Putin Trump'ın 'şifresini çözerken’ Ukrayna’nın ötesine bakıyor

Moskova, Washington ile nüfuz alanlarının yeniden paylaşılması üzerine bahis oynuyor

Putin Trump'ın 'şifresini çözerken’ Ukrayna’nın ötesine bakıyor
TT

Putin Trump'ın 'şifresini çözerken’ Ukrayna’nın ötesine bakıyor

Putin Trump'ın 'şifresini çözerken’ Ukrayna’nın ötesine bakıyor

Samir İlyas

Suudi Arabistan, Moskova ve Washington’ın tutumlarının önemli ölçüde yakınlaştığı bir atmosferde pazartesi günü Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için ABD-Ukrayna ve ABD-Rusya heyetleri arasında ayrı ayrı yapılan görüşmelerin yeni turuna ev sahipliği yaptı. Ukrayna ve Rusya arasında yaklaşık 2 bin kilometre uzunluğundaki cephede çatışmalar devam ederken, iki ülkenin orduları müzakere kartlarını güçlendirmek amacıyla insansız hava araçları (İHA) ve füze saldırılarını yoğunlaştırdı. Rusya yeni tur görüşmelere, Ukrayna'nın kendisini önemli bir müzakere kartından mahrum bırakan ve ABD'nin askeri ve istihbarat desteğine ne kadar bağımlı olduğunu ortaya koyan Kursk Oblastı'nın tamamından yakında çekileceği beklentisiyle daha güçlü giriyor. Moskova, askeri gücünün üstünlüğü ve ordusunun kaydettiği ilerlemenin yanı sıra Devlet Başkan Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump arasındaki beliren ‘kimyanın’ kendisini sadece Ukrayna'daki hedeflerinin çoğuna ulaşmaya değil, aynı zamanda Trump yönetimiyle nüfuz alanlarını paylaşmak ve Atlantik'in her iki yakasında Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki uçurumu arttırmak ve genişletmek için ikili anlaşmalara varmaya da yaklaştırdığına inanıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev’in geçtiğimiz hafta Putin-Trump görüşmesine ilişkin yorumu, Rus elitlerinin memnuniyetini ve geleceğe yönelik bahislerini açıkça yansıtıyordu.

Medvedev, şunları söyledi:

“Başkan Putin ve Başkan Trump arasındaki telefon görüşmesi, yemek odasında sadece Rusya ve ABD'nin olduğu yönündeki bilinen fikri doğruladı. Menüde; hafif mezeler, Brüksel lahanası, İngiliz balığı ve patates kızartması, Paris horozu vardı. Ana yemek ise tavuk kievskiydi (Kiev usulü tavuk). Lezzetli bir yemek.”

Öte yandan, Ukrayna ile ilgili müzakerelerde herhangi bir rol oynamaktan dışlanan AB ülkelerinin ve İngiltere’nin liderleri, siyaset, ekonomi ve değerler konularının iç içe geçtiği İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Washington ile yaşanan en derin krizin ortasında Medvedev'in bahsettiği akıbetten kaçınmak için askeri ve ekonomik anlaşmalara ve mutabakatlara varmak üzere zamana karşı yarışıyor. Bu durum, onlarca yıldır ABD’nin savunma şemsiyesine bağımlı olan ve kendi savunma sistemini güvence altına alamayan yaşlı kıtanın güvenlik sistemine doğrudan yansıtıyor.

Temasın sonuçları

Putin, Ukrayna ve ABD’nin 30 günlük kapsamlı ve yenilenebilir bir ateşkes üzerinde uzlaşmasının aksine Trump ile yaptığı görüşmede enerji altyapısına yönelik saldırıların durdurulması karşılında kısmi bir ateşkes üzerinde anlaştı. Bu ateşkesin, Ukrayna'nın son bir yıldır Rusya’ya ait petrol tankerlerine ve rafinerilerine yönelik ağır saldırılarını durdurması ve Rus güçlerinin sahada gözle görünür olan ilerleyişini sürdürmesine izin vermesi nedeniyle Rusya'nın çıkarına olmasının yanında Putin, kapsamlı bir ateşkesi kabul etmek için Ukrayna'nın yeniden silahlanmasına son verilmesinin yanı sıra dış yardımın tamamen kesilmesi şeklindeki şartlarını yeniden öne sürdü.  Kremlin’in açıklamasında Kiev rejiminin bir anlaşmaya varma konusundaki yetersizliğine atıfta bulunarak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin meşruiyeti konusunu yeniden gündeme getirdi. 

Putin'in, uzun yıllara dayanan tecrübesiyle, Trump'ın ‘kovboy’ zihniyetine dayanan ve ilişkilerde güç ve şahsi bağlantılar faktörlerine değer veren müzakere tarzının farkında olduğu açıkça anlaşılıyor.

scdfrg
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Riyad'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ikili görüşmelerde Washington ve Moskova heyetleri arasında arabuluculuk yaptı, 18 Şubat 2025 (Reuters)

Belki de en önemli gelişme, iki lider arasındaki ikinci görüşmenin, Ukrayna’daki çözüm çabalarının sonucundan bağımsız olarak Rusya ve ABD arasındaki diplomatik ve ekonomik ilişkilerinin normalleşmesi için yeni umutlar yaratması olabilir. Rusya tarafından bununla ilgili olarak yapılan açıklamada ekonomi ve yatırım alanlarındaki iş birliğine yönelik geniş perspektiflerden bahsedildi. Ukrayna'daki siyasi çözüm sürecinin, müzakereleri Rusya'nın bakış açısından savaşın ‘temel nedenlerine’, yani Rusya’nın Ukrayna'yı silahsızlandırma ve NATO üyesi olmasını engelleme senaryosuna göre ilerlediği ve Ukrayna'nın, Rusya'nın ABD ile eşit düzeyde olduğu ve iki süper güç arasında takas alanları açan yeni bir dünya düzeninin şekillenmesine yönelik daha geniş bir çerçevedeki konulardan biri olduğu anlaşılıyor. Beyaz Saray ve Kremlin'den yapılan açıklamalarda Ortadoğu ve diğer küresel meselelerin görüşülmesine atıfta bulunuldu. Moskova daha önce Washington'a İran'ın nükleer meselesinin çözümüne yardımcı olmaya ve Suriye, Lübnan ve Filistin'de iş birliğine hazır olduğu mesajını vermişti.

Putin, Trump’ın şifresini çözdü

Son gelişmeler ve Moskova ile Washington'dan gelen açıklamalar, Putin'in Trump’ın ‘şifresini çözebildiğini’ ve bundan yararlanarak çeyrek asır önce Kremlin’in güç piramidinin tepesine çıktığından bu yana birbirini izleyen ABD yönetimleriyle ilişkilerinde belki de en önemli kazanımları elde ettiğini ortaya koydu. Putin'in, uzun yıllara dayanan tecrübesiyle, Trump'ın ‘kovboy’ zihniyetine dayanan ve ilişkilerde güç ve şahsi bağlantılar faktörlerine değer veren müzakere tarzının farkında olduğu, bu yüzden de savaşı sona erdirme yönündeki samimi çabaları için kendisine teşekkür ettiği ve tekliflerini kasıtlı olarak reddetmediği açıkça anlaşılıyor. Putin, ülkesinin koşullarını herhangi bir reddetme imasında bulunmadan, daha ziyade incelemeye ilişkin sorular şeklinde sundu.

Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff, Ukrayna yönetiminin devlet başkanlığı seçimlerini düzenlemeyi kabul ettiğini belirterek, “Rusya, Ukrayna'nın mevcut liderinin (Zelenskiy) seçimle göreve gelmediğini ve dolayısıyla bu ülkeyle bir anlaşma yapmanın imkansız olduğunu düşünüyor” dedi.

Trump yönetimindeki Washington'da çıkar dilinin hakim olduğunun farkında olan Putin ve danışmanları, enerji projeleri ve Kuzey Kutbu'ndaki iş birliği alanlarında iki ülke arasındaki yakınlaşmanın ekonomik faydalarına değinmekten çekinmedi. Putin, kendisini Trump'ın planlarını bozan bir taraf olarak gösteren sert açıklamalar yapmaktan kaçınarak, hızlı bir sonuca varmak konusunda güçlü bir motivasyona sahip olan ABD Başkanı’nın tepkisini ve hayal kırıklığını ve Ukrayna'ya yönelik askeri desteği artırma ve Ukrayna'yı desteklemek için Avrupa ülkeleriyle koordinasyonu yeniden sağlama olasılığını önlemek istemiş olabilir.

Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un Putin'e yönelik övgüleri, Washington'daki yeni seçkinlerin Putin’e bakışındaki değişimin boyutlarını ve Trump ile ilişkisinin düzeyini gözler önüne serdi. Witkoff, geçtiğimiz cuma günü ABD’li televizyon sunucusu Tucker Carlson'a verdiği röportajda, Putin'in kendisini etkilediğini belirterek onu ‘büyük ve zeki bir lider’ olarak tanımladı. Sadece zeki insanları seçen KGB'deki (Sovyetler Birliği'nin istihbarat ve gizli servisi) geçmişine atıfta bulunan Witkoff, Putin'in ‘kötü bir adam’ olmadığını ve Moskova ile Kiev arasında üç yıldır devam eden kanlı çatışmayı sona erdirmeye çalıştığını söyledi.

Putin'in kendisine geçtiğimiz yaz Pennsylvania'da uğradığı suikast girişiminden sonra bir kilisede Trump için dua ettiğini hatırlatan Witkoff, Putin’in Trump’ın ABD başkanı olabileceği için değil, arkadaşı olduğu için dua ettiğini söylediğini aktardı. Witkoff, Putin'in isteği üzerine tanınmış bir Rus ressam tarafından yapılan ‘Başkan Trump'ın güzel bir portresini’ hediye edildiğini ve bu ay Moskova'ya yaptığı son ziyaretten sonra bu hediyeyi Başkan’a götürdüğünü açıkladı.

Witkoff, Trump ve yönetimindeki yetkililer tarafından Ukrayna'nın NATO'ya üye olmasının kabul edilemez olduğuna dair daha önce yapılan açıklamaları yineleyerek “Ukrayna için adil bir anlaşmaya varmamız gerektiğine inanmakla birlikte, bu ülkenin bizi Üçüncü Dünya Savaşı’na sürüklemesine izin veremeyiz. Başkan Trump'ın politikası bu” ifadelerini kullandı.

Witkoff, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'ye Kremlin'in taleplerini yerine getirmesi için baskı yapmaya devam ettiklerinin bir işareti olarak Ukrayna yönetiminin devlet başkanlığı seçimlerine gitmeyi kabul ettiğini belirterek “Rusya, Ukrayna'nın mevcut liderinin (Zelenskiy) seçimle göreve gelmediğini ve dolayısıyla bu ülkeyle bir anlaşma yapmanın imkansız olduğunu düşünüyor” dedi. Barış karşılığında topraklardan taviz verilmesi konusuna da değinen Witkoff, Ukrayna’nın Rusya tarafından ilhak edilen bölgelerinin durumunu kimsenin konuşmak istemediği ‘züccaciye dükkanındaki fil’ olarak tanımladı.

ABD’li yetkili, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rusça konuşuyorlar ve nüfusun büyük çoğunluğunun Rus yönetimi altında olmak istediklerini söyledikleri referandumlar düzenlediler. Asıl soru, dünyanın bu toprakları Rusya olarak tanımaya hazır olup olmadığı ve eğer hazır olursa Zelenskiy'nin siyasi olarak ayakta kalıp kalmayacağıdır.”

Kremlin şu an Ukrayna’da küçük ya da hayali tavizler vererek ABD'yi jeopolitik olarak etkisiz hale getirmeyi, Ukrayna ile ikili ilişkilerin normalleşmesini engellemeyi ve Ukrayna'nın Rusya’nın taleplerine teslim olmasını beklemeyi hedefliyor gibi görünüyor

Trump ve ABD'li üst düzey yetkililerin Putin'in samimiyetini övmesi, onun Ukrayna konusunda anlamlı tavizler vermeden ve müzakerelere kapıyı tamamen açmadan iki ülke ilişkilerindeki olumlu dinamiği sürdürebildiğini gösteriyor. Öte yandan Moskova'nın, Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki anlaşmazlıkları derinleştirmenin Ukrayna'nın konumunu zayıflatacağı ve Avrupalıları 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı ve 2014 Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası olduğu gibi kademeli olarak ilişkileri normalleştirmeye zorlayacağı yönündeki tahminleri değişmemiş gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İngiltere, Fransa ve Almanya'nın yeni yönetimleri altında Ukrayna'nın çöküşünü önleyecek bir savunma stratejisi oluşturma ve yaklaşık üç yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaş’nda Putin'in koyduğu hedeflere ulaşmasını engelleme çabalarına rağmen Avrupa'nın Ukrayna'ya yeterli desteği sağlaması pek çok nedenden ötürü mümkün görünmüyor. Bu nedenler arasında birleşik bir siyasi iradenin olmayışı, Moskova ile ilişkileri düzeltmek isteyenler ile ona karşı daha da katı olma çağrısında bulunanlar arasındaki sert bölünmeler ve Rusya'dan gelebilecek herhangi bir tehdide karşı koyabilecek orduların eksikliğine, teknolojik geri kalmışlığa ve savunma sanayilerinin kabiliyetlerinde gerilemeye yol açan savunma konularının uzun süre ihmal edilmesi ve güvenlik konularında seksen yıldır Washington'a bel bağlanması yer alıyor.

sdefrgt
Rusya'nın Kursk Oblastı’nda Rusya-Ukrayna çatışması sırasında Rus ordusu tarafından kısa süre önce geri alınan Suca kasabasında yıkılmış bir binanın önünden geçen Rus askerlerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü, 15 Mart 2025 (Rusya Savunma Bakanlığı)

Tüm bu nedenlere Avrupa'nın önde gelen ekonomilerinin çoğunda büyüme oranlarının düşmesi, Ukrayna'ya desteğin devam edip etmeyeceği konusundaki toplumsal bölünme ve son seçimlerde aşırı sağın yükselişi de ekleniyor.

Ukrayna savaşının tüm tarafları memnun edecek bir çözüme kavuşturulması için yapılacak müzakerelerin yolunun halen uzun olduğuna şüphe yok. Kremlin şu an Ukrayna’da küçük ya da hayali tavizler vererek ABD'yi jeopolitik olarak etkisiz hale getirmeyi, Ukrayna ile ikili ilişkilerin normalleşmesini engellemeyi, ABD'nin askeri desteği kesildiğinde ve Avrupa bunun yerini dolduramadığında Ukrayna'nın Rusya’nın taleplerine teslim olmasını beklemeyi hedefliyor gibi görünüyor. Moskova, uzun vadede transatlantik çatlağın ve NATO'nun olası çöküşünün Rusya ve ABD arasında nüfuz alanlarının yeniden paylaşılmasına kapıyı aralayacağına bahis oynuyor.



Trump’ın belirlediği süre dolmadan önce İran köprüleri ve demiryolları hedef alındı

 Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)
Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)
TT

Trump’ın belirlediği süre dolmadan önce İran köprüleri ve demiryolları hedef alındı

 Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)
Tahran’ın batısındaki Mehrabad Havalimanı’ndan yükselen alevler ve duman bulutları (Sosyal medya)

İran’a düzenlenen saldırıların yoğunluğu artarken, hedeflerin özellikle köprüler ve demiryolu ağları üzerinde yoğunlaştığı görülüyor. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için tanıdığı sürenin dolmasına saatler kala yaşandı.

Gün içinde düzenlenen saldırılarda Kaşan’da bir demiryolu köprüsü, Meşhed’de bir tren istasyonu ve Tebriz yakınlarında bir viyadük hedef alındı. Saldırılar, ülke içindeki ana ulaşım hatlarının aksamasına yol açtı.

Trump, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada, Tahran yönetiminin taleplerine ABD’nin doğu saatine göre akşam 20.00’ye kadar yanıt vermemesi halinde ‘İran medeniyetini tamamen yok etmekle’ tehdit etti.

Artan gerilim, İsrail ordusunun İran vatandaşlarına trenleri kullanmamaları ve demiryolu hatlarından uzak durmaları yönünde yaptığı doğrudan uyarılarla eş zamanlı gerçekleşti. Bu durum, hedef listesinin ulaşım altyapısını kapsayacak şekilde genişletildiğine işaret ederken, ABD tarafı da köprüler ve enerji tesislerinin hedef alınabileceğini dile getirdi.

Trump, dün yaptığı açıklamada İran’a verdiği sürenin bu akşam saat 20.00’de sona ereceğini belirterek, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını içeren bir anlaşma için bunun ‘nihai süre’ olduğunu vurguladı. Şartların yerine getirilmemesi halinde köprüler ve enerji tesisleri de dahil olmak üzere geniş çaplı altyapı saldırılarının gündeme geleceğini ifade etti.

Bugün Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda ise Trump, “Bu gece tüm bir medeniyet yok olabilir ve bir daha geri dönmeyebilir. Bunun olmasını istemem ama büyük ihtimalle olacak” ifadelerini kullandı. Ayrıca yaşananların, bazı İranlı liderlerin öldürülmesi nedeniyle ‘devrim niteliğinde’ sonuçlar doğurabileceğini savundu. Trump, altyapının hedef alınmasının savaş suçu olarak değerlendirilmesine ilişkin ise ‘hiç endişe duymadığını’ belirterek, asıl amacın İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu vurguladı.

Diğer yandan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance bugün yaptığı açıklamada, Washington’un İran’a karşı ‘henüz kullanmaya karar vermediği araçlara’ sahip olduğunu belirterek, müzakerelerin bu seçeneklere başvurulmasını engellemesini umduğunu ifade etti.

Macaristan ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Vance, ABD’nin, belirlenen son tarihten önce İran’dan hâlâ bir yanıt alınabileceğine inandığını söyledi. ABD’nin İran’daki askeri hedeflerini büyük ölçüde gerçekleştirdiğini savunan Vance, son saatlerde yoğun diplomatik temasların yaşanacağını dile getirdi.

Vance, “Kullanmayı henüz kararlaştırmadığımız araçlarımız var. ABD Başkanı bunları kullanmaya karar verebilir… İran yaklaşımını değiştirmezse bu yönde adım atacaktır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran’ın İslamabad Büyükelçisi Rıza Emiri Mukaddem, Pakistan’ın arabuluculuk çabalarının ‘kritik ve hassas bir aşamaya’ yaklaştığını belirterek, gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi, ancak ayrıntı vermedi. Aynı zamanda Tahran yönetimi, 45 günlük ateşkes önerisini reddederek, geçici bir durdurma yerine savaşın kalıcı olarak sona ermesini hedeflediğini açıkladı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise saldırılarını genişletmeye hazır olduğunu duyurdu. Yapılan açıklamada, İran altyapısının ABD tarafından hedef alınması halinde sivil tesislerin de vurulabileceği uyarısında bulunuldu.

Açıklamada, ABD ordusunun ‘kırmızı çizgileri aşması’ durumunda verilecek karşılığın bölge sınırlarını aşacağı belirtilirken, ABD ve müttefiklerinin altyapısının uzun yıllar petrol ve gaz erişiminden mahrum kalabilecek saldırılara hedef olabileceği ifade edildi. Ayrıca hedef seçiminde gösterilen ‘itidalin’ sona erdiği ve sivil tesislerin hedef alınmasından kaçınılmayacağı vurgulandı.

Tahran’dan ülkenin güneyine kadar geniş çaplı saldırılar

ABD’nin bugün erken saatlerde İran’a bağlı Harg Adası’ndaki askeri hedeflere hava saldırıları düzenlediği bildirildi. The Wall Street Journal’ın Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre operasyon, adadaki askeri unsurları hedef aldı.

Bir ABD’li yetkili de Reuters’a yaptığı açıklamada, Harg Adası’nda 50’den fazla askeri noktanın vurulduğunu doğruladı. Yetkili, İran’ın petrol ihracatı açısından kritik öneme sahip olan adadaki enerji altyapısının hedef alınmadığını belirtti.

Sahadaki gelişmelere göre saldırılar ilk olarak Tahran’da başladı, ardından çevresine ve ülkenin orta ile güney bölgelerine yayıldı. Operasyonlarda askeri ve lojistik hedeflerin yanı sıra ulaşım ve enerji altyapısına odaklanıldığı görüldü. Başkentte sabaha karşı saat 03.00 civarında kuzey ve kuzeybatı bölgelerinde patlamalar meydana gelirken, güvenlik önlemleri artırıldı ve sahada hareketlilik gözlendi.

Batı Tahran’da saldırılar, Mehrabad Havalimanı çevresinde yoğunlaştı. Hava tesisleri ve havacılıkla bağlantılı altyapılar hedef alınırken, Tahransar bölgesinde de patlamalar yaşandı. Kuzeyde Narmak’ta bir patlama kaydedilirken, şehir merkezinde Filistin Meydanı ve Enghelab Caddesi yakınlarında da patlama sesleri duyuldu.

Başkentin doğusuna doğru alçak irtifada uçan füzelerin, Tahran’ın güneydoğusundaki Parchin bölgesine yöneldiği ve burada askeri tesisler çevresinde patlamalar meydana geldiği bildirildi. Saldırılar güney ve güneybatı bölgelerine de yayılırken, lojistik hatlar ve operasyonel destek altyapısı hedef alındı.

Karaj ve çevresinde, hava destek ve üretimle bağlantılı tesisler hedef alındı; bunlar arasında helikopter üretim tesislerinin de bulunduğu aktarıldı. Başkentin batısındaki Şehriyar’da ise belirli hedeflerin bulunduğu değerlendirilen konut binalarının vurulduğu bildirildi.

Ülkenin orta kesimlerinde Kum’da gece yarısından sonra patlamalar meydana gelirken, yoğun duman yükseldiği gözlendi. Arak ve Hondab çevresinde ise savaş uçaklarının uçuşlarının sürdüğü kaydedildi.

Güney bölgelerinde ise saldırıların kapsamı belirgin şekilde genişledi. Abadan ve Hürremşehr’de limanlar ile denizcilik ve askeri sanayiye bağlı tesislerin çevresinde patlamalar meydana geldi. Bender Abbas ve Keşm’de de şiddetli patlamalar kaydedilirken, liman altyapısı ve deniz kapasitesine yönelik hedeflerin vurulduğuna işaret eden bulgular ortaya çıktı.

Eş zamanlı olarak saldırılar lojistik altyapıyı da kapsayacak şekilde genişletildi. Demiryolu hatları, köprüler ve ulaşım arterleri hedef alınırken, Meşhed’de tren seferleri durduruldu ve kara ulaşımı için alternatif düzenlemeler devreye sokuldu.

İsrail ordusu ise hava kuvvetlerinin İran içinde geniş çaplı bir operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, istihbarata dayalı saldırılarda füze geliştirme kapasitesiyle bağlantılı askeri ve sanayi altyapısının hedef alındığı belirtildi.

Ordudan yapılan açıklamaya göre, hedefler arasında Şiraz’daki bir petrokimya tesisi de yer aldı. Söz konusu tesisin, patlayıcı üretiminde kullanılan ve balistik füze geliştirilmesinde kritik öneme sahip nitrik asit üretiminde kullanıldığı ifade edildi.

Açıklamada, bu tesisin vurulmasının İran’ın özellikle kimyasal bileşenlere dayalı silah üretim kapasitesini daha da zayıflattığı savunuldu. Tesisin, balistik füze programı için gerekli temel bileşenleri üreten son merkezlerden biri olduğu öne sürüldü.

İsrail ordusu, bu saldırının daha önce İran’ın en büyük petrokimya komplekslerinden biri ile Mahşehr bölgesindeki diğer tesislere yönelik operasyonların devamı niteliğinde olduğunu ve askeri programla bağlantılı sanayi altyapısını zayıflatmayı amaçladığını bildirdi.

İsrail ordusu ayrıca, İran’ın kuzeybatısında büyük bir balistik füze fırlatma sahasının hedef alındığını duyurdu. Açıklamada, bu sahadan İsrail’e doğru onlarca füzenin fırlatıldığı ifade edildi.

Ordudan yapılan değerlendirmeye göre saldırı, balistik füze birliklerine bağlı unsurlar ve komutanların aktif olarak operasyon yürüttüğü sırada gerçekleştirildi. Hedef almanın, İsrail ve diğer ülkelere yönelik yeni saldırıların önlenmesi amacı taşıdığı kaydedildi.

İsrail ordusu, bu operasyonların İran yönetiminin askeri altyapısını hedef almaya yönelik sürdürülen çalışmaların parçası olduğunu ve ülkenin gelişmiş silahlar ile füze üretim ve kullanım kapasitesini sınırlamayı hedeflediğini vurguladı.

Hürmüz Boğazı’nda gerilim artıyor

İran içindeki tırmanış, Hürmüz Boğazı’nda artan gerilimle eş zamanlı ilerliyor. Boğaz, iki taraf arasında doğrudan karşı karşıya gelinen ana cephe haline gelirken, İngiltere Deniz Ticaret Örgütü (UKMTO), Kiş Adası’nın güneyindeki uluslararası sularda bir konteyner gemisinin vurulduğunu, olayda can kaybı yaşanmadığını açıkladı.

UKMTO, savaşın başlamasından bu yana 20’den fazla geminin saldırıya uğradığını bildirirken, deniz taşımacılığı ve küresel enerji arzında ciddi aksamalar yaşanabileceği yönündeki endişelerin arttığına dikkat çekti. Bu çerçevede, 30’dan fazla ülkeden askeri planlamacıların Londra’da bir araya gelerek boğazda seyrüsefer güvenliğini sağlama seçeneklerini değerlendirdiği aktarıldı.

Söz konusu gelişmeler, sahadaki askeri operasyonlarla siyasi tehditlerin kesiştiği bir döneme denk geliyor. ABD’nin verdiği sürenin dolmasına yaklaşılırken, İran içinde kritik altyapının daha geniş ölçekte hedef alınabileceğine dair işaretler güçleniyor. Tarafların, bir anlaşmaya varılamaması halinde daha kapsamlı bir tırmanış aşamasına geçmeye hazırlandığı değerlendiriliyor.


ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu

 ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu
TT

ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu

 ABD-İsrail hava saldırıları Hark ve Kum şehri yakınlarını vurdu, Tahran "kıtalararası" karşılık verme tehdidinde bulundu

Bölge, Tahran ile Washington arasında doğrudan çatışmanın patlak vermesiyle tehlikeli bir dönemece girdi. İran, başkent Tahran'ı hedef alan ve bir Yahudi sinagogunun tamamen yıkılmasına yol açan saldırılara karşılık olarak İsrail'in kalbine balistik füzeler yağdırdı.

İsrail ordusunun İran vatandaşlarına "tren" ağını kullanmamaları konusunda benzeri görülmemiş bir uyarıda bulunmasının ardından, ABD Başkanı Donald Trump'ın yeni bir anlaşmaya varılması için belirlediği sürenin dolmasıyla gerilim doruk noktasına ulaştı.

Tahran, ABD'nin "sivil altyapıyı" hedef alma tehditlerine açık bir meydan okumayla, ateşkes önerilerini kategorik olarak reddettiğini ve "Hürmüz Boğazı"nı kapatmakta ısrar ettiğini duyurdu; bu durum, uluslararası denizciliği ve küresel enerji arzını fırtınanın merkezine yerleştirdi.

İsrail ordusu, Kum şehri yakınındaki hayati öneme sahip bir köprüyü hedef alan geniş çaplı hava saldırılarının tamamlandığını duyurdu; bu saldırılar, Hark petrol adasını sarsan patlamalarla eş zamanlı olarak geldi.

İran Devrim Muhafızları ise Washington'un "kırmızı çizgileri" aşması halinde, yanıtın "bölge sınırlarının ötesine" geçeceğini belirterek, Trump'ın anlaşmanın reddedilmesi halinde İran tesislerini "yok etme" tehditlerine atıfta bulundu.


ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.