Gazze bir yandan küresel ilgi azalırken ciddi bir açlık kriziyle karşı karşıya

Gazze uçurumun kıyısında

İsrail ordusunun ağır bombardımanlarının ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bazı mahalleler için tahliye emri vermesini ardından evlerinden kaçmaya çalışan Filistinliler, 18 Mart 2025 (Reuters)
İsrail ordusunun ağır bombardımanlarının ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bazı mahalleler için tahliye emri vermesini ardından evlerinden kaçmaya çalışan Filistinliler, 18 Mart 2025 (Reuters)
TT

Gazze bir yandan küresel ilgi azalırken ciddi bir açlık kriziyle karşı karşıya

İsrail ordusunun ağır bombardımanlarının ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bazı mahalleler için tahliye emri vermesini ardından evlerinden kaçmaya çalışan Filistinliler, 18 Mart 2025 (Reuters)
İsrail ordusunun ağır bombardımanlarının ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bazı mahalleler için tahliye emri vermesini ardından evlerinden kaçmaya çalışan Filistinliler, 18 Mart 2025 (Reuters)

Salim er-Reyyis

İsrail hükümeti, mart ayının başlarından bu yana Gazze Şeridi'ne açılan tüm sınır kapılarını kapatma kararı alarak insani yardım kamyonlarının ve yakıt tankerlerinin girişini tamamen engelledi. Ocak ayı ortalarında ateşkes anlaşması çerçevesinde imzalanan insani yardım protokolüne göre Gazze Şeridi'ne günde 600 kamyon insani yardım ve 50 tanker yakıt girişine izin verilmesi gerekiyordu. Ancak, anlaşmanın uygulanmasının ilk aşamasında ikinci aşamanın uygulanması için arabuluculuk yapan Mısır, Katar ve ABD’nin himayesinde Hamas ile müzakere masasına oturmayı erteleyen İsrail, ateşkesin ilk aşamansıın sona ermesinin hemen ardından ikinci bir emre kadar Gazze Şeridi’ne açılan tüm sınır kapılarını kapatma kararı aldı.

İnsani yardımların, temel gıda maddelerinin, sebzelerin, dondurulmuş etin, yakıtın ve tıbbi malzemelerin girişinin engellendiği bir ayı aşkın süre boyunca kriz daha da kötüleşti. Kötüleşen kriz, Gazze Şeridi'nde bir buçuk yıldan fazla bir süredir herhangi bir çözüm olmaksızın açlık, hastalık, öldürülme, tutuklanma ve yerinden edilme tehlikeleriyle karşı karşıya kalan 2,4 milyondan fazla insan için hayatın tüm yönlerini etkiledi. İsrail'in bombardımanları ve saldırıları altında günlük yaşamlarını sürdürmeye çalışan Gazzeliler, her gün yıkımların ve ölümlerin devam ettiği Gazze Şeridi’nde sınır kapılarının kapatılmasının etkisi nedeniyle insani bir felaket, yaklaşan bir kıtlık ve hastalıkların yayılması tehlikesiyle karşı karşıyalar.

İsrail'in sınır kapılarını kapattığını duyurmasının hemen ardından, tüccarlar ve satıcılar tarafından her türlü mal ve ürünün fiyatları kademeli olarak yükseltilmeye başladı. Bu durum, halen bazı gelir kaynaklarına sahip olan küçük bir grup insanın, kapanmanın uzun süre devam edeceğinden korkusuyla ürünleri satın alıp stoklamasına neden oldu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde yaşayan Mesud Selman, 7 Ekim 2023'te başlayan yok etme savaşı sırasında İsrail tarafından sınır kapılarının kapatılması krizinin ilk kez yaşanmadığını söyledi. Sınır kapılarının birçok kez kapatıldığını ifade eden Selman, “Haftalar süren her kapanışta, temel ürünlerin azalması ve fiyatların yükselmesi nedeniyle Gazzeliler, bu fiyatlardan alışveriş yapmak ve yaklaşık iki ay yetecek kadar satın almak zorunda kaldı” dedi.

Selman, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sınır kapılarının kapatılmasının hemen ardından fiyatlar yükseldi, ben de bu fiyatlardan satın almak zorunda kaldım. Ancak dondurulmuş sebze ve et alamadım. Çünkü elektriğimiz ya da buzdolabımız yok ve onları nerede muhafaza edebilirim ki?

Gazze'deki Filistin Hükümeti Basın Ofisi'nin açıkladığı verilere göre İsrail ordusu 18 Mart'ta askeri saldırılarına yeniden başlamadan önce Gazze sakinlerinin yüzde 70'inden fazlası gelir kaynaklarını ve evlerini kaybetmiş ve yerlerinden edilmişti.

Savaş ve savaşın son bir buçuk yılda yol açtığı felaketler ve krizler sonucunda Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 80'i, İsrail'in yardım kamyonlarının girişine izin verdiği her an kendilerine gıda kolileri gönderen uluslararası yardım kuruluşlarına ve kurumlarına bağımlı hale geldi. Ancak sınır kapılarının sürekli kapalı olması nedeniyle depolanmış gıda miktarında sıkıntı yaşanıyor. Bu da birçok gıda dağıtım merkezini yerlerinden edilenlere sağladıkları günlük öğün sayısını azaltmaya zorlarken, bazıları da kapılarını kapatmak ve temel insani yardım hizmetlerini durdurmak zorunda kaldı.

Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 80'i, İsrail'in yardım kamyonlarının girişine izin verdiği her an kendilerine gıda kolileri gönderen uluslararası yardım kuruluşlarına ve kurumlarına bağımlı hale geldi.

Han Yunus'un batısındaki Mevasi bölgesine göç eden Fevziye Abdurrahman, kendisi ve çocuklarının her gün et ya da tavuk ve bir sebzeyle pişirilmiş pirinçten oluşan bir ana öğün aldıklarını, ancak sınır kapılarının kapatılmasıyla birlikte günlük öğünlerindeki et ve tavuk miktarının marketlerde bulunan ürünler tükenene kadar azaldığını ve en sonunda tamamen yok olduğunu söyledi. Al Majalla’ya konuşan Abdurrahman, “Her geçen gün sebze ve pirinç miktarı da azaldı. Artık ne beni ne de çocuklarımı doyuruyor. Doymadığımız zamanlar oluyor” ifadelerini kullandı.

Gazze Şeridi, Han Yunus'un batısındaki Mawasi bölgesinde çiftçiler tarafından yetiştirilen az miktardaki sebze ile yetinmeye çalışıyor, ancak herkes yeterli miktarda sebze satın alamıyor. Halen bulunabilen bazı sebzelerden satın almak için pazara giden Abdurrahman, “Domates, salatalık, patlıcan, kabak ve yeşil sebzelerden almak için pazara gittim, ancak fiyatlar çok yüksek. Hiçbir gelir kaynağım olmadığı, kocam vefat ettiği ve sadece hayırsever insanlardan ve derneklerden gelen yardımlarla geçindiğim için bu fiyatları karşılayamıyorum” dedi.

Yükselen yakıt fiyatları

Sınır kapılarının kapatılmasıyla başta yemek pişirmek için kullanılan tüp gaz olmak üzere çeşitli yakıt türlerinin girişinin engellenmesi Gazzelilerin günlük yaşamlarını çeşitli yönlerden etkileyen belki de en önemli ikinci konu. Bir litre benzinin fiyatı karaborsada yaklaşık 15 dolardan 90 ila 100 dolara yükseldi. Yakıt fiyatlarındaki artış, nüfusun yüzde 90'ından fazlasını etkileyen ciddi bir su krizine de yol açtı. Bu da elektrik jeneratörlerini yüksek fiyatlı yakıtlarla çalıştırmak zorunda olmaları ve mevcut istikrarsız mali durumları için çok pahalı olan bu yakıtları satın alamayıp su için ödeme yapamamalarından kaynaklanıyor.

Savaşın başlarından bu yana tek gelir kaynağını kaybeden Gazze şehrinden Beşir Sem’an, Al Majalla’ya ailesiyle birlikte gıda kolileri ve bir miktar nakit yardımla yaşadıklarını anlattı. Banyo, bulaşık, çamaşır yıkama ya da tuvalet gibi günlük kullanım ya da içme suyu için artık su satın alamayan Sem’an, bir bardak suyun yaklaşık 25 dolardan 100 doların üzerine çıktığını söyledi.

Yakıt krizi, özellikle de yemek pişirme için kullanılan tüp gaz, halk lokantalarının ve hayırseverler tarafından açılan yiyecek tezgahlarının çalışmalarını durdurmasına ve mart ayı sonlarında gaz ve un stoklarının tükenmesinin ardından Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından sübvanse edilen 25 fırının çalışmalarını askıya alınmasına neden oldu. WFP tarafından sübvanse edilen tek bir somun ekmek yaklaşık 60 sente, 25 kilogramlık bir çuval un ise 6 dolara satılıyordu. Ancak fırınların kapatılması ve faaliyetlerinin durdurulmasının ardından un fiyatı çuval başına 50 doların üzerine çıktı.

Yakıt yasağı krizinin yol açtığı felaketlerin ardı arkası kesilmiyor. Yakıt sıkıntısı nedeniyle sokakları açma ve molozları kaldırma çalışmaları da durdu. Bu da yüzlerce sokakta atıkların birikmesine, sivrisinek ve zararlı böceklerin yanında hastalıkların yayılmasına sebep oldu. Ulaşım ve iletişim sektörü, yüksek fiyatlar ve miktarların azlığı nedeniyle neredeyse durma noktasına geldi. Bir yerden başka bir yere ulaşım aracı bulmak zorlaştı. Bulunsa bile fahiş fiyatlar ulaşım ve iletişim alanlarını felç etti.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı, sınır kapılarının kapatılması ve yakıt girişinin engellenmesinin Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerindeki hastanelerde jeneratörlerin ve İsrail’in devam eden bombardımanları nedeniyle ölüleri ve yaralıları taşıyan ambulansların çalışmasını etkileyeceğine dair uyardı. Sağlık Bakanlığı Hastaneler Genel Müdürü Dr. Muhammed Zakut, bakanlığın tıbbi malzeme stokunun ve onlarca kalem tıbbi temel malzemenin azaldığı uyarısında bulundu. Bunun iki nedeni olduğuna dikkati çeken Zakut, bunlardan birincisinin sınır kapılarının kapatılmaya devam etmesi nedeniyle tıbbi malzeme taşıyan kamyonların girişinin engellenmesi, ikincisinin ise İsrail ordusunun tıbbi malzeme ve ilaç depolarını hedef almaya devam etmesi olduğunu söyledi. İsrail ordusu son olarak Refah kentinde yer alan Suudi Arabistan Kültür ve Miras Merkezi’ne bağlı olan ve tıbbi malzeme stokunun bulunduğu bir depoyu hedef almıştı.

Depolarda ve antrepolarda ilaçların yüzde 37'sinin stokları sıfırlanırken hastanelerde doktorların ameliyatlar, yoğun bakım ve acil servisler için daha önce görülmemiş düzeylerde ilaç tüketmek zorunda kalıyor.

Sağlık Bakanlığı depolarda ve antrepolarda ilaçların yüzde 37'sinin stoklarının sıfırlandığını ve hastanelerde doktorların ameliyatlar, yoğun bakım ve acil servisler için daha önce görülmemiş düzeylerde ilaç tüketmek zorunda kaldıklarını açıkladı.

Kanser hastaları ve kan hastalıkları için kullanılan ilaçların yüzde 54'ünün stoku tamamen tükenirken hastaların hayatları tehlikede. Bu durum doktorların hasta tedavilerini yarıda kesmek zorunda kalmalarına neden oluyor.

frgthy
İsrail'in Gazze'deki Şucaiyye Mallesi’nde bir eve düzenlediği saldırının ardından yıkılan evlerin arasında kalan Filistinliler, 9 Nisan 2025 (Reuters)

İsrail ordusunun sınır kapılarını kapalı tutmaya devam etmesinin ve gıda ve tıbbi malzemelerin girişini engellemesinin, Gazzeliler arasında, özellikle de çocuklar arasında yetersiz beslenmenin bir sonucu olarak anemi, gıda ve sağlık felaketi ve yakında bir kıtlığa yol açacağını söyleyen Zakut, “Yakıt krizi, suların kesilmesi, çöplerin sokaklarda birikmesi ve haşerelerin yayılması, tüm bunlar cilt ve akciğer hastalıklarının yayılabileceğine dair uyarı niteliğinde. Bu yüzden İsrail'in sağlık sistemini hedef almayı bırakması ve Gazze’ye tıbbi malzeme sağlanması için uluslararası eylem talep ettik ve talep etmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.



ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.


Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
TT

Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı dün, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin Rus petrolünün akışına yeniden başlanmaması halinde Ukrayna'ya elektrik tedarikini kesme tehdidinde bulunmalarını "uyarı ve şantaj" olarak nitelendirerek kınadı.

Rus petrol sevkiyatları, Kiev'in 27 Ocak'ta Batı Ukrayna'da boru hattındaki ekipmanı bombalayan bir Rus insansız hava aracının (İHA) saldırısını gerçekleştirdiğini açıklamasından bu yana Macaristan ve Slovakya'ya durdurulmuş durumda. Slovakya ve Macaristan, uzun süredir devam eden tedarik kesintilerinden Ukrayna'nın sorumlu olduğunu savunuyor.

Slovakya Başbakanı Robert Fico dün yaptığı açıklamada, Kiev'in Rus petrolünün Ukrayna toprakları üzerinden Slovakya'ya transit geçişine yeniden başlamaması halinde, iki gün içinde Ukrayna'ya acil durum elektrik tedarikini keseceğini söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Macaristan Başbakanı da birkaç gün önce benzer bir tehditte bulunmuştu.

Bu konu, Ukrayna ile komşuları Macaristan ve Slovakya arasında bugüne kadarki en ciddi anlaşmazlık noktalarından biri haline geldi. Bu ülkelerin liderleri, Moskova ile bağlarını güçlendirerek büyük ölçüde Ukrayna yanlısı Avrupa konsensüsünden ayrıldılar.

Macaristan ve Slovakya, Avrupa Birliği ve NATO üyesidir ve bloktaki diğer iki ülke olarak Ukrayna üzerinden Druzhba boru hattıyla taşınan Rus petrolüne hâlâ büyük ölçüde bağımlıdırlar.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Ukrayna, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin iki ülke arasındaki enerji tedarikine ilişkin uyarılarını ve şantajlarını reddediyor ve kınıyor. Bu uyarılar kesinlikle Kiev'e değil, Kremlin'e yöneltilmelidir” ifadelerini kullandı.