Kavramlar ve gerçekler arasında Lübnan, Irak ve Suriye’de iç barış

Tüm anayasalar ve genel insancıl hukuk kuralları, iç barışın gerçekleşmesini birleşik ve istikrarlı bir devlet inşasının önemli bir koşulu olarak görüyor

Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden iç savaş, totaliter rejim kisvesi altında gizlenen Suriye'deki mezhebi aidiyetlerin ortaya çıkmasına önemli ve büyük bir katkı sağladı (Independent Arabia)
Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden iç savaş, totaliter rejim kisvesi altında gizlenen Suriye'deki mezhebi aidiyetlerin ortaya çıkmasına önemli ve büyük bir katkı sağladı (Independent Arabia)
TT

Kavramlar ve gerçekler arasında Lübnan, Irak ve Suriye’de iç barış

Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden iç savaş, totaliter rejim kisvesi altında gizlenen Suriye'deki mezhebi aidiyetlerin ortaya çıkmasına önemli ve büyük bir katkı sağladı (Independent Arabia)
Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden iç savaş, totaliter rejim kisvesi altında gizlenen Suriye'deki mezhebi aidiyetlerin ortaya çıkmasına önemli ve büyük bir katkı sağladı (Independent Arabia)

Fidel Spiti

‘Sivil (iç) barış’ ifadesini hepimiz defalarca kez duymuşuzdur. Arap ülkelerinde, özellikle de Lübnan, Suriye ve Irak gibi dini, etnik ve ırksal çeşitliliğe sahip ülkelerde yaygın bir ifadedir ve ‘birlikte yaşama’ ifadesiyle birlikte de kullanılabilir. Bu da özellikle Lübnanlıların tek başına ya da ‘iç barış’ ifadesinin yanında çokça kullandıkları bir ifadedir. Iraklılar da 1990 yılında Lübnan iç savaşını sona erdiren Taif Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra, güç merkezlerini ülkedeki belli başlı mezhepler, tarikatlar ve etnik gruplar, özellikle de Şiiler, Sünniler ve Kürtler arasında dağıtarak Irak siyasi sistemini ‘inşa etmek’ adına kullanıyorlar. Şimdi ise Suriyeliler her iki ifadeyi de kullanmaya başladı. Fakat ‘iç barış’ ifadesi Suriyelilerin, özellikle de Şiilerin, Sünnilerin ve Kürtlerin zihninde halen ön planda olmaya devam ediyor. Çünkü Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonra ‘bir arada yaşama’ ifadesi, anayasal bildirgenin ana hatlarını çizdiği ve önümüzdeki beş yılı bir sonraki Suriye Arap Cumhuriyeti'nin temellerinin atılacağı bir geçiş dönemi olarak tanımladığı bir sonraki siyasi sistem kurulana kadar uzun bir süre daha kullanılmaya devam edecek.

frgt6y7u
Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden iç savaş, totaliter rejim örtüsü altında gizlenen Suriye'deki mezhebi aidiyetlerin ortaya çıkmasına önemli ve büyük bir katkı sağladı (Independent Arabia)

Uluslararası hukukta iç barış

Tüm anayasalar ve genel insancıl hukuk kuralları, özellikle de kültürel, etnik ve dini açıdan farklı halklara sahip devletlerle ilgili olanlar, iç barışın gerçekleşmesini veya birlikte yaşamanın sağlanmasını birleşik ve istikrarlı bir devlet inşasının önemli bir koşulu olarak görüyor. Bu yerel yahut uluslararası anayasalardaki ve kanunlardaki iç barış kavramı, genellikle farklı grupların barış içinde bir arada yaşadığı ve devleti inşa etmek için iş birliği yaptığı, çatışmalara yol açabilecek anlaşmazlıkların üstesinden geldiği bir toplumdaki istikrar ve uyum durumuna atıfta bulunur. Bunun dünya genelinde iç barış kavramına verilebilecek en basit tanım olduğu söylenebilir. İç barışın akademik tanımı, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı göstererek, farklı bir toplumdaki çatışmaları barışçıl yollarla çözme girişimidir.

sdfrgty
Irak siyasi sisteminin ‘Lübnanlaştırılması’, yani siyasi gücün mezheplere göre dağıtılması, bugüne kadar tutarlı bir ulusal kimliğin inşa edilmesini engelledi (Wikipedia)

‘Bir arada yaşama’ veya ‘birlikte var olma’ kavramı ise kültürel, dini ve etnik farklılıkların karşılıklı olarak tanınması ve bunlara saygı gösterilmesidir. Zıt ifadelere sahip grupların barış içinde bir arada yaşayabilmesini ifade eder. Örneğin, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın birinci maddesi ‘ayrımcılık yapılmaksızın herkes için insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterilmesini’ vurgular. Benzer şekilde BM’nin kurulmasını sağlayan Evrensel Beyanname ile ilan edilen Uluslararası İnsancıl Hukuk kuralları, çatışmalarda yer almayan sivilleri korumayı ve iç barış ve bir arada yaşamanın gelişebileceği ortamları teşvik etmeyi amaçlıyor.

Lübnan, Suriye ve Irak

İç barış ve bir arada yaşama kavramları, Levant (Maşrık) bölgesinde ulusal birliği teşvik etmek ve mezhepsel ve etnik çatışmaları önlemek için kullanılan araçlardır. Ancak bu kavramlar, bu ülkelerin halklarını oluşturan farklı gruplar arasında kanlı çatışmalar yaşandıktan sonra, adalet ve hukukun rolünü güçlendirerek gelecek nesiller için daha iyi bir gelecek yaratma fırsatı yaratmak, vatandaşlar arasında vatandaşlık dışında bir aidiyete dayalı ayrımcılık yapmamak, diyaloğu yüceltmek ve insan haklarına saygı göstermek gibi sloganlar altında şiddetin geri dönmemesini sağlamak amacıyla iç barışı inşa etmek kaçınılmaz bir gereklilik haline geldiğinde ortaya çıkar. Ancak, bu tür niyetlerin sözlü veya yazılı olarak beyan edilmesi, isteklerin sahada gerçeğe dönüşeceği anlamına gelmiyor. Söz konusu üç ülkede, iç barışın ve bir arada yaşamanın tesis edilmesi süreci, çok sayıda ve ısrarlı girişimlere rağmen halen pek çok zorlukla karşılaşmaya devam ediyor. Bu bir arada yaşama ve iç barışın şiddetle ifade edilmesinin bu üç ülkede bugün hala yaygın olduğu söylenebilir.

Vatandaşlık ile ön vatandaşlığı birleştirme girişimleri

Diyalog konferanslarında yayınlanan yazılı ya da sözlü bildirileri veya Lübnan, Irak ve Suriye toplumlarının farklı kesimleri arasında yapılan anlaşmaları, devlete aidiyet ve sadakat duygusunu pekiştirmek için geçmişlerine bakılmaksızın tüm vatandaşlara eşit hakların garanti edilmesi, azınlıkların haklarını koruyan ve ayrımcılığı önleyen yasaların geliştirmesi ve bunların adil bir şekilde uygulanmasının sağlaması, kültürel ve dini çeşitliliğin anlaşılmasını ve kabul edilmesini teşvik eden ve hoşgörü ve karşılıklı saygı değerlerini aşılayan eğitim programlarının desteklenmesi, dini ve etnik çeşitliliğe sahip toplumlarda birleşik ve istikrarlı bir devlet inşa etmek için farklı gruplar arasında diyaloğun teşvik edilmesi, ulusal uzlaşı süreçleri yoluyla geçmişten beri devam eden şikayetlerin ele alınması, kapsamlı politikalarla iç barışın ve bir arada yaşamanın teşvik edilmesi, Sünniler, Şiiler, Aleviler, Dürziler, Ezidiler, İsmaililer ve diğerleri gibi çeşitli Müslüman toplulukların ve Katolikler, Ortodokslar, Ermeniler, Evanjelikler ve diğerleri gibi Hıristiyan mezheplerinin yanı sıra başta Suriye, Irak ve az sayıda da olsa Lübnan'daki Kürtler ve bir diğer azınlık grup Türkmenler gibi çeşitli etnik  kökenlere sahip bu ülkelerin her birinin kendine özgü tarihi, siyasi ve sosyal bağlamlarının anlaşılması gibi bazı tekrarlanan sloganlarla özetleyebiliriz.

Ancak burada sorulması gereken en önemli soru “Lübnan gibi siyasi sistemi mezhepçiliğe dayanan, siyasi, idari, şahsi ve yasal yetkileri ve parlamenter temsili Lübnan vatandaşlarının dini aidiyetlerine göre ve 18 tanınmış mezhep arasında paylaştırılan bir ülkede bu tür ortak söylemlerin, sloganların veya kavramların hayata geçirilmesi nasıl mümkün olabilir?” sorusudur. Sözde ‘çeşitlilik içinde birliği’ korumak için mezhepsel temsili garanti eden bu sistem, tersine mezhebi kimlikleri vatandaşlık pahasına güçlendiriyor ve böylece birleşik bir Lübnan ulusal kimliğinin inşa edilmesini engelliyor. Bu durum bugün Lübnan'da halen belirgin bir şekilde varlığını sürdürürken Lübnanlı gruplar Lübnan'ın federalleşmesi çağrısında bulunmaya başladıkça daha da keskin hatlar ediniyor.

Lübnan’daki durum önce Irak'a ardından Suriye'ye taşındı

Lübnan'daki bölünme, Fransız General Henri Joseph Etienne Gouraud'nun 1920 yılında Büyük Lübnan Devleti'nin kurulduğunu ilan etmesinin ardından, devlet içindeki önemli makamların mezhepler arasında belirli oranlarda dağıtılmasına dayanan siyasi sistemin temellerini atmasıyla başladı. Bağımsızlıktan sonra yazılı olmayan bir ulusal tüzükte yer alan bu sistem, iktidarı oluşturan temeldi. Bu sistem, Lübnan'ı, ürettiği siyasi yapının kırılganlığını ve iç barışın temellerini güvence altına alamadığını gösteren çok sayıda ayaklanmaya sürükledi. Ülke, 1970'li yılların ortalarından bu yana gücünü tüketen ve çoğu sivil olmak üzere yaklaşık 120 bin kişinin ölümüne ve yaklaşık bir milyon kişinin yerinden edilmesine neden olan bir iç savaşla boğuşuyor.

Suriye'de ise Baas Partisi'nin iktidara gelmesinden bu yana askeri-istihbarat-parti-demir yumruk rejimi tarafından yönetilen siyasi sistem, siyaset biliminde yarı resmi olarak ‘Lübnanlaşma’ diye adlandırılan bir durumla Lübnan'a benzemeye başladı. Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden iç savaş, ülkedeki mezhepçiliğin ortaya çıkmasına önemli ve büyük bir katkıda bulundu.

Alevilerin başında olduğu rejim ve onun resmi ordusu ile Sünnilere bağlı silahlı siyasi gruplar arasında bölünmüş olan Suriye toplumunun çeşitli kesimleri arasında yaşanan uzun soluklu ve şiddetli savaş, Suriyeliler arasındaki mezhep kökenli gerilimleri daha da tırmandırdı. Bu durum, Beşşar Esed rejiminin düşmesine ve yerine tüm Suriyelilerin eşit olduğu bir Suriye devleti kurma arzusunu yüksek sesle dile getiren yeni bir yönetimin gelmesine rağmen, son dönemde ülkenin kıyı şehirlerindeki Alevileri hedef alan saldırılar başta olmak üzere şiddet olaylarının yaşanmasına yol açtı. Bu durum aynı zamanda iç barış ve bir arada yaşama ile ilgili sloganlarda dile getirilen arzuları, samimi olsalar bile, gerçekte uygulanmaktan uzaklaştırıyor. Zira pratikte önceki aidiyetlik duygularını terk etmeye hazır olmayan toplum içindeki derin bölünmelerle hızla karşı karşıya gelmeleri kaçınılmaz.

Irak'ta ise Şiileri iktidarı ele geçirmelerine yol açan, Sünnileri marjinalleştiren ve çeşitli vesilelerle isyanlarını körükleyen Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinden bu yana benzer bir tablo söz konusudur. Ülkede ulusal uzlaşıyı teşvik etme çabaları, Şiileri ve Kürtleri diğer Iraklı azınlıklardan daha fazla olacak şekilde, acımasızca hedef alan Baas rejiminin onlarca yıllık demir yumruk yönetimi sırasında bıraktığı köklü güvensizlik nedeniyle zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Irak siyasi sisteminin Lübnanlaştırılması ve siyasi gücün mezheplere göre dağıtılması da bugüne kadar uyumlu bir ulusal kimliğin inşa edilmesini engelledi.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Tahran’dan Pakistanlı arabulucuya: Yedi şart yerine getirilmeden Washington’a güven yok

İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.
İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.
TT

Tahran’dan Pakistanlı arabulucuya: Yedi şart yerine getirilmeden Washington’a güven yok

İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.
İran Parlamentosu’nun internet sitesinde yayımlanan, Kalibaf ile Asım Münir’in salı günü Tahran’daki görüşmesinden bir fotoğraf.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, salı günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’e, ABD’nin Tahran’ın güvenini ancak İran’ın New York’ta sunduğu yedi şartı yerine getirmesi halinde kazanabileceğini söyledi.

Kalibaf, akşam saatlerinde İran Meclisi’nde Münir ile yaptığı görüşmede, “Yeni bir söyleyecek sözümüz yok. ABD, yedi şartı yerine getirmeden İran’ın güvenini kazanamaz” dedi.

Üst düzey askeri ve diplomatik bir heyete başkanlık eden Münir, öğleden sonra İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile de bir araya geldi. İran medyasına göre görüşmede ikili ilişkiler, bölgesel gelişmeler ve “arabuluculuk girişimleri” ele alındı.

Kalibaf, İslamabad’daki müzakereler sırasında ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’e, İslam Devrimi öncesi ve sonrasında ABD’nin İran’a yönelik uzun süredir devam eden olumsuz uygulamalarının Tahran’ı ABD’ye karşı “güven eksikliğinin zirvesine” taşıdığını açıkça ilettiğini söyledi.

Kalibaf, Trump yönetiminin İslamabad Mutabakatı’nı ihlal etmesinin ve tekrarlanan tehditlerinin güvensizliği daha da derinleştirdiğini belirtti. Kalibaf, “Savaş yanlısı değiliz ancak vatanımızı ve ulusal onurumuzu savunmaya tamamen hazırız. Tehditler ve askeri hamleler, İslam Cumhuriyeti’nin stratejik kararlarını etkileyemez” ifadelerini kullandı.

ABD’nin yanlış hesapları ve İran’a karşı yürüttüğü savaşla “bataklığa saplandığını” söyleyen Kalibaf, Washington’ın “buradan çıkmak için gerekli adımları atması gerektiğini” ifade etti.

Kalibaf, Pakistan hükümetine ve halkına, “savaş ve müzakere sürecinde” İran’ın yanında durduğu için teşekkür etti.

Kalibaf’ın ofisi tarafından yayımlanan açıklamada, Münir’in Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Ulusal Meclis Başkanı Ayaz Sadık’ın selamlarını ilettiği ve iki ülke arasındaki iş birliğinin sürdürülmesi çağrısında bulunduğu belirtildi. Kalibaf’ın sınırdaki hareketlilikle ilgili sorusuna yanıt veren Münir ise sınır sorunlarının geçici ve teknik nitelikte olduğunu ve sınırın bugün itibarıyla açıldığını söyledi.

cdgh
İran Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan, Pezeşkiyan’ın Asım Münir başkanlığındaki Pakistan heyetini salı günü Tahran’da kabulünden bir fotoğraf.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ise Münir’i kabulünde, “İran’dan bir gram dahi zenginleştirilmiş nükleer madde çıkmayacağını” söyledi. Rızai, bu maddelerin İranlıların ülkede kullanmak üzere sahip olduğu büyük bir sermaye ve ulusal servet olduğunu belirtti.

Rızai, İran halkı ve yetkililerinin birlik içinde ve tek sesle, ABD güven tesis etmediği sürece müzakere yapılmayacağı konusunda uzlaştığını belirterek, güven inşasının ilk adımının İran’ın şartlarının yerine getirilmesi olduğunu söyledi.

Washington’da kararı kim veriyor?

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Tesnim Haber Ajansı, üst düzey bir İranlı güvenlik kaynağının, müzakerelerin önündeki başlıca engellerden birinin ABD yönetiminde nihai karar alma yetkisinin kimde olduğunun belirsizliği olduğunu söylediğini aktardı.

Kaynak, kararın Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in mi, Özel Temsilci Steve Witkoff’un mu, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun mu yoksa Jared Kushner’ın mı elinde olduğunun net olmadığını belirtti.

Kaynak, ABD’de seçimler öncesinde yaşanan siyasi rekabet ve iç anlaşmazlıkların yanı sıra bu belirsizliğin arabuluculuk ve mesaj alışverişini önemli ölçüde karmaşıklaştırdığını ve çıkmazın sürmesine katkıda bulunduğunu ifade etti.

Farklı anlatımlar

İranlı yetkililerin Münir’in ziyaretinin amacı konusunda farklı açıklamalar yapması dikkat çekti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ziyaretin nedeninden haberdar olmadığını belirterek, “Kendisiyle görüşüp hangi konuları ele alacağımızı görmemiz gerekiyor” dedi.

Tesnim daha önce Pakistan’ın Tahran ile Washington arasındaki arabulucu rolünün ziyaretin gündem maddelerinden biri olduğunu bildirmişti. Ancak Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hasan Kuşçavi, ziyaretin İran İçişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde gerçekleştiğini ve arabuluculuk ya da Hürmüz mücadelesine ilişkin yeni girişimlerden bağımsız olarak ikili ilişkiler, sınır iş birliğinin güçlendirilmesi ve komşuluk ilişkileriyle sınırlı olduğunu söyledi.

Kuşçavi, nükleer dosyanın diplomatik gündemde yer aldığını da reddederek, “Şu anda nükleer dosyayla ilgili herhangi bir müzakere bulunmuyor” dedi. İran diplomasisinin “ilk istişareler aşamasını geride bıraktığını” belirten Kuşçavi, nihai kararın karşı tarafta olduğunu söyledi.

Fars Haber Ajansı ise ismini açıklamadığı bir kaynağa dayandırdığı haberinde, ziyaretin pazar akşamına kadar neredeyse ihtimal dışı olduğunu, ancak ziyaret kararının pazartesi öğle saatlerinde ani şekilde kesinleştiğini bildirdi. Ajans, kararın petrol fiyatlarının varil başına 110 dolara yükseldiği sırada alındığına dikkat çekti.

Ajans ayrıca, daha önce diğer arabulucuların gerçekleştirdiği ziyaretlerin petrol fiyatlarının düşmesine zemin hazırladığını ancak müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadığını belirtti.

Pakistan’ın arabuluculuğu

Ziyaret öncesinde iki ülke yetkilileri arasında son günlerde telefon görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmelerde daha fazla tırmanmanın önlenmesi, boğazın yeniden açılması ve çatışmanın mümkün olan en kısa sürede sona erdirilmesi üzerinde duruldu.

Pakistan, Katar’ın da katılımıyla Washington ve Tahran arasında 18 Haziran’da imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptına arabuluculuk etmişti. Ancak anlaşma, İran’ın Hürmüz’de gemilere yönelik saldırılarını yeniden başlatması ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılar düzenlemesinin ardından temmuz ayında çökmüştü.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, pazartesi günü Doha’da düzenlenen Dünya Güvenlik Forumu’nda ülkesinin arabuluculuk çabalarından “hiçbir zaman vazgeçmediğini” söyledi.

Nakvi, “Gerilimin çok yüksek seviyelere ulaştığı anlar oldu ancak pes etmedik. Konuşmaya, dinlemeye ve güven inşa etmek için çalışmaya devam ettik” dedi.

Nakvi, Münir ile Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin mutabakatın imzalanmasının ardından İsviçre’deki Luzern Gölü Zirvesi sırasında “tek bir mola vermeden 16 saatten fazla” çalıştığını söyledi.

Nakvi, “Savaşları durdurmanın bize mal edilmesini istemiyoruz. Savaşların başlamadığı bir gelecek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

İran medyası, yetkililere dayandırdığı haberlerde Pakistan’ın hâlâ başlıca arabulucu olduğunu ve iki taraf arasındaki mesajların Pakistanlı yetkililer üzerinden, ardından Katar aracılığıyla iletildiğini bildirdi.

Münir’in Tahran’a son ziyareti 24 Ağustos’ta gerçekleşmişti. Ziyaret, içeriği açıklanmayan bir telefon görüşmesinin ardından ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirilmişti. Pakistan ordusu, söz konusu görevin çatışmaya “barışçıl, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm” bulmayı amaçladığını açıklamıştı.

Münir, o dönemde Kalibaf ile görüşmüş, Kalibaf Washington’ı mutabakat kapsamındaki taahhütlerini “defalarca” ihlal etmekle suçlamış ve “Tahran’ın baskılar karşısında tutumunu değiştirmeyeceğini” söylemişti. Münir ayrıca Rızai ile görüşmüş, Rızai de Tahran’ın “ABD’ye güvenmediğini” ifade etmişti.

Pakistanlı kaynaklar o dönemde Münir’in ziyaretinin Washington ile Tahran arasındaki “güven krizini” azaltmayı amaçladığını belirtmişti.

Hürmüz şartları

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, pazar günü ülkesinin Hürmüz Boğazı’nı yedi gün içinde açma teklifinin “hâlâ masada olduğunu” söyledi. Arakçi, Washington’ın İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde boğazın altıncı gün açılacağını ve müzakerelerin yedinci gün yeniden başlayacağını belirtti.

İran, öneriyi eylül ayının ortasında sunmuş ve daha sonra ABD’den yanıt aldığını kabul etmişti. Ancak Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, geçen hafta Washington’ın yedi şartın tamamına yanıt vermemesi nedeniyle müzakerelerin tıkandığını söyledi.

Şartlar arasında, diğer taleplerin yanı sıra ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasını kaldırması, petrol ihracatına yönelik yaptırımları iptal etmesi ve bölgedeki tüm cephelerde çatışmaları durdurması bulunuyor.

Washington ise müzakerelerin başından bu yana nükleer dosyanın gündeme alınmasında ısrar ediyor. Vance, bu ayın başlarında savaşı sona erdirmek için Tahran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini “somut” biçimde azaltması gerektiğini söylemişti. Tahran ise ilk aşamanın Hürmüz Boğazı’nın açılmasına odaklanmasını istiyor.

Ziyaret, gemilere yönelik saldırıların arttığı bir dönemde gerçekleşti. Devrim Muhafızları salı günü, iki petrol tankerinin İran mayınlarına çarpmasının ardından boğazın güneyinde alev aldığını ve kullanılamaz hale geldiğini açıkladı. Devrim Muhafızları ayrıca bir ABD insansız hava aracını düşürdüğünü bildirdi. ABD ordusundan ise konuya ilişkin açıklama gelmedi.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu, pazar günü boğazda en az üç geminin kimliği belirsiz mermilerle saldırıya uğradığını bildirdi. ABD merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü ise İran’ın gemiden gemiye petrol transferi gerçekleştiren gemileri hedef alıyor gibi göründüğünü belirtti.

ABD saldırılarının eylül başından bu yana durmuş olmasına rağmen Bekayi, savaşın yeniden başlaması ihtimali konusunda, “Bu ihtimalle gece gündüz yaşıyoruz ve şu anda konuştuğumuz anda bile bunu göz ardı edemeyiz” dedi.


Witkoff ve Kushner, Oslo’da Ukrayna konulu görüşmelere katılacak

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Eylül 2026 (Reuters)
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Eylül 2026 (Reuters)
TT

Witkoff ve Kushner, Oslo’da Ukrayna konulu görüşmelere katılacak

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Eylül 2026 (Reuters)
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Eylül 2026 (Reuters)

Norveç hükümeti, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un bugün Oslo’ya gelerek Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile Norveç ve Finlandiya liderlerinin katılacağı görüşmelere iştirak edeceğini, Jared Kushner’ın ise toplantıya uzaktan katılacağını açıkladı.

Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store yaptığı açıklamada, “Ukrayna, ABD’li özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’dan toplantılara katılmalarını istedi. Katılımlarından memnuniyet duyuyorum. Daha önce birçok ülkede diplomatik çabalar yürütüldü. Norveç ve Finlandiya olarak bu çalışmaları sürdürmekten memnuniyet duyuyoruz. Amaç, diplomatik çabaları daha yapıcı bir sürece yönlendirmek” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy, Oslo ziyareti sırasında Norveç Kralı ile de görüşecek ve parlamentoyu ziyaret edecek.

Axios haber sitesi daha önce Witkoff’un Ukrayna ve Rusya’dan yetkililerle görüşmek üzere bu hafta Avrupa’ya gideceğini bildirmişti. Siteye konuşan ve adı açıklanmayan bir ABD’li yetkili, “Görüşmelerde Ukrayna, Avrupalı müttefikleri ve ABD bir araya gelerek Rusya’ya sunulacak bir barış önerisi geliştirmeye çalışacak” dedi.

Yetkili, Witkoff’un ziyaretine Oslo’dan başlamasının beklendiğini, burada Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store’la görüşeceğini belirtti.

Toplantıya ayrıca Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Polonya’dan temsilcilerin yanı sıra NATO yetkilileri ve diğer Avrupalı yetkililer de katılacak.

Yetkili, Witkoff’un daha sonra Rusya’ya gitmeyi planladığını belirterek, “Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmeyi ve bazı fikirleri gündeme getirmeyi umuyor” dedi.

Beyaz Saray ise AFP’nin yorum ve söz konusu bilgilerin doğrulanmasına ilişkin talebine henüz yanıt vermedi.

Zelenskiy ile Rubio arasındaki görüşme

Ukrayna Devlet Başkanı, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile hava savunması ve uydu iletişimi konularına odaklanan ‘verimli’ bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.

Zelenskiy, X platformundaki paylaşımında, görüşmede balistik füze önleme sistemlerinin, Rusya’nın balistik füze saldırılarına karşı erken uyarı mekanizmalarının ve Starlink ile Starshield uydu hizmetlerinin mevcut durumunun ele alındığını belirtti. Zelenskiy, söz konusu uydu hizmetleriyle ilgili olarak “Eski durumlarına döndürülmeleri gerekiyor” ifadesini kullandı.


Trump: Eğer Demokratlar kazanırsa ABD de Fransa gibi yanacak

ABD Başkanı Donald Trump, Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde konuşuyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde konuşuyor. (AFP)
TT

Trump: Eğer Demokratlar kazanırsa ABD de Fransa gibi yanacak

ABD Başkanı Donald Trump, Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde konuşuyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde konuşuyor. (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün, Cumhuriyetçilerin uzun süredir elinde tuttuğu ancak siyasi rakiplerinin lehine dönme riski taşıyan Kansas eyaletindeki Senato koltuğunu koruma mücadelesinde, Fransa’da yaşanan şiddetli huzursuzlukları Demokratlara karşı bir argüman olarak kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, Trump’ın mevcut Cumhuriyetçi aday Roger Marshall’ı desteklemek amacıyla düzenlediği miting, İran savaşı ve yükselen fiyatlar nedeniyle seçmenlerin yaşadığı hayal kırıklığının ortasında Cumhuriyetçi adayların savunmada kaldığı muhafazakâr eyaletlere ulaşma çabalarının son halkası oldu.

Trump, “Sizi seviyorum Kansaslılar, fakat ben buraya Roger Marshall adındaki bir adam için geldim” ifadelerini kullandı.

Seçim söylemlerine yeni bir boyut ekleyen Trump, Cumhuriyetçilerin kazanmaması halinde Fransa’daki geniş çaplı protestoların ABD’de de patlak verebileceği bir senaryoya işaret etti. Trump, bu iddiasına ilişkin herhangi bir kanıt sunmadı.

Fransa’da son günlerde, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerinin yetersiz finansmanı nedeniyle düzenlenen kitlesel protestoların yağma ve arbedeye dönüşmesiyle son yılların en şiddetli huzursuzluk dalgası yaşandı.

Trump’ın kendisi de ABD’de mal ve hizmetlerin makul fiyatlarla sunulması konusunda zorluklarla karşı karşıya bulunuyor.

Trump, başkanlık kampanyalarını alevlendirmek için daha önce kullandığı göçmen ve Müslüman karşıtı söylemlere yeniden başvurdu.

Trump konuşmasında, “Bu ülkede buna izin vermeyeceğiz. Kilise kulelerinin yandığını ve Fransa’nın alevler içinde kaldığını gördüğünüzde, Demokratların ABD’ye yapmak istediği şeyin tam olarak bu olduğunu unutmayın” dedi.

cdfgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Kansas’ta düzenlenen bir seçim mitinginde Cumhuriyetçi Senato adayı Roger Marshall’ın konuşmasını dinliyor. (Reuters)

Sivil haklar savunucuları, Trump’ı yıllardır göçmenleri ve etnik azınlıkları hedef alan ve onlarla alay eden söylemleri nedeniyle sık sık eleştiriyor. Sivil toplum kuruluşları, bu tür söylemlerin bu gruplara yönelik ayrımcı tutumları sıradanlaştırdığını belirtiyor.

Kansas eyaleti, Trump’ın 2024 seçimlerinde 16 puan farkla kazandığı ve 94 yıldır ABD Senatosu’na hiçbir Demokratı seçmeyen bir eyalet konumunda bulunuyor.

Senato’da ilk dönemini dolduran Senatör Marshall, Demokrat Parti’nin adayı Adam Hamilton ile başa baş bir yarış yürütüyor. Büyük bir Metodist kilisesinin kurucusu ve papazı olan Hamilton, Trump’ın gümrük vergisi programına ve Başkan’ın ‘istikrarsız liderliği’ olarak adlandırdığı tutumuna karşı çıktığını açıklayarak aday olmuştu.

Trump, Hamilton hakkında, “Sizin beyaz olarak doğduğunuz için tövbe etmenizi istiyor” ifadesini kullandı.

Marshall ise kalabalığa hitabında seçim vaatlerini ‘radikal İslam’ın’ durdurulması gibi kültürel konulara odakladı. Hamilton’ı LGBT+ onur yürüyüşlerini desteklediği gerekçesiyle Kansas için ‘çok radikal’ olarak nitelendiren Marshall’ın bu sözleri kalabalık tarafından yuhalandı.

Yanıt olarak Hamilton’ın kampanya sözcüsü, Marshall’ın kampanyasının ‘çökmekte olduğunu’ ifade etti.

cvfbgh
ABD Başkanı Donald Trump dün, Kansas eyaletinin Park City kentinde Heartland Credit Union Arena’da düzenlenen seçim mitinginde, Kansas eyalet valiliği adayı Ty Masterson’la tokalaştı. (AP)

Dün yayımlanan bir videoda Hamilton, Trump’ı eyalette ağırlayarak Başkan’ın destekçilerine kendi seçim kampanyasında ‘yer olduğunu’ belirtti. Hamilton, mantıklı olduğu durumlarda Trump ile birlikte çalışacağını, ancak Washington politikalarının kırsaldaki çiftçilere ve hastanelere zarar vermesi halinde Kansas halkını savunacağını ekledi.

Reuters/Ipsos tarafından yapılan ve dün açıklanan son anket, Amerikalıların yüzde 31’inin Trump’ın görev performansını onayladığını gösterdi; bu oran, Başkan için rekor düzeydeki en düşük seviye oldu.

Demokratların, Cumhuriyetçilerin elindeki hassas çoğunluğu geri alabilmesi için hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da net dört sandalye kazanması gerekiyor. Temsilciler Meclisi’nde mevcut durum 214’e karşı 218 sandalye ile Cumhuriyetçilerin lehine bulunurken, Senato’da ise Cumhuriyetçilerin 53, Demokratların 47 sandalyesi bulunuyor.