İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde sağlık görevlilerinin öldürülmesine ilişkin ilk açıklamasını geri çekti

Sağlık görevlilerinden birinin öldürülmeden önceki son anlarını gösteren bir video yayınlandı

Refah'taki İsrail saldırısında hayatını kaybeden sekiz Filistin Kızılayı çalışanı için Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nde cenaze töreni düzenlendi. (DPA)
Refah'taki İsrail saldırısında hayatını kaybeden sekiz Filistin Kızılayı çalışanı için Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nde cenaze töreni düzenlendi. (DPA)
TT

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde sağlık görevlilerinin öldürülmesine ilişkin ilk açıklamasını geri çekti

Refah'taki İsrail saldırısında hayatını kaybeden sekiz Filistin Kızılayı çalışanı için Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nde cenaze töreni düzenlendi. (DPA)
Refah'taki İsrail saldırısında hayatını kaybeden sekiz Filistin Kızılayı çalışanı için Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nde cenaze töreni düzenlendi. (DPA)

İsrail ordusu, İsrail ateşiyle öldürülen sağlık görevlilerinden birinin cep telefonundan son anlarını gösteren bir videonun ortaya çıkmasının ardından, geçen ay Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah yakınlarında 15 sağlık görevlisi ve yardım çalışanının öldürülmesine ilişkin ilk açıklamasını geri çekti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığına göre İsrail ordusu, müfettişlerin kanıtları incelemeye devam ettiğini söyledi.

15 sağlık görevlisi ve acil yardım çalışanı 23 Mart'ta vurularak öldürülmüş; cesetleri bir hafta sonra Birleşmiş Milletler (BM) ve Filistin Kızılayı yetkilileri tarafından sığ bir toplu mezarda bulunmuştu. Bir kişi ise halen kayıp.

İsrail ordusu ilk olarak karanlıkta kendi mevzilerine ‘şüpheli’ bir şekilde yaklaşan ve üzerinde ışık ya da işaret bulunmayan araçlara ateş açtığını iddia etti. Filistin Kızılayı'na ait araçlarda seyahat eden Hamas ve İslami Cihad'a mensup dokuz militanın öldürüldüğünü bildirdi.

Ancak Filistin Kızılayı, askerlerin ateşi altında kaldıkları sırada ambulans ve itfaiye araçlarındaki üniformalı sağlık görevlilerini gösteren bir video görüntüsü yayınladı. Olaydan sağ kurtulan tek kişi olan Munzir Abid adlı bir Filistin Kızılayı sağlık görevlisi, askerlerin açıkça işaretlenmiş acil durum araçlarına ateş açtığını gördüğünü söyledi.

İsrailli bir askeri yetkili dün gece geç saatlerde yaptığı açıklamada, müfettişlerin video görüntülerini incelediklerini ve bulgularını bugün ordu komutanlarına sunmalarının beklendiğini belirtti.

Ordu brifinglerine atıfta bulunan İsrail medyası, kuvvetlerin öldürülenlerden en az altısının militan gruplara mensup olduğunu tespit ettiğini söyledi. Ancak askeri yetkili, gizli bilgileri yayınlamak istemediğini söyleyerek, bunun nasıl belirlendiğine dair herhangi bir kanıt ya da ayrıntı vermeyi reddetti. Yetkili dün gece geç saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Elimizdeki bilgilere göre teröristler vardı, ancak bu soruşturma henüz sonuçlanmadı” dedi.

BM ve Filistin Kızılayı olayla ilgili bağımsız bir soruşturma başlatılması çağrısında bulundu. Kızılay yetkilileri, İsrail hava saldırılarının ardından gelen yaralı haberlerinin ardından bölgeye Filistin Kızılayı, Sivil Savunma Müdürlüğü ve BM'den 17 sağlık görevlisi ve acil durum çalışanının gönderildiğini söyledi. Serbest bırakılmadan önce birkaç saat gözaltında tutulan Abid dışında bir kişi halen kayıp.



Ateş altında direnç ve ‘ertesi gün’ için verilen mücadele arasında kalan İran

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, bir ABD destroyerinden İran’a doğru fırlatılan seyir füzesi gözüküyor. (AFP)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, bir ABD destroyerinden İran’a doğru fırlatılan seyir füzesi gözüküyor. (AFP)
TT

Ateş altında direnç ve ‘ertesi gün’ için verilen mücadele arasında kalan İran

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, bir ABD destroyerinden İran’a doğru fırlatılan seyir füzesi gözüküyor. (AFP)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, bir ABD destroyerinden İran’a doğru fırlatılan seyir füzesi gözüküyor. (AFP)

Savaşın yedinci gününde artık en önemli soru, İran’ın ne kadar kayıp verdiği değil; Washington ve Tel Aviv’in askeri üstünlüğünü İran’da siyasi bir çöküşe dönüştürüp dönüştüremeyeceğidir. ABD ile İsrail’in saldırıları, İran’ın liderlik ve askeri yapısını hedef aldı. İran içinde 3 binden fazla noktanın vurulduğu belirtilirken, Washington yönetimi deniz gücünün ve füze tesislerinin önemli bir bölümünün imha edildiğini açıkladı. ABD ayrıca önümüzdeki aşamada, İran’ın füze üretim kapasitesini uzun vadede parçalamaya odaklanılacağını ifade ediyor. Ancak bu yoğun saldırılara rağmen, hızlı bir çöküşün önünü açabilecek belirgin bir iç çatlağa dair henüz kesin işaretler bulunmuyor.

İran’daki mevcut tablo bu açıdan dikkat çekici bir paradoks ortaya koyuyor. Yönetim, hava ve teknoloji üstünlüğüne sahip bir rakip karşısında askeri dengeleri tersine çevirebilecek durumda görünmüyor. Buna karşın yenilgiyi kabul edip beyaz bayrak çekmeye hazırlanan bir güç gibi de davranmıyor. Son iki gün içinde aktarılan Batılı ve Arap değerlendirmeleri, yönetim yapısının hâlâ görece sağlam olduğunu ve ülke içindeki güvenlik aygıtının, Tahran’a ve devlet kurumlarına yönelik saldırıların genişlemesine rağmen çökmüş olmadığını gösteriyor. Bu nedenle Tahran’ın stratejisinin zafer kazanmak değil, rakiplerinin askeri üstünlüğünü hızlı bir siyasi sonuca dönüştürmesini engellemek olduğu değerlendiriliyor.

Rejimin bütünlüğü ve halefiyet krizi

 İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Anayasa Koruma Konseyi üyesi Ali Rıza Arafi ile birlikte Liderlik Konseyi toplantısına katıldı. (İran Cumhurbaşkanlığı)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Anayasa Koruma Konseyi üyesi Ali Rıza Arafi ile birlikte Liderlik Konseyi toplantısına katıldı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Bu bağlamda halefiyet krizi olağanüstü bir önem kazanıyor. Dini Lider Ali Hamaney için bir halefin açıklanmasındaki gecikme yalnızca idari karmaşayı değil, aynı zamanda açıklanacak ismin doğrudan hedefe dönüşmesi yönündeki gerçek bir korkuyu da yansıtıyor. ABD Başkanı Donald Trump ise yaptığı açıklamalarla tabloyu daha da karmaşık hâle getirdi. Trump, İran’da bir sonraki liderliğin belirlenmesinde rol oynamak istediğini söyledi; Mücteba Hamaney’i ‘kabul edilemez’ bir seçenek olarak nitelendirdi ve Washington’un, yıllar sonra benzer bir savaşa girmek zorunda kalmamak için ‘uyum ve barış getirecek’ bir liderliğin oluşmasını teşvik edeceğini ifade etti.

Söz konusu açıklamalar, savaşın hedefini netleştirmekten çok, ABD’nin yalnızca askeri kapasiteyi zayıflatmayı değil, çatışma sonrası ortaya çıkabilecek siyasi düzenin biçimini de etkilemeyi amaçladığı yönünde bir algının kapısını aralıyor.

Bu noktada Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü araştırmacısı Alex Vatanka’nın değerlendirmeleri dikkat çekiyor. Vatanka, yaptığı açıklamada ‘yeni bir dönemin fiilen başladığını’ belirterek, Ali Hamaney’in öldürüldüğünü ve İran İslam Cumhuriyeti’ni şekillendiren ‘1979 kuşağının’ artık aynı şekilde bir sonraki aşamayı yönetebilecek durumda olmadığını söyledi. Vatanka’ya göre belirleyici soru artık yalnızca ‘iktidara kimin geleceği’ değil. Asıl mesele, sistemden geriye kalan aktörlerin ABD’ye yönelik düşmanlığı daha da tırmandırıp tırmandırmayacağı ya da Donald Trump ile bir anlaşmaya giderek Ortadoğu’daki Amerikan varlığıyla yaşamayı kabul edip etmeyecekleri. Bu değerlendirme, tartışmayı “Rejim ayakta kalacak mı yoksa çökecek mi?” ikileminden çıkarıp, ayakta kalması halinde ortaya çıkacak sistemin niteliğine taşıyor: ‘Daha sert ve çatışmacı bir yapı mı, yoksa varlığını koruyabilmek için davranışlarını değiştirmek zorunda kalan bir yönetim mi?’

Kararlılık değil, yıpratma üzerine bir kumar

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan fotoğrafta, USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış yapan bir F-18 görülüyor. (AFP)ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan fotoğrafta, USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış yapan bir F-18 görülüyor. (AFP)

Sahadaki gelişmeler, İran’ın stratejisinin her zamankinden daha net olduğunu gösteriyor: ‘belirleyici bir zaferden çok yıpratma savaşına dayanmak’. Şarku’l Avsat’ın The Wall Street Journal’dan aktardığına göre İran’ın füze tehdidi son dönemde azaldı; Tahran artık daha fazla hedefe karşı daha az sayıda füze fırlatıyor. Diğer bazı raporlar ise İran’ın balistik kapasitesinin ağır şekilde zarar gördüğünü ve savaşın ilk günlerinde olduğu gibi yoğun füze saldırıları düzenleme kabiliyetinin belirgin biçimde azaldığını ortaya koyuyor.

Buna karşılık İran, insansız hava araçları (İHA) ve düşük maliyetli saldırılar yoluyla çatışma alanını genişletmeyi sürdürüyor. Bu yöntem, bölge ülkeleri ile enerji ve deniz taşımacılığı hatları üzerinde baskı oluşturmayı amaçlıyor. New America Vakfı araştırmacısı Barak Barfi, yaptığı değerlendirmede İranlıların ‘zamana oynayarak kazanmayı umduğunu’ belirtiyor. Barfi’ye göre Tahran, Amerikalıları birden fazla cephede yıpratmayı hedefliyor: sınırlı önleyici mühimmat stokları, kamuoyunda oluşabilecek savaş yorgunluğu, baskı altındaki enerji piyasaları ve zorlanan ekonomiler. Bu mantık çerçevesinde Tahran’ın doğrudan bir askeri zafer elde etmesine gerek yok; savaşın daha uzun, daha pahalı ve daha karmaşık hale gelmesi bile rakiplerini bir çıkış yolu aramaya zorlayabilir.

Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü araştırmacısı Ferzin Nedimi ise tabloya daha teknik bir boyut ekliyor. Nedimi’ye göre İran yönetimi ABD ve İsrail hava gücünün yoğun baskısı altında bulunuyor ve yürütülen askeri kampanyanın nihai hedefinin rejimi devirmek olduğunu biliyor. Buna rağmen savaşmayı sürdürüyor; çünkü hâlâ hayatta kalabileceğine inanıyor.

Nedimi’ye göre bu durum, İran’ın bölgedeki enerji altyapısı, tuzdan arındırma tesisleri ve hatta siyasi liderlik hedeflerine yönelik saldırılarının neden görece sınırlı kaldığını da açıklıyor. Tahran, elindeki tüm kozları aynı anda kullanmak istemiyor; çünkü hâlâ dayanma ve rakiplerine karşı bir yıpratma dengesi kurma ihtimali gördüğünü düşünüyor.

Nedimi ayrıca, İran’ın bu ‘ölçülü’ tutumunun farklı görünebileceğini de vurguluyor. Eğer bölge ülkelerine fırlatılan çok sayıda balistik füze engellenmeden hedeflerine ulaşabilseydi tablo başka olabilirdi. Bu nedenle saldırıların sınırlı etkisi yalnızca İran’ın siyasi tercihinden değil, karşı tarafın hava savunma sistemlerinin etkinliğinden de kaynaklanıyor.

Öte yandan İsrail’e yönelik füze saldırılarının, ABD ve İsrail’in füze bağlantılı hedeflere yönelik sürekli bombardımanı nedeniyle belirgin biçimde azaldığı ifade ediliyor. Ancak bu durum tehdidin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Nedimi’ye göre İran hâlâ yeni nesil füzeleriyle yıkıcı sonuçlar doğurabilecek kapasiteye sahip. Ayrıca öngörülebilir gelecekte her gün büyük sayılarda İHA fırlatmayı sürdürebilecek durumda bulunuyor.

Kürt hesapları

Erbil kentinin dışındaki bir üste eğitim kursuna katılan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’ne (PJAK) mensup Kürt savaşçılar (Reuters)Erbil kentinin dışındaki bir üste eğitim kursuna katılan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’ne (PJAK) mensup Kürt savaşçılar (Reuters)

Buna karşılık Washington ve Tel Aviv’in hesaplarının yalnızca hava saldırılarıyla sınırlı olmadığı görülüyor. Reuters’ın haberine göre ABD ile bazı Kürt taraflar arasında İran içinde olası bir operasyon konusunda görüşmeler yapılıyor. Bu durum, askeri kampanyaya kara unsuru ya da yarı kara niteliğinde yeni bir boyut eklenmesinin değerlendirildiğine işaret ediyor. Böyle bir senaryoda, yerel muhalif gruplar ya da sınırlı operasyonlar üzerinden hareket edilmesi ihtimali gündeme geliyor.

Nedimi savaşın en az iki hafta daha sürebileceğini, hatta daha uzun bir döneme yayılabileceğini değerlendiriyor. Nedimi’ye göre bu süreçte olası bir ‘kara bileşeninin’ ortaya çıkma ihtimali yakından izlenmeli. Ancak böyle bir adım son derece hassas bir gelişme olabilir. Zira azınlık kartının oynanması rejim üzerinde baskıyı artırabilir; fakat aynı zamanda dini yönetime karşı olan, ancak devletin parçalanmasına da karşı çıkan kesimler arasında güçlü bir milliyetçi tepkiyi de tetikleyebilir.

Dış cephede ise tablo Tahran açısından büyük ölçüde kapalı görünüyor. The Washington Post’un bir haberine göre Rusya, İran’a bölgedeki Amerikan varlıklarını takip edebilmesi için istihbarat desteği sağlıyor. Ancak Moskova’nın savaşın seyrini doğrudan değiştirecek bir kapasitesi ya da isteği bulunmuyor. Aynı zamanda Reuters’ın aktardığı bazı raporlar, Irak’taki İran yanlısı bazı ağların çatışmaya tam anlamıyla dahil olma konusunda tereddütlü davrandığını ortaya koyuyor. Bu durum, Tahran’ın geçmişe kıyasla bölgesel müttefiklerini seferber etme kapasitesinin zayıfladığını gösteriyor. Böylece İran bugün stratejik açıdan daha izole bir konumda bulunuyor: Rakiplerini rahatsız etmeye yetecek araçlara sahip, ancak savaşın dengelerini kökten değiştirecek güce sahip görünmüyor.

Sonuç olarak rejim değişikliğinin yakın ve kesin bir ihtimal haline geldiğini söylemek zor. Aynı şekilde İran’ın bu süreçten zarar görmeden çıktığı da söylenemez. Görünen o ki, fiilen ‘ertesi gün’ aşamasına girilmiş durumda, ancak bu durum henüz resmî olarak ilan edilmiş değil. Rejimin itibarı ve geleneksel caydırıcılık kapasitesi gerilemiş olsa da sistem henüz çökmüş değil. Buna karşılık halefiyet meselesi ve Washington ile gelecekte kurulacak ilişkinin niteliği, artık çatışmanın kendisinin bir parçası haline gelmiş durumda. Eğer Tahran’ın bugünkü stratejisi rakibini yıpratana kadar dayanmaksa, rakiplerinin beklentisi de bu direncin zamanla iç çözülmeye ya da yeni bir siyasi uzlaşmaya yol açması. Bu uzlaşma yeni bir sistemin doğmasına da mevcut sistemin farklı bir davranış biçimi benimsemesine de neden olabilir. İran’ın gelecekteki şekli, büyük ölçüde bu iki stratejik hesap arasındaki mücadele tarafından belirlenecek.


Savaş, Pentagon'a günde 890 milyon dolara mal oluyor

 ABD'ye ait USS Frank E. Petersen Jr. Destroyeri, Destansı Öfke Operasyonu'nu desteklemek amacıyla Tomahawk füzesi fırlattı (DPA)
ABD'ye ait USS Frank E. Petersen Jr. Destroyeri, Destansı Öfke Operasyonu'nu desteklemek amacıyla Tomahawk füzesi fırlattı (DPA)
TT

Savaş, Pentagon'a günde 890 milyon dolara mal oluyor

 ABD'ye ait USS Frank E. Petersen Jr. Destroyeri, Destansı Öfke Operasyonu'nu desteklemek amacıyla Tomahawk füzesi fırlattı (DPA)
ABD'ye ait USS Frank E. Petersen Jr. Destroyeri, Destansı Öfke Operasyonu'nu desteklemek amacıyla Tomahawk füzesi fırlattı (DPA)

ABD'nin İran'a karşı yürüttüğü askeri harekat ikinci haftasına girerken, operasyonların maliyetine ilişkin tahminler farklılık gösteriyor; araştırma merkezleri günlük maliyetin 890 milyon dolara ulaşabileceğini öne sürüyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), operasyonun ilk 100 saatindeki maliyeti yaklaşık 3,7 milyar dolar veya günde 891 milyon dolar olarak tahmin etti; bu rakam, Pentagon'a günde 30 milyon dolara mal olan hava operasyonlarına ve günde 15 milyon dolara mal olan deniz operasyonlarına odaklanıyor. Merkez, bu rakamların Hürmüz Boğazı'ndaki denizcilik faaliyetlerinin aksamasından kaynaklanan küresel ekonomik kayıpları içermediğini belirtti.


İran, İHA’larla İsrail ve ABD üslerini hedef aldığını duyurdu

İran'ın ABD-İsrail çatışması sırasında Hürmüz Boğazı'nı kapatma sözü vermesi üzerine Füceyre kıyıları açıklarında petrol tankerleri (Reuters)
İran'ın ABD-İsrail çatışması sırasında Hürmüz Boğazı'nı kapatma sözü vermesi üzerine Füceyre kıyıları açıklarında petrol tankerleri (Reuters)
TT

İran, İHA’larla İsrail ve ABD üslerini hedef aldığını duyurdu

İran'ın ABD-İsrail çatışması sırasında Hürmüz Boğazı'nı kapatma sözü vermesi üzerine Füceyre kıyıları açıklarında petrol tankerleri (Reuters)
İran'ın ABD-İsrail çatışması sırasında Hürmüz Boğazı'nı kapatma sözü vermesi üzerine Füceyre kıyıları açıklarında petrol tankerleri (Reuters)

İran ordusu bugün yaptığı açıklamada, ABD-İsrail savaşının ikinci haftasına girilirken, deniz kuvvetlerinin İsrail'e ve Körfez'deki Amerikan üslerine bir dizi insansız hava aracı saldırısı başlattığını duyurdu.

İran resmi haber ajansı IRNA'da yer alan açıklamada, İran ordusunun ABD üslerini ve İsrail işgali altındaki bölgeleri insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlediği saldırı dalgasıyla hedef aldığı belirtildi.

Açıklamada, hedef alınan yerler arasında İsrail'deki stratejik bir tesisin de bulunduğu da ifade edildi.

Bununla bağlantılı olarak, İran Devrim Muhafızları dün akşam, ABD-İsrail savaşı nedeniyle deniz trafiğinin neredeyse felç olduğu Hürmüz Boğazı'ndan ticari gemilere eşlik edecek Amerikan kuvvetlerini "beklediklerini" açıkladı.

Devrim Muhafızları sözcüsü Ali Muhammed Naeini, ABD Enerji Bakanı Chris Wright'ın ABD Donanmasının stratejik boğazda gemilere refakat etmeye hazırlandığı yönündeki açıklamasına ilişkin olarak, "Onları bekliyoruz" dedi. Şarku’l Avsat’ın Fars Haber Ajansı'dan aktardığına göre Naeini, "Amerikalılara, herhangi bir karar vermeden önce, 1987'de dev ABD petrol tankeri Bridgeton'a yapılan saldırıyı ve yakın zamanda hedef alınan petrol tankerlerini hatırlamalarını tavsiye ediyoruz" ifadelerini kullandı.