Refahın Koruyucusu Operasyonu ile Trump'ın hava saldırıları arasında: Amaç Husilerin lider kadrosunun kökünü kazımak mı, yoksa caydırmak mı?

Eski ABD'li yetkililere göre operasyon İran destekli Husileri devirmeyi amaçlıyor

ABD tarafından Yemen’de gerçekleştirilen hava saldırılarında çok sayıda Husi öldürüldü (Reuters)
ABD tarafından Yemen’de gerçekleştirilen hava saldırılarında çok sayıda Husi öldürüldü (Reuters)
TT

Refahın Koruyucusu Operasyonu ile Trump'ın hava saldırıları arasında: Amaç Husilerin lider kadrosunun kökünü kazımak mı, yoksa caydırmak mı?

ABD tarafından Yemen’de gerçekleştirilen hava saldırılarında çok sayıda Husi öldürüldü (Reuters)
ABD tarafından Yemen’de gerçekleştirilen hava saldırılarında çok sayıda Husi öldürüldü (Reuters)

İsa en-Nehari

ABD Başkanı Donald Trump, Husilerin askeri kabiliyetlerine ve liderlerinin bulunduğu karargâhlara karşı geniş çaplı saldırı emri verdikten sonra Kızıldeniz'in istikrarını tehdit etmeye devam etmeleri halinde Husilere karşı ‘ezici bir ölümcül güç’ kullanacaklarını söyledi. Bu durum, son saldırılarla (eski Başkan) Joe Biden tarafından başlatılan Refahın Koruyucusu Operasyonu arasındaki fark ve beklenen etkiler hakkında soru işaretleri yarattı. Bunlardan biri de ABD’nin Husilerin kökünü kazımak mı istediği, yoksa gemileri hedef almak için kullandıkları askeri kabiliyetleri hedef almakla mı yetineceği sorusu.

Ek hava saldırıları düzenlenmesi bekleniyor

Araştırmacılar ve eski ABD'li yetkililer son operasyonun Husilerle mücadele stratejisinde önemli bir değişim olduğunu ve bu saldırıların geçmişteki operasyonlardan farkının cumartesi günkü saldırıların doğrudan Husilerin lider kadrosunu hedef alması olduğunu düşünüyorlar. ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'ne (Atlantic Council) sundukları analizlere göre ABD'nin Husileri caydırmak için daha fazla askeri ve diplomatik çaba göstermesi gerekiyor.

2023 yılına kadar ABD Ulusal Güvenlik Konseyi üyeliği görevini yürüten Daniel Mouton, Trump yönetiminin Husileri durdurma ve geçmişte olduğundan daha fazla çaba gösterme konusundaki ciddiyetinin önümüzdeki günlerde ve haftalarda netleşeceğini söyledi. Husilerin İran, Rusya ve Çin'den destek aldığı düşünüldüğünde, Washington'ın Husilere ikmal yapılmasını engellemek ve İran'a etkili bir baskı uygulamak için Moskova ve Pekin'le diplomatik temaslara ve ilave donanma kaynaklarına ihtiyacı olduğunu belirten Mouton, bu kaynakların askeri varlıklar ve uluslararası koordinasyon açısından önemli olabileceğini belirtti.

Atlantik Konseyi’nden araştırmacı Emily Milliken’e göre son operasyonlar, Kızıldeniz'deki ABD uçak gemisi USS Harry S. Truman'ı ya da bölgedeki ABD üslerini hedef alan misilleme saldırılarıyla karşılanabilir. Milliken, Husilerin Yemen'deki meşru hükümetin son kalesi, petrol ve doğalgaz kaynaklarının ana merkezi olan Marib şehrinde kara operasyonlarına devam etmesini ya da Suudi Arabistan’ın altyapısına saldırılar düzenlemesini bekliyor.

“Husiler devrilmeli”

Öte yandan Atlantik Konseyi'nin İran Strateji Projesi ekibinden Danny Citrinowicz, Husilerin liderlerine ve silah üretim tesislerine yönelik son operasyonların, ABD'nin Husilere yönelik politikasında önemli bir değişim olduğunu ve ABD yönetiminin Husilerin Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü engellemesine bir son verilmesi görüşünü vurguladığını söyledi. Citrinowicz’e göre bu aynı zamanda ABD'nin bölgedeki dostlarına Washington'ın Husilerle ciddi bir şekilde yüzleşmeye hazır olduğuna dair önemli bir güvence.

Biden yönetimi döneminde başlatılan Refahın Koruyucusu Operasyonu'na yapılan eleştirilerden biri de operasyonun Husileri caydırmada başarılı olmadığı ve askeri kabiliyetlerini önemli ölçüde etkilemediği yönündeydi. Trump’ın emriyle başlayan son operasyonunun da aynı akıbete uğramaması için askeri harekatın sürekli olması gerektiğini düşünen Citrinowicz’e göre operasyon, Husilerin komuta ve kontrol merkezlerini hedef almayı, roket ve füze üretme ve fırlatma kabiliyetlerini zayıflatmayı ve İran'ın Husilere destek sağlamasını engellemeyi amaçlıyor.

Gelecekteki askeri operasyonların Husi rejiminin devrilmesine yol açması gerektiğini vurgulayan Citrinowicz, bunun da İran'ın stratejik öneme sahip bu bölgedeki varlığına ciddi zarar verecek bir hamle olacağının altını çizdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Citrinowicz, bu tür operasyonların özellikle de ABD'nin İran'ın Husileri desteklemeye devam ettiğinden şüphelenmesi halinde, Tahran ile Washington'ı karşı karşıya getireceğine dikkati çekti.

Atlantik Konseyi araştırmacılarından Usame er-Ruhani'ye göre saldırılar henüz sonuç vermemiş olabilir ama ABD'den Husilerin lider kadrosuna güçlü bir caydırıcı mesaj verdiği kesin. Husilerin bu saldırılara direnebileceğini ve bunun da ABD'nin caydırıcılık politikasının etkisini göstermesinin zaman alacağı anlamına geldiğini ifade eden Ruhani, son saldırıların geçmişten farklı olarak doğrudan Husilerin lider kadrosunu hedef aldığını belirtti.

Al-Arabiya televizyonu, Husilerin liderlerinden bazılarının son saatlerde tutumlarını değiştirerek, Saada ve Amran'a gitmek üzere Sana'dan ayrıldıklarını bildirdi.

Aylarca titizlikle sürdürülen istihbarat çalışması

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Özel Operasyonlar Ofisi eski yetkilisi Alex Plitsas, ABD'nin geniş çaplı saldırılarının aylar süren titiz istihbarat çalışmaları sonucunda gerçekleştirilmiş olabileceğini söyledi. Plitsas, son operasyonun, Husilerin uluslararası deniz taşımacılığına ve ABD'nin bölgedeki çıkarlarına yönelik saldırılarını durdurmayı başarması halinde, Washington'ın gelecekte düzenleyeceği saldırıların ilki olabileceğini de belirtti.

Husilerin direnmeye devam edebilmesinin nedeninin silahlarını Yemen'in engebeli arazisine yaymış olması olduğunu ve bunun da hedef alınmalarını zorlaştırdığını belirten Plitsas, aylardır süren yoğun istihbarat toplama çabalarına rağmen operasyonel istihbarat eksikliğinin Arap koalisyonu tarafından saldırılar düzenlenmesini engellediğini söyledi. Plitsas, Husilerin uyum sağlama, varlıklarını gizleme ve İran'ın desteğinden yararlanma çabalarının onları bastırma girişimlerini zorlaştırdığını ifade etti.

Kapsayıcı bir ittifaka ihtiyaç var

Atlantik Konseyi’nden eski bir ABD ulusal istihbarat yetkilisi olan Andrew Boren, bazı askeri ittifakların karşı karşıya olduğu zorluklar göz önüne alındığında terörle mücadelenin etkili bir birleştirici güç olabileceğini düşündüğünü söyledi. Boren ABD, Avrupalı müttefikleri ve Suudi Arabistan liderliğindeki Arap koalisyonunun gerekli adımları atma konusunda hemfikir olabileceklerini, çünkü hepsinin de Husilerle mücadele ve İran'ın Yemen'deki etkisini azaltma konusunda aynı motivasyonları paylaştıkları bir alan olduğunu vurguladı. Boren'e göre tarih, Husilerle başa çıkmak için kapsamlı bir yaklaşım ve koalisyon olmadan hava saldırılarının Husileri Yemen'den çıkarmak ya da dünyanın en önemli ticaret yollarından birini istikrara kavuşturmak için tek başına yeterli olmayacağını gösteriyor.

Yine Atlantik Konseyi araştırmacılarından biri olan eski ABD Ülke Güvenliği Bakanlığı Terörizmle Mücadele Politikalarından Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Thomas Warrick, Trump yönetiminin daha ileri gitmeyi düşünmemesi halinde, birkaç gün sürecek olan son saldırıların Husilerin saldırılarını sona erdirmeyeceğini söyledi. Husilerin bu hafta Trump'ın onlara karşı sabrının tükendiğine dair sert bir ders aldığını belirten Warrick, “Dışarıdan bakan her gözlemci, Husilerin Kızıldeniz'de seyrüsefer halindeki uluslararası gemilere saldırmaya başlamasından bu yana Biden yönetiminin sınırlı saldırılarının onları caydırmadığı sonucuna muhtemelen uzun zaman önce varmıştır” dedi.

Trump yönetiminin Husileri durdurup durdurmayacağını görmek için saldırıları yoğunlaştırmaya karar verdiğini ifade eden Warrick, ancak hem ABD hem de Husiler için en büyük riskin, Husilerin lider kadrosunu ve askeri yeteneklerini hedef almak dışında herhangi bir yıkımın Trump yönetiminin hedefini gerçekleştirmeyecek olması olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Trump, Husilere karşı geniş çaplı bir askerî harekât emri verdikten kısa süre sonra, Kızıldeniz'deki gemilere yönelik saldırıları durmamaları halinde ülkesinin ‘Husilerin üzerine cehennemi yağdıracağı’ uyarısında bulundu.

Öte yandan bu saldırılar, Trump'ın göreve geldiği ocak ayından beri Yemen'e yapılan ilk saldırılar oldu.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İstihbarat bilgileri: Hamaney, Mücteba’nın yönetme yeteneğinden şüphe duyuyor

Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
TT

İstihbarat bilgileri: Hamaney, Mücteba’nın yönetme yeteneğinden şüphe duyuyor

Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)
Ali Hamaney ve oğlu Mücteba (AFP)

İsa en-Nehari

ABD istihbarat birimleri, eski İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, oğlu Mücteba Hamaney’in kendisine halef olmasına ilişkin çekinceleri bulunduğu yönünde bilgileri ABD Başkanı Donald Trump’a iletti. Söz konusu bilgilere göre Hamaney’in, oğlunun zekâsı ve ülkeyi yönetme kapasitesi konusunda şüpheleri vardı. Bazı gözlemciler ise Mücteba Hamaney’in içe kapanık bir karaktere sahip olduğunu ve psikolojik sorunlar yaşadığını öne sürdü.

İran’da yeni Dini Lider olarak Mücteba Hamaney’in babasının yerine atanmasının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen, yeni lider henüz kamuoyuna açık bir konuşma yapmadı; yalnızca yazılı bir mesaj yayımladı. Gözlemciler bu durumu, İran’da yönetimin İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından kontrol edildiğinin göstergesi olarak değerlendiriyor. Mesajın, askeri kurumların benimsediği sert söylemle büyük ölçüde örtüştüğü ifade ediliyor.

Bu arada ABD istihbarat kurumları, Donald Trump ve danışmanlarına sundukları bilgilerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in oğlunun kendisine halef olmasına mesafeli yaklaştığını aktardı. CBS News tarafından aktarılan bilgilere göre Hamaney, oğlunun zekâsı ve ülkeyi yönetme becerileri konusunda ciddi şüpheler taşıyordu.

İstihbarat raporlarında ayrıca Ali Hamaney’in, oğlu Mücteba’nın (56) kişisel yaşamında bazı sorunlar yaşadığının farkında olduğu, ancak bu sorunların niteliğinin ayrıntılandırılmadığı belirtildi. Söz konusu durumun, yeni Dini Lider’in kısırlık tedavisi için dört kez Birleşik Krallık’a gitmesiyle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı. ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait 2008 tarihli gizli bir belgeye göre Mücteba Hamaney, çocuk sahibi olması yönünde aile baskısı altındaydı; tedavi sürecinin ardından ilk çocuğu dünyaya geldi.

Donald Trump cuma günü verdiği bir röportajda Ali Hamaney’in oğluna güvenmediğine açık şekilde işaret ederek, “Babası onun lider olmasını dahi istemiyordu” ifadesini kullandı. Trump daha önce de Mücteba Hamaney’i ‘zayıf’ olarak nitelendirmiş ve ABD’nin İran’da bir sonraki liderin seçimi üzerinde bir tür denetim rolü olması gerektiğini savunduğunu belirtmişti.

Ali Hamaney’in oğlunu halefi olarak seçmekten kaçındığına dair spekülasyonlar yeni değil. Bu değerlendirmeler, eski liderin yönetimin miras yoluyla devredilmesine karşı olduğu yönündeki tutumuyla ilişkilendiriliyordu. New York Times’ın İranlı yetkililere dayandırdığı habere göre Ali Hamaney, 12 Gün Savaşı sırasında kendisinden sonra liderlik için üç aday belirlediğinde oğlunu bu listeye dahil etmedi.

Buna rağmen 88 üyeden oluşan Uzmanlar Meclisi, tartışmalı koşullar altında Mücteba Hamaney’i yeni Dini Lider olarak seçti. Yeni liderin kendisinin bile atamasını televizyondan öğrendiğini söylediği aktarıldı. Reuters ise DMO’nun seçim sürecinde baskı uyguladığını ve Uzmanlar Meclisi içindeki görüş ayrılıklarına rağmen Mücteba Hamaney’in adaylığını dayattığını bildirdi.

Psikolojik sorunlar yaşıyor

İstihbarat bilgilerine göre Ali Hamaney’in oğlunun ülkeyi yönetme kapasitesine ilişkin şüpheleri, Mücteba Hamaney’in karizma ve kitleleri etkileyen konuşmalar yapma yeteneğinden yoksun olmasıyla ilişkilendiriliyor. Hamaney’in, İran Devrimi’nin Batı ve İsrail karşıtlığına dayanan ideolojik çizgisinin sürdürülmesi için bu özellikleri gerekli gördüğü belirtiliyor. Bu nedenle Hamaney’in görev süresi boyunca sık sık konuşmalar yapmaya ve resmi kabul törenlerinde görünmeye önem verdiği ifade ediliyor.

Yeni Dini Lider’in kamuoyuna yansıyan tek görüntüsü ise yaklaşık 30 saniyelik bir video kaydı. 2024 yılında çekildiği tahmin edilen görüntülerde Mücteba Hamaney’in internet üzerinden verdiği dini dersleri iptal ettiğini açıkladığı görülüyor. İptalin geçici mi yoksa kalıcı mı olacağına dair ise herhangi bir gerekçe sunulmadı. Atanmasının ardından yeni liderin şimdiye kadar ne sesli ne de görüntülü bir konuşma yaptığı kaydediliyor.

İran muhalefetinde yer alan Hasan Şeriatmedari ise Mücteba Hamaney’in kamuoyu önünde görünmekten kaçınmasının yalnızca hitabet eksikliğiyle açıklanamayacağını savunuyor. Independent Arabia ile yaptığı söyleşide Şeriatmedari, ‘yeni Dini Lider’in psikolojik sorunlar yaşadığını ve içe kapanık bir kişiliğe sahip olduğunu’ ileri sürdü. Şeriatmedari’ye göre Mücteba Hamaney hayatı boyunca tek bir konuşma dahi yapmadı ve kamuya açık etkinliklerde görünmedi.

Gözlemcilere göre Ali Hamaney, DMO’nun güçlü etkisine rağmen devlet üzerindeki nihai otoriteyi elinde tutmayı başardı. Ancak yeni dönemde bu denge değişebilir. Bazı değerlendirmelere göre Mücteba Hamaney, fiilen ‘en yüksek lider’ konumundan ziyade daha sınırlı bir rol oynayacak ve hareket alanı büyük ölçüde DMO’nun hesaplarıyla belirlenecek.

Kişisel ve psikolojik faktörlere dikkat çeken Şeriatmedari, Mücteba Hamaney’in suikasttan kurtulması hâlinde dahi ‘kendisini bu göreve taşıyan DMO üyelerinin elinde bir araca dönüşeceğini’ savundu. Şeriatmedari ayrıca önümüzdeki dönemde bu makamda geniş halk desteğine sahip bir ismin görülmeyeceğini öne sürerek, Mücteba Hamaney’in atanmasıyla birlikte Velayet-i Fakih döneminin fiilen sona erdiğini düşündüğünü ifade etti.

Canlı mı... Ölü mü... Yoksa yaralı mı?

Babasının öldürüldüğü saldırıda yaralandığının doğrulanmasının ardından Mücteba Hamaney yazılı bir mesaj yayımladı. Mesaj, bazı çevrelerce kamuoyunu mobilize etmeye ve öldüğüne dair iddiaları yalanlamaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildi. Ancak yeni liderin ne sesli ne de görüntülü bir açıklama yapmaması, yaralarının ciddiyeti ve İran’ı fiilen yönetip yönetmediğine dair spekülasyonları artırdı.

Ortaya atılan açıklamalardan biri, Mücteba Hamaney’in yerinin tespit edilmesi ve hedef alınması riskine karşı kamuoyunda görünmekten kaçındığı yönünde. Ancak İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile ülkede fiili güç sahibi olarak nitelendirilen Ali Laricani’nin Tahran sokaklarında kamuoyuna açık şekilde görünmesi, bu ihtimali zayıflatan unsurlar arasında gösteriliyor. Gözlemciler, kısa bir video mesaj yayımlamanın sokakta dolaşmaktan daha büyük bir risk oluşturmayacağına dikkat çekiyor.

Bir diğer ihtimal ise Mücteba Hamaney’in yaralarının ağır olduğu ve sağlık durumunun kamuoyuna görünmesine izin vermediği yönünde. Bazı raporlarda ayak kırıkları ve yüzünde morluklar bulunduğu öne sürüldü. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de cuma günü yaptığı açıklamada yeni Dini Lider’in muhtemelen yüzünde kalıcı bir yara oluştuğunu söyledi.

Hem ABD’li hem de İranlı yetkililer kamuoyu önünde yeni liderin yaralandığını doğrularken, Şarku’l Avsat’ın CBS News’ten aktardığı habere göre ABD Başkanı Donald Trump yakın çevresiyle yaptığı özel görüşmelerde ‘Mücteba Hamaney’in ölmüş olabileceğini’ dile getirdi. Trump’ın ayrıca, “İran şu anda fiilen liderlikten yoksun” değerlendirmesinde bulunduğu belirtildi. Bu açıklamalar, Dini Lider’in bilincinin yerinde olup olmadığına dair tartışmaları daha da alevlendirdi.

Beyaz Saray ise şu aşamada ülkenin kontrolünün büyük ölçüde DMO’nun elinde olduğu kanaatinde. Bu durum, 1979 İran Devrimi’nden bu yana ülkeyi yöneten teokratik sistem açısından önemli bir değişim olarak değerlendiriliyor.

Yeni liderin akıbetine ilişkin spekülasyonlar sürerken, ABD hükümeti cuma günü Mücteba Hamaney’in ve dokuz üst düzey İranlı yetkilinin yerinin tespit edilmesine yardımcı olacak bilgiler karşılığında 10 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıkladı.


PKK'nın İran kolu PJAK'ın Eşbaşkanı Amir Kerimi: ABD, İran rejimini devirmek istemiyor

Amir Kerimi, 2024 yılının nisan ayında PJAK'ın eşbaşkanı seçildi (Independent Arabia)
Amir Kerimi, 2024 yılının nisan ayında PJAK'ın eşbaşkanı seçildi (Independent Arabia)
TT

PKK'nın İran kolu PJAK'ın Eşbaşkanı Amir Kerimi: ABD, İran rejimini devirmek istemiyor

Amir Kerimi, 2024 yılının nisan ayında PJAK'ın eşbaşkanı seçildi (Independent Arabia)
Amir Kerimi, 2024 yılının nisan ayında PJAK'ın eşbaşkanı seçildi (Independent Arabia)

Bahaa el-Avam

Son günlerde, ABD'nin İran'daki rejimi devirmek amacıyla İran'daki Kürtleri destekleme niyetinde olduğuna dair birçok haber basında yer aldı. Ancak PKK'nın  İran kolu Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Eşbaşkanı Amir Kerimi, ABD'nin İran rejimini devirme niyetine dair herhangi bir işaret olmadığını belirterek Başkan Donald Trump'ın açıklamalarının, kendi görüşüne göre İran hükümetinin devrilmesi değil, davranışının değiştirilmesine odaklandığını söyledi.

Reuters, bu ayın başlarında, ismini açıklamadığı üç kaynağa dayanarak, İranlı Kürt silahlı grupların, ülkenin batısındaki İran güvenlik güçlerine saldırı düzenleme olasılığı konusunda ABD ile günlerce süren istişarelerde bulunduğunu aktardı ve bu grupların İran-Irak sınırında konuşlandığını bildirdi. Bu gruplar, İran ordusunu zayıflatmak amacıyla daha önce bu tür bir saldırıyı gerçekleştirmek üzere eğitim almıştı.

PJAK, istişarelere katılan gruplar arasındaydı. ABD’nin şimdiye kadar İran’ın geleceği, demokrasi ve Kürt sorunu gibi konularda net bir stratejik politika izlemediğini belirten Kerimi, Washington’ın İran'da gelecekte belirli bir rejimi mi yoksa merkezi olmayan bir rejimi mi destekleyeceği ya da ‘Kürt halkının mücadelesinin ve İran'ın geleceğindeki yerinin kalıcı olup olmayacağı’ konusunda net bir program ortaya koymadığına dikkati çekti.

ABD ve İsrail, 28 Şubat'tan bu yana İran'a karşı bir savaş yürütüyor. Her iki ülkenin yetkilileri rejim değişikliğinden bahsetmiş olsa da bu konudaki açıklamaları net ve kesin değil. Ayrıca, bölgedeki birçok ülkeye yayılan ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımını büyük ölçüde aksatan bu savaşın sona ermesi için net bir yol haritası da ortaya koymadılar.

İran rejimini devirmenin en iyi ve belki de en etkili yolunun halkın demokrasi için ayaklanması olduğuna inanan Kerimi, İran son 10 yıl içinde birçok büyük ve etkili ayaklanmaya tanık oldu. Bunların en öne çıkan, en köklüsü ve halen devam eden ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ ayaklanması oldu. Bu ayaklanmaların hükümeti felç ettiğini vurgulayan Kerimi’ye göre eğer bu ayaklanmalar destek görmüş ve rejimin baskısına karşı ciddi tavırlar alınmış olsaydı, bugün mevcut savaşa gerek kalmayabilirdi.

Görüşünü desteklemek için aralık ayındaki ayaklanmaya atıfta bulunan Kerimi, “Halk ayaklanmaları, özgürlük mücadelesinde büyük cesaret gösteren ve çok sayıda kurban veren halkın gözünde rejimin meşruiyetini tamamen ortadan kaldırdı. Ancak halk, varlığını sürdürmek için tereddüt etmeden baskı ve cinayete başvuran bir hükümetle karşı karşıya. Bu yüzden halkın ve yabancı hükümetlerin çabalarını bu kanlı baskı mekanizmasını etkisiz hale getirmeye ve ortadan kaldırmaya odaklamaları gerekir. Bu da en etkili çözüm olacaktır” ifadelerini kullandı.

İran, geçtiğimiz aralık ayı sonlarında ve takip eden ay boyunca Tahran Çarşısı’nda başlayan ve daha sonra diğer büyük şehirlere yayılan geniş çaplı bir protesto dalgasına sahne oldu. Mahsa Amini'nin ölümünün ardından patlak veren 2022 ayaklanmasından bu yana yaşanan en ciddi kaostu. Doğrudan nedeni, İran para biriminin yabancı döviz karşısındaki gerilemesi ve bir doların yaklaşık 1,4 milyon İran riyalinden işlem görmesi gibi ekonomik faktörlerdi. Fakat insan hakları örgütlerinin raporlarına göre Tahran hükümeti, bu hareketleri bastırmak için aşırı güç kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, aralık ayında ayaklanma sırasında, göstericilerin öldürülmesi halinde müdahale edeceğine söz verdi ve insan hakları örgütlerinin raporlarında İran güvenlik ve askeri güçlerinin binlerce kişiyi öldürdüğü belirtildikten sonra, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden “Protestoculara yardım yolda” diye yazdı. O dönem yardım gelmedi, ancak ABD ve İsrail geçtiğimiz şubat sonunda İran'a karşı bir savaş başlattı ve Tahran'a yönelik ilk saldırıda, başta Ayetullah Ali Hamaney olmak üzere rejimin üst düzey çok sayıda yetkilisi hedef alındı.

Kerimi’ye, PJAK’ın mevcut koşulları Kürt devleti kurmak için bir fırsat olarak görüp görmediğini, yoksa sadece yeni İran devleti çatısı altında federal bir yapı mı aradıklarını sorduk. Kerimi, partisinin temel hedefinin demokratik ve ademi merkeziyetçi bir İran'a ulaşmak olduğunu, bu İran'da Kürt meselesinin güvenlik odaklı yaklaşımdan vazgeçilerek siyasi ve hukuki çözümlerle ele alınacağını söyledi.

Anayasada Kürt halkının yerinin belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Kerimi, PJAK’ın İran’da ‘katılımcı demokrasiye dayanan, halkların ve toplumların doğrudan katılımıyla işleyen, yani demokratik konfederasyon olarak bilinen bir federal sistemin kurulmasını desteklediğini’ belirterek, “Çünkü böyle bir sistem, farklı kimliklerin bir arada yaşamasını sağlamak için gerekli mekanizmalara ve esnekliğe sahip” dedi.

Kerimi'ye göre bu hayale giden yol, değişime ya da siyasi ve barışçıl yollarla herhangi bir dönüşümü kabul etmeye muktedir olmadığını kanıtlamış olan İran rejiminin devrilmesinden geçiyor. Geleneksel anlamdaki silahlı mücadelenin yanı sıra, diğer direniş biçimleri ve halk ayaklanmaları da bu hayali gerçekleştirebilir.

ABD’nin belirsiz tutumunun yanı sıra, İran rejimini devirmek isteyen PJAK, Türkiye’nin tutumundan endişe duyuyor. Bu endişenin sadece kendisine karşı alınabilecek önlemlerle sınırlı olmadığını ifade eden Kerimi, Türkiye’nin bölgedeki değişikliklerden duyduğu endişe nedeniyle İran hükümetini desteklediğini ve Türkiye'nin geleneksel politikasının nerede olursa olsun Kürt halkının haklarına karşı çıkma üzerine kurulu olduğunu iddia etti.

Kerimi, Türkiye Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarının yanı sıra Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) de Kürtler ve Azerilerin bir arada yaşadığı İran’ın batı kesimlerinin bir kısmına yönelik bir Türk planının varlığına işaret etti. Kerimi’ye göre bu planın uzun yıllardır bir arada yaşayan iki halk arasında nefreti ve etnik çatışmayı körükleyebilir.

PJAK’ın barış içinde bir arada yaşama inancına sahip olduğunu ve Kürtlerin haklarını desteklediği gibi Azeri Türklerin haklarını da desteklediğini belirten Kerimi, PJAK’ın mücadelesinin sadece İran içinde ve Kürdistan ve İran halkı için olduğunu, Türkiye devletinden herhangi bir talebi olmadığını ifade etti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Kerimi, İran’ın Kürdistan eyaletindeki diğer tüm Kürt partilerinin de bu konuda kendisiyle aynı görüşte olduğunu belirtti.

İran’daki Kürt partileri ve bloklarının ‘ülkeyi baskıcı rejimden kurtarmak ve demokratik bir alternatif inşa etmek için iş birliğini sürdürme gerekliliği’ konusunda hemfikir olduklarını vurgulayan Kerimi, özellikle de komşu ülkelerde olmak üzere yurtdışındaki Kürtlerin durumuna ilişkin “Kürtler bugün yüksek düzeyde demokratik ulusal bilince sahipler. Kendi dillerini konuşanları ve İran'daki tüm özgürlük savunucularını destekliyorlar" dedi. PJAK eşbaşkanı, İran'daki Kürtlerin siyasi ve operasyonel programlarına müdahale etmediklerini, ancak İran'daki Kürt halkının varlığı herhangi bir tehdit altında olduğunda, Suriye'deki Kürtlere yaptıkları gibi onları desteklediklerini belirtti.

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, birkaç gün önce silahlı ve ayrılıkçı Kürt grupların faaliyetlerinin İran'ın güvenliği ve bölgenin istikrarı için bir tehdit oluşturduğunu belirterek, İranlı Kürt grupların hareketlerini ve bunlarla ilgili gelişmeleri yakından takip ettiğini açıklamıştı. Ancak daha sonra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Washington'ın Kürtleri İran'a karşı savaşa dahil etme niyetini reddettiğini söyledi. Çatışmaya yeni tarafların dahil edilmesinin krizi karmaşıklaştıracak ve tehlikelerini artıracak yanlış bir adım olduğunu belirten Fidan ayrıca, Ankara'nın savaşın kapsamının genişletilmesini ve çok taraflı bir çatışmaya dönüşmesini reddeden tutumunun açık olduğunu vurguladı.

Türkiye ile barışçıl ilişkileri destekleyen ve Ankara’nın herhangi bir müdahalesinin İran'daki durumu daha da karmaşık hale getireceğine inanan Kerimi, ‘barışın, Türk hükümetinin vizyonunda ve politikalarında bir değişime yol açarak, sınırları dışındaki Kürtlerle dostane ilişkilere vesile olmasını’ umduğunu ifade etti. PJAK Eşbaşkanı Kerimi, Abdullah Öcalan ve Türkiye'deki Kürt hareketi ile sorunun barışçıl yollardan çözülmesi yönündeki çabaları desteklediğini vurguladı.


İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde "sınırlı" kara operasyonlarına başladığını duyurdu

İsrail'e ait kendinden tahrikli bir obüs, sınır yakınlarında bulunan kuzey İsrail'deki Yukarı Celile bölgesinden güney Lübnan'a doğru top atışları yapıyor (AFP)
İsrail'e ait kendinden tahrikli bir obüs, sınır yakınlarında bulunan kuzey İsrail'deki Yukarı Celile bölgesinden güney Lübnan'a doğru top atışları yapıyor (AFP)
TT

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde "sınırlı" kara operasyonlarına başladığını duyurdu

İsrail'e ait kendinden tahrikli bir obüs, sınır yakınlarında bulunan kuzey İsrail'deki Yukarı Celile bölgesinden güney Lübnan'a doğru top atışları yapıyor (AFP)
İsrail'e ait kendinden tahrikli bir obüs, sınır yakınlarında bulunan kuzey İsrail'deki Yukarı Celile bölgesinden güney Lübnan'a doğru top atışları yapıyor (AFP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, ileri savunmayı güçlendirmek amacıyla son birkaç gündür Güney Lübnan'daki Hizbullah mevzilerine karşı sınırlı kara operasyonlarına başladığını duyurdu.

İsrail askeri sözcüsü Avichay Adraee X'te yaptığı açıklamada, "Son günlerde 91. Tümen, ileri savunma bölgesini genişletmek amacıyla Güney Lübnan'daki kilit noktalara yönelik hedefli bir kara harekatına başladı" ifadelerini kullandı.

Adraee ayrıca, "Bu operasyon, ileri savunma bölgesini güçlendirme çabalarının bir parçası olup, terörist altyapısını yok etmeyi ve bölgede faaliyet gösteren terörist unsurları ortadan kaldırmayı ve kuzey sakinleri için ilave bir güvenlik katmanı oluşturmayı amaçlamaktadır" diye belirtti.

Adraee sözlerine şöyle sürdürdü: “Güçlerin bölgeye girmesinden önce, İsrail Ordusu, topçu ve hava kuvvetleri aracılığıyla bölgedeki çeşitli terörist hedeflerine saldırarak tehditleri ortadan kaldırdı.” “Tümen güçleri, taarruz çabalarıyla birlikte, 146. Tümen güçleriyle birlikte Celile kasabalarını savunma görevini sürdürmeye devam ediyor.”