Hayatta kalmanın önemi: Yerinden edilen Gazzeliler, sürekli yerinden edilme hikayelerini anlattı

İşgal, engelleme ve baskı altında zorlu bir yaşam

İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)
İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)
TT

Hayatta kalmanın önemi: Yerinden edilen Gazzeliler, sürekli yerinden edilme hikayelerini anlattı

İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)
İsrail ve Hamas Hareketi arasındaki ateşkes sonrası, yıkılan binaların enkazları arasından Gazze şehrine geri dönen insanlar, 6 Şubat 2025 (Reuters)

Salim er-Reyyis

Binlerce yerinden edilmiş insanın, Gazze Şeridi'nin güneyinden kuzeye doğru akın etmesinin üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Yıkıma uğramış bölgelerine geri dönen Gazzelilerin barınma, su, elektrik ve altyapı gibi en temel yaşam ihtiyaçlarından yoksun olmaları buradaki yaşamı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Mesela ben, doğduğum günden evimin ve ailemin tamamen yıkıldığı 7 Ekim 2023 öncesine kadar Gazze şehrinin güneybatısında yaşadım. Bir yılı aşkın bir süre boyunca yerinden edildikten sonra geri dönenlerden biri olarak, moloz yığınları nedeniyle evimizin enkazı yanına çadır koyacak küçük bir alan bile bulamadık. Bu yüzden geri dönene kadar Gazze Şeridi'nin merkezinde yerinden edilmiş bir kişi olarak yaşamaya devam etme kararı aldım.

İsrail ordusu, 26 Ocak'ta İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü soykırım savaşı sırasında oluşturduğu, ‘Netzarim Koridoru’ olarak adlandırılan ve yaklaşık 8 kilometre genişliğindeki bölgeden askerlerini ve askeri araçlarını geri çekmesinin ardından, yerinden edilmiş kişilerin er-Raşid Caddesi ve el-Bahr Caddesi üzerinden yaya olarak geri dönmelerine izin verdi. Ordu batı bölgelerinden doğuya ve merkeze doğru çekildi. Aynı gün, yerinden edilmiş kişilerin araçlarıyla Netzarim Koridoru’nun doğusundaki Selahaddin Caddesi'ne paralel bir yoldan ve ’ABD’li güvenlik şirketleri ve Mısır-Katar güçlerinden’ oluşan uluslararası güçlerin konuşlandırıldığı bir kontrol noktasının kurulmasından sonra askeri araçlarla geri dönmelerine izin verildi. Araçlar, Gazze Şeridi'nin güneyinden kuzeyine her türlü silahın geçişini engellemek amacıyla arandı.

Ailesiyle birlikte yürüyerek geri dönmeye karar veren Said Abdulal (47), Gazze Vadisi Köprüsü'nden sonra kuzeye doğru er-Raşid Caddesi'nde yürümeye başlar başlamaz bölgenin görüntüsünü büyük ölçüde değiştiren yıkılmış binaları ve yolları gördüğünü söyledi.

Abdulal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Neredeyse her gün el-Bahr Caddesi'nde yürürdüm. Mal dağıtımı yaptığım için sokakları, binaları ve hatta yollardaki reklam tabelalarını bile ezbere bilirim. Tüm yol değişmiş, tüm özellikleri kaybolmuş. Gazze'nin güneybatısındaki Şeyh İclin bölgesine ulaşana kadar tüm yolu yürüdüm, ama bir yandan nerede olduğumu anlamaya çalıştım.”

Gördükleri karşısında şaşıran tek kişi Abdulal değildi. Al-Majalla, aralarında kadınların ve yaşlıların da bulunduğu 10'dan fazla geri dönen Gazzeliyle yaya olarak izledikleri yol üzerinde konuştu. İstisnasız herkes, çoğu tamamen yıkılmış olan yollardaki ve binalardaki yıkımın boyutu karşısında şok olduklarını, hatta bir kısmı hala ayakta olan binaların, dört yönden birine sapmalarına neden olan temellerdeki hasar nedeniyle kaldırılması gerektiğini, yüzlerce ticari, turistik ve eğitim tesisinin de bombalandığını ve tahrip edildiğini söyledi.

Al-Majalla, aralarında kadınların ve yaşlıların da bulunduğu 10'dan fazla geri dönen Gazzeliyle yaya olarak izledikleri yol üzerine konuştu. İstisnasız hepsi yollardaki ve binalardaki tahribatın boyutları karşısında şok olduklarını ifade etti.

Gazze şehrinde ve Gazze Şeridi'nin kuzeyinde 7 Ekim 2023'ten önce yaklaşık 1,2 milyon Filistinli yaşıyordu. Çeşitli uluslararası kuruluşlara göre bunların 700 bin ila 800 bini savaş sırasında İsrail ordusu tarafından zorla yerinden edildi. Yaşayan ya da ölmüş yakınlarını geride bıraktılar. Evlerini, mülklerini ve işyerlerini terk ettiler. İsrail'in kara saldırıları, karadan, denizden ve havadan yoğun bombardımanları, buldozerler ve 470 gün boyunca hayatın her alanını etkileyen yıkım karşısında hayatta kalmaya çalıştılar.

Molozlardan oluşan dümdüz alanlar

Gazze Şeridi’nde özellikle Gazze şehrinde son yıllardaki aşırı nüfus artışı ve yoğun kentleşme nedeniyle yatay mimariden dikey mimariye geçildi. Beton binalar, tarım arazileri ve sosyal alanlardan imara açılan binlerce dönümlük alanı kapladı. Ancak savaş, buraları gündüzleri soluk gri molozlarla kaplı düz alanlara dönüştürürken, geceleri ise ateşkesin ilk gününde Gazze Elektrik Dağıtım Şirketi tarafından açıklandığı üzere elektriğin olmaması ve elektik ağlarının neredeyse tamamen hasar görmesi nedeniyle zifiri karanlığa gömdü.

xscd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda, İsrail saldırısı sırasında yıkılan binaların molozları arasında yürüyen Filistinliler, 17 Şubat 2025 (Reuters)

Yerinden edilen insanların yaklaşık bir yıldır nüfusunun çoğundan arındırılmış olan şehre geri dönmesiyle birlikte hayat çoğu sokak ve mahalleye geri dönmeye başladı, hatta savaş boyunca dayanmış ve sadece ülke içinde yerinden edilmiş olanlar bile bir şeylerin değiştiğini hissetti.

Yerinden edilen insanların yaklaşık bir yıldır nüfusunun çoğu zorla yerinden edilmiş olan şehre geri dönmesiyle birlikte çoğu sokak ve mahallede günlük hayata geri dönülmeye başladı. Hatta savaş boyunca yerlerinden edilmeye karşı dayanmış ve sadece ülke içinde yerinden edilmiş olanlar bile bir şeylerin değiştiğini hissetti. Abdu Şimali (51) ve ailesi savaş boyunca yerlerinden edilmeyi reddetti. Şimali ailesi, Gazze Şeridi’nde 19 Ocak'ta ateşkes ilan edilip bir hafta sonra yerlerinden edilen akrabaları, komşuları ve arkadaşları geri dönene kadar bir bölgeden diğerine taşınmaya devam etti.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığı habere göre Abdu Şimali, “Savaş günlerinde, özellikle de akşam saatlerinde yürürken herhangi bir ses duymayı ya da sokakta birilerini görmeyi umut ettim. Şimdi günlük hayatın akışının yeniden başladığını hissediyorum. Savaşın durduğuna ve yıkılıp harap olduktan sonra evlerimizi ve hayatlarımızı yeniden kazandığımıza inanmaya başladım” ifadelerini kullandı.

Al-Majalla’ya konuştuğu sırada bir su dağıtım aracı geçişi üzerine Abdu, “Aman Allah’ım, su kamyonu yeniden sokakta. Bu da aylardır susuz, elektriksiz, gazsız ve hatta yiyeceksiz kaldıktan sonra nihayet su içip eve gidebileceğimiz anlamına geliyor” diye haykırdı.

Gerçekleşen bir rüya gibi olan geri dönüşün sevinci ve yıkım manzaralarının şokuyla geçen ilk saatlerin ardından, insanlar yıkılan evlerine ve su teminine alternatif aradı. Fakat Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yeterli çadır ve gıda bulunmadığından, insanlar bu ihtiyaçlarının karşılanması için seslerini yükseltmeye başladı.

Gazze'de yaşayan Mahmud Hassuna (37) eve döndüğünde evlerini ve komşularının evlerini moloz yığınlarına dönüşmüş halde buldu. O ve ailesi molozların altından kurtarabilecekleri bir şeyler bulmak için evi inceledilerse de çocuğu “Baba, nerede uyuyacağız?” diye sorana kadar kayda değer bir şey bulamadılar.

Hassuna, Bir çadır ya da çadır kurulabilecek bir yer bulma umuduyla sağına soluna baktındıysa da hiçbir şey bulamadı. Yoldan geçen bazı kişilere yakınlarda sığınılacak bir kamp olup olmadığını sordu, ama yoktu. Geriye dönerken yanında getirdiği sarkmış deri muşambaları kullanarak barınacakları bir yer yapmaya karar veren Hassuna, “Çok soğuk bir geceydi. Bütün gece boyunca çocuklar soğuktan titredi. Onları ısıtmak için onlar uyurken ateş yakmak zorunda kaldım. Gün aydınlanırken sabah olduğuna inanamadım. Çadır kurabileceğimiz bir yer ya da çadırların olduğu bir yer bulmak için etrafta dolaştım” diye anlattı.

Savaş Gazze'yi gündüzleri soluk gri molozlarla kaplı düz bir alana dönüştürürken, geceleri ise elektrik olmadığı için zifiri karanlığa gömdü.

Sabah, Hassuna kiralamak için bir ev ya da oda aramaya çıktı, ancak uzun bir aramadan sonra, çoğu kısmen yıkılmış ve temel hizmetlerden yoksun, fahiş fiyatlarla sadece birkaç ev ya da daire buldu. Bu yüzden evinin yanında bir çadır kurabilmek için gerekli malzemeler satın almak üzere pazara giden Hassuna, “Sadece ben değil, birçok insan pazarda yürüyor ve branda, odun veya hazır çadır istiyordu. Talep çoktu. Herkesin evleri yıkıldı. Kendimizi ve çocuklarımızı korumak, başımızı sokacağımız bir yer bulmak istedik. Başka seçeneğimiz de yoktu” diye ekledi.

Yeniden çadırını kurmaya yönelen Hassuna için sıkıntılar bitmiyordu. İçme suyunun olduğu en yakın yeri aramaya başladı. Başkalarına sorduktan sonra yaklaşık 300 metre ötede bir yer olduğunu öğrendi. Henüz 12 yaşında olan çocuğuyla birlikte gitti. Geriye dönen yüzlerce Gazzeli gibi uzun bir kuyrukta bekledikten sonra doldurabildikleri galonlarca suyu evlerinin enkazının yanındaki çadırlarına taşıdılar.

Hassuna gibi, geri dönenlerin çoğu da sefil haldeki yaşamlarına alışmaya çalışırken eski iş yerlerinin durumunu incelemeye ve tamir etmeye başladılar. Restoranlar, kafeler ve dükkanlar, geri dönen vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara ve ailelerine hayatta kalabilmeleri için bir gelir sağlamak amacıyla yenilendi ve yeniden açıldı. Er-Rimal, Ömer el-Muhtar gibi başlıca çarşılarda ve felakete uğramış şehirdeki diğer ünlü ticari alanlarda günlük hayat geri döndü.

Öte yandan savaş sırasında evlerinde ve mahallelerinde kalan ve askeri saldırılar sırasında yakınlarını kaybedenler savaşın etkilerini hala üzerlerinden atabilmiş değil. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi tarafından açıklanan son rakamlara göre savaş sırasında 14 binden fazla insan hayatını kaybetti.

Öte yandan savaş sırasında evlerinde ve mahallelerinde kalan ve askeri saldırılar sırasında yakınlarını kaybedenler savaşın etkilerini hala üzerlerinden atabilmiş değil.

Gazze Şeridi'nin kuzeyinden İman İsmail (34), savaş sırasında ailesiyle birlikte güneye göç ederken, tek erkek kardeşi, eşi ve iki çocuğu kuzeydeki Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki evlerinde kaldı. İsrail ordusunun kampa yönelik saldırıları, kuşatmaları ve bombardımanları o kadar yoğundu ki İman, onlarla olan iletişimini kaybetti.

İman, erkek kardeşine ve yengesine birkaç kez ulaşmaya çalıştı. Ancak ağır bombardıman nedeniyle terk ettikleri bölgede bulunan diğer kişilere sorduysa da onlardan hiçbir haber alamadı. Bir ayı aşkın bir süre iletişim kuramadı. Ardından içindeyken bombalanan evlerini terk etmediklerini öğrendi. Al-Majalla’ya konuşan İman, “Kardeşimi, eşini ve çocuklarını çıkarmak için geri döndüm. Onların cenazelerini çıkarıp gömmek istedim” ifadelerini kullandı.

xcdfgt
Gazze'nin kuzeyindeki Beyt Hanun'da geçici bir barınağına sığınan Filistinli çocuklar (Omar al-Qattaa / AFP)

İsmail ailesinin üyeleri, İsrail ordusu izin verdiğinde hemen geri dönmek istemediler. Çünkü kendilerini yıkılmış evlerini aile üyelerinin cesetleri üzerinde görmeye psikolojik olarak hazır hissetmiyorlardı. Erkek kardeşini ve ailesini aramak için tek başına dönmekte ısrar eden kızları İman, “Bir hafta boyunca her gün molozları ellerimle kazdım ve kaldırdım. Cenazelerinin parçalarını bulana kadar birçok kişi bana yardım etti. Onları mezarlığa peyderpey gömdüm. Eksik parça kalıp kalmadığını bilmiyorum, ama evde olduklarını ve öldürüldüklerini biliyorum. Onları ben gömdüm” dedi.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki ailesinin yanına dönen İman gibi barınak, su, elektrik ve altyapı gibi temel ihtiyaçların olmaması nedeniyle uyum sağlayamayan diğer bazı aileler de geri dönmek zorunda kaldı. Ancak bazıları, Al-Majalla’ya halen doğru zamanı ve fırsatı beklediklerini söylediler. Bazıları ise İsrail'in tehditlerinin devam etmesinden dolayı savaşın, askeri operasyonların ve bombardımanın yeniden başlamasından korktuklarını ve savaşın sona ermesi ya da Filistinli direniş grupları ile İsrail arasındaki çatışmaların yeniden başlaması arasında belirsizliğin devam ettiğini ifade ettiler.



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.