Terör örgütü ilan edilmelerinin ardından Husileri bekleyen belirsizlik

Yemen’e insani yardımların kesintiye uğramasının feci yan etkileri olabilir

İsrail'in Gazze Şeridi'ne insani yardımı durdurma kararını Sana'da protesto eden Yemenli göstericiler, 11 Mart 2025 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'ne insani yardımı durdurma kararını Sana'da protesto eden Yemenli göstericiler, 11 Mart 2025 (AFP)
TT

Terör örgütü ilan edilmelerinin ardından Husileri bekleyen belirsizlik

İsrail'in Gazze Şeridi'ne insani yardımı durdurma kararını Sana'da protesto eden Yemenli göstericiler, 11 Mart 2025 (AFP)
İsrail'in Gazze Şeridi'ne insani yardımı durdurma kararını Sana'da protesto eden Yemenli göstericiler, 11 Mart 2025 (AFP)

Enver el-Ansi

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Yemen'deki Husileri mali ve ekonomik yaptırımlarla birlikte ‘yabancı terör örgütü’ olarak yeniden sınıflandırmakla kalmadı, bu tedbirlerin 6 Mart'ta yürürlüğe girmesine iki gün kala alelacele Hıusilerin bazı üst düzey liderlerinin isimlerinin bulunduğu, tutuklama emirleri ve seyahat yasakları ile takip edilmeleri de dahil olmak üzere daha katı yaptırımlarla doğrudan hedef alındıkları bir liste de yayınladı. Söz konusu isimlerin başta Umman, Lübnan, Irak ve diğerleri olmak üzere, ikamet ettikleri ya da faaliyet gösterdikleri bazı ülkelerden sınır dışı ya da iade edilmeleri istenebilir.

Yeni listede Umman Sultanlığı tarafından ağırlanan grubun siyasi liderlerinin yanı sıra Husilerin Başmüzakerecisi Muhammed Abdusselam, yardımcısı Abdulmelik el-Acri ve Müzakere Heyeti üyesi İshak Abdulmelik el-Mervani’nin isimleri de yer alıyor.

Listede ayrıca Husilerin kontrolü altındaki bölgelerde ‘Yüksek Siyasi Konsey Başkanı’ olarak atadığı Mehdi el-Meşat ve sözde ‘Yüksek Devrim Komitesi Başkanı’ Muhammed Ali el-Husi'nin yanı sıra İran ile Husiler arasında para transferi ve havalesi için aracılık yaptığından şüphelenilen iki iş insanı başta olmak üzere Yemen’de siyasetin ve ekonominin önde gelen isimlerinden bazıları da yer alıyor.

İsrail krize müdahil mi oluyor?

Husilere karşı son dönemde alınan önlemlerin kapsamlılığı ve İsrail ile aralarındaki ‘ertelenmiş hesaplaşma’ göz önüne alındığından ABD'nin Husileri yeniden yabancı terör örgütleri listesine almasının ‘İsrail'e Husilerden geldiğini düşündüğü tehditleri bertaraf etme izni verebileceği’ görüşünde olanlar var. İsrail gazetesi Jerusalem Post'un aktardığına göre İsrail, Husilerin birkaç kez İsrail topraklarına ulaşan füzeleri ve İHA’larıyla gerçekleştirdikleri tehditlerini kalıcı olarak ortadan kaldırmak için yakında Husileri daha kararlı bir şekilde hedef almak üzere harekete geçebilir.

Kararın gerekçeleri

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada “Husilerin faaliyetleri Ortadoğu'daki ABD’li sivillerin ve görevli personelin güvenliğini, en yakın bölgesel ortaklarımızın güvenliğini ve küresel deniz ticaretinin istikrarını tehdit ediyor” denildi. Bakanlığa göre Husiler, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde ticari gemilere yönelik yüzlerce saldırı gerçekleştirirken seyrüsefer özgürlüğünü ve ABD’nin bölgedeki ortaklarını korumaya çalışan Amerikan askeri personelini de hedef aldılar.

Umman'ın başkenti Maskat, Husi müzakerecilerin bölgesel ve uluslararası arabulucularla toplantılar yapması için önemli bir ‘platform’ olduğundan, ABD'nin eylemi Muskat'ı çok zor bir durumda bıraktı

ABD’nin ekonomik yaptırımları sıkılaştırma ya da siyasi ve hatta askeri olarak gerginliği tırmandırma anlamında İran'a uygulayacağı yaptırımların özellikle de Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının uygulanması sekteye uğrar ve İsrail yeniden askeri operasyonlarına başlarsa ve Husiler İsrail'e ya da Kızıldeniz'de ve başka yerlerde uluslararası nakliye hatlarına saldırmaya geri dönerse bir ölçüde Husiler için de geçerli olacağı anlaşılıyor.

İsrail’in askeri ya da güvenlik alanında müdahil olma ihtimali nedir?

ABD’nin ekonomik yaptırımlarının uygulanmasına Trump’ın başkan olarak göreve başlamasından iki gün önce başlandı. Husi liderlerine karşı daha kesin bir askeri eylemde bulunma ya da güvenlik operasyonları yürütme konusuna gelince aranan Husi liderlerinin nerede saklandıklarını bulmak için gerekli istihbaratı toplamak ve ardından onları hedef almak daha fazla zaman alacaktır. Bu da ABD, İngiltere ve İsrail'in Husilerin kontrolündeki bölgelere düzenlediği hava saldırılarında yüzlerce füze atmanın maliyetinden daha aza mal olacaktır. Washington, Trump yönetiminin kararıyla terör örgütü olarak tanımlanan Husi liderlerinin nerede olduğuna dair bilgi karşılığından cazip para ödülleri koyabilir.

ABD'nin son eyleminin sonuçları

ABD'nin söz konusu Husi liderleri terörist olarak sınıflandırması Husiler için ciddi riskler taşırken onlarla yeniden müzakere masasına oturma ya da herhangi bir anlaşmaya varma yahut başka herhangi bir bölgesel veya uluslararası tarafla iletişim kurma girişimlerini tamamen engelliyor.

Husilerin terör örgütü olarak sınıflandırılmasının Umman üzerindeki etkisi

Umman'ın başkenti Maskat, Husi müzakerecilerin bölgesel ve uluslararası arabulucularla toplantılar yapması için önemli bir ‘platform’ olduğundan, ABD'nin eylemi Muskat'ı çok zor bir durumda bıraktı. Maskat aynı zamanda Husilerin diplomatik hareketleri ve özellikle İran'ın başkenti Tahran'a ve muhtemelen Bağdat, Şam ve Beyrut gibi diğer başkentlere yaptıkları çok sayıda ziyaretin de başlangıç noktası oldu.

“Uluslararası toplumun ihtiyaç sahibi milyonlarca Yemenliye gönderdiği insani yardımlar, son yıllarda Husilerin insani yardım kuruluşları ve yardım kuruluşlarının önüne koyduğu engeller de dâhil olmak üzere çeşitli nedenlerle azaldı.

Pek çok kişi Maskat’ın Husiler için önemli bir platform olmasaydı, devam eden savaşın farklı bir hal alacağını düşünüyor. Umman uzun zamandır Yemen'le olan bazı sınır kapılarının Husilere silah kaçırmak için kullanılmasına göz yummakla suçlanıyor. Ancak Maskat bu suçlamaları şiddetle reddediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Beyaz Saray'ın Umman'da ikamet eden Husi liderleri terörist olarak tanımlamasının ardından Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed El-Busaidi ile bölgesel gelişmeleri ele almak üzere bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre telefon görüşmesinde Gazze, Suriye ve bölgedeki diğer son durumlarla ilgili çeşitli dosyalar ele alındı. Açıklamada ABD'li bakanın telefon görüşmesi sırasında ‘Kızıldeniz ve çevresindeki su yollarında yasadışı bir örgüt olarak Husilerin saldırılarına kalıcı olarak son verilmesinin önemini’ vurguladığı belirtildi. Açıklamaya göre ayrıca Rubio, Muskat'ın Husiler tarafından ele geçirilen ve bir yıldan uzun bir süredir alıkonulan MV Galaxy Leader gemisinin mürettebatının serbest bırakılmasındaki rolüne övgüde bulundu.

ABD yönetiminin hamlesinin Yemen’deki insani durum üzerindeki etkisi ne olur?

Uluslararası toplumun ihtiyaç sahibi milyonlarca Yemenliye yönelik insani yardımları, Husilerin insani yardım kuruluşları ve yardım kuruluşlarının personelinin kolay ve sorunsuz hareket etmesine koyduğu engeller ve aralarında kadınların da bulunduğu insani yardım kuruluşlarının çalışanlarından birçoğunu casusluk ve yabancı istihbarat teşkilatları adına çalıştıkları suçlamasıyla tutuklanması da dâhil olmak üzere çeşitli nedenlerden ötürü son yıllarda azaldı. İnsani yardım çalışanlarının serbest bırakılması için Husilere yapılan çağrılar başarısız oldu. ABD yönetiminin Husileri terör örgütü olarak tanımlama ve bazı liderlerini uluslararası teröristler listesine dahil etme kararının yürürlüğe girmesiyle bu durumun daha da kötüleşip kötüleşmeyeceği ise belirsiz.

Husiler, İran ve Hizbullah'ın yaptırımları delme, yurt içindeki fonlarını ve yurt dışındaki finansman kaynaklarını hayali kişiler ve şirketler adı altında geri dönüştürme ve dolambaçlı yöntemler ve teknikler kullanma konusundaki uzmanlığından faydalanmış olmalı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM), Yemen'e insani yardım ve temel ihtiyaç maddelerinin akışının devam etmesini sağlayacak tedbirlerin alınması çağrısında bulundu.

ABD'nin kararının ardından bir basın toplantısı düzenleyen BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, bu kararın insani yardımların yaklaşık 19 milyon kişinin insani yardıma muhtaç ve 17 milyon kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu Yemen’e etkin bir şekilde ulaştırılmasının yanı sıra sivillerin temel ürünlere ve hizmetlere erişiminin sağlanması için uygun güvencelerin eşlik etmesi gerektiğini söyledi.

Dujarric, özellikle yerel para biriminin değer kaybetmesi, çalışan maaşlarının askıya alınması ve yakıt, gıda ve ilaç fiyatlarındaki sert yükseliş nedeniyle gıda ihtiyacının yaklaşık yüzde 90'ını ithal etmek zorunda olan bir ülkede ticari ürün ve insani yardım akışındaki herhangi bir kesintinin yıkıcı yan etkileri olabileceği uyarısında bulundu.

ty6u78ı
Aden'de alışveriş yapan insanlar, 25 Şubat 2025

Ancak Yemen’in ‘meşru’ hükümetinin Başbakanı Ahmed bin Mubarek, Avrupa Birliği (AB) ve Avustralya'nın Yemen'e akredite büyükelçileriyle yaptığı görüşmede insani yardım kuruluşlarına ve uluslararası ortaklara ‘Husilerin yabancı terör örgütü olarak sınıflandırılmasının gereklerini yerine getirirken vatandaşların çıkarlarına, insani yardımlara ve gıda ithalatına zarar vermeden Husi yapılanmalarının dağıtılması yönündeki ana hedeflere ulaşılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alacaklarına’ dair güvence verdi.

Husilerin önünde alternatifler var mı?

ABD tarafından uygulanan yaptırımlar, Husilerin kaynaklarını azaltabilir ve on yılı aşkın bir süre önce Yemen'de çatışmaların başlamasından bu yana yönettiği ‘savaş ekonomisine’ yatırım yapma kabiliyetinin önünde daha fazla engel oluşturabilir.

Öte yandan Husiler, İran ve Hizbullah'ın yaptırımları delme, yurt içindeki fonlarını ve yurt dışındaki finansman kaynaklarını hayali kişiler ve şirketler adı altında geri dönüştürme ve yaptırımların ciddi ve etkili bir şekilde uygulanması halinde izlenemeyecek ve ifşa edilemeyecek çeşitli dolambaçlı yöntemler ve teknikler konusundaki deneyim ve uzmanlıklarından faydalanmış olmalılar.

Yaptırımlar işe yarar mı?

Sadece Yemen'de değil, tüm bölgede Husilere ve yurtdışındaki destekçilerine mali ve ekonomik yaptırımlar uygulanmasının yanı sıra sivil tesislere yönelik saldırılara başvurmadan Husilerin liderlerine suikast düzenlemenin, onları tutuklamanın, yargılamanın ve hapse atmanın Husileri dağıtmak için belki en az maliyetli ve en az zararla en uygun seçenek olacağına inananlar var.

Husiler, kontrolü altındaki bölgelerde (Elon Musk'un şirketi SpaceX tarafından yürütülen) Starlink projesi tarafından sunulan uluslararası internet hizmetlerini yasakladı, ihlal edenleri cezalandırma sözü verdi. Ayrıca Kızıldeniz’de ve Akdeniz'de seyrüsefer güvenliğini sarsacak askeri eylemlerini yeniden başlatma tehdidinde bulundu.

Diğer taraftan Husilerin ülke içindeki ve bölgedeki pek çok muhalifi, özellikle Husilerin ABD ve Batı ülkeleri ile olan savaşlarını iç bölgelere taşıma niyeti çerçevesinde, sahada sıkı askeri önlemlerle desteklenmediği sürece Husilere yönelik ekonomik yaptırımların faydalı olamayacağını düşünüyor. Bu duruma Husilerin bazı cephelerdeki askeri hamleleri, bazı aşiretlere yönelik devam eden güvenlik tacizleri ve kontrolü altındaki bölgelerde bulunan işletmelere ve küçük tüccarlara daha fazla yasadışı vergi dayatma ve telif ücreti ödetme gibi uygulamalarına yönelik her türlü eleştiri ya da sivil protestoları giderek artan bir şekilde bastırması eşlik ediyor.

Bunun yanında ABD’nin yaptırımlarının Husileri değil, sıradan vatandaşları olumsuz etkileyeceği ve Husilerin kontrolü altındaki bölgelerdeki yoksulların ezici çoğunluğuna daha fazla yük getireceği korkusu giderek artıyor.

Husilerin vereceği tepki

Öte yandan Husiler, kontrolü altındaki bölgelerde (Elon Musk'un şirketi SpaceX tarafından yürütülen) Starlink projesi tarafından sunulan uluslararası internet hizmetlerini yasakladı, ihlal edenleri cezalandırma sözü verdi. Ayrıca İsrail'in Gazze'deki ateşkes anlaşmasını ihlal etmeye devam etmesi, insani protokole uymaması ve insani yardımların girişini engellemeye devam etmesi halinde Kızıldeniz’de ve Akdeniz'de seyrüsefer güvenliğini sarsacak askeri eylemlerini yeniden başlatma tehdidinde bulundu. Ancak bu tehditler, Husilerin halen çatışma kabiliyetine sahip olduğunu kanıtlama çabasından öteye geçmiyor gibi görünüyor. ABD'nin uyguladığı son yaptırımlardan ve aldığı son karardan sonra içeriye yönelik zayıf bir propagandadan öteye gidemeyeceği ortada.

Son tahlilde mesele Trump yönetiminin yaptırım uygulama ya da Husileri terör örgütü olarak listeleme hayalinin ya da İsrail'in Yemen gibi bir ülkede hedeflerine ulaşma inancının ötesinde ve aynı zamanda Husilerin kendileri için neyin planlandığını görme yeteneğinin ve Yemen’deki ‘meşru’ hükümetin bundan herhangi bir ölçüde yararlanma yeteneğinin ötesinde her açıdan daha da karmaşıklaşmış görünüyor.

Nihayetinde en büyük kaybeden, ne pahasına olursa olsun Husilerden ve İran'ın nüfuzundan kurtulmak isteyen Yemen ve halkı oluyor!



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.