Suriyeli azınlıklar sorununa Batılı yaklaşım

Diktatörlükler doğası gereği azınlık rejimleridir.

Devrik devlet başkanı Beşşar Esed destekçileri ile Şam’daki yeni hükümetin güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda yüzlerce kişinin öldürülmesinin ardından Lazkiye şehri, Suriye 9 Mart 2025
Devrik devlet başkanı Beşşar Esed destekçileri ile Şam’daki yeni hükümetin güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda yüzlerce kişinin öldürülmesinin ardından Lazkiye şehri, Suriye 9 Mart 2025
TT

Suriyeli azınlıklar sorununa Batılı yaklaşım

Devrik devlet başkanı Beşşar Esed destekçileri ile Şam’daki yeni hükümetin güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda yüzlerce kişinin öldürülmesinin ardından Lazkiye şehri, Suriye 9 Mart 2025
Devrik devlet başkanı Beşşar Esed destekçileri ile Şam’daki yeni hükümetin güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda yüzlerce kişinin öldürülmesinin ardından Lazkiye şehri, Suriye 9 Mart 2025

Nikolaos van Dam

Mahatma Gandhi bir keresinde şöyle demişti: “Bir medeniyet, azınlıklara yönelik davranışlarına göre ölçülmelidir.” Bu sağlam ve takdire şayan bir ilkedir, ancak gerçekler bize çoğu zaman bunun aksini söyler. Batı'da, politika yapıcıların meselenin aşırı tarafına odaklanırken, azınlıklara, özellikle Kürtler gibi Arap olmayan gruplara ve bazı Hristiyan mezheplerine orantısız bir şekilde daha fazla dikkat ederken, çoğu zaman örneğin, Suriye'deki Sünni Araplar gibi çoğunluğu görmezden geldiklerini görürüz.

Keşke iş bununla sınırlı kalsa, zira Arap azınlıklara yönelik sempatide bile açıkça seçici olunduğunu görürüz. Örneğin, İsrail işgali altındaki Filistinli Arap Hristiyanların yaşadıkları sıkıntılar, Batı'nın gözünde çoğu zaman geçiştirilir. Dini ve etnik azınlıklara çoğunluk ile eşit haklar tanınması gerekirken, bu, çoğunluğun yok sayılması pahasına olmamalıdır.

8 Aralık 2024’te Esed rejiminin devrilmesiyle Alevi azınlığın hakimiyeti sona erdi ve iktidar, Baas Partisi’nin 1963’te iktidara gelmesinden önceki dönemde olduğu gibi, esas olarak Sünni çoğunluğun eline geçti. Ancak yeni muhafazakâr Sünni yöneticiler, Baas rejimi öncesindeki Sünni yöneticilerden çok farklılar; zira İslamcılar artık hükümette daha önemli bir rol oynuyorlar.

Pek çok kişi Esed rejimini Alevilerin egemen olduğu bir rejim olarak görüyor, ancak bu nitelendirme yanlış. Aleviler rejimde aktif rol oynasalar da rejim aslında Alevilerin yönettiği bir diktatörlük rejimiydi, ancak halkın tamamına baskı uyguluyordu. Alevi seçkinleri özel ayrıcalıklara sahip olsalar da bu onların, rejime kayıtsız şartsız sadakatlerini sürdürmeleri koşuluna bağlıydı. Şimdiye kadar Batı'nın Suriyeli Alevilere karşı sempatisi, azınlık statülerine rağmen, asgari düzeyde görünüyor; bunun en büyük nedeni, eski Esed diktatörlüğüyle ilişkilendirilmeleri ve bu diktatörlüğe sempati duyduklarının düşünülmesi.

Azınlık rejimleri

Yönetici elitleri, ister Baas öncesi Suriye'deki Sünniler gibi çoğunluk grubundan, isterse Esed yönetimindeki Aleviler gibi azınlık grubundan olsun diktatörlük rejimleri, doğası gereği azınlık rejimleridir. Aynı durum, başlangıçta katı bir İslamcı grup olan Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğindeki Sünni liderliğin yükselişi için de geçerli. Bu yeni yöneticiler Suriye'deki Sünni nüfusun tamamını temsil etmiyorlar. Bilakis, geniş Sünni çoğunluk içinde küçük bir Sünni grubu oluşturuyorlar.

Halihazırda iktidarda olan HTŞ, Suriyeli Müslüman Kardeşler, Ahraru'ş-Şam ve Ceyş-ul İslam gibi örgütlerin İslamcı ideolojileri, bu örgütler kendi tutumlarındaki çelişkinin farkında olmasalar bile, özünde dini ayrımcılık yapmama ilkesiyle çelişiyor. Bu kesimler azınlıklara karşı belli bir hoşgörü bile gösterebilirler; ancak bu, azınlıkların eşit vatandaşlar olarak tanınma ve muamele görme özlemleri için yeterli değil. Hoşgörü tek başına karşılıklı saygı anlamına gelmez.

HTŞ başlangıçta radikal İslamcı bir örgüttü ve yeni yöneticiler, Suriye'deki Sünni nüfusun tamamını temsil etmiyorlar. Bilakis, geniş Sünni çoğunluk içinde küçük bir Sünni grubu oluşturuyorlar.

Hollanda'da demokrasi yanlısı pek çok kişi, Suriye Demokratik Güçleri'ndeki (SDG) Kürtlere güçlü bir sempati besliyor. Ancak SDG'nin kendisi de oldukça otoriter bir örgüt ve diğer 15'ten fazla Suriyeli Kürt partilerin çoğunun desteğinden yoksun. Bu durum, Arap olmayan bir azınlığı destekleme konusunda belli bir saplantıyı temsil ederken, aynı zamanda onun otoriter eğilimlerini de göz ardı ediyor.

Öte yandan Suriye'nin yeni Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın dini azınlıklar ve Suriyeliler arasında uzlaşı konusunda sergilediği hoşgörülü, pragmatik ve uzlaşmacı söylemi, kendisinin derin bir dönüşüm geçirdiği, radikal bir cihatçıdan ılımlı ve pragmatik bir lidere dönüştüğü izlenimi veriyor. Ancak HTŞ içindeki tüm İslamcı takipçilerinin bu görüşü paylaştığına inanmak zor, hatta imkânsız. Büyük olasılıkla çoğu radikal inançlarını koruyor ve Aleviler ile diğer Müslüman azınlıkları hâlâ "kâfir" veya sapkın olarak görüyor. Bu ideolojik katılık, Şara'nın HTŞ'nin sahada faaliyet gösteren askeri güçleri üzerinde tam kontrol sağlama konusunda zorluk çekmesinin başlıca nedenlerinden biri.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara Şam, Suriye 9 Mart 2025 (AFP)Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara Şam, Suriye 9 Mart 2025 (AFP)

Üstelik sahadaki tek silahlı grup HTŞ değil. Bazıları silahlarını resmen yeni merkezi otoriteye teslim etseler de Suriye Milli Ordusu ve Ahraru’ş Şam gibi birçok eski muhalif askeri grup hâlâ aktif durumda. Bu gruplar yeni Suriye ordusuna entegre edilseler bile, köklü İslamcı ideolojileri mutlaka değişmeyecektir.

Bu gruplar yeni Suriye ordusuna entegre edilseler bile, köklü İslamcı ideolojileri mutlaka değişmeyecektir

Birçok eski muhalif savaşçının -ve belki de sivillerin- çöken Esed rejiminin sembolü olarak gördükleri Alevilerden intikam alma arzusu duymaları şaşırtıcı değil. Bu durum, rejimi hiçbir zaman desteklememiş ve hatta bazı durumlarda rejimin en şiddetli muhalifleri olmuş olanlar da dahil, Alevileri hedef alan son dönemdeki mezhepsel taciz dalgasını kısmen açıklıyor. Görünüşe göre HTŞ ve müttefikleri, eski rejimin vahşi suçlar işlemekle suçlanan şahsiyetleri ile bağlantılı olduklarını söyledikleri ve “Alevi direniş noktaları” diye adlandırdıklarını yakalamaya çalışırken, yetki alanlarını (eğer varsa) Alevileri çok daha geniş bir ölçekte hedef alacak şekilde genişlettiler ve bu süreçte çok sayıda vahşet işlendi. Bu artan gerilimin kontrolden çıkıp ülke çapında bir iç savaşı tetikleme tehlikesi bulunuyor.

Birliğe giden yol

Suriye, henüz Ahmed eş Şara hükümetinin kesin kontrolü altında olmaktan uzak ve aynı durum eski askeri muhalif grupların çoğu için de geçerli. Şimdiki temel soru, Şara'nın takipçilerine ve müttefiklerine tam otoritesini dayatıp dayatamayacağıdır.

Suriyeli aktivistler ve sivil toplum temsilcileri, 9 Mart 2025'te Şam'daki Merce Meydanı'nda “sivil ve güvenlik güçlerinden kurbanların yasını tutmak” üzere toplandı (Reuters)Suriyeli aktivistler ve sivil toplum temsilcileri, 9 Mart 2025'te Şam'daki Merce Meydanı'nda “sivil ve güvenlik güçlerinden kurbanların yasını tutmak” üzere toplandı (Reuters)

Esed yanlısı olduğu iddia edilen kişilere ait çok sayıda eve el konuldu. Bu durum, Esed rejiminin başkalarına yönelik uygulamalarını hatırlatıyor. Birçok kişi keyfi olarak işten çıkarılırken, maaşlar ve haklar hak sahiplerine ulaşmıyor. Açlığın, yoksulluğun ve yıkımın devam etmesinin istikrar için bir zemin oluşturamayacağı açık. Bu arada dini azınlıklar, katı İslamcı yönetim altındaki gelecekleri konusunda derin endişe duyuyorlar.

Sanki bu iç karışıklıklar yetmezmiş gibi İsrail, şimdi de Suriye toplumu içindeki mezhepsel ve etnik ayrışmaları derinleştirmeye çalışıyor.

Sanki bu iç karışıklıklar yetmezmiş gibi İsrail, şimdi de Suriye toplumu içindeki mezhepsel ve etnik ayrışmaları derinleştirmeye çalışıyor. Komşu ülkeleri zayıflatmayı ve çatışma çıkarmayı hedefleyen bu strateji İsrail için yeni değil, uzun zamandır politikasında köklü şekilde yer alan bir yaklaşım. Bilhassa Ahmed eş Şara rejiminin yeni yönetimi altında İsrail'in, Dürzilere bir tür “koruma” dayatmaya çalıştığı Güney Suriye'deki çabalarını yoğunlaştırması dikkat çekici. Batı medyası bu önermeyi pek fazla incelemeden dile getirdi ve Suriyeli Dürzilerin tarihsel olarak en ateşli Arap milliyetçilerinden biri olduğu gerçeğini göz ardı etti. Bu nedenle bölgelerine eski ismi olan Cebel-i Dürzi yerine Cebel-i Arap denmektedir. Suriye'deki Dürziler, İsrail ile her türlü iş birliğini ve İsrail'in sözde “koruma”sını kesinlikle reddediyor ve bunu istenmeyen bir “ölüm öpücüğü” olarak görüyorlar.

 Suriye Geçici Hükümeti'ne bağlı güvenlik güçleri, Suriye'nin batısındaki Lazkiye şehrinde bir aracı arama amacıyla durduruyor, 9 Mart 2025 (AFP)Suriye Geçici Hükümeti'ne bağlı güvenlik güçleri, Suriye'nin batısındaki Lazkiye şehrinde bir aracı arama amacıyla durduruyor, 9 Mart 2025 (AFP)

İsrail'in mezhepsel ve etnik eğilimleri körüklemesinin temelinde, etnik ve dinsel kimliğe dayalı bir devlet doğasına sahip olması yatıyor. Bölgedeki parçalanmayı teşvik etmek, onun Ortadoğu'daki varlığını normalleştirmesine, çevresine daha az yabancı olmasına yardımcı oluyor. İsrail, Irak'ta Kürtlerin bağımsızlığını ve Lübnan'da Marunilerin emellerini sempati duyduğu veya gerçekten onlarla ilgilendiği için değil, bu nedenle destekledi. Zira bu gruplar Yahudi değil, dolayısıyla onları komşu Arap devletlerini zayıflatmak nihayetinde İsrail'in stratejik konumunu güçlendireceği için destekledi.

İsrail başbakanı Menahem Begin, daha 1977'de, Maruniler, Dürziler ve Kürtler gibi bazı dini ve etnik gruplara açıkça atıfta bulunarak, İsrail'in Ortadoğu'da “azınlıkların koruyucusu” rolünü üstlenmesi gerektiğini ilan etmişti.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Danimarka, usulsüz kayıt nedeniyle İran bayraklı bir gemiyi alıkoydu

Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
TT

Danimarka, usulsüz kayıt nedeniyle İran bayraklı bir gemiyi alıkoydu

Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)

Danimarka denizcilik yetkilileri dün, ülkenin sularında demirlemiş olan İran bayraklı bir konteyner gemisinin, usulüne uygun olarak kayıtlı olmadığı gerekçesiyle alıkonulduğunu açıkladı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan verilere göre konteyner gemisinin adı "Nora" idi ve Komor Adaları bayrağı taşıyordu; ancak Danimarka yetkilileri Reuters'e e-posta yoluyla Komor Adaları'nın Kopenhag'a gemiyi kayıtlarında bulamadığını bildirdiğini söyledi.

Yetkililer, "Gemi, bayrak devleti Danimarka denizcilik yetkililerine tam olarak kayıtlı ve yetkilendirilmiş olduğuna dair kanıt sunana kadar alıkonulacaktır" diyerek, gemiyi serbest bırakmadan önce inceleyeceklerini belirterek, "Denetim, hava koşulları güvenli bir şekilde izin verdiğinde gerçekleştirilecek" ifadelerini kullandı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan verilere göre, "Noura" gemisi şu anda İran bayrağı altında seyrediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre haberi ilk duyuran Danimarka televizyon kanalı TV2, geminin çarşamba günü bayrağını Komor Adaları'ndan İran'a değiştirdiğini belirtti. Reuters, değişikliğin ne zaman gerçekleştiğini bağımsız olarak doğrulayamadı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan veriler, "Nora" gemisinin, ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırım listesinde yer alan ve daha önce "Cyrus" adıyla anılan bir konteyner gemisiyle aynı Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) numarasına sahip olduğunu gösteriyor.

IMO numaraları, isim veya bayrak değişikliklerinden bağımsız olarak değişmeden kalan kalıcı gemi tanımlayıcılarıdır.

Cyrus, ABD Yabancı Varlık Kontrol Ofisi'nin İran yaptırım programı kapsamında belirlenmiş olup, Londra Borsası Grubu'ndan elde edilen veriler, şirketin Argon Shipping ve Rail Shipping ile bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Reuters, Argon Shipping ve Rail Shipping şirketlerine yorum almak için ulaşamadı.

TV2, geminin son 25 gündür limanda demirli ve kullanılmadan beklediğini bildirdi.


İran'da bir askeri eğitim uçağı düştü bir pilot hayatını kaybetti

İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)
İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)
TT

İran'da bir askeri eğitim uçağı düştü bir pilot hayatını kaybetti

İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)
İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)

İran Radyo ve Televizyon Kurumu'nun bildirdiğine göre, İran'a ait bir savaş uçağı dün gece geç saatlerde batı İran'da bir eğitim görevi sırasında düştü ve pilotlardan biri hayatını kaybetti.

Kurumun açıklamasına göre uçak Hemedan vilayetinde gece eğitim görevi sırasında düştü. İran Hava Kuvvetleri Halkla İlişkiler Ofisi, resmi IRNA haber ajansı tarafından yayınlanan açıklamada, "Hava Kuvvetlerine ait bir uçak bu akşam Hemedan vilayetinde (batı İran) gece eğitim görevi sırasında düştü" denildi.

Haberde, "Kazada pilotlardan biri hayatını kaybetti, diğeri ise kurtuldu. Kazanın nedenini belirlemek için soruşturmaların devam ettiği" ifadeleri yer aldı.


Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe