeliyle yaya olarak izledikleri yol üzerinde konuştu. İstisnasız herkes, çoğu tamamen yıkılmış olan yollardaki ve binalardaki yıkımın boyutu karşısında şok olduklarını, hatta bir kısmı hala ayakta olan binaların, dört yönden birine sapmalarına neden olan temellerdeki hasar nedeniyle kaldırılması gerektiğini, yüzlerce ticari, turistik ve eğitim tesisinin de bombalandığını ve tahrip edildiğini söyledi.

Al-Majalla, aralarında kadınların ve yaşlıların da bulunduğu 10'dan fazla geri dönen Gazzeliyle yaya olarak izledikleri yol üzerine konuştu. İstisnasız hepsi yollardaki ve binalardaki tahribatın boyutları karşısında şok olduklarını ifade etti.

Gazze şehrinde ve Gazze Şeridi'nin kuzeyinde 7 Ekim 2023'ten önce yaklaşık 1,2 milyon Filistinli yaşıyordu. Çeşitli uluslararası kuruluşlara göre bunların 700 bin ila 800 bini savaş sırasında İsrail ordusu tarafından zorla yerinden edildi. Yaşayan ya da ölmüş yakınlarını geride bıraktılar. Evlerini, mülklerini ve işyerlerini terk ettiler. İsrail'in kara saldırıları, karadan, denizden ve havadan yoğun bombardımanları, buldozerler ve 470 gün boyunca hayatın her alanını etkileyen yıkım karşısında hayatta kalmaya çalıştılar.

Molozlardan oluşan dümdüz alanlar

Gazze Şeridi’nde özellikle Gazze şehrinde son yıllardaki aşırı nüfus artışı ve yoğun kentleşme nedeniyle yatay mimariden dikey mimariye geçildi. Beton binalar, tarım arazileri ve sosyal alanlardan imara açılan binlerce dönümlük alanı kapladı. Ancak savaş, buraları gündüzleri soluk gri molozlarla kaplı düz alanlara dönüştürürken, geceleri ise ateşkesin ilk gününde Gazze Elektrik Dağıtım Şirketi tarafından açıklandığı üzere elektriğin olmaması ve elektik ağlarının neredeyse tamamen hasar görmesi nedeniyle zifiri karanlığa gömdü.

xscd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda, İsrail saldırısı sırasında yıkılan binaların molozları arasında yürüyen Filistinliler, 17 Şubat 2025 (Reuters)

Yerinden edilen insanların yaklaşık bir yıldır nüfusunun çoğundan arındırılmış olan şehre geri dönmesiyle birlikte hayat çoğu sokak ve mahalleye geri dönmeye başladı, hatta savaş boyunca dayanmış ve sadece ülke içinde yerinden edilmiş olanlar bile bir şeylerin değiştiğini hissetti.

Yerinden edilen insanların yaklaşık bir yıldır nüfusunun çoğu zorla yerinden edilmiş olan şehre geri dönmesiyle birlikte çoğu sokak ve mahallede günlük hayata geri dönülmeye başladı. Hatta savaş boyunca yerlerinden edilmeye karşı dayanmış ve sadece ülke içinde yerinden edilmiş olanlar bile bir şeylerin değiştiğini hissetti. Abdu Şimali (51) ve ailesi savaş boyunca yerlerinden edilmeyi reddetti. Şimali ailesi, Gazze Şeridi’nde 19 Ocak'ta ateşkes ilan edilip bir hafta sonra yerlerinden edilen akrabaları, komşuları ve arkadaşları geri dönene kadar bir bölgeden diğerine taşınmaya devam etti.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı habere göre Abdu Şimali, “Savaş günlerinde, özellikle de akşam saatlerinde yürürken herhangi bir ses duymayı ya da sokakta birilerini görmeyi umut ettim. Şimdi günlük hayatın akışının yeniden başladığını hissediyorum. Savaşın durduğuna ve yıkılıp harap olduktan sonra evlerimizi ve hayatlarımızı yeniden kazandığımıza inanmaya başladım” ifadelerini kullandı.

Al-Majalla’ya konuştuğu sırada bir su dağıtım aracı geçişi üzerine Abdu, “Aman Allah’ım, su kamyonu yeniden sokakta. Bu da aylardır susuz, elektriksiz, gazsız ve hatta yiyeceksiz kaldıktan sonra nihayet su içip eve gidebileceğimiz anlamına geliyor” diye haykırdı.

Gerçekleşen bir rüya gibi olan geri dönüşün sevinci ve yıkım manzaralarının şokuyla geçen ilk saatlerin ardından, insanlar yıkılan evlerine ve su teminine alternatif aradı. Fakat Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yeterli çadır ve gıda bulunmadığından, insanlar bu ihtiyaçlarının karşılanması için seslerini yükseltmeye başladı.

Gazze'de yaşayan Mahmud Hassuna (37) eve döndüğünde evlerini ve komşularının evlerini moloz yığınlarına dönüşmüş halde buldu. O ve ailesi molozların altından kurtarabilecekleri bir şeyler bulmak için evi inceledilerse de çocuğu “Baba, nerede uyuyacağız?” diye sorana kadar kayda değer bir şey bulamadılar.

Hassuna, Bir çadır ya da çadır kurulabilecek bir yer bulma umuduyla sağına soluna baktındıysa da hiçbir şey bulamadı. Yoldan geçen bazı kişilere yakınlarda sığınılacak bir kamp olup olmadığını sordu, ama yoktu. Geriye dönerken yanında getirdiği sarkmış deri muşambaları kullanarak barınacakları bir yer yapmaya karar veren Hassuna, “Çok soğuk bir geceydi. Bütün gece boyunca çocuklar soğuktan titredi. Onları ısıtmak için onlar uyurken ateş yakmak zorunda kaldım. Gün aydınlanırken sabah olduğuna inanamadım. Çadır kurabileceğimiz bir yer ya da çadırların olduğu bir yer bulmak için etrafta dolaştım” diye anlattı.

Savaş Gazze'yi gündüzleri soluk gri molozlarla kaplı düz bir alana dönüştürürken, geceleri ise elektrik olmadığı için zifiri karanlığa gömdü.

Sabah, Hassuna kiralamak için bir ev ya da oda aramaya çıktı, ancak uzun bir aramadan sonra, çoğu kısmen yıkılmış ve temel hizmetlerden yoksun, fahiş fiyatlarla sadece birkaç ev ya da daire buldu. Bu yüzden evinin yanında bir çadır kurabilmek için gerekli malzemeler satın almak üzere pazara giden Hassuna, “Sadece ben değil, birçok insan pazarda yürüyor ve branda, odun veya hazır çadır istiyordu. Talep çoktu. Herkesin evleri yıkıldı. Kendimizi ve çocuklarımızı korumak, başımızı sokacağımız bir yer bulmak istedik. Başka seçeneğimiz de yoktu” diye ekledi.

Yeniden çadırını kurmaya yönelen Hassuna için sıkıntılar bitmiyordu. İçme suyunun olduğu en yakın yeri aramaya başladı. Başkalarına sorduktan sonra yaklaşık 300 metre ötede bir yer olduğunu öğrendi. Henüz 12 yaşında olan çocuğuyla birlikte gitti. Geriye dönen yüzlerce Gazzeli gibi uzun bir kuyrukta bekledikten sonra doldurabildikleri galonlarca suyu evlerinin enkazının yanındaki çadırlarına taşıdılar.

Hassuna gibi, geri dönenlerin çoğu da sefil haldeki yaşamlarına alışmaya çalışırken eski iş yerlerinin durumunu incelemeye ve tamir etmeye başladılar. Restoranlar, kafeler ve dükkanlar, geri dönen vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara ve ailelerine hayatta kalabilmeleri için bir gelir sağlamak amacıyla yenilendi ve yeniden açıldı. Er-Rimal, Ömer el-Muhtar gibi başlıca çarşılarda ve felakete uğramış şehirdeki diğer ünlü ticari alanlarda günlük hayat geri döndü.

Öte yandan savaş sırasında evlerinde ve mahallelerinde kalan ve askeri saldırılar sırasında yakınlarını kaybedenler savaşın etkilerini hala üzerlerinden atabilmiş değil. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi tarafından açıklanan son rakamlara göre savaş sırasında 14 binden fazla insan hayatını kaybetti.

Öte yandan savaş sırasında evlerinde ve mahallelerinde kalan ve askeri saldırılar sırasında yakınlarını kaybedenler savaşın etkilerini hala üzerlerinden atabilmiş değil.

Gazze Şeridi'nin kuzeyinden İman İsmail (34), savaş sırasında ailesiyle birlikte güneye göç ederken, tek erkek kardeşi, eşi ve iki çocuğu kuzeydeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki evlerinde kaldı. İsrail ordusunun kampa yönelik saldırıları, kuşatmaları ve bombardımanları o kadar yoğundu ki İman, onlarla olan iletişimini kaybetti.

İman, erkek kardeşine ve yengesine birkaç kez ulaşmaya çalıştı. Ancak ağır bombardıman nedeniyle terk ettikleri bölgede bulunan diğer kişilere sorduysa da onlardan hiçbir haber alamadı. Bir ayı aşkın bir süre iletişim kuramadı. Ardından içindeyken bombalanan evlerini terk etmediklerini öğrendi. Al-Majalla’ya konuşan İman, “Kardeşimi, eşini ve çocuklarını çıkarmak için geri döndüm. Onların cenazelerini çıkarıp gömmek istedim” ifadelerini kullandı.

xcdfgt
Gazze'nin kuzeyindeki Beyt Hanun'da geçici bir barınağına sığınan Filistinli çocuklar (Omar al-Qattaa / AFP)

İsmail ailesinin üyeleri, İsrail ordusu izin verdiğinde hemen geri dönmek istemediler. Çünkü kendilerini yıkılmış evlerini aile üyelerinin cesetleri üzerinde görmeye psikolojik olarak hazır hissetmiyorlardı. Erkek kardeşini ve ailesini aramak için tek başına dönmekte ısrar eden kızları İman, “Bir hafta boyunca her gün molozları ellerimle kazdım ve kaldırdım. Cenazelerinin parçalarını bulana kadar birçok kişi bana yardım etti. Onları mezarlığa peyderpey gömdüm. Eksik parça kalıp kalmadığını bilmiyorum, ama evde olduklarını ve öldürüldüklerini biliyorum. Onları ben gömdüm” dedi.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki ailesinin yanına dönen İman gibi barınak, su, elektrik ve altyapı gibi temel ihtiyaçların olmaması nedeniyle uyum sağlayamayan diğer bazı aileler de geri dönmek zorunda kaldı. Ancak bazıları, Al-Majalla’ya halen doğru zamanı ve fırsatı beklediklerini söylediler. Bazıları ise İsrail'in tehditlerinin devam etmesinden dolayı savaşın, askeri operasyonların ve bombardımanın yeniden başlamasından korktuklarını ve savaşın sona ermesi ya da Filistinli direniş grupları ile İsrail arasındaki çatışmaların yeniden başlaması arasında belirsizliğin devam ettiğini ifade ettiler.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.