Beyrut banliyösünü bombalayan İsrail Lübnan'ın her yerini vurma tehdidinde bulundu

Selam bunu “tehlikeli bir gerilim” olarak nitelendirdi ve güney sınırında çatışmaların yeniden başlayabileceği uyarısında bulundu

TT

Beyrut banliyösünü bombalayan İsrail Lübnan'ın her yerini vurma tehdidinde bulundu

Beyrut banliyösünü bombalayan İsrail Lübnan'ın her yerini vurma tehdidinde bulundu

İsrail, uçaklarının ateşkes anlaşmasına varılmasından bu yana ilk kez Beyrut'un güney banliyösünü bombalaması ve İsrail'in kuzeyinin hedef alınması halinde bombardımanı tekrarlamakla tehdit etti. Bugün (Cuma) Lübnan'ın güneyinden Yukarı Celile bölgesine roket atılmasından Lübnan hükümetini sorumlu tutan israil, Hizbullah'a karşı başlattığı gerilimi son 4 ayın en yüksek seviyesine çıkardı.

Bu gerilim, “ateşkes anlaşmasına varılmasından bu yana yaşanan en tehlikeli durum” olarak uluslararası ve Lübnanlı yetkilileri harekete geçirirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu İsrail'in “herhangi bir tehdide karşı Lübnan'ın her yerini vuracağı” uyarısında bulundu.

Netanyahu yaptığı açıklamada “Lübnan'daki yeni durumu henüz anlamamış olan taraflar bugün kararlılığımızın yeni bir örneğini gördüler. Denklem değişti. Şehirlerimize en ufak bir ateş açılmasına izin vermeyeceğiz ve İsrail Devletine yönelik her türlü tehdide karşı Lübnan'ın her yerinde vurmaya devam edeceğiz" dedi

Lübnan Başbakanı: İsrail'in  işgal altında tuttuğu noktalardan çekilmeli 

Gelişmeleri görüşmek üzere acil bir güvenlik toplantısına başkanlık eden Başbakan Nevaf Selam, İsrail'in Beyrut'un güney banliyösünü hedef almasını kınayarak bunu tehlikeli bir gerilim olarak nitelendirdi. İsrail'in sivillere ve okullar ile üniversitelerin bulunduğu güvenli yerleşim bölgelerine yönelik saldırılarını kınayan Selam, İsrail'in çatışmaların durdurulması anlaşmalarını sürekli ihlal etmesinin durdurulması ve İsrail'in halen işgal altında tuttuğu noktalardan bir an önce tamamen çekilmesi gerektiğini vurguladı.

Selam güney sınırında yeni askeri operasyonlara karşı bir kez daha uyarıda bulundu. Selam, Ordu Komutanı General Rudolph Haikal ile temasa geçerek güneydeki durum hakkında bilgi aldı ve kendisinden Lübnan'ın güvenlik ve istikrarını tehdit eden sorumsuz roket atışlarının arkasındaki tarafların ortaya çıkarılması için gerekli soruşturmaların hızla yürütülmesini istedi.

sdfrgtyh
İsrail'in güney banliyölerini bombaladığı yerdeki yıkımdan bir kare (AFP)

Selam, faillerin soruşturulması, tutuklanması ve yetkili yargıya sevk edilmesi için çabaların yoğunlaştırılması çağrısında bulundu. Bu tür saçma eylemlerin tekrarlanmasının önlenmesi gerektiğinin altını çizen Selam, Lübnan ordusu tarafından silahların devlete sınırlandırılması için alınan tedbirlerin tamamlanması gerektiğini vurguladı.

Selam, Arap ve uluslararası yetkililere, tekrarlanan saldırılarını durdurması için İsrail'e azami baskı yapmaları yönünde bir dizi çağrıda bulundu. Lübnan'ın 1701 sayılı kararın uygulanmasına, çatışmaların durdurulması düzenlemelerine ve Lübnan ordusunun sınırın tek koruyucusu olduğuna ve Lübnan devletinin savaş ve barışın tek belirleyicisi olduğuna dair tam bağlılığını bir kez daha teyit etti.

Gerilim tırmanmasının sebepleri

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, Lübnan'dan İsrail topraklarına iki roket atıldığını, birinin önlendiğini ve ikincisinin Lübnan'a düştüğünü belirtti.

Celile'de sükûnet olmazsa Beyrut'ta da sükûnet olmaz uyarısında bulunan Savunma Bakanı Yisrael Katz “Lübnan hükümeti Celile'ye yönelik her türlü ateşin doğrudan sorumluluğunu taşımaktadır.

Biz 7 Ekim'den önceki duruma dönülmesine izin vermeyeceğiz. Celile sakinlerinin güvenliğini sağlayacağız ve her türlü tehdide karşı güçlü bir şekilde hareket edeceğiz” dedi .

Lübnan ordusu yaptığı açıklamada roketlerin İsrail'e atıldığı yeri tespit ettiğini duyurdu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi. “Ordu, Litani Nehri'nin kuzeyindeki Nabatieh bölgesinde bağlı Cisr al-Kaiyah kasabasında roket fırlatma alanını tespit etmeyi başardı ve bunları ateşleyenlerin kimliğini belirlemek için bir soruşturma başlattı.” Lübnanlı bir güvenlik kaynağı isminin açıklanmaması koşuluyla AFP'ye yaptığı açıklamada, alanın ateşkes anlaşması uyarınca Hizbullah'ın kuzeyine çekileceği Litani Nehri'nden sadece 15 metre uzakta olduğunu söyledi.

İki roket atışı, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana ilk kez Cumartesi günü güney Lübnan'dan İsrail'e üç roket atılmasından günler sonra gerçekleşti.

Hizbullah'tan resmi bir kaynak, partinin güney Lübnan'dan fırlatılan roketlerle hiçbir ilgisi olmadığını doğrulayarak, güney Lübnan'dan roket fırlatılmasının saldırganlığın sürdürülmesi için şüpheli gerekçeler uydurulması bağlamında gerçekleştiğine işaret etti. Hizbullah'ın ateşkes anlaşmasına bağlılığını vurguladı.

İsrail'in gerilimi tırmandırması

İsrail ordusu Lübnan'ın güneyinden gelen roket ateşinden Lübnan hükümetini sorumlu tuttu ve güneydeki birkaç kasabayı ve Beyrut'un güney banliyölerindeki bir bölgeyi kapsayan bir dizi saldırı ve topçu bombardımanı başlattı.

Beyrut'un güney banliyölerini bombalamakla tehdit eden İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “Celile'deki köylere zarar verecek herhangi bir girişimde Beyrut'un güney banliyölerindeki çatılar sarsılacaktır. (Hizbullah ile) Ateşkes anlaşmasını siz uygulamayacaksanız, biz uygulayacağız" dedi.

Hava bombardımanı

Roketlerin fırlatılmasının hemen ardından İsrail'in başlattığı hava bombardımanı güneydeki geniş alanları vurdu ve en az yedi kişinin ölümüne yol açtı.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı NNA güney Lübnan'daki birçok kasabanın topçu ateşi altında kaldığını bildirdi. Daha sonra Lübnan'daki Halk Sağlığı Acil Operasyon Merkezi'nden yapılan açıklamada Kafr Tibnit kasabasına yapılan saldırıda bir şehit olduğu ve yaralı sayısının 3'ü çocuk olmak üzere 18 kişiye yükseldiği duyuruldu.

cvfdgbhty
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Kafr Tibnit kasabasını hedef alan hava saldırılarından dumanlar yükseliyor (AP)

İsrail'in Lübnan'a askeri müdahalede bulunma tehdidinin ardından özellikle Tyre bölgesindeki birçok devlet okulunun kapılarını kapattığını bildirdi.

Kısa bir süre sonra İsrail ordusu Beyrut'un güney banliyölerindeki Haddat bölgesi sakinlerine bir uyarı yayınlayarak bölgeyi boşaltmalarını ve bombalanacak iki binadan uzak durmalarını istedi. Ulusal Haber Ajansı NNA, İsrail savaş uçaklarının güney banliyölerindeki yoğun nüfuslu Hadath mahallesine saldırdığını, İsrail ordusunun bölge için tahliye emri vermesinin ardından okulların kapatıldığını ve paniğe neden olduğunu bildirdi.

Saldırının ardından İsrail ordusu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “İsrail Savunma Kuvvetleri, Hava Birimi (127) Hizbullah tarafından Dahiya bölgesindeki gösteri alanları vurdu.”



Trump'ın ültimatomu İran ile diplomatik bir çözüme yönelik bir adım mı yoksa askeri bir saldırının işareti mi?

ABD Başkanı Donald Trump, Washington’daki Beyaz Saray'da bazı kararnameler imzalarken gazetecilerle konuşuyor, 10 Şubat 2025
ABD Başkanı Donald Trump, Washington’daki Beyaz Saray'da bazı kararnameler imzalarken gazetecilerle konuşuyor, 10 Şubat 2025
TT

Trump'ın ültimatomu İran ile diplomatik bir çözüme yönelik bir adım mı yoksa askeri bir saldırının işareti mi?

ABD Başkanı Donald Trump, Washington’daki Beyaz Saray'da bazı kararnameler imzalarken gazetecilerle konuşuyor, 10 Şubat 2025
ABD Başkanı Donald Trump, Washington’daki Beyaz Saray'da bazı kararnameler imzalarken gazetecilerle konuşuyor, 10 Şubat 2025

Mecid Rafizade

Bir yanda ABD ve İsrail, diğer yanda İran arasında Tahran'ın nükleer programı nedeniyle uzun süredir devam eden gerginlik, geçtiğimiz mart ayından bu yana çok hassas bir noktaya ulaştı. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran'a yeni bir nükleer anlaşmayı kabul etmesi için iki ay süre vermesiyle gerilim tırmandı.

İran ise nükleer programını, yaptırımların hafifletilmesi karşılığında Tahran'ın bazı nükleer faaliyetlerine devam etmesine izin veren 2015 yılında İran ve P5+1 ülkeleri (BMGK’nın 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) arasında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşmadaki benzer koşullar altında sürdürmekte ısrar ediyor. İki tarafın hedeflerindeki bu keskin ayrışma, özellikle İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik önleyici saldırıları ciddi bir şekilde değerlendirdiğini gösteren haberlerin basında yer almasıyla askeri bir çatışmaya doğru olası bir sürüklenme korkusunu arttırdı.

Trump'ın ültimatomu kararlı ve netti. Nükleer tesislerin tamamen sökülmesi, tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin derhal durdurulması, balistik füze programlarının sona erdirilmesi ve uluslararası denetçilerin tüm nükleer tesislere tam ve koşulsuz erişimine izin verilmesini öngören bir formüle sahipti.

Mesaj açıktı ve askeri bir operasyon olasılığına açıkça atıfta bulunuyordu. Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Waltz, aynı yaklaşımla tüm seçeneklerin masada olduğunu söyledi.

Washington'ın görüşüne göre bu ültimatom, İran'ın nükleer hırslarını kontrol altına almayı ve Tahran'ın bölgesel etkisini sınırlandırmayı amaçlayan daha geniş bir strateji çerçevesinde yer alıyor. Trump yönetimi sadece İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmayı değil, nükleer altyapısını ve dolayısıyla nükleer silah geliştirme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Öte yandan İran'ın yanıtı gecikmedi. ABD’nin bu çıkışına net bir karşılık veren İran’ın Dini Lideri Ayetullah Hamaney, ABD’nin uyarısına karşı çıkmakta gecikmezken bunu ‘samimiyetsiz bir oyun’ olarak nitelendirdi. İran’ın görüşüne göre nükleer silahsızlanmanın tamamlanması söz konusu dahi değil. İran, nükleer yeteneklerinin ulusal güvenlik sisteminin temel bir unsuru olduğuna inanıyor. Bu yüzden kararlı ve kesin olarak ifade ettiği reddi, stratejik ve ideolojik mülahazalara dayanıyor.

İran, bazı değişikliklerle de olsa 2015 tarihli nükleer anlaşmaya dönülmesini istiyor. İran ile dünya güçleri arasında imzalanan bu ilk nükleer anlaşma, uluslararası yaptırımların önemli ölçüde hafifletilmesi karşılığında İran'ın sıkı kısıtlamalar altında sınırlı bir nükleer program sürdürmesine izin veriyordu. Tahran, herhangi bir yeni anlaşmanın, ekonomisini ciddi şekilde zorlayan yaptırımların kaldırılmasına yönelik açık hükümler içermesi ve nükleer programı üzerinde kendisine bir özerklik marjı tanıması gerektiğinde ısrar ediyor.

İran'ın istediği müzakere çerçevesi muhtemelen uranyum zenginleştirme programını belirli sınırlar içerisinde tutmayı ve füze programlarını anlaşma kapsamı dışında bırakmayı içerecektir.

ABD ve İsrail, İran’ın füze kabiliyetlerini bölgenin istikrarına ve güvenliğine karşı doğrudan bir tehdit olarak görüyor. Tahran ise özellikle ABD’nin ve İsrail'in tehditlerinin arttığına inandığı bir ortamda, bu durumu savunma sisteminin önemli bir ayağı olarak görüyor.

Bu anlamda İran'ın önerdiği çerçeve, 2015 tarihli nükleer anlaşmanın şartlarıyla neredeyse aynı. Bu çerçeveye göre nükleer faaliyetler, önemli ekonomik muafiyetler karşılığında belirli kısıtlamalar dahilinde devam edecek. Böyle bir anlaşmaya varılması, Tahran'ın Washington tarafından öne sürülen nükleer altyapının tamamen tasfiye edilmesi talebine uymadan nükleer programını sürdürmesinin önünü açacak.

Gerçek ve giderek büyüyen bir olasılık olarak askeri seçenek

Ufukta bir anlaşma olmadığı ve diplomatik çabalar aksadığı için askeri müdahale olasılığı oldukça gerçekçi bir senaryo haline geldi. Trump yönetimi, İran'ın hiçbir koşulda nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğini ve askeri müdahalenin bir seçenek olduğunu kesin bir dille ifade etti. Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Waltz, yaptığı açıklamalarda ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ vurgularken İran'ın nükleer altyapısını tasfiye etmeyi reddetmesi halinde buna karşın askeri bir çözüm arayışında olduklarını belirtti.

İran’a askeri müdahale fikri, İran'ın nükleer programından duydukları endişeyi gizlemeyen İsrailli yetkililer tarafında da yankı buldu. İsrail uzun zamandır İran'ın nükleer programına ilişkin emellerini bekasına yönelik bir tehdit olarak görüyor ve İran'ın nükleer silah geliştirmesine izin vermeyeceğini açıkça ifade ediyor. Geçtiğimiz haftalarda İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine önleyici saldırılar düzenlemeyi düşündüğüne dair haberler basında yer aldı. Söz konusu haberlerde İsrailli yetkililerin ABD'li mevkidaşlarıyla askeri seçenekleri görüştüğü bildirilirken analistler, İsrail ordusunun muhtemelen önümüzdeki birkaç ay içinde olası saldırılara hazırlandığını düşünüyor.

Askeri müdahale olasılığı son derece gerçekçi bir senaryo haline geldi.

İsrail'in son derece gelişmiş olan askeri yetenekleri, artık İran'ın nükleer tesislerine karşı saldırı düzenleyebilecek kapasiteye ulaşmış durumda. Dünyanın en gelişmiş hava kuvvetlerinden biri olan İsrail Hava Kuvvetleri, son derece sofistike istihbarat yeteneklerine sahip. İsrail ordusu, İran’ın derinliklerindeki hedefleri vurabilecek uzun menzilli füzelerin ve hassas güdümlü mühimmatların geliştirilmesi için büyük yatırımlar yaptı.

dfergty5h6
İran'daki Buşehr Nükleer Santrali, 8 Ekim 2021 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail, İran'ın nükleer tesislerine hava saldırıları düzenleyebilecek kapasitede olmasına rağmen, bu tür saldırıları gerçekleştirme konusunda çok sayıda zorlukla karşı karşıya. İran'ın nükleer tesislerinin yoğun bir şekilde tahkim edilmiş ve ülke geneline dağılmış olması, hedef alınmalarını ve imha edilmelerini zorlaştırıyor. İsrail ordusu, özellikle gelişmiş bombardıman uçakları ve istihbarat desteği açısından ABD ordusunun yardımına ihtiyaç duyduğunu uzun zamandır dile getiriyor. Basında yer alan haberlere göre İsrail, İran’ın hava savunma sistemlerini delebilecek ve hassas saldırılar gerçekleştirebilecek yeteneklere sahip olan ABD’nin hayalet bombardıman uçaklarına ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor.

İsrail ve ABD arasındaki iş birliği, İran’a yönelik herhangi bir askeri operasyonun başarısı için oldukça büyük bir önem arz ediyor. Geçmişte ortak askeri tatbikatlar gerçekleştiren iki ülke, istihbarat paylaşımı ve askeri koordinasyon alanlarında da yakın bir ilişki içindeler. İsrail'in İran’a karşı askeri bir hamlede bulunması halinde ABD'nin lojistik ve istihbarat desteği ve muhtemelen doğrudan askeri yardım sağlayacağına şüphe yok.

İran'ın nükleer programı kritik bir aşamada

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) İran'ın nükleer faaliyetlerini yakından takip ediyor. Geçtiğimiz yıl yaşanan gelişmelerle ilgili endişe verici raporlar yayınlayan UAEA’ya göre İran'ın nükleer programı, uranyum zenginleştirme seviyesinin silah yapımında kullanılabilecek seviyeye yaklaşmasıyla tehlikeli bir boyuta ulaştı.

İran, geçtiğimiz şubat ayı itibariyle 250 kilogramdan fazla yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyum biriktirerek nükleer silaha sahip olmaya bir adım daha yaklaştı. Bu seviyedeki uranyum stoğu ve İran'ın sofistike santrifüjleri Washington, Tel Aviv ve dünyanın diğer başkentlerinde alarma geçilmesine neden oldu.

UAEA, İran'ın nükleer programının şu anda kritik bir aşamada olduğu ve nükleer silah için yeterli bölünebilir madde üretmesine birkaç ay kaldığı uyarısında bulundu. Bu gelişme, İran'ın bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilecek ve Ortadoğu'nun istikrarına gölge düşürebilecek nitelikte bir nükleer sıçrama yapabileceği yönündeki korkuları arttırdı.

Öte yandan durum kötüleştikçe İran'ın seçenekleri de azalıyor. Nükleer programı kritik bir noktaya ulaşmış olan İran’ın dış baskılara direnme kabiliyeti iç siyasi ve ekonomik zorluklarla giderek kısıtlanıyor. İran'ın kısa bir süre önce Suriye'de Beşşar Esed rejimini kaybetmesi, kendisi için büyük bir stratejik gerileme olurken bölgedeki konumunu zayıflattı. En önemlisi de İran’ın ekonomisi uluslararası yaptırımların ciddi baskısı altında kalmaya devam ederken bu durum hükümetin katı tutumunu sürdürmesini daha da zorlaştırıyor.