İsrail'in kapıdaki tehdidi: Suriye'yi parçalamak ya da bölmek

İsrail Suriye'de kalıcı olmaya hazır

İsrail'in ilhak ettiği Golan Tepeleri'nde Suriye'nin güneyine bakan bir gözlem noktasında duran bir İsrail askeri, 25 Mart 2025 (AFP)
İsrail'in ilhak ettiği Golan Tepeleri'nde Suriye'nin güneyine bakan bir gözlem noktasında duran bir İsrail askeri, 25 Mart 2025 (AFP)
TT

İsrail'in kapıdaki tehdidi: Suriye'yi parçalamak ya da bölmek

İsrail'in ilhak ettiği Golan Tepeleri'nde Suriye'nin güneyine bakan bir gözlem noktasında duran bir İsrail askeri, 25 Mart 2025 (AFP)
İsrail'in ilhak ettiği Golan Tepeleri'nde Suriye'nin güneyine bakan bir gözlem noktasında duran bir İsrail askeri, 25 Mart 2025 (AFP)

Macid Kayali

İsrail son zamanlarda Suriye'ye yönelik tehditlerini arttırdı, egemenliğini ihlal etti ve topraklarına saldırdı. Hatta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamalarda defalarca kez Suriye'deki azınlıkları korumaya hazır olduğunu ima etti. Ayrıca İsrail'in güvenliğini sağlamak için Suriye'nin güney illerinin (Suveyda, Dera ve Kuneytra) Suriye ordusunun askeri varlığından silahtan arındırılmasını istedi.

Ayrıca İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, işgal altındaki Hermon Dağı'na 13 Mart’ta yaptığı bir ziyaret sırasında “Her sabah Şam'daki başkanlık sarayında gözlerini açtığında İsrail ordusunun Hermon Dağı'nın tepesinden ve Suriye'nin güneyindeki tampon bölgeden kendisini izlediğini görecek” diyerek Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı açıkça tehdit etti. Katz, İsrail'in Suriye'de kalmaya hazır olduğunu vurguladı.

Aslında 58 yıldır Golan Tepeleri'ni işgal eden İsrail'in Suriye’ye yönelik tehditleri ve saldırıları yeni sayılmaz. Çünkü özellikle 2012 yılından bu yana bu tehditleri ve araştırma merkezlerine, havaalanlarına, Lübnan'a (Hizbullah’a) giden silah konvoylarına, silah depolarına ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) güçlerinin ya da ona bağlı milislerin bulunduğu askeri üslere saldırıları devam ediyor.

Ancak belki de en sert ve etkili darbeler Beşşar Esed rejiminin düşmesinden sonrakilerdi. İsrail, yeni rejimin eline geçme riskini ortadan kaldırmak iddiasıyla Suriye ordusuna ait askeri üslere ve silah depolarına yoğun saldırılar düzenledi. Bunun ardından sınırdaki tampon bölgeye girmeye ve burada yeni askeri karakollar kurmaya başladı. Mesele daha sonra, Suriye’nin güney illerinde ağır silahlara sahip herhangi bir askeri gücün bulunmasını engelleyen yeni bir gerçekliği dayatma noktasına geldi. İsrail’in aynısını Lübnan'da yaptığı biliniyor.

İsrail'in hedefleri

İsrail, Aksa Tufanı Operasyonu’nda aldığı darbenin ardından ordusunu ve kendisini yeniden Ortadoğu'nun en güçlü askeri gücü olarak göstermeyi amaçlarken, Suriye ve Lübnan'daki toplumsal sorunlardan veya çatlaklardan faydalanarak ve bunlara oynayarak mezhepsel ve etnik kimliklerini merkeze alan gruplardan oluşan kendi suretinde bir Levant (Maşrık) bölgesi yaratmaya dayalı eski bir stratejiyi bir strateji dayatmaya ve böylece kendisini Arap ülkelerinden oluşan çevresiyle normalleştirmemesi, aksine bu çevresini kendisiyle birlikte normalleştirmesi ya da kendi özgüllüğünü çevresine genelleştirmesi anlamında bölgede bir Yahudi devleti olarak dışlanmasına son vermeye çalışıyor.

Ancak sorun İsrail’in Suriye'deki yeni yönetimin yarattığı iddia edilen tehlikeleri abartmak da dahil olmak üzere birçok yalanı ve iddiayı öne sürerek bu saldırgan politikasını örtbas etmeye çalışması. Oysa Suriye’nin yeni yönetiminin yetkilileri, başlıca görevlerinin ülkeyi yeniden inşa etmek olduğunu, özellikle de Suriye'nin askeri yeteneklerinin çoğunun eski olduğu ve bunların çoğunun kısa bir süre önce İsrail tarafından imha edildiği düşünüldüğünde herhangi bir tarafla savaşmak olmadığını ve Suriye'deki ekonomik ve yaşam koşullarının savaşa tahammülü kalmadığını açıkça beyan ediyorlar.

İsrail, Dürzi nüfusun yoğun olduğu bölgeyi ve sakinlerinin güvenliğini kendi sorumluluğunda görüyor ve Suveyda'daki Dürzilerin İsrail’de çalışmasına izin vermeyi düşünüyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail bir yandan Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırılarını ve bu ülkelerin topraklarına girmesini haklı göstermek ve örtbas etmek için yalanlar yaymaya çalışırken diğer yandan Şam'daki yeni hükümeti Hamas ve İslami Cihad gibi Filistinli silahlı gruplarla ilişkilendirmeye ve Türkiye'nin Suriye üzerindeki kontrolünden duyduğu korkuyu dile getirmeye gayret ediyor. Bu da Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) (ya da Kürtlerin Suriye’nin kuzeydoğusunda kontrol ettiği bölgeyi) koruma bahanesiyle ABD'nin Fırat'ın doğusunda kalması ve Alevi toplumunu koruma bahanesiyle Rusya'nın Suriye kıyılarındaki askeri varlığı için yaptığı çağrının nedenini açıklıyor.

Tüm bunlar, hem İsrail'in Suriye’deki Dürzileri koruma bahanesiyle ülkenin güneyindeki askeri ve muhtemelen askeri olmayan varlığını meşrulaştırmaya hem de Suriye'yi zayıflatma ve bölme stratejisine hizmet eden girişimler. Suriye veya Lübnan'da önemli ya da geniş bir kesimi temsil etmeyen birkaç kişi dışında hiç kimse ya da hiçbir akım İsrail'i bunu yapmaya çağırmış değil.

İsrail şarlatanlığı

İsrail şarlatanlığının örneklerinden biri Ron Ben-Yishai tarafından yazılan rapordaki yalandır. Raporda Suriye'de yönetimi ele geçiren ‘cihatçıların’ ılımlı ve istikrarlı bir imaj pazarlamaya ve Suriye'yi Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası haline getirmeye çalıştıkları, bir tehdit olarak Hamas ve İslami Cihad hareketleri ile Suriye'den Golan Tepeleri'ndeki İsrail sınır kasabalarına karşı saldırı niyetinde oldukları ve üçüncü bir kaynağın da Suriye'nin güneyindeki Sünni nüfus olduğu, birçoğunun DEAŞ’tan etkilendiği öne sürülüyor. Raporda, “İsrail ne Türkiye’nin Golan Tepeleri sınırında bir varlığı olsun istiyor ne de cihatçılardan bir karışımı burada görmek istiyor” ifadeleri yer aldı. Ben-Yishai'ye göre bu durum karşısında İsrail, ABD Başkanı Donald Trump'ın adamlarını Amerikan askerlerini Suriye'de tutmaya ikna etmeye çalışıyor. Böylece Türklerin ve Alevi nüfusun yoğun olduğu Lazkiye'nin güneyindeki askeri üslerini ve Tartus Limanı’nı elinde tutmak isteyen Rusların eline düşmeyecek. İsrail’in ‘bu tehditler’ karşısında Şam'ın güneyindeki sınırına yakın bölgede üç alan ya da coğrafi bölümden oluşan bir savunma sistemi yaratarak yeni bir gerçeklik tasarlamayı planladığını belirten Ben-Yishai, İsrail'e en yakın olan bölümün 1974'te İsrail ile Suriye arasında imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması uyarınca belirlenen ayrıştırma bölgesi olduğuna işaret etti. Ben-Yishai’nin raporuna göre ayrıştırma bölgesinin dışında, birçok Suriye köyünü içeren ve İsrail ordusunun buralarda silahlanmayı önlemek için karadan girdiği bir koruma bölgesi (tampon bölgeler) bulunuyor. Burası uzun mesafeli gözetlemeye ve ateş açmaya izin veren bir bölge. Koruma bölgesinin ötesinde Şam-Suveyda otoyolu bitişiğinde ‘nüfuz bölgesi’ yer alıyor. Toplamda 65 kilometre genişliğinde olan bu bölgede Dürziler ile İsrail'le ilişkilerden endişe duyan Sünni Araplar bir arada yaşıyor. İsrail kendini Dürzileri yaşadığı bölgenin ve Dürzi nüfusunun güvenliğinden sorumlu görüyor. İsrail, Suveyda'daki Dürzilerin İsrail’de çalışmasına izin vermeyi düşünüyor. (Yediot gazetesi - 11 Mart 2025)

Toprağı ve halkı bölmek

Bu yüzden İsrail, çift yönde çalışmayı planlıyor. Bunlardan birincisi, Suriye topraklarının derinliklerinde, Dera, Suveyda ve Kuneytra illerini kapsayacak şekilde Şam’ın sınırlarına kadar, askerden ve silahlardan arındırılmış stratejik bir güvenli bölge oluşturmak.

Avi Ashkenazi, “İsrail Ortadoğu'da oyunun kurallarını değiştiriyor” başlıklı makalesinde şunları söylüyor:

“İsrail, eylemleriyle Suriye toprakları içindeki sınırda, Suriye rejiminin, milislerin ve başta Hamas ve Hizbullah olmak üzere terör örgütlerinin silahlarından arındırılmış 80 kilometrekarelik bir bölge tanımladı.” (Maariv gazetesi - 13 Mart 2025)

İkincisi ise Suriye'nin topraklarını ve halkını doğrudan ya da dolaylı olarak güneyde Dürzileri koruma bahanesiyle İsrail, batıda sahilde Alevileri koruma bahanesiyle Rusya, Fırat'ın doğusunda Kürtleri koruma bahanesiyle ABD ve kuzeyde ve orta şehirlerde yeni hükümetin müttefiki olarak Türkiye olacak şekilde dört uluslararası ve bölgesel gücün hegemonyası altında bölme girişimine dayanıyor. Suriyeli mezhepsel ya da etnik tarafların hiçbiri bu iddiayı desteklemediği gibi, Suriye'nin toprak bütünlüğünden vazgeçme, Suriye vatandaşlığını reddetme ya da İsrail'in istediklerini tercih etme eğilimine de sahip değiller.

fvgthy
Golan Tepeleri'nde BM gözetimindeki tampon bölgede yer alan Suriye'nin el-Baas beldesinde mevzilenen bir İsrail tankı, 20 Aralık 2024 (AFP)

Suriye’nin önünde siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal pek çok önemli zorluk bulunuyor. Ancak tüm bu zorluklar, ne kadar önemli olsalar da yeni hükümetin devleti yeniden tesis etme becerisine bağlı kalıyor. Birkaç gün önce Şam'daki yeni hükümet ile Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi arasında imzalanan anlaşma bunun bir kanıtı. Böyle bir anlaşma, Dürzilerin ruhani, askeri ve sivil taraflarıyla da imzalanabilir. Ayrıca yeni hükümet, mağdurlardan özür dilemek, bir hakikat ve hesap verebilirlik komisyonu kurmak ve sivil barışı teşvik etmek için başka bir komisyon kurmak da dahil olmak üzere, meydana gelen ihlallerin bir sonucu olarak Suriye’nin kıyı illerindeki boşluğu doldurmaya ve açılan büyük yaraları sarmaya çalışıyor. Aynı bağlamda, Suriye'deki yeni hükümeti meşrulaştırmak ve Suriye'nin birliğini ve toprakları üzerindeki egemenliğini teyit etmek de dahil olmak üzere her alanda desteklemek için Arap dünyası, bölge ülkeleri ve uluslararası taraflar arasında bir tür uzlaşıdan söz edilebilir. Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın da katıldığı 27 Şubat’ta Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlenen Suriye konulu Olağanüstü Arap Birliği Zirvesine katılması ve Ürdün, Irak, Lübnan, Türkiye ve Suriye'nin dışişleri ve savunma bakanları ile istihbarat şeflerinin 12 Mart’ta Ürdün’ün başkenti Amman’da gerçekleştirdikleri toplantı bunun birer örneğidir. Geçtiğimiz günlerde ABD ve Rusya'nın ortak daveti üzerine toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) bu gelişmeleri bir adım öteye taşıyarak tüm taraflara Suriye'nin istikrarsızlaşmasına yol açabilecek her türlü eylemden kaçınmaları çağrısında bulundu. SDG ile varılan anlaşma ABD ve Türkiye'nin desteği ve rızası olmadan mümkün olamazdı.

Suriye fırtınanın ortasında

Pratikte, sadece İsrail'in Suriye'deki planları lehine büyük adımlar atmamasına ya da şu veya bu grupla uzlaşı anlaşmaları imzalamasına yahut Suriye'nin toprak bütünlüğünü istemesine güvenmek yeterli olmaz. Tüm bunların yanında toplumu güçlendirmek, birliğini pekiştirmek ve hiçbir ayrım gözetmeksizin devlete, hukuka ve ülkeye karşı bir halk olarak kendini gerçekleştirmek de gerekir. Bu, devlet için diğer tüm silahlardan daha güçlü, daha sağlam ve daha önemli bir silahtır. Son üç ayın ciddi bir şekilde eleştirel olarak değerlendirmesi gerekiyor.

Yukarıda anlatılanlardan Suriye'nin siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal pek çok acil sorunla karşı karşıya olduğu aşikar. Ancak tüm bu sorunlar, önemli olmalarına rağmen, yeni hükümetin devleti bir kurumlar, hukuk ve vatandaşlar devleti olarak yeniden tesis etme ve Suriyelilerin kendilerini özgür, bağımsız ve eşit vatandaşlardan oluşan bir halk olarak görmelerini sağlayabilmesiyle ilişkili. Bu yeni Suriye'nin inşasının ön koşulu olduğu gibi, İsrail'e karşılık vermenin ve Suriye'yi parçalama, bölme ya da zayıflatma çabalarını engellemenin de ön koşulu olmanın yanı sıra yeni Suriye yönetiminin farkındalığının merkezinde yer almalı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.