Ulus-devlet ve dini gruplar

Parçalama, bölme ve ayırma girişimleri, yetkinlikleri çökertmekte ve insan grupları arasında yersiz engeller yaratmaktadır

Mezhepçilik bir hastalıktır, bir tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir ilettir (Sosyal medya)
Mezhepçilik bir hastalıktır, bir tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir ilettir (Sosyal medya)
TT

Ulus-devlet ve dini gruplar

Mezhepçilik bir hastalıktır, bir tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir ilettir (Sosyal medya)
Mezhepçilik bir hastalıktır, bir tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir ilettir (Sosyal medya)

Mustafa Feki

(Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi soylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstününüz en çok takva sahibi olanınızdır). Yaratıcı, herhangi bir dini grubu veya mezhebi ayırmadan istisnasız bütün insanlara böyle hitap etmiş. Dahası bu yüce ayet, genel ve soyut bir tarzda, bütün zaman ve mekanlarda insana hitap etmekte ve Yüce Yaratıcının katında yarattıkları arasında mutlak eşitlik olduğunu ifade etmektedir. Ayrıcalık ve farklılığın tek ölçütünün sadece takva olduğunu vurgulamaktadır. Takvaysa, doğru yolda yürümek, fanatik olmayan ve ırkçılığı reddeden normal bir hayat yaşamak demektir. Üstelik Kuran-ı Kerim bu ilahi çağrıyı sadece Müslümanlara özgü kılıp başkalarını dışlamamıştır. Bilakis, bunu vatanları, dinleri ve aidiyetleri ne olursa olsun bütün insanlara yönelik mutlak bir çağrı kılmıştır. Dolayısıyla mezhepçilik toplumsal bir göstergedir, bir mezhep ile diğer toplumlar arasındaki bir ayrıcalık değildir.

 

 Özellikle bu Ramazan ayı ve oruç günlerinde vicdanlarımızdan eksik olmaması gereken üç eksenle bağlantılı bu anlamları hatırlıyoruz. Birinci eksen, Müslümanlar için oruç ayı, Hristiyanlar için Paskalya ve Yahudi bayramlarının yarattığı manevi ivme etrafında dönüyor. Üçü de semavi dinlerin, yeryüzü medeniyetlerinin, insanlık için zaman ve mekanda büyük sıçramalara ve niteliksel değişimlere yol açan insani bir doğaya sahip kültürlerin tebliğ ettiği tevhit dininin kurucusu Hz. İbrahim'in evlatlarıdır. Dolayısıyla ben de tarihçilerin, araştırmacıların ve din adamlarının büyük çoğunluğuyla aynı kanaatteyim; mezhepçilik bir hastalıktır, tedavi değildir. İnsanları ele geçirdiğinde bölünmelerine ve birliklerinin bozulmasına yol açan hastalıklı bir illettir. İnsani yönlerle hiçbir bağlantısı olmayan ırksal fikirlere dayandığından, insanlar arasında öznel gerekçelerle işe yaramaz ayrım türleri yaratmaktadır.

Hepimiz özgür yaratıldık ve doğduğumuz anda zihnimize hiçbir despotizm veya baskı prangası vurulmadı. Ama olan şu ki, hayatın açgözlülüğü, iniş çıkışları, insanın eğilimleri ve hatta günümüzdeki nefret söylemi, şu anda tanık olduğumuz bulanık tabloyu yarattı. Mutlak bir ayrımcılık olmaksızın, milletler ve kabileler oluşturmak üzere dallanıp budaklanan insan grupları ve ırklar arasındaki ilişkileri kapladı. Yahut geleceğe el koydu veya ırkçı ayrımcılığı ve nefrete dayalı bölücülüğü temel alan keyfi kararlara yol açtı. Arap milleti ve belki de İslam ümmeti, mezhepsel ayrışmalarla ve insani birliğe yönelik şiddetli darbelerle boğuştu ve boğuşuyor. Örneğin Endülüs’te şehir devletleri kuruldu ve bunun sonunda Endülüs’ü kaybettik, Araplar ve Müslümanlar İber Yarımadası'nı terk ettiler. Yahudilerin de İspanya'yı terk etmek zorunda kaldığı, bölünme nedenleri ve ihtilaf unsurları ortaya çıkana kadar, güneydeki İslam ülkelerinin onlara kucak açtığı bu felaket için herkes gözyaşı dökmeye devam etti.

İkinci eksen, saf ırk ve Tanrı'nın seçilmiş halkı hakkındaki yanlış konuşmalarla ilgilidir. Aynı inanç içerisinde bile dinsel ayrılıkların acı sonuçlarına tanık olduk. Doktrinler çoğaldı, mezhepler çeşitlendi ve karşımıza bir doktrin mozaiği çıktı. Oysa kutsal kitaplardaki ilahi söylem, genel olarak insanlara ve hiçbir ayrım veya dışlama olmaksızın bütün halklara hitap etmektedir. Dahası mezhepçilik, köken ve köklerinde birleşen, sadece dallarında ve yorumlarında farklılık gösteren tek dini, gruplara ve mezheplere bölmeye çalışan bir kerteye varmıştır. Ortaçağ Avrupası manevi ve dünyevi otoriteler arasındaki çatışmalarla boğuştuysa, İsa Mesih'in (a.s.) mahiyetine yani tanrı mı insan mı olduğuna dair manevi bakış açılarında anlaşmazlık yaşadıysa, İslam ümmeti de meşhur hakemlik olayından sonra Sünni-Şii ayrışmasından büyük zarar gördü. Halbuki her iki büyük mezhep de tek ilah inancını, Kuran-ı Kerim'i, İslam'ın beş şartını paylaşıyorlar ve namazlarında aynı yöne yöneliyorlar. Yetmezmiş gibi iki mezhep kendi aralarında da gruplara ve fırkalara ayrıldılar. Bunlar da, birleştiren ve ayırmayan, birleştiren ve dağıtmayan tevhit ışığının ışığında ortak mesajın özünü kavramamış, dinsel bütünleşmenin kıymetini bilmeyen uzak kollara bölündüler.

Üçüncü eksen mezhepçiliğin halklar ve toplumlar üzerindeki olumsuz etkileriyle ilgilidir. Bu durum kaçınılmaz olarak parçalanma, bağlılıkların üretilmesi, gerekçesiz ve yararsız bölünmelerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Mezhepçilik, toplumlar arasında yayılan ve istikrarın özünü kemiren bulaşıcı bir hastalıktır. Siyasi çekişmelere dönüşen dinsel ayrılıklara kapıyı aralamakta, böylece ümmetin dokusunu parçalamakta, yanlış mantık ve saçma fikirlerle nesillerin geleceğini tehdit etmektedir.

Burada açıkça kaydediyorum ki, başka bir şey değil, sadece bilinen tezahürleriyle, hukuki ve siyasi güvenceleriyle, yarattığı kültürel iklimle ve besleyici toplumsal çevresiyle modern devletin doğuşu, bunların hepsi, gerektiğinde taraflar arasındaki uçurumu kapatmaya ve anlaşmazlıkları çözmeye yetebilir. Bu bağlamda, insan gruplarının doğal gelişimleri sonucu ortaya çıkan ve nihai biçimine ulaşan, çağdaş uluslararası ilişkilerin doğasına en uygun, en istikrarlı tarihsel bir veri olarak ulus-devleti ifade etmektedir. Bu nedenle mezhepsel temelde parçalama, bölme ve ayrıştırma çabaları, yetkinlikleri çökertmekte, insan toplulukları arasında haksız engeller yaratmakta ve aynı zamanda milli birliği bozmaktadır. Arap haritasında Lübnan'ın 1943 Anayasası'yla başlayan, ardından yarım asırdan fazla bir süre sonra Taif Anlaşması ile geliştirilen, bu güzelim kadim ülkenin ağır bir bedel ödeyeceği kanlı bir iç savaşa yol açan mezhepsel ayrışma sonucu ne kadar büyük acılar çektiğini hatırlayabiliriz.

Irak da, 1920'de İngilizlerin Sünnilerle, 2003'te de Amerikalıların Şiilerle iş birliği yapması dışında hiçbir gerçek gerekçesi olmayan mezhepçilik belasından çok çekti. Yani mezhepsel dinsel ayrışma, her zaman herkesin, hatta bulundukları ülkelerdeki Yahudi azınlıkların da katıldığı Arap-İslam medeniyetinin himayesinde kalmış bölgeye yabancıdır. Dolayısıyla bu ayrışmalardan bahsetmek saçmadır.

Yeni Suriye devriminin, mezhepler arası eşitlik ilkesini benimseme ve mezhepsel, dinsel ve etnik ayrışmalardan uzak durma kararlılığını her zaman vurguladığına dikkat çekelim. Araplar ve Kürtler aynı medeniyetin, aynı ortak kültürün çocuklarıdır. Arap ve İslam dünyasındaki tüm azınlıklar aynı dokunun parçasıdır; hatta Farslar, Türkler, Kürtler ve Berberiler ulus-devletin birliği çerçevesinde bir çoğulculuk buketi oluşturmaktadırlar. Mezhepsel ayrışma, kapsayıcı, güçlü, istikrarlı, huzursuzluk ve sorunlardan uzak yaşayan modern devletler yaratmaz. Asıl olan, tek ulus-devleti bölünmeyi bilmeyen, parçalanmayı kabul etmeyen eşsiz bir alaşım haline getiren insani kaynaşma ve insani bütünleşme halidir.

Burada Arap Hristiyanların milliyetçi hareketin öncüleri, birlik davetçileri ve kalıcı bütünlüğün savunucuları olduğunu hatırlatmalıyız. Nitekim Filistin meselesindeki tutumları ve Arap direniş hareketlerine verdikleri destek, dillendirilen bölünmelerin güvenilemeyecek, temel olamayacak hayali bölünmeler ve suni oluşumlar olduğunu göstermektedir.

Bu gözlemlerimizi, son on yıllarda Arapların, ulus-devlete yönelik tecavüzler, ithal fikir ve inançlar lehine onun özelliklerini yok etme çabaları sonucunda yaşadıkları acıların ve ödedikleri ağır faturanın boyutlarına bakarak sonlandıralım. Esas olan Arap milletinin, yapısının net, bünyesinin sağlam kalması, ihlalleri kabul etmemesi, her taraftan kendisine yöneltilen, birliğini bozmaya ve muazzam kültürel mirasına nüfuz etmeye çalışan zayıflatma girişimlerine tahammül etmemesidir. Çünkü kendisi, Firavun-Mısır, Arap-İslam, Babil-Asur, Fenike-Levanten olsun, istisnasız herkesin katıldığı köklü bir kadim medeniyet temeli üzerine kurulmuştur ve bu temelleri korumaktadır. Mağrip ülkeleri de bölgenin son on yıllarda, hatta belki de yüzyıllardır yaşadığı tüm zor koşullara ve sıkıntılara rağmen Arap ulusal dokusuna olumlu bir katkı sağladılar ve sağlamaya devam ediyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran ile anlaşmayı reddeden İsrail, savaşın devam etmesi senaryosuna hazırlanıyor

ABD ve İsrail karşıtı sloganların yazılı olduğu bir billboradın önünden geçen İranlılar (AFP)
ABD ve İsrail karşıtı sloganların yazılı olduğu bir billboradın önünden geçen İranlılar (AFP)
TT

İran ile anlaşmayı reddeden İsrail, savaşın devam etmesi senaryosuna hazırlanıyor

ABD ve İsrail karşıtı sloganların yazılı olduğu bir billboradın önünden geçen İranlılar (AFP)
ABD ve İsrail karşıtı sloganların yazılı olduğu bir billboradın önünden geçen İranlılar (AFP)

Emel Şehade

İsrail, dün akşam yapılan güvenlik istişare toplantısının ardından ABD ile İran arasında bir anlaşmaya varılma ihtimalinin çok düşük olduğunu öngörerek, istihbarat ve güvenlik kurumlarının alarm seviyesini en üst düzeye çıkardığını belirtti. Bu durum dün, Cenevre'de ABD-İran görüşmelerinin ikinci turunun arifesinde, kuzeyden güneye kadar geniş bir alanda hem hava hem de kara yoluyla güvenlik önlemlerinin artırılmasıyla uyanan İsrailliler arasında yeniden kafa karışıklığı ve endişe yarattı. Husilerle çatışmanın beklendiği Eilat'tan, Hizbullah'la çatışmanın beklendiği kuzeye ve Gazze'de bir operasyonun hazırlıklarına kadar, İran ile birlikte bu üç cephe bir kez daha İsrail'deki güvenlik araştırmalarının odak noktası haline geldi.

İsrail Hava Kuvvetleri, halkı korumak için yüzlerce askerini eğitime gönderen iç cephe ile birlikte savunma ve saldırı hazırlıklarının en üst düzeye çıkardı. İsrail'in, Husiler ve muhtemelen Hizbullah da katılırsa, sadece İran'dan en az bin 800 füzeyle karşı karşıya kalması bekleniyor.

Öte yandan güvenlik güçleri, ABD'nin Husilerle ABD gemilerine saldırmamayı taahhüt etmeleri karşılığında ateşkes imzaladığı bağlayıcı bir anlaşmayla İsrail'i kısıtlamamış olmasından memnun. Bu yüzden İsrail ordusu Yemen'deki Husilere ait hedeflere yeniden saldırabilir.

İsrail Askeri İstihbarat (Aman) Başkanı Tümgeneral Shlomi Binder, Husilerin çevresindeki durumu ortaya çıkarmak, uyarı modelini doğrulamak ve liderleri, aktivistleri ve askeri altyapıyı içeren geniş bir hedef bankası oluşturmak için çalışan insan gücünü genişletti.

İsrail'e yardım etme yolları

Güvenlik toplantılarına, ABD Başkanı Donald Trump'ın iki ay önce Binyamin Netanyahu'ya, müzakereler başarısız olursa İran'ın balistik füzelerine karşı İsrail'in saldırılarını destekleyeceğine söz verdiği yönündeki haberler eşlik etti. Haberlerde, ABD yönetiminin yeni bir İsrail saldırısına yardım etme olasılığını incelemek için iç görüşmelere başladığı iddia edilirken ABD güvenlik ve istihbarat kurumları içindeki istişarelerin, İsrail uçaklarına havada yakıt ikmali sağlanması ve saldırı rotası üzerindeki ülkelerden hava geçiş izni alınması da dahil olmak üzere İsrail'e yardım etme yollarına odaklandığı eklendi. Ancak İsrail raporuna göre ülkeler İsrail'in İran'a saldırı düzenlemek için hava sahalarını kullanmasına izin vermek istemediği için hava transit sorunu karmaşık bir durum olmaya devam ediyor.

Bu tür söylemler, özellikle İran'ın bu konuyu müzakerelere dahil etmeyi reddetme tehdidinde bulunmasının ardından, İsrail'in balistik füzeleri hedef alan önleyici bir saldırı başlatma olasılığını gündeme getiriyor. Bu, füzelerin imhası veya İran'dan çıkarılmasını sağlayacak adımların tartışılması açısından geçerli.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İsrail'in İran'a tek başına saldırı düzenleme olasılığının öne sürülmesine rağmen, İsrailli kaynaklar perde arkasında yapılan güvenlik toplantılarını ve Netanyahu'nun füze konusunda esnek tavrını ortaya koydu. Tel Aviv, füzelerin tamamen imha edilmesi ve İran'dan çıkarılması konusunda ısrarcı değil. Bunun yerine, İran'ın elinde kalan füzelerin menzili 300 kilometreden fazla olmaması, yani artık İsrail için bir tehdit oluşturmaması gerektiği belirtildi.

İsrail'in karşılaştığı zorluklar ve devam eden savaş

Bölgedeki gelişmeler ve İsrail Hava Kuvvetleri'nin İran'a tek başına savaş açma olasılığının giderek artan tartışmaları çerçevesinde, İsrail, aralıksız güvenlik değerlendirme toplantıları yapılmasını gerektiren Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından başlayan savaşın zorluklarından daha az ciddi olmayan bir zorlukla karşı karşıya kaldı.

Bazı İsrailli yetkililer, Netanyahu'nun ABD yönetimi ile sürekli temas halinde olduğunu ve yapılan değerlendirme toplantıları sırasında güvenlik ve askeri liderlere ve mini kabine bakanlarına brifing verdiğini belirtti. Diğer senaryolar arasında ise İran ile savaşın çeşitli cephelere yayılacağı yönündeki tahminlerin gerçekleşmesi durumunda, uzun süreli bir savaş, hava ve deniz kuvvetlerinin saldırı ve savunma hazırlıkları ile birlikte, roket ve insansız hava araçlarının (İHA) tehdidinden iç cepheyi korumak için yoğunlaştırılmış askere alma ve hazırlık çalışmaları öngörülüyor.

cdfergt
Trump ve Netanyahu, Florida'da düzenlenen basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

Bu hazırlıkların yanı sıra, askeri yetkililer sınırları savunmak için askere alınacak İsrailli askerlerin eksikliğini ve on binlerce asker kaçaklarının yeniden askere alınmasını ele aldılar. Son aylarda Dışişleri ve Güvenlik Komitesine sunulan verilere göre, İsrail ordusu şu anda tüm kollar ve görevlerde en az 12 bin asker eksikliği çekiyor, bunun 7 bin 500'ü muharebe birimlerinde.  İç cephede ise, Devlet Denetçisi'nin son raporu, büyük alanların savunma altyapısı eksikliğinden şikayetçi olduğu, barınak ve güvenli odalarda kritik bir eksiklik olduğuna işaret ediyor.

Güvenlik servislerinin öngördüğü savaşın devam etmesi senaryosuyla karşı karşıya kalan İsrail, çeşitli alanlarda, en ciddi şekilde askeri birimlerdeki eksiklikler ile İsrail'in nükleer konularla sınırlı olan ve balistik füzeleri ve İran'ın vekillerine verdiği desteği içermeyen bir anlaşmayı reddetme tehdidi arasında sıkışmış durumda. Karar vericilere sunulan önerilerde, bazıları başka maddelerin eklenmesi ve bunların üzerinde ısrar edilmesi gerektiğini belirtiliyor.

İsrail ordusunda çeşitli görevlerde bulunan ve 7 Ekim 2023'teki başarısızlıklarla ilgili soruşturmanın bir kısmını denetleyen Yedek Albay Oron Solomon, devam eden müzakerelerden sınırlı bir başarı bekliyor. Herhangi bir anlaşmanın İsrail için uygun olmayabileceğini ve güvenliğini garanti edemeyebileceğini düşünen Solomon, şu anda en önemli konunun, ABD Başkanı Donald Trump'ın planladığı herhangi bir saldırı için hem ABD içinde hem de uluslararası alanda meşruiyet yaratmada başarılı olması olduğuna inanıyor. İran'la savaşa girmek basit bir mesele olmadığının altını çizen Solomon, “Beklenen savaş sadece maliyetli olmakla kalmayacak, aynı zamanda uçak veya gemilere zarar verme gibi potansiyel risklerden bahsetmeye gerek bile yok, yıkım ve kayıplarla dolu bir savaş olacak” ifadelerini kullandı.

Solomon, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başkan Trump 30 günden bahsediyor ve geri sayımın salı günü, Tahran ile Washington arasındaki Cenevre görüşmelerinin başlayacağı gün başlayacağını tahmin ediyoruz. Trump, İranlıların temel ilkelere bağlı kaldıklarını, yani temel füze ve savunma yeteneklerini koruma haklarını savunarak müzakereleri rayından çıkarabileceklerini fark edecek.”

İkinci konunun, İsrail'in anlaşma ya da saldırıdan sonraki gün ne istediği olduğunu, ki bunun da birincisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Solomon, İsrail'in kendi adına beş temel talepte ısrar etmesi gerektiğini ve bu taleplerin yerine getirilmesinin İsrail'in güvenliğine yönelik tehlike ve tehdidi ortadan kaldıracağını söylüyor. Nükleer tesislerin kapatılması ve balistik füze tehdidinin ortadan kaldırılmasının yanı sıra, İsrail'e karşı vekil güçlere (Hizbullah, Husiler ve Irak'taki milisler) sağlanan finansmanın durdurulması da talep edildiğini ifade eden Solomon, tüm Körfez bölgesi ve Babu’l-Mendeb Boğazı'nda seyir ve uçuş özgürlüğünün garanti altına alınması da talebinin de olduğunu kaydetti.

Netanyahu'nun anlaşmaya İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü'nün lağvedilmesinin dahil edilmesi konusunda ısrarcı olması gerektiğini vurgulayan Solomon’a göre bu güç İsrail'i yok etmeyi amaçlıyor ve lağvedilmezse İsrail'e yönelik güvenlik tehdidi devam edecek.

İsrailliler bugün Cenevre'de yapılacak görüşmelerin sonucunu beklerken, güvenlik toplantılarına katılan bir güvenlik yetkilisi, İsrail'in rejimin hemen devrilmesine inanmadığını, ancak bazı adımların iç protestoları yeniden alevlendirebileceğine inandığını açıkladı.

Öte yandan, balistik füzeler konusunda tüm tarafların üzerinde anlaşmaya vardığı bir çözüme ulaşılamaması ve İsrail'in füze programının tamamen yok edilmesinin sadece hava saldırıları ile gerçekleştirilemeyeceğini ısrarla savunması, İsrail'in karşı karşıya olduğu zorluğu daha da artırıyor.


Kuzey Kore lideri Pyongyang'da bir konut projesinin tamamlanmasını kutladı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve kızı, Pyongyang'da 10 bin daireyi kapsayan bir aşamanın açılış törenine katıldı (AFP, KCNA'ya atıfta bulunarak)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve kızı, Pyongyang'da 10 bin daireyi kapsayan bir aşamanın açılış törenine katıldı (AFP, KCNA'ya atıfta bulunarak)
TT

Kuzey Kore lideri Pyongyang'da bir konut projesinin tamamlanmasını kutladı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve kızı, Pyongyang'da 10 bin daireyi kapsayan bir aşamanın açılış törenine katıldı (AFP, KCNA'ya atıfta bulunarak)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve kızı, Pyongyang'da 10 bin daireyi kapsayan bir aşamanın açılış törenine katıldı (AFP, KCNA'ya atıfta bulunarak)

Kore Merkezi Haber Ajansı'nın (KCNA) bugün bildirdiğine göre, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, ülkenin önemli bir parti kongresine hazırlanması sırasında Pyongyang'da 10 bin yeni konutun tamamlanmasını kutladı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Kuzey Kore, şubat ayında iktidardaki İşçi Partisi'nin dokuzuncu kongresini düzenlemeye hazırlanırken, Kim Jong-un inşaat alanlarına yaptığı ziyaretleri artırdı ve son birkaç ayda kaydedilen ilerlemeyi öne çıkardı. Ülkenin en büyük siyasi toplantısı olan bu kongrede performans değerlendiriliyor, yeni politika hedefleri belirleniyor ve liderlik değişikliklerine yol açabilir.

vfdvbdf
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve kızı, Pyongyang'da 10 bin daireyi kapsayan bir aşamanın açılış törenine katıldı (KCNA)

KCNA Kim Jong-un'un, beş yıl önce sekizinci kongrede belirlenen ve kentsel alanda 50 bin yeni konut inşa etme hedefinin parçası olarak, Pyongyang'daki bir mahallede 10 bin konutun tamamlanma törenine nezaret ettiğini bildirdi.

Ajans, Kim'in şu sözlerini aktardı: "Sekizinci Parti Kongresi sırasında elde edilen dönüştürücü başarılara dayanarak, Dokuzuncu Parti Kongresi yeniden yapılanma ve inovasyon süreci için daha yüksek bir hedef belirleyecektir." KCNA, Parti Kongresi'ne katılacak delegelerin ve katılımcıların dün Pyongyang'a geldiğini bildirdi.


Trump, Küba'yı "başarısız bir devlet" olarak nitelendirdi ve Washington ile bir anlaşma yapması çağrısında bulundu

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AFP)
TT

Trump, Küba'yı "başarısız bir devlet" olarak nitelendirdi ve Washington ile bir anlaşma yapması çağrısında bulundu

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Küba'yı "başarısız bir devlet" olarak nitelendirdi ve Havana'yı ABD ile bir anlaşma yapmaya çağırarak rejim değişikliği operasyonu fikrini reddetti.

ABD Başkanı dün, Washington'a dönerken Air Force One uçağında gazetecilere, "Küba artık başarısız bir devlettir" dedi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD'nin Venezuela'da yaptığı gibi Küba hükümetini devirip devirmeyeceği sorulduğunda Trump, "Bunun gerekli olacağını düşünmüyorum" cevabını verdi.

Trump'ın adaya yönelik onlarca yıllık ABD ambargosunu sıkılaştırması ve petrol tedarik eden diğer ülkelere petrol akışını durdurmaları için baskı yapmasıyla Küba, ciddi yakıt kıtlığı ve sık sık elektrik kesintileriyle karşı karşıya kalıyor.

Trump, Küba'daki yakıt kıtlığının "insani bir tehdit oluşturduğunu" kabul etti.