Siyasi gündemler ve Gazze'nin yeniden inşası: Sahneyi kim yönetiyor?

Siyasi ve jeopolitik gerçekler iç içe geçmiş durumda

Gazze Şeridi’ndeki Refah şehrinde yıkımın ortasında yapılan toplu iftar (AFP)
Gazze Şeridi’ndeki Refah şehrinde yıkımın ortasında yapılan toplu iftar (AFP)
TT

Siyasi gündemler ve Gazze'nin yeniden inşası: Sahneyi kim yönetiyor?

Gazze Şeridi’ndeki Refah şehrinde yıkımın ortasında yapılan toplu iftar (AFP)
Gazze Şeridi’ndeki Refah şehrinde yıkımın ortasında yapılan toplu iftar (AFP)

Ahmed Mahir

İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü önceki savaşlarda, yeniden inşa çabaları sürdürülebilir kalkınmadan ziyade her zaman geçici çözümlerle gerçekleşti. İsrail'in 7 Ekim'de Hamas'ın saldırılarına karşılık olarak başlattığı ve 16 ayı aşkın bir süre devam eden imha savaşının ardından Gazze halkının en temel ihtiyaçları ve istekleri, bölgesel ve uluslararası güçlerin savaşın sona ermesinin ardından Gazze'deki siyasi ve jeopolitik duruma nasıl bakacağına bağlı.

Mısır tarafından savaş sonrası Gazze'nin geleceğine dair hazırlanan plan, Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında nadir görülen bir şekilde varılan anlaşma ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze'yi ‘Ortadoğu'nun Rivierası’ yapma hayali gibi çeşitli öneriler ortaya atıldı. Aynı şekilde Trump'ın gerçekçi olmayan önerisine karşı Arap ülkelerinin ortak çabalarını engellemek amacıyla İsrail de bir plan ortaya atabilir.

Gazze'nin savaş sonrası yeniden inşası, sadece büyük yıkım nedeniyle değil, aynı zamanda işgalci İsrail askerinin buradaki varlığıyla sınırlı kalmayıp sınırların, hava sahasının ve temel kaynakların kontrolüne kadar uzanan ve devam eden İsrail ablukası ve işgalinin bir sonucu olarak da giderek daha karmaşık bir hal alıyor.

İsrail’in 2007 yılında Gazze Şeridi’ne abluka uygulamasından bu yana, günlük hayatın geri dönmesi için gerekli altyapının yeniden inşasında ihtiyaç duyulan inşaat malzemeleri, tıbbi malzemeler ve gıda maddeleri dahil olmak üzere bölgeye emtia akışında ciddi kısıtlamalar söz konusu. Tüm bunlara çatışma devam ettikçe daha da kötüleşen trajik bir durum eşlik ediyor. Gazze’de daha önce yaşanan savaşlar bir birbirini takip eden yıkım ve yeniden inşa döngüsü yaratırken, her çatışma, yeni insani acılara ve altyapının büyük ölçüde tahrip olmasına yol açıyor. Her savaşta, yeniden inşa çabaları sadece İsrail’in gerçekleştirdiği bombardımanların neden olduğu hasarla değil, aynı zamanda siyasi gerçekliğin karmaşıklığı ve uluslararası bağışçıların ilgisinin azalması olasılığıyla da karşı karşıya geliyor.

Daha önceki savaşların ardından başlangıçta yeniden inşa için yardım sözleri verilmesine rağmen, çatışmalar sona erdikten sonra bu yardımlarda belirgin bir düşüş yaşandı. Önceki deneyimler, Hamas ve İsrail arasında savaş sonrası yapılan görüşmeler sırasında verilen taahhütlerin sadece bir kısmının yerine getirildiğini gösterdi.

Gazze'nin yeniden inşası projelerine sağlanan fonlardaki bu sert düşüş, uluslararası bağışçıların onlara olan güvenlerinin azaldığını ve destek verme konusundaki isteksizliklerini yansıtıyor. Zira birçoğu yatırımlarının gelecekteki bir savaşta tekrar yok olacağından korkuyor. Bu çekincelerin yanında, Arap ülkeleri arasında Hamas'ın savaştan sonra Gazze Şeridi'nin yönetimini devralmaması gerektiği konusunda giderek güçlenen bir fikir birliği olduğundan, siyasi kaygılar da önemli bir rol oynuyor.

Gazze Şeridi’nin savaş sonrası yeniden inşası, sadece uğradığı büyük yıkım nedeniyle değil, aynı zamanda İsrail’in devam eden ablukası ve işgalinin bir sonucu olarak da giderek daha karmaşık hale geliyor.

Güvenli alanlar

Mısır'ın resmi haber ajansları ve devlet televizyonu tarafından açıklanan Gazze Şeridi’ne yönelik planı, Gazze'nin savaş sonrası yönetiminde ilerleme kaydedilmesi için önemli bir strateji olarak sunulduğundan Arap dünyasından büyük bir ilgi görüyor. Plan, Gazze Şeridi'ni yönetmek ve yeniden inşa çabalarını denetlemek üzere Hamas ya da Filistin Yönetimi'ne bağlı olmayan bir Filistin yönetiminin kurulmasını öngörüyor.

Kahire ayrıca güvenliğin istikrara kavuşturulması ve sivil kurumların yeniden inşa edilmesi için Mısır’dan ve Batı ülkelerinden profesyonellerce desteklenecek ve Hamas'ın 2007 yılında Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirmesinden sonra Gazze'de kalan Filistin Yönetimi’nin eski güvenlik görevlilerinden oluşturulacak bir polis gücü kurulması çağrısında bulunuyor.

Basında yer alan haberlere göre Mısır'ın planı, Filistinlileri Gazze'den yerinden etmeden beş yıl içinde üç aşamalı bir yeniden inşa sürecine dayanıyor. Plan, altı aylık ‘erken toparlanma’ döneminde Gazzelilerin kalacağı mobil evler ve barınaklarla donatılacak ve insani yardım akışını sağlayacak üç ‘güvenli bölge’ kurulmasını öngörüyor.

dfrgthyju
Gazze'nin enkazı üzerine bayrağını dalgalandıran bir Filistinli (AFP)

Planda Mısır’dan ve dünyanın dört bir yanından 20’den fazla şirketin Gazze Şeridi’ndeki enkazın kaldırılması ve altyapının yeniden inşasında yer alması hedefleniyor. Öte yandan bu, Mısır ekonomisinin canlanmasına katkıda bulunacak, ancak bu ayrı bir konu olmaya devam ediyor.

Peki, planın uygulanması bu kadar kolay mı? Güvenli alanların oluşturulması, çatışma nedeniyle yerlerinden edilen sivillere geçici barınak ve güvenlik sağlayan bir çözüm gibi görünse de bu çözümün uygulanmasının önünde önemli engeller ve yansımalar bulunuyor.

Söz konusu güvenli alanların korunması büyük ölçüde ABD Başkanı Donald Trump'ın desteğine sahip olan İsrail'in iş birliğine ve halen askeri ve siyasi olarak aktif olan Hamas Hareketi’nin tutumuna bağlı.

Reuters tarafından elde edilen bir taslağa göre Kahire’nin planında Gazze'nin yeniden inşasının faturasını kimin ödeyeceği gibi kritik konular ele alınmadığı gibi, Gazze Şeridi’nin nasıl yönetileceği ya da Hamas'ın nasıl tasfiye edileceği konusunda da net ayrıntılar bulunmuyor.

Güvenli alanların oluşturulması, çatışma nedeniyle yerlerinden edilen sivillere geçici barınak ve güvenlik sağlayan bir çözüm gibi görünse de bu çözümün uygulanmasının önünde önemli engeller ve yansımalar bulunuyor.

“Ortadoğu’nun Rivierası”

Mısır'ın planı aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze'nin kontrolünü devralıp Gazzelileri yerinden ettikten sonra burayı bir turizm merkezine dönüştürme önerisine de doğrudan bir yanıt niteliğinde. Gazze'yi evi olarak gören insanlar, buraya tarihi ve kültürel olarak derinden bağlılar. Onları topraklarından koparmak büyük bir travmaya ve toplumsal huzursuzluğa yol açar. Yeni bir şiddet döngüsünü ateşleyebilecek olan bu durum, Trump’ın önerisini Filistinlilere yönelik psikolojik bir toplu cezalandırma haline getirir.

Mısır ve Ürdün, Trump'ın Filistinlileri Gazze'den çıkarma önerisini bölgenin istikrarı açısından risk teşkil ettiği gerekçesiyle derhal reddetti. Trump'ın bölgedeki yerleşik siyasi ve sosyal dengelerle çelişen önerisi, uygulanması halinde, sadece Gazze ve İsrail'de değil tüm Ortadoğu'da geniş çaplı huzursuzluklara yol açabilir.

El Fetih ve Hamas yıllarca birbirlerine duydukları güvensizliğin ve aralarındaki ideolojik rekabetin üstesinden gelebilecek mi?

El Fetih ve Hamas bir anlaşmaya mı vardı?

El Fetih ve Hamas heyetlerinin geçtiğimiz aralık ayında Kahire’nin arabuluculuğunda gerçekleştirdikleri görüşmelerde savaşın sona ermesinin ardından Gazze Şeridi'ni yönetmek üzere ortak bir komite kurma konusunda anlaştıkları bildirildi.

Ancak bu anlaşma uygulanabilir bir plandan ziyade diplomatik açıklamalar ve siyasi inceliklerden ibaret gibi görünüyor. Hamas'ın 2007 yılında Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana Filistin toprakları El Fetih ile Hamas arasında bölünmüş durumda. El Fetih işgal altındaki Batı Şeria'nın bazı bölgelerini yönetirken, Hamas İsrail'in yeniden işgalinden sonra Gazze'den geriye kalanları kontrol ediyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre taraflar arasında devam eden bu bölünme, birleşik bir siyasi stratejinin olmayışı ve Filistin topraklarının zayıf bir iktidar tarafından yönetilmesi, bu anlaşmanın uygulanmasını belirsiz bir siyasi iradeye bağlı hale getiriyor.

Ancak artan uluslararası baskı ve birleşik bir Filistin cephesinin oluşması ihtiyacı iki tarafı uzlaşmaya itebilir. Savaş sonrası yeniden yapılanmanın aciliyeti ve insani yardımların akışı, iki tarafı iş birliği yapmaya zorlayabilir. Siyasi açıdan her iki taraf da mevcut zorluklar çerçevesinde eski anlaşmazlıkları sürdürmenin artık gerçekçi bir seçenek olmadığının farkına varabilir.

Ancak ‘El Fetih ve Hamas yıllarca birbirlerine duydukları güvensizliğin ve aralarındaki ideolojik rekabetin üstesinden gelerek gerçek ve sürdürülebilir bir birlik sağlayabilecekler mi?’ sorusu yanıt beklemeye devam ediyor.

“Fakat İsrail'in başka bir planı var…”

Gazze'nin geleceği için birçok plan olmasına rağmen, İsrail'in o onaylamadan Gazze'de hiçbir şekilde başarıya ulaşılamayacağına dair açık bir siyasi mesaj içeren gizli bir gündemi var gibi görünüyor.

The Guardian gazetesinin bir haberine göre İsrail ordusu, BM ve insani yardım kuruluşlarına savaş sonrasında Gazze'nin ‘sıkı kontrol altında’ yönetilmesini öngören bir plan sundu. Basında yer alan haberler, bu planın İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden çekilmesi gibi bir maddeyi içermediğini gösteriyor.

The Guardian, insani yardım kuruluşlarından kaynaklara dayandırdığı haberinde İsrail ordusu temsilcilerinin yardımların Gazze'deki belirli noktalara ulaşmasını sağlamak üzere ‘sıkı yönetilen lojistik merkezler’ aracılığıyla dağıtımını denetleyeceğini aktardı. Gazeteye göre bu, ‘lojistik merkezlerin’ kademeli olarak genişletilmesi ve muhtemelen İsrail'in tam kontrolü altındaki bölgelerde faaliyet gösteren özel güvenlik şirketleri tarafından denetlenmesi bekleniyor.

Planlanan bu çerçeveye göre Gazze'de faaliyet göstermek isteyen tüm insani yardım kuruluşlarının İsrail'e kayıt yaptırması ve çalışanlarının İsrail'in incelemesinden ve onayından geçmesi gerekecek.

İnsani yardım çalışmalarının ve siyasi gündemlerin bu şekilde iç içe geçmesi, işgalin ve şiddetin bir sonraki aşamanın şekillenmesinde kritik faktörler olmaya devam ettiği bir dönemde, yeniden yapılanma sürecinin karmaşıklığını ortaya koyuyor. Kesin olan şu ki, İsrail'in güvenlik kaygılarını insani zorunluluklarla dengeleyen kapsamlı bir yaklaşım olmaksızın, Gazze'nin yeniden inşası için beklentilerin üzerindeki kara bulutlar var olmaya devam edecek, çatışma ve acı döngüsü sürüp gidecek.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters
TT

Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters

ABD ve İran’ın karşılıklı olarak geri adım atmaması, çatışmaların uzun sürebileceğine işaret ediyor. Arabuluculuk girişimleri ise şimdilik sonuç vermiş değil

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, İran’la devam eden savaşı sona erdirmek amacıyla başlatılmak istenen diplomatik temaslara mesafeli durduğu bildirildi.

Reuters’a konuşan diplomatik kaynaklara göre Washington yönetimi, Ortadoğulu müttefiklerin ateşkes görüşmelerini başlatma girişimlerini geri çevirdi. İran ise ABD ve İsrail saldırıları sona ermeden herhangi bir ateşkesi değerlendirmeyeceğini açıkladı.

Uzmanlara göre tarafların mevcut tutumu, savaşın kısa vadede sona ermesinin zor olduğunu gösteriyor.

Taraflar müzakereye hazır görünmüyor

Konuya yakın üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre ABD yönetimi, iki hafta önce ABD ve İsrail’in geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan çatışmaları diplomasi yoluyla sonlandırma girişimlerine şu aşamada sıcak bakmıyor.

İranlı iki üst düzey yetkili de Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail saldırıları durmadan ateşkes ihtimalini reddettiğini söyledi.

Kaynaklara göre İran’ın ateşkes için öne sürdüğü şartlar arasında; ABD ve İsrail saldırılarının tamamen sona ermesi, bu durumun kalıcı güvence altına alınması, savaş nedeniyle tazminat ödenmesi gibi talepler bulunuyor.

Petrol piyasalarına etkisi büyüyor

Savaşın etkileri sadece bölgeyle sınırlı kalmazken, küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açıyor.

İran’ın dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatması, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu.

ABD’nin cuma gecesi İran’ın en büyük petrol ihracat terminallerinden biri olan Harg Adası’nı hedef alması da Washington’un askeri baskıyı artırma stratejisinin süreceğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını ve gerekirse bölgedeki saldırıların genişletilebileceğini açıkladı.

Savaşta şu ana kadar çoğu İran’da olmak üzere 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Arabuluculuk girişimleri tıkandı

Savaş öncesinde İran ile Batılı ülkeler arasında dolaylı görüşmelere aracılık eden Umman’ın, taraflar arasında yeniden iletişim kurulması için birden fazla girişimde bulunduğu ancak bu çabaların sonuçsuz kaldığı ifade edildi.

Reuters’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump’ın önceliğinin İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmak olduğunu söyledi.

Yetkili şu ifadeleri kullandı:

Başkan şu anda bu tür görüşmelerle ilgilenmiyor. Operasyon kesintisiz devam edecek. Belki ileride diplomasi gündeme gelebilir ancak şu an için böyle bir plan yok.

Trump da savaşın ilk günlerinde yaptığı bir sosyal medya paylaşımında İran yönetiminin görüşmek istediğini ancak bunun için artık "çok geç" olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray’dan bir başka yetkili ise İran’da ortaya çıkabilecek yeni bir yönetimin ileride diplomasiye açık olabileceğini ancak mevcut durumda askeri operasyonların süreceğini belirtti.

Washington’da strateji tartışması

Savaşın petrol fiyatlarını artırmasının ABD iç siyasetine de etkileri olabileceği değerlendiriliyor.

Bazı ABD’li yetkililer ve Trump’ın danışmanları, yaklaşan ara seçimler öncesinde artan benzin fiyatlarının Cumhuriyetçi Parti için siyasi risk oluşturabileceği uyarısında bulunarak savaşın hızlı şekilde sonlandırılmasını savunuyor.

Buna karşılık bazı güvenlik yetkilileri ise İran’ın füze programının tamamen ortadan kaldırılması ve nükleer silah geliştirme ihtimalinin engellenmesi için askeri operasyonların sürmesi gerektiğini düşünüyor.

Trump’ın diplomatik girişimleri reddetmesi, yönetimin kısa vadede savaşı bitirmeye yönelik bir strateji benimsemediği şeklinde yorumlanıyor.

İran’da da sertlik yanlıları güç kazanıyor

Kaynaklara göre savaşın ilk günlerinde taraflar gerilimi azaltma ihtimaline daha açık görünüyordu. Hatta bazı ABD’li yetkililerin Umman üzerinden temas kurduğu da belirtiliyor.

İran Ulusal Güvenlik yetkilisi Ali Laricani ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de, olası ateşkes görüşmeleri için Umman üzerinden temas kurmaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak bu girişimlerin ilerleme sağlamadığı belirtiliyor.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, savaş ilerledikçe Tahran’ın tutumunun daha da sertleştiğini söyledi.

Yetkili, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün kaybedilmesini savaşın kaybedilmesiyle eşdeğer gördüğünü belirtti.

"Bu nedenle Devrim Muhafızları herhangi bir ateşkesi veya diplomatik girişimi kabul etmiyor. Çeşitli ülkelerin çabalarına rağmen İran’ın siyasi liderliği de bu görüşmelere katılmayacak" dedi.

Independent Türkçe, Reuters


İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
TT

İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)

Washington ve Tel Aviv'in Tahran'da rejim değişikliği umutları azalırken, İsrail lideri Binyamin Netanyahu siyasi bir sınavla karşı karşıya.

BBC'nin analizinde, Netanyahu'nun "onlarca yıldır bu an için hazırlandığı" ve siyasi kariyerini "İsrail'i düşmanı İran'a karşı savunma sözü" üzerine inşa ettiği yazılıyor.  

Ancak İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey komutanların öldürülmesine rağmen Tahran rejimi hâlâ ayakta.

Hürmüz Boğazı'ndaki krizle birlikte petrol fiyatları yükselmeye devam ederken, savaşı durdurmaları için Tel Aviv ve Washington üzerindeki baskı da artıyor.

Dolayısıyla Netanyahu'nun rejimi devirmeden savaşı sonlandırma planları yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Eski İsrail ulusal güvenlik danışmanı ve Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü düşünce kuruluşundan araştırmacı Tümgeneral Yaakov Amidror, İsrail'in rejimi kendisine tehdit oluşturamayacak kadar zayıflatarak temel hedeflerine ulaşabileceğini savunuyor:

Rejim değişikliğini başarabilirsek, bu Ortadoğu'yu da değiştirir. Ancak sınırlarımızı biliyoruz; biz bir süper güç değiliz ve kararlarımızda alçakgönüllü olmalıyız.

Diğer yandan savaşta "tam zafer" sözüyle destek toplamaya çalışan Netanyahu için Tahran rejimini ayakta bırakmak siyasi açıdan riskli olabilir.

Analist Neri Zilber, Hamas'ın hâlâ Gazze'nin yaklaşık yarısını kontrol ettiğini, Hizbullah'ın da 2024'teki ateşkesin ardından mücadeleyi sürdürdüğünü hatırlatarak, İsrail'in geçen sene haziranda 12 gün süren çatışmaların ardından ciddi risk alarak İran'la çok daha büyük bir savaşa girdiğini vurguluyor:

Netanyahu için tehlike burada yatıyor: Geçmişteki vaatleri ona geri dönecek ve dünyanın en güçlü ordusuyla birlikte bu ölçekte yürütülen mevcut savaş bile onun İsrail halkına vaat ettiği sonuçları getirmeyecek.

İran'a karşı Netanyahu'yla ortak operasyon yürüten ABD Başkanı Donald Trump da rejim değişikliğiyle ilgili çelişkili açıklamalar yapıyor. Savaşın ilk günlerinde hem Trump hem de ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, hedefin rejim değişikliği olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Daha sonra Trump, açıkça İranlılara ayaklanıp yönetimi ele geçirme çağrısı yapmıştı. Ancak Cumhuriyetçi lider, cuma günü Fox News Radio'ya verdiği söyleşide böyle bir hamlenin "çok zor olacağını" itiraf etti.

Netanyahu da perşembe günkü basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

Rejimi devirmek için en uygun koşulları yaratıyoruz. Ama İran halkının rejimi devireceğine dair size kesin bir şey söyleyemem. Rejim içeriden devrilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, BBC, New York Times


Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
TT

Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

İran içinde bilgi akışına yönelik artan kısıtlamalar ve ülkenin geniş bölgelerinde internetin kesilmesi nedeniyle, uydu görüntüleri sahadaki durumu anlamak ve askeri saldırıların yol açtığı zararları tahmin etmek için temel bir araç haline geldi.

Bu çerçevede yeni bir uydu verisi analizi, yaklaşık iki hafta önce başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’ın farklı bölgelerindeki tesislerde meydana gelen zararların geniş kapsamlı bir ön görünümünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Oregon Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından dün yayımlanan analiz, saldırıların başlangıcından bu yana ülkedeki çeşitli tesislerde oluşan yıkımın boyutuna dair şimdiye kadar yayımlanan en kapsamlı tablolardan birini sunuyor.

Çalışmanın sonuçları, zararların geniş çaplı olduğunu ve özellikle nüfus açısından İran’ın en büyük şehri olan başkent Tahran ile ülkenin güney-orta kesimindeki Şiraz şehrinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Veriler ayrıca, sahil kenti Bender Abbas’ta 40’tan fazla tesisin zarar gördüğünü gösteriyor.

Stratejik açıdan büyük öneme sahip Bender Abbas, İran’ın ana deniz üslerinden birine ev sahipliği yapıyor ve Hürmüz Boğazı’na yakın konumda bulunuyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak öne çıkıyor. Mevcut askeri gerilimler nedeniyle bölgede petrol yüklü gemiler birikmiş durumda ve İran tarafından olası saldırılar nedeniyle deniz trafiği konusunda endişeler artıyor.

Analizi, Oregon Eyalet Üniversitesi’ne bağlı Çatışma Ekolojisi Araştırmaları Laboratuvarı’ndan Corey Scher ve Jamon Van den Hoek yürüttü. Araştırmacılar, çalışmalarında daha önce dünyanın farklı bölgelerindeki silahlı çatışmaların etkilerini inceleyen veri analiz tekniklerini kullandı.

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

Van den Hoek, gözlemlenen hasar desenlerinin geleneksel bir cepheye odaklanmayan saldırıların doğasını yansıttığını belirterek, “Şu anda belirli bir cephe yok; çünkü hasar çok kısa bir zaman diliminde İran’ın farklı bölgelerinde meydana geliyor” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarında 28 Şubat’ta başlayan saldırı öncesi Sentinel-1 uydusundan alınan verileri, 2-10 Mart tarihleri arasında toplanan verilerle karşılaştırdı.

Sentinel-1 uydusu, yeryüzündeki değişimleri izlemek için radar teknolojisi kullanıyor. Bu sayede binalar ve tesislerde meydana gelen hasar veya yıkım gözlemlenebiliyor. Ancak bu analiz türü, tarım alanları, yoğun bitki örtüsüne sahip bölgeler ve gelişmemiş alanlardaki hasarları tespit edemiyor.

Araştırmacılar, bu teknolojinin İran’daki geniş arazi alanlarındaki değişimleri izlemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtirken, bazı küçük veya sınırlı hasarları tespit edemeyebileceğini vurguladı.

İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İsrail saldırılarının çatışmanın başından bu yana 15 binden fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Gerginliği artıran bir başka gelişmede ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını durdurmaması halinde, İran’a bağlı Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir tedarik sıkıntısı yaşadığı dönemde yapıldı.

Trump, bu uyarıyı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla da destekleyerek, ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri hedefleri ‘tamamen yok ettiğini’ duyurdu. Ada, İran’ın petrol ihracatında kritik bir nokta; ülkenin petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor ve Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Buna rağmen Trump, bugüne kadar ABD saldırılarının ada üzerindeki petrol altyapısını hedef almadığını belirtti ve “Ancak İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli ve serbest geçişini engelleyecek bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal gözden geçiririm” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, İran’ın ABD saldırılarına karşı koyma kapasitesinin bulunmadığını belirterek, “İran ordusu ve bu terörist rejimdeki diğer tüm taraflar silahlarını bırakıp ülkelerinde kalanları kurtarmak için akıllıca davranmalıdır; kalan çok fazla bir şey yok” dedi.

Daha sonra yaptığı bir paylaşımda Trump, medyayı eleştirerek, ‘yalan haber medyası’ olarak nitelendirdiği kuruluşların ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarındaki başarıları görmezden geldiğini savundu. Trump ayrıca, İran’ın ‘tamamen yenildiğini’ ve bir anlaşma