İsrail hükümeti, Netanyahu’nun Beyaz Saray'a hızlı bir şekilde çağrılmasından endişe duyuyor

Netanyahu: İsrail'in ihracatına uygulanan gümrük vergilerinin azaltılması da dahil olmak üzere çeşitli konuları görüşeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte 4 Şubat 2025 tarihinde Washington'daki Beyaz Saray'da (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte 4 Şubat 2025 tarihinde Washington'daki Beyaz Saray'da (AFP)
TT

İsrail hükümeti, Netanyahu’nun Beyaz Saray'a hızlı bir şekilde çağrılmasından endişe duyuyor

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte 4 Şubat 2025 tarihinde Washington'daki Beyaz Saray'da (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte 4 Şubat 2025 tarihinde Washington'daki Beyaz Saray'da (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun derhal ve gecikmeksizin Beyaz Saray'a gelmesi yönündeki ısrarının ardından İsrail hükümetinin koridorlarında bir endişe havası hâkim oldu. İsrailli yetkililer, Gazze Şeridi'ndeki savaşı durdurmaları ve müzakere masasına dönmeleri için kendilerine bir anlaşma dayatılacağından korkuyor.

Ancak Netanyahu, Gazze Şeridi'ndeki savaşın, İran ve ikili ilişkiler de dahil olmak üzere ziyaret sırasında görüşülecek birkaç konudan sadece biri olduğu konusunda güvence verdi ve asıl konunun gümrük vergilerinin yükseltilmesi konusunda bir mutabakat olacağını vurguladı.

Netanyahu, Washington'a giderken başkanlık uçağında kendisine eşlik eden gazetecilere, ABD yönetiminin gümrük vergilerini arttırma kararının İsrail ekonomisini olumsuz etkilediğini ve bunu en aza indirmek için çaba göstereceğini söyledi.

İsrail, onlarca ülkeyi etkileyen gümrük vergilerini arttırma kararından muaf tutulmak için iyi niyet göstergesi olarak ABD'den ithal edilen tarım ürünlerinde İsrail gümrüklerini düşürme girişiminde bulunmuştu, ancak Amerikalılar İsrail mallarına yüzde 17'lik bir artış uyguladı. Netanyahu ise bunun tamamen iptal edilmesini ya da en fazla yüzde 10'a indirilmesini istiyor.

Bunun üzerine Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, Netanyahu'nun ABD Başkanı'nın daveti üzerine Washington'a gideceği ve ‘gümrükler, esirlerin iadesine yönelik çabalar, İsrail-Türkiye ilişkileri, İran tehdidi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ile yaşanan ihtilaf’ gibi konuları görüşecekleri belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Kanal 12'den aktardığına göre hükümete yakın İsrailli kaynaklar, Beyaz Saray'ın görüşmeyi bugün yapma ısrarının İsrail'in beklemediği bir konu ya da konularla ilgili ‘Trump tarzı’ bir sürprizi gizliyor olabileceğinden endişe ediyor.

Witkoff toplantıya katılacak

Kaynaklar, Beyaz Saray'ın Netanyahu'nun ofisine, Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirme müzakerelerini yürüten temsilcisi Steve Witkoff'un görüşmenin hızlandırılmasında ısrar eden kişi olduğunu ve Netanyahu ile Beyaz Saray'daki oturumlara katılacağını bildirdiğini doğruladı. Bu da Gazze konusunun görüşmelerin büyük bir bölümünü işgal edeceği anlamına geliyor.

Kendisine eşlik eden gazetecilere konuşan Netanyahu iyimserdi. Netanyahu, “İsrail ekonomisi için çok önemli olan bir konu hakkında konuşmak üzere Başkan Trump ile bir araya gelecek ilk yabancı lider olduğumu söyleyebilirim. Ülkelerinin ekonomisi için bunu yapmak isteyen uzun bir liderler silsilesi var. Bunun da ABD ile İsrail arasındaki özel ilişkiyi yansıttığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, Suriye konusunu da gündeme getirerek şunları söyledi: “İsrail'in geçen hafta Suriye'deki saldırılarını arttırması, Türkiye'nin kontrolünü engellemek için Suriye'deki askeri havaalanlarını tahrip etmesi ve İsrail saldırılarını kısıtlayan hava savunma sistemleri kurması ışığında İsrail, Amerikalıların belki de Suriye'nin nüfuz bölgelerine bölünmesinde ve İsrail ile Türkiye arasında Suriye'de güvenlik anlaşmaları yapılmasında önemli bir rol oynayacağını umuyor.”

Macaristan'ın misafirperverliği

Netanyahu, ‘çok başarılı’ olarak nitelendirdiği Macaristan ziyaretini, Macaristan Cumhurbaşkanı'nın kendisine verdiği görkemli bir resepsiyon ve eşi Sara ile evlilik yıldönümlerini Tuna Nehri üzerinde lüks bir yatta romantik bir geziyle kutlamasıyla sonlandırdı.

Netanyahu burada bir silah anlaşması yaptığını ve Macaristan ile Çek Cumhuriyeti'nin İsrail'deki büyükelçiliklerini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıyacaklarını duyurmayı planladıklarını söyledi. Böylece Guatemala, Kosova, Honduras, Papua Yeni Gine ve Paraguay olmak üzere beş olan büyükelçilik taşıma kararında ABD'yi takip eden ülke sayısı yediye yükselmiş oldu.

Netanyahu'nun Macaristan ziyareti İsrail'de, özellikle de cumartesi akşamı Tel Aviv'de ve başka yerlerde büyük gösteriler düzenleyen ve bir bildiri yayınlayan esirlerin aileleri tarafından ağır bir şekilde eleştirildi. Yayınlanan bildiride, “O ve eşi, Tuna Nehri’nde dinlenirken biz esaret altında ölen, acı içinde kıvranan çocuklarımız için yanıyoruz” ifadesi yer aldı.

defrgty
Cumartesi akşamı Tel Aviv'de İsrail hükümeti ve Başbakan Binyamin Netanyahu'ya karşı düzenlenen ve tüm esirlerin bir an önce serbest bırakılmasını talep eden protestolardan (Reuters)

Gazze Şeridi’nde esaret altında ölen Itai'nin kız kardeşi Merav Svirsky şunları söyledi: “Netanyahu savaşın genişletilmesi emrini verdi ve askeri baskının kardeşlerimizi geri getireceğini iddia etti. Oysa gerçekler onları öldürdüğünü kanıtlıyor. Şimdi de Hamas, esirlerin yarısının saldırıların planlandığı yerlerde tutulduğunu açıkladı.”

Svirsky, aileler adına şu soruyu sordu: “Netanyahu neden anlaşmayı ihlal etti ve B aşamasının başarısız olmasına neden oldu? Neden hepsinin birden iade edilmesini kabul etmedi? Neden Mısır'ın savaşı sona erdirme ve hepsini iade etme önerisi kabinede tartışılmadı?”

Kaçırılan asker Nimrod Cohen'in annesi Vicky Cohen, esirlerin yaşamı ile Başbakan'ın yaşamı arasındaki keskin zıtlığa dikkat çekti: “Esirler bir soykırımla karşı karşıyayken ve esaret altında tuvalet suyu içerken, Netanyahu Avrupa'da lüks bir tatilin tadını çıkarıyor. Onlar açlıktan ölüyor ve günde çeyrek ekmekle yaşıyorlar, Netanyahu ise lüks otel yemeklerinin tadını çıkarıyor. Esirler kelepçeli ve o, Şin-Bet Başkanı’ndan sevdiklerinin serbest bırakılması için mücadele eden vatandaşları yargılamasını istiyor.”

Ofer Calderon'un kuzeni Yifat Calderon ise doğrudan ABD Başkanı'na seslendi: “Netanyahu askeri baskının esirleri geri getireceğini söylerken yalan söylüyor. Tüm esirleri hızlı bir şekilde geri getirmenin tek yolu savaşı sona erdirmek ve hepsini bir kerede geri getirmektir. Sadece siz savaşı durdurabilir ve hepsini geri getirebilirsiniz. Diğer tüm tehditler esirlerin geri getirilmesinden sonra ele alınabilir. Lütfen Netanyahu'ya savaşı sona erdirmesi ve hepsini geri getirmesi için baskı yapmak için elinizden geleni yapın.”



Hürmüz Boğazı'nın yeniden kapatılması müzakereleri zorlaştırıyor

ABD'ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde (CENTCOM)
ABD'ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde (CENTCOM)
TT

Hürmüz Boğazı'nın yeniden kapatılması müzakereleri zorlaştırıyor

ABD'ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde (CENTCOM)
ABD'ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde (CENTCOM)

İran, dün, sınırlı olarak açılmasından saatler sonra Hürmüz Boğazı'nı yeniden kapatarak, ABD'nin limanlarına uyguladığı ablukanın kaldırılmasını talep etti. Bu hamle, devam eden müzakereleri daha da karmaşık hale getirerek hayati önem taşıyan su yolunda gerilimi yeniden artırdı.

Karar, Washington'ın boğazın yeniden açılmasının deniz ablukasının kaldırılması anlamına gelmediğini teyit etmesinin ardından geldi. ABD ordusu, deniz ablukasının başlamasından bu yana 23 geminin İran'a geri dönme emrine uyduğunu belirtti. Bu gelişmeler, İslamabad'ın arabuluculuğuyla yapılacak üçüncü tur görüşmeleri beklenirken yaşandı.

Boğazın kapalı olması nedeniyle, İran Devrim Muhafızları^na ait iki deniz aracı, Umman'ın kuzeydoğusunda bir tankere önceden telsiz uyarısı yapmadan ateş açtı. Reuters, üç deniz güvenliği ve nakliye kaynağına atıfta bulunarak, boğazdan geçmeye çalışan en az iki ticari gemiye ateş açıldığını bildirdi. Devrim Muhafızları, tankerin ve mürettebatının güvende olduğunu açıkladı. Bu arada, Hindistan, ham petrol yüklü bir gemiye yapılan saldırının ardından Tahran büyükelçisini çağırdı.

Washington'da ABD Başkanı Donald Trump, İran ile görüşmelerin "çok iyi gittiğini" söyledi ancak Tahran'ı Hürmüz Boğazı'nı yeniden kapatmaya çalışmakla suçlayarak, "Bize şantaj yapamazlar" ifadesini kullandı. Çarşamba günü sona erecek olan ateşkesi, uzun vadeli bir anlaşmaya varılmaması halinde uzatmayacağı tehdidinde bulunan Trump, ablukanın devam edeceğini teyit etti. Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığına göre, her iki taraf da yeniden çatışma olasılığına hazırlanırken, ABD ordusu İran bağlantılı tankerlere ve uluslararası sulardaki ticari gemilere el koymaya hazırlanıyor.

Tahran'da, İran'ın birinci başkan yardımcısı Muhammed Rıza Arif, ateşkesin uzatılmasını reddedeceğini belirterek, "Ya müzakere masasında haklarımızı bize verecekler ya da savaş alanına döneceğiz" dedi.

Genelkurmay Operasyonlar Komutanı Ali Abdullahi, Hürmüz Boğazı'nın sıkı gözetim altında "eski haline" döndüğünü söylerken, Parlamento Başkanı Mohammad Bakır Kalibaf, Trump'ı "yanlış iddialarda bulunmakla" suçladı.

Ulusal Güvenlik Konseyi, Tahran'ın, cuma akşamı Tahran'a yaptığı üç günlük ziyaretini tamamlayan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'in ilettiği önerileri incelediğini bildirdi.


İsrail ordusu Lübnan'ın güneyinde bir askerin öldüğünü açıkladı

Lübnan sınırını geçmek üzere olan İsrail askeri araçları (EPA)
Lübnan sınırını geçmek üzere olan İsrail askeri araçları (EPA)
TT

İsrail ordusu Lübnan'ın güneyinde bir askerin öldüğünü açıkladı

Lübnan sınırını geçmek üzere olan İsrail askeri araçları (EPA)
Lübnan sınırını geçmek üzere olan İsrail askeri araçları (EPA)

İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, bir askerinin Lübnan’ın güneyinde, cuma günü ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu.

Ordu, 48 yaşında başçavuş rütbesindeki askerin hayatını kaybetmesinde neden olan olayda, üç askerin daha yaralandığını bildirdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ordu olayla ilgili daha fazla ayrıntı paylaşmazken, “Ynet” haber sitesi olayın, Lübnan’ın güneyinde sınırdan yaklaşık 3,5 kilometre uzaklıkta bulunan binalarda yürütülen arama-tarama faaliyetleri sırasında meydana geldiğini belirtti. Habere göre asker, sonradan patlayan tuzaklanmış bir binaya giren ilk kişiler arasındaydı.

AFP’nin askeri verilere dayandırdığı sayımlara göre, 2 Mart’ta Hizbullah ile başlayan çatışmalarda İsrail ordusunun kayıpları böylece 14 kişiye yükseldi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamasına göre ateşkes perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısı yürürlüğe girdi ve 10 gün sürmesi öngörülüyor.

Hizbullah ise dün yaptığı açıklamada, İsrail’in ateşkesi ihlal etmesi durumunda misillemede bulunacağı uyarısını yaptı ve ateşkesin “iki taraflı” olması gerektiğini vurguladı.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ateşkesin “tüm saldırgan eylemlerin tamamen durdurulması” anlamına geldiğini belirterek, “Bu düşmana güvenmediğimiz için direniş güçleri sahada kalacak, elleri tetikte olacak ve ihlallere karşılık verecektir” ifadelerini kullandı.

Kasım ayrıca, ateşkesin yalnızca direniş tarafından uygulanamayacağını, her iki tarafın da buna uyması gerektiğini söyledi.

Öte yandan İsrail ordusu, ateşkes yürürlükte olmasına rağmen hava kuvvetlerinin Lübnan’ın güneyinde “terörist hücre” olarak nitelendirdiği bir gruba yönelik saldırı düzenlediğini açıkladı.

Ordudan yapılan açıklamada, söz konusu hava saldırısının “kuzeydeki yerleşimlere yönelik doğrudan tehdidi önlemek amacıyla, ön cephe hattı yakınlarında faaliyet gösteren bir terör hücresinin etkisiz hale getirilmesi” için gerçekleştirildiği, ancak ölü sayısına dair bilgi verilmediği ifade edildi.


Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
TT

Barış ne zaman istisna değil, kural haline gelecek?

Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)
Birleşmiş Milletler'in yapısal reforma ihtiyacı var (Reuters)

Antoine el Hac

Uluslararası ilişkiler alanında, analistler arasında giderek yaygınlaşan bir görüşe göre dünya, yeni bir küresel sisteme girmiş bulunuyor. Bu yeni düzende, “hukukun gücü”nün yerini “gücün hukuku”nun aldığı ve yerleşik kurallara dayanan eski uluslararası sistemin etkisini yitirdiği ileri sürülüyor. Dolayısıyla uluslararası ilişkilerin artık uzlaşı ve çok taraflılık yerine güç ve nüfuz mantığıyla yürütüldüğü değerlendiriliyor. Mevcut sistem, farklı büyüklüklerdeki güç merkezlerinden oluşurken, aktörlerin eşitliğe dayalı uluslararası anlaşmalardan ziyade güç kullanımı yoluyla etki alanlarını ve ekonomik kaynaklarını genişletmeye yöneldiği görülüyor.

Herhangi bir katılımcı küresel düzenin birincil hedefinin, sürdürülebilir barışı sağlamak olduğu genel kabul görmektedir. Nitekim Baruch Spinoza barışı, güven, adalet ve iyi niyete dayanan erdem olarak tanımlarken; Albert Einstein barışın zorla değil, anlayış yoluyla sağlanabileceğini vurgulamıştır. Antik düşünürler Platon ve Aristoteles de benzer şekilde barışı toplumsal düzenin en yüksek hedeflerinden biri olarak görmüş; Mahatma Gandhi ise kalıcı barışın, zorluklar karşısında bile ancak adalet temelinde mümkün olacağını ifade etmiştir.

Bununla birlikte tarihsel deneyim, barışın çoğu zaman istisna olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanlık tarihinin yaklaşık 3 bin 500 ila 5 bin yıllık yazılı döneminde, büyük savaşların tamamen yaşanmadığı sürelerin toplamı 230 ila 268 yıl arasında kalmıştır. Bu da savaşsız dönemlerin, insanlık tarihinin yüzde 10’undan daha azına karşılık geldiğini göstermekte; dolayısıyla çatışmanın hem bireysel hem de kolektif düzeyde baskın bir olgu olduğunu düşündürmektedir.

Bu bağlamda “uluslararası sistem” ile “küresel düzen” arasında ayrım yapmak önem taşımaktadır. Uluslararası sistem, dünya siyasetinin işleyiş mekanizmalarını; aktörleri, güç dengelerini ve sınırlayıcı unsurları ifade ederken, küresel düzen daha çok siyasi, kurumsal ve kültürel bir inşa sürecini tanımlar. Bu düzen; müzakere, iş birliği ya da zorlayıcı süreçler sonucunda şekillenebilir. Nitekim I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan düzenler, galip ve mağlup ilişkileri üzerinden inşa edilmiştir. Bu açıdan küresel düzen sabit değil, aktörlerin bilinçli tercihleriyle şekillenen dinamik bir yapıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan küresel düzenin önemli kazanımlar sağladığı kabul edilmektedir. Büyük ölçekli savaş ihtimali azalmış, klasik imparatorluk yapıları sona ermiş, ekonomik refah artmış ve birçok devletin egemenliği güçlenmiştir. Bu süreçte Vestfalya Barışı ilkeleri de ulus-devlet sisteminin temelini oluşturmuştur. Ancak bu düzenin, günümüzde yaşanan derin dönüşümlere yeterince yanıt veremediği hususunda güçlü bir kanaat oluşmuştur. Bu durum, küresel ölçekte artan belirsizlik ve kriz algısını beslemekte; hatta nükleer riskler nedeniyle olası bir büyük savaş ihtimaline dair endişeleri artırmaktadır.

Son yıllarda küresel güç dengelerinde belirgin değişimler yaşanmaktadır. Özellikle BRICS ülkelerinin yükselişi, Batı merkezli sistemin tek başına belirleyici olma özelliğini zayıflatmaktadır. Bu dönüşüm yalnızca ekonomik ve askeri güç unsurlarını değil, aynı zamanda düşünsel ve kültürel alanları da içermektedir. Batı dışı aktörlerin kendi kimliklerini vurgulaması ve alternatif kalkınma modelleri geliştirmesi bu sürecin önemli parçasıdır.

“Batı sonrası dönem” olarak da tanımlanan bu süreç hem Batı dünyası hem de yükselen güçler açısından ciddi sınamalar içermektedir. İklim değişikliği, siber güvenlik, göç, organize suçlar ve terörizm gibi küresel sorunlar, daha geniş uluslararası iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Ancak büyük güçler arasındaki rekabet, özellikle ekonomik ve ticari alanlarda yaşanan gerilimler ve zaman zaman ortaya çıkan askeri karşılaşmalar, istikrarlı bir küresel denge kurulmasını zorlaştırmaktadır.

Ayrıca milliyetçilik ve popülist akımların yükselişi de uluslararası iş birliği açısından olumsuz bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu eğilimler, çoğu zaman uluslararası kurumlara olan güveni zayıflatarak, dar ulusal çıkarların ön plana çıkmasına yol açmaktadır. Antoine el-Hac'ın Şarku'l Avsat için kaleme aldığı analize göre özellikle büyük güçler arasında rekabetin artması, küresel sistemdeki dağılmayı daha da derinleştirmektedir.

Bir diğer önemli mesele ise küresel değerler ile ulusal öncelikler arasında denge kurulmasıdır. Tek taraflı dayatmaların, kültürel ve siyasi çeşitliliği göz ardı etmesi nedeniyle sürdürülebilir olmadığı görülmektedir. Bu nedenle esnek, çok katmanlı ve ağ temelli diplomasi yöntemlerinin önemi giderek artmaktadır.

Sonuç olarak mevcut uluslararası sistem, çok boyutlu bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yeni güçlerin yükselişi, Batı’nın göreli etkisinin azalması, artan çatışmalar ve küresel sorunlar bu dönüşümün temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Bu süreçte devletlerin ekonomik ve stratejik çıkarlarını koruma çabası ise belirleyici olmaktadır.

Gelecekte küresel sistemin nasıl şekilleneceği, büyük ölçüde uluslararası aktörlerin iş birliği kapasitesine ve değişime uyum sağlayabilme yeteneklerine bağlı olacaktır. Alternatif yaklaşımların ortaya çıkışı bir tehditten ziyade, çok kutuplu dünyayı anlamak açısından bir fırsat olarak görülebilir. Nitekim oluşmakta olan yeni düzen, gücün tek bir merkezde toplanmadığı daha karmaşık bir yapıya işaret etmektedir.

Bu doğrultuda daha çok katmanlı ve çeşitli yönetim modellerinin bir arada var olacağı bir küresel düzenin temelleri atılmaktadır. Ancak bu yeni yapının sağlıklı işleyebilmesi için mevcut kurumların güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarda reform ihtiyacı sıklıkla dile getirilmektedir. Sonuç olarak, daha adil, barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya düzeninin inşası, farklılıkları yönetebilen ve iş birliğini teşvik edebilen ortak iradenin varlığına bağlıdır.