Trump son dakikada neden geri adım atıp gümrük vergilerini askıya aldı?

ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Arşiv - Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Arşiv - Reuters)
TT

Trump son dakikada neden geri adım atıp gümrük vergilerini askıya aldı?

ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Arşiv - Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'da (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump dün, küresel ekonomik düzeni yeniden şekillendirmeye yönelik cesur bir girişimle hem dostlarını hem de düşmanlarını hedef alan bir dizi sert gümrük vergisini geri çekti.

Peki neden son dakikada geri adım attı?

Trump'ın açıklaması, Cumhuriyetçi temsilcilerin ve özellikle kendisine yakın kişilerin gümrük vergilerinin ekonomiyi mahvedebileceği konusunda kendisini uyardığı üzücü bir haftanın ardından, öğleden sonra geldi.

Beyaz Saray'da düzenlenen bir etkinlikte bir hafta önce açıkladığı gümrük vergilerini askıya almadan önce yardımcıları sessizce mali piyasalarla ilgili endişelerini dile getirdi.

Borsa, değişikliğin hemen ardından yükselişe geçerek günlerce süren kayıplara son verdi.

gbhjkılo
Bir kargo gemisi New Jersey'deki Port Elizabeth Deniz Terminali'ne yanaşıyor. (Reuters)

ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili Sky News'in ABD'deki ortak ağı NBC News'e yaptığı açıklamada, Trump kararını açıklamadan önce bazı danışmanlarının tahvil piyasaları konusunda panik içinde olduğunu söyledi.

Hisse senedi fiyatları düştüğünde ve yatırımcılar hazine bonolarında güvenlik aradıklarında genellikle olanın tersine, 10 yıllık hazine bonolarının faiz oranları yükseldi.

Bu alışılmadık dinamik, gümrük tarifeleri fiyatları yükseltirken, yüksek faiz oranları nedeniyle insanların ev satın almak ya da kredi kartı borçlarını ödemek için daha fazla para ödeyecekleri anlamına geliyordu. Büyümek isteyen işletmeler de yeni krediler için daha fazla ödeyecekti.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir yönetim yetkilisi, Trump'ın iki üst düzey danışmanı olan Hazine Bakanı Scott Besant ve Ticaret Bakanı Howard Luttnick'in dün ortak bir tavır sergileyerek, tahvil piyasası ışığında tarifelerin askıya alınması yönünde Trump'a çağrıda bulunduğunu ifade etti.

sdef
ABD Başkanı Donald Trump, Hazine Bakanı Scott Besant ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick'in katılımıyla bir kararname imzaladıktan sonra konuşuyor. (AFP)

Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımla, 90 günlük bir duraklama ilan etti. Bu süreyi, Amerikan şirketlerini ve işçilerini sömürdüğünü iddia ettiği ticaret koşullarını gözden geçirmeye açık olduğunu gösteren onlarca ülkeyle anlaşmaları müzakere etmek için kullanacağını söyledi.

Bunun tek istisnası Çin. Trump, gelişen ticaret savaşında karşılıklı tırmanışın bir parçası olarak ülkesinin en büyük jeopolitik rakibine yönelik gümrük vergilerini yüzde 125'e yükseltti.

sdefrt
Bangkok Limanı’nda konteyner yığınları üzerinde çalışan vinçler (AP)

Trump, Beyaz Saray’da yaptığı konuşmadan bir hafta sonra rotasını değiştirdi ve istihdamı ABD'ye geri getirme planını açıkladı. Ülkelerin karşılaşacağı yeni ve daha yüksek gümrük vergilerini gösteren bir tablo gösteren Trump, “Amerikalı dostlarım, bugün kurtuluş günü” dedi.

Ticaret savaşlarının artacağı ve trilyonlarca dolarlık servetin yok olacağı beklentisiyle piyasalar dibe vurdu.

Demokratlar bundan faydalanmaya çalışıyor

Demokratlar, Trump'ın popüler cazibesinin kaynaklarından biri olan ülke ekonomisine yön verme konusunda kendisine güvenilebileceği görüşünü zayıflatmak için konuya el attılar.

Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer dün Senato kürsüsünde, Trump'ın geri adım atmasından saatler önce şunları söyledi: “Donald Trump'ın neden olduğu piyasa çöküşü ortalama bir emeklilik hesabından tam 104 bin doları buharlaştırdı.”

Olay, Beyaz Saray'ın gümrük vergilerinin süresi konusunda net ve tutarlı bir argüman ortaya koymakta zorlanması nedeniyle Trump'ın kıdemli danışmanlar ekibi içindeki farklılıkları ortaya çıkardı.

Besant müzakerelere açık görünürken, kıdemli ticaret danışmanı Peter Navarro'nun daha sert bir tutum sergilediği görüldü.

Elon Musk Navarro'yu “bir çuval tuğladan daha aptal” olarak tanımlarken, Navarro Musk'ı “araba montajcısı” olarak tanımladı.

Ancak bir hafta süren bu drama, genellikle tek bir kişinin, yani Donald Trump'ın kaprislerine ve kararsızlığına bağlı olan bir politika oluşturma sürecinin tehlikesini de vurguladı.

Piyasalar öngörülebilirliği tercih etme eğilimindedir ve iş dünyası liderleri de yeni fabrikaları nerede kuracaklarına karar verirler. Ancak Trump bir yol çizdiğinde iniş çıkışlar yaşanması kaçınılmaz.

Son günlerde kendisiyle konuşan bir arkadaşı, Trump'ın ‘bu konuda hızla geri adım atacağına’ dair hiçbir işaret vermediğini söyledi.

Söz konusu kişi Trump'ın diğer ülkelerin haksız ticaret yaptığına inandığını ve gümrük vergilerini ABD'yi daha rekabetçi hale getirmek için bir araç olarak gördüğünü söyledi.

İsminin açıklanmaması kaydıyla konuşan kişi, “Trump, bunun kendisi için işe yarayacağından çok emin” ifadesini kullandı.

Ancak dünkü açıklama öncesinde Trump ve danışmanları, Cumhuriyetçi milletvekillerinin ve dışarıdaki müttefiklerinin alternatif bir yol çağrısına kulak veriyorlardı.

Bunlar arasında Fox Business Network'te bir program sunan ve Trump'ın ilk döneminde kıdemli bir ekonomi danışmanı olan Larry Kudlow da vardı.

Kudlow NBC News'e verdiği demeçte, Batı’daki dostlarıyla ABD'nin diğer ülkelere sonsuza kadar geçerli olacak gümrük vergileri uygulamadan önce bu ülkelerle müzakere etmesi gerektiği konusunda ‘sürekli’ görüşmeler yaptığını söyledi.

Trump'ın dünkü hamlesini ‘fantastik’ olarak nitelendiren Kudlow, “Anlaşma yapmak yapılacak en iyi şeydir. Son 48 saat içinde Trump müzakere etmemekten müzakere etmeye geçti. Besant'ın şu anda ticaret konusunda günün adamı olduğu çok açık. Bu çok net” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetçiler de endişeli

Endişeli Cumhuriyetçi temsilciler de konuya müdahil oldu.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, salı gecesi Trump'la uzun uzun konuştuğunu ve ona tarifelerin işlerini nasıl etkileyeceği konusunda endişeli olan otomobil üreticilerinden haber aldığını söylediğini belirtti. Graham'ın konuştuğunu söylediği şirketlerden biri de BMI.

frty6
New York Menkul Kıymetler Borsası'ndaki yatırımcılar (AFP)

Yönetimle temas halinde olan Cumhuriyetçi Senatör John Kennedy, salı günü Besant ile öğle yemeği yemeyi planladığını söyledi. Kennedy ayrıca dün NBC News'e yaptığı açıklamada, Beyaz Saray ile de görüştüğünü bildirdi.

Trump'ı ‘arabayı yakalayan boğaya’ benzeten Kennedy, şimdi asıl sorunun şu olduğunu söyledi: “Arabayla ne yapacaksınız?”

Trump yeniden düşünüyor

Bu hafta borsada yaşanan kayıpların ardından ve Kongre'deki Cumhuriyetçilerden gelen baskıların artmasıyla Trump yeniden düşünmeye başladı.

Trump ilk döneminde borsadaki iniş ve çıkışları sık sık başkanlığının bir tür karnesi olarak görmüş, iniş ve çıkışları kutlamıştı. Bu gerileme onun da dikkatini çekti.

Dün NASCAR şampiyonlarının katıldığı bir etkinlikte konuşan Trump, “İnsanların biraz midesi bulanıyor” itirafında bulundu. Günün ilerleyen saatlerinde Oval Ofis'te gazetecilere açıklamalarda bulunan Trump, son birkaç gündür ek gümrük vergilerini durdurma konusunda daha ciddi düşünmeye başladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan üst düzey bir yönetim yetkilisi, tarifelerin altından kalkmak isteyen ülkelerle yeni ticaret anlaşmalarının müzakere edileceğini söyledi.

Sonunda Trump kararını verdi. Besant ve Lutnick ile oturarak 90 günlük ertelemeyi duyuran ve başkanlığının en büyük ekonomik krizini sona erdiren notu hazırladı.

Trump, “Bunu içimizden gelerek yazdık, değil mi? Bunu dünya ve bizim için çok olumlu olduğunu düşündüğüm bir şey olarak yazdık. İncinmesi gerekmeyen ülkeleri incitmek istemiyoruz ve hepsi de müzakere etmek istiyor” şeklinde konuştu.

Dow Jones Endüstri Ortalaması günü yaklaşık yüzde 8 artışla kapattı ve son süreçteki kayıplarının bir kısmını -tamamen olmasa da- sildi.

Her şey ne kadar kaotik görünse de, Trump yönetimi her şeyin planlandığı gibi gittiği konusunda ısrar etti.

Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller dün öğleden sonra bir mesaj yayınladı: “Tarihte bir ABD başkanının en büyük ekonomik stratejisine tanık oldunuz.”



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME