Gazze bir yandan küresel ilgi azalırken ciddi bir açlık kriziyle karşı karşıya

Gazze uçurumun kıyısında

İsrail ordusunun ağır bombardımanlarının ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bazı mahalleler için tahliye emri vermesini ardından evlerinden kaçmaya çalışan Filistinliler, 18 Mart 2025 (Reuters)
İsrail ordusunun ağır bombardımanlarının ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bazı mahalleler için tahliye emri vermesini ardından evlerinden kaçmaya çalışan Filistinliler, 18 Mart 2025 (Reuters)
TT

Gazze bir yandan küresel ilgi azalırken ciddi bir açlık kriziyle karşı karşıya

İsrail ordusunun ağır bombardımanlarının ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bazı mahalleler için tahliye emri vermesini ardından evlerinden kaçmaya çalışan Filistinliler, 18 Mart 2025 (Reuters)
İsrail ordusunun ağır bombardımanlarının ve Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bazı mahalleler için tahliye emri vermesini ardından evlerinden kaçmaya çalışan Filistinliler, 18 Mart 2025 (Reuters)

Salim er-Reyyis

İsrail hükümeti, mart ayının başlarından bu yana Gazze Şeridi'ne açılan tüm sınır kapılarını kapatma kararı alarak insani yardım kamyonlarının ve yakıt tankerlerinin girişini tamamen engelledi. Ocak ayı ortalarında ateşkes anlaşması çerçevesinde imzalanan insani yardım protokolüne göre Gazze Şeridi'ne günde 600 kamyon insani yardım ve 50 tanker yakıt girişine izin verilmesi gerekiyordu. Ancak, anlaşmanın uygulanmasının ilk aşamasında ikinci aşamanın uygulanması için arabuluculuk yapan Mısır, Katar ve ABD’nin himayesinde Hamas ile müzakere masasına oturmayı erteleyen İsrail, ateşkesin ilk aşamansıın sona ermesinin hemen ardından ikinci bir emre kadar Gazze Şeridi’ne açılan tüm sınır kapılarını kapatma kararı aldı.

İnsani yardımların, temel gıda maddelerinin, sebzelerin, dondurulmuş etin, yakıtın ve tıbbi malzemelerin girişinin engellendiği bir ayı aşkın süre boyunca kriz daha da kötüleşti. Kötüleşen kriz, Gazze Şeridi'nde bir buçuk yıldan fazla bir süredir herhangi bir çözüm olmaksızın açlık, hastalık, öldürülme, tutuklanma ve yerinden edilme tehlikeleriyle karşı karşıya kalan 2,4 milyondan fazla insan için hayatın tüm yönlerini etkiledi. İsrail'in bombardımanları ve saldırıları altında günlük yaşamlarını sürdürmeye çalışan Gazzeliler, her gün yıkımların ve ölümlerin devam ettiği Gazze Şeridi’nde sınır kapılarının kapatılmasının etkisi nedeniyle insani bir felaket, yaklaşan bir kıtlık ve hastalıkların yayılması tehlikesiyle karşı karşıyalar.

İsrail'in sınır kapılarını kapattığını duyurmasının hemen ardından, tüccarlar ve satıcılar tarafından her türlü mal ve ürünün fiyatları kademeli olarak yükseltilmeye başladı. Bu durum, halen bazı gelir kaynaklarına sahip olan küçük bir grup insanın, kapanmanın uzun süre devam edeceğinden korkusuyla ürünleri satın alıp stoklamasına neden oldu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde yaşayan Mesud Selman, 7 Ekim 2023'te başlayan yok etme savaşı sırasında İsrail tarafından sınır kapılarının kapatılması krizinin ilk kez yaşanmadığını söyledi. Sınır kapılarının birçok kez kapatıldığını ifade eden Selman, “Haftalar süren her kapanışta, temel ürünlerin azalması ve fiyatların yükselmesi nedeniyle Gazzeliler, bu fiyatlardan alışveriş yapmak ve yaklaşık iki ay yetecek kadar satın almak zorunda kaldı” dedi.

Selman, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sınır kapılarının kapatılmasının hemen ardından fiyatlar yükseldi, ben de bu fiyatlardan satın almak zorunda kaldım. Ancak dondurulmuş sebze ve et alamadım. Çünkü elektriğimiz ya da buzdolabımız yok ve onları nerede muhafaza edebilirim ki?

Gazze'deki Filistin Hükümeti Basın Ofisi'nin açıkladığı verilere göre İsrail ordusu 18 Mart'ta askeri saldırılarına yeniden başlamadan önce Gazze sakinlerinin yüzde 70'inden fazlası gelir kaynaklarını ve evlerini kaybetmiş ve yerlerinden edilmişti.

Savaş ve savaşın son bir buçuk yılda yol açtığı felaketler ve krizler sonucunda Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 80'i, İsrail'in yardım kamyonlarının girişine izin verdiği her an kendilerine gıda kolileri gönderen uluslararası yardım kuruluşlarına ve kurumlarına bağımlı hale geldi. Ancak sınır kapılarının sürekli kapalı olması nedeniyle depolanmış gıda miktarında sıkıntı yaşanıyor. Bu da birçok gıda dağıtım merkezini yerlerinden edilenlere sağladıkları günlük öğün sayısını azaltmaya zorlarken, bazıları da kapılarını kapatmak ve temel insani yardım hizmetlerini durdurmak zorunda kaldı.

Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 80'i, İsrail'in yardım kamyonlarının girişine izin verdiği her an kendilerine gıda kolileri gönderen uluslararası yardım kuruluşlarına ve kurumlarına bağımlı hale geldi.

Han Yunus'un batısındaki Mevasi bölgesine göç eden Fevziye Abdurrahman, kendisi ve çocuklarının her gün et ya da tavuk ve bir sebzeyle pişirilmiş pirinçten oluşan bir ana öğün aldıklarını, ancak sınır kapılarının kapatılmasıyla birlikte günlük öğünlerindeki et ve tavuk miktarının marketlerde bulunan ürünler tükenene kadar azaldığını ve en sonunda tamamen yok olduğunu söyledi. Al Majalla’ya konuşan Abdurrahman, “Her geçen gün sebze ve pirinç miktarı da azaldı. Artık ne beni ne de çocuklarımı doyuruyor. Doymadığımız zamanlar oluyor” ifadelerini kullandı.

Gazze Şeridi, Han Yunus'un batısındaki Mawasi bölgesinde çiftçiler tarafından yetiştirilen az miktardaki sebze ile yetinmeye çalışıyor, ancak herkes yeterli miktarda sebze satın alamıyor. Halen bulunabilen bazı sebzelerden satın almak için pazara giden Abdurrahman, “Domates, salatalık, patlıcan, kabak ve yeşil sebzelerden almak için pazara gittim, ancak fiyatlar çok yüksek. Hiçbir gelir kaynağım olmadığı, kocam vefat ettiği ve sadece hayırsever insanlardan ve derneklerden gelen yardımlarla geçindiğim için bu fiyatları karşılayamıyorum” dedi.

Yükselen yakıt fiyatları

Sınır kapılarının kapatılmasıyla başta yemek pişirmek için kullanılan tüp gaz olmak üzere çeşitli yakıt türlerinin girişinin engellenmesi Gazzelilerin günlük yaşamlarını çeşitli yönlerden etkileyen belki de en önemli ikinci konu. Bir litre benzinin fiyatı karaborsada yaklaşık 15 dolardan 90 ila 100 dolara yükseldi. Yakıt fiyatlarındaki artış, nüfusun yüzde 90'ından fazlasını etkileyen ciddi bir su krizine de yol açtı. Bu da elektrik jeneratörlerini yüksek fiyatlı yakıtlarla çalıştırmak zorunda olmaları ve mevcut istikrarsız mali durumları için çok pahalı olan bu yakıtları satın alamayıp su için ödeme yapamamalarından kaynaklanıyor.

Savaşın başlarından bu yana tek gelir kaynağını kaybeden Gazze şehrinden Beşir Sem’an, Al Majalla’ya ailesiyle birlikte gıda kolileri ve bir miktar nakit yardımla yaşadıklarını anlattı. Banyo, bulaşık, çamaşır yıkama ya da tuvalet gibi günlük kullanım ya da içme suyu için artık su satın alamayan Sem’an, bir bardak suyun yaklaşık 25 dolardan 100 doların üzerine çıktığını söyledi.

Yakıt krizi, özellikle de yemek pişirme için kullanılan tüp gaz, halk lokantalarının ve hayırseverler tarafından açılan yiyecek tezgahlarının çalışmalarını durdurmasına ve mart ayı sonlarında gaz ve un stoklarının tükenmesinin ardından Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından sübvanse edilen 25 fırının çalışmalarını askıya alınmasına neden oldu. WFP tarafından sübvanse edilen tek bir somun ekmek yaklaşık 60 sente, 25 kilogramlık bir çuval un ise 6 dolara satılıyordu. Ancak fırınların kapatılması ve faaliyetlerinin durdurulmasının ardından un fiyatı çuval başına 50 doların üzerine çıktı.

Yakıt yasağı krizinin yol açtığı felaketlerin ardı arkası kesilmiyor. Yakıt sıkıntısı nedeniyle sokakları açma ve molozları kaldırma çalışmaları da durdu. Bu da yüzlerce sokakta atıkların birikmesine, sivrisinek ve zararlı böceklerin yanında hastalıkların yayılmasına sebep oldu. Ulaşım ve iletişim sektörü, yüksek fiyatlar ve miktarların azlığı nedeniyle neredeyse durma noktasına geldi. Bir yerden başka bir yere ulaşım aracı bulmak zorlaştı. Bulunsa bile fahiş fiyatlar ulaşım ve iletişim alanlarını felç etti.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı, sınır kapılarının kapatılması ve yakıt girişinin engellenmesinin Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerindeki hastanelerde jeneratörlerin ve İsrail’in devam eden bombardımanları nedeniyle ölüleri ve yaralıları taşıyan ambulansların çalışmasını etkileyeceğine dair uyardı. Sağlık Bakanlığı Hastaneler Genel Müdürü Dr. Muhammed Zakut, bakanlığın tıbbi malzeme stokunun ve onlarca kalem tıbbi temel malzemenin azaldığı uyarısında bulundu. Bunun iki nedeni olduğuna dikkati çeken Zakut, bunlardan birincisinin sınır kapılarının kapatılmaya devam etmesi nedeniyle tıbbi malzeme taşıyan kamyonların girişinin engellenmesi, ikincisinin ise İsrail ordusunun tıbbi malzeme ve ilaç depolarını hedef almaya devam etmesi olduğunu söyledi. İsrail ordusu son olarak Refah kentinde yer alan Suudi Arabistan Kültür ve Miras Merkezi’ne bağlı olan ve tıbbi malzeme stokunun bulunduğu bir depoyu hedef almıştı.

Depolarda ve antrepolarda ilaçların yüzde 37'sinin stokları sıfırlanırken hastanelerde doktorların ameliyatlar, yoğun bakım ve acil servisler için daha önce görülmemiş düzeylerde ilaç tüketmek zorunda kalıyor.

Sağlık Bakanlığı depolarda ve antrepolarda ilaçların yüzde 37'sinin stoklarının sıfırlandığını ve hastanelerde doktorların ameliyatlar, yoğun bakım ve acil servisler için daha önce görülmemiş düzeylerde ilaç tüketmek zorunda kaldıklarını açıkladı.

Kanser hastaları ve kan hastalıkları için kullanılan ilaçların yüzde 54'ünün stoku tamamen tükenirken hastaların hayatları tehlikede. Bu durum doktorların hasta tedavilerini yarıda kesmek zorunda kalmalarına neden oluyor.

frgthy
İsrail'in Gazze'deki Şucaiyye Mallesi’nde bir eve düzenlediği saldırının ardından yıkılan evlerin arasında kalan Filistinliler, 9 Nisan 2025 (Reuters)

İsrail ordusunun sınır kapılarını kapalı tutmaya devam etmesinin ve gıda ve tıbbi malzemelerin girişini engellemesinin, Gazzeliler arasında, özellikle de çocuklar arasında yetersiz beslenmenin bir sonucu olarak anemi, gıda ve sağlık felaketi ve yakında bir kıtlığa yol açacağını söyleyen Zakut, “Yakıt krizi, suların kesilmesi, çöplerin sokaklarda birikmesi ve haşerelerin yayılması, tüm bunlar cilt ve akciğer hastalıklarının yayılabileceğine dair uyarı niteliğinde. Bu yüzden İsrail'in sağlık sistemini hedef almayı bırakması ve Gazze’ye tıbbi malzeme sağlanması için uluslararası eylem talep ettik ve talep etmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.